Dar Kapsamlı SPL Sesli Anlatım

Sermaye Piyasası Lisanslama - Dar Kapsamlı

188 dakika 16 bölüm 1073 cümle İlk 5 dk ücretsiz
Bölüm 1

Bölüm 1

Sermaye piyasası kavramı ve bu piyasanın işleyiş esaslarını inceleyerek dersimize başlıyoruz. Sermaye piyasası, orta ve uzun vadeli ödünç verilebilir fonların, sermaye piyasası araçlarının alım satımı yoluyla tasarruf sahiplerinden fon talep edenlere aktarılmasını sağlayan bir yapıdır. Bu piyasa, fon arz edenler ile fon talep edenler arasında doğrudan bir finansman köprüsü kurma görevini üstlenir. Ekonomi disiplini içinde sermaye piyasası, para piyasası ile birlikte finans piyasasının temel bir alt türünü oluşturmaktadır. Finansal piyasaların genel işleyişi, tasarruf fazlası olan birimler ile mal ve hizmet üretimi veya ticareti gibi alanlarda kaynak ihtiyacı içinde olan birimler arasındaki fon akışını yönetmektir. Bu yönüyle sistem, tasarrufları yatırımlara dönüştüren ve ekonomiye kaynak aktaran hayati bir mekanizma olarak tanımlanmaktadır. Finans piyasalarının üstlendiği başlıca beş temel fonksiyon bulunmaktadır. Bu fonksiyonlar reel piyasaya kaynak sağlamak, sermaye birikimi oluşturmak, piyasanın ihtiyaç duyduğu likiditeyi temin etmek, ekonomik aktörlerin karar alma süreçlerinde karşılaştıkları riskleri dağıtmak veya transfer etmek ve mülkiyeti tabana yaymaktır. Bu genel fonksiyonlar sermaye piyasası için de geçerlidir. Ancak risklerin dönüştürülmesi, mülkiyetin tabana yayılması ve likidite sağlanması gibi işlevlerin, para piyasasından ziyade sermaye piyasasına özgü nitelikler taşıdığını belirtmek gerekir. Sınav hazırlık sürecinde bu fonksiyonların ayrımını bilmek, piyasanın teorik çerçevesini anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Sermaye piyasası kendi içinde birincil ve ikincil piyasa olmak üzere iki ana yapıya ayrılır. Birincil piyasa, sermaye piyasası araçlarının ihraççısı tarafından ilk defa piyasaya çıkarılarak alıcılara satıldığı mecradır. Reel piyasaya kaynak sağlanması, risklerin dağıtılması ve mülkiyetin tabana yayılması gibi temel fonksiyonlar esasen bu aşamada gerçekleşir. Sermaye birikiminin oluşmasına da birincil piyasa doğrudan katkı sağlar. Ancak sermaye piyasasının etkinliği için sadece birincil piyasanın varlığı yeterli değildir. İlk defa piyasaya sürülen araçların daha sonra yatırımcılar arasında el değiştirmesini sağlayacak bir yapıya ihtiyaç duyulur ki bu yapı ikincil piyasadır. İkincil piyasa, daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının tasarruf sahipleri arasında alınıp satıldığı piyasadır. İkincil piyasalar, birincil piyasaların aksine ihraççılara doğrudan yeni bir fon akışı sağlamazlar. Buna rağmen ikincil piyasanın üç kritik fonksiyonu bulunmaktadır. Bunlardan ilki likidite fonksiyonudur. Yatırımcının acil nakit ihtiyacı doğduğunda veya yatırım tercihini değiştirmek istediğinde, elindeki aracı satarak nakde dönebilmesi bu piyasa sayesinde mümkün olur. İkinci fonksiyon fiyat belirlemedir. Birincil piyasada yeni ihraç edilecek araçların fiyatı takdir edilirken, ikincil piyasada oluşan cari fiyatlar temel referans noktasını oluşturur. Üçüncü fonksiyon ise vade belirlemedir. Birincil piyasadaki borçlanma araçlarının vadeleri belirlenirken, ikincil piyasada işlem gören benzer araçların vadeleri belirleyici bir etken olarak karşımıza çıkar. Sermaye piyasaları, işlemlerin sonucunda el değiştiren kıymetlerin vadesine göre spot ve vadeli piyasalar olarak da sınıflandırılmaktadır. Spot piyasalar, belirli bir mal veya kıymetin ve bunun karşılığı olan bedelin işlemin hemen ardından el değiştirdiği piyasalardır. Borsa İstanbul bünyesindeki Pay Piyasası ile Tahvil ve Bono Piyasası bu yapıya en somut örneklerdir. Vadeli piyasalar ise, ileri bir tarihte teslimatı yapılmak üzere herhangi bir finansal aracın bugünden alım satımının yapıldığı piyasalardır. Bu kapsamda forward, swap, futures ve opsiyon işlemlerinin tamamı vadeli piyasa işlemleri içinde değerlendirilir. Sermaye piyasasının unsurlarını beş ana başlık altında incelemek mümkündür. Bu unsurlar fon talep edenler, fon arz edenler, sermaye piyasası araçları, yardımcı kuruluşlar ve borsalardır. Fon talep edenler, iktisadi faaliyetleri için kaynak ihtiyacı duyan ve bu amaçla sermaye piyasası aracı ihraç eden kesimdir. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının h bendine göre ihraççı, kitle fonlaması platformları aracılığıyla para toplayanlar hariç olmak üzere, sermaye piyasası araçlarını ihraç eden, ihraç etmek üzere Kurula başvuruda bulunan veya araçları halka arz edilen tüzel kişileri ve yatırım fonlarını ifade eder. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yatırım fonları hariç olmak üzere, gerçek kişilerin veya tüzel kişiliği bulunmayan donatma iştiraki gibi yapıların sermaye piyasası aracı ihraç edemeyeceğidir. Bu ayrım sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Fon arz edenler ise birikmiş tasarruflarını sermaye piyasası araçlarında değerlendirmek isteyen yatırımcılardır. Yatırımcılar bireysel ve kurumsal olarak ikiye ayrıldığı gibi, nitelikli ve nitelikli olmayan şeklinde de sınıflandırılabilir. Bu sınıflandırma, yatırımcıların korunma ihtiyacının farklılık göstermesinden kaynaklanmaktadır. Kurul, yatırım kuruluşlarının faaliyetleri sırasında yatırımcılara sağlanacak korumayı farklılaştırmak amacıyla yatırımcıları sınıflandırma yetkisine sahiptir. Bireysel yatırımcılar kendi risk ve getiri tercihleri doğrultusunda işlem yapan gerçek veya tüzel kişilerdir. Kurumsal yatırımcılar ise mesleki bir faaliyet olarak, diğer tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları sermaye piyasasında yöneten kurumlardır. Kolektif yatırım kuruluşları bu kategorinin en tipik örneğidir. Nitelikli yatırımcı kavramı, mevzuatta özel bir öneme sahiptir. Sermaye Piyasası Araçlarının Satışı Tebliği uyarınca nitelikli yatırımcı, profesyonel müşterileri kapsayan bir kategoridir. Bu grup, kurumsal yatırımcılar ile portföy büyüklüğü belirli bir tutarın üzerinde olan ve talebe dayalı olarak profesyonel kabul edilen bireysel yatırımcılardan oluşur. Sermaye piyasası araçları ise fon arz ve talebinin karşılaştığı temel araçlardır. Bu araçların ihracı ile fon talep edenler ile fon arz edenler arasında doğrudan bir hukuki ilişki kurulur. Bu ilişki, aracın niteliğine göre ya bir ortaklık ilişkisidir ya da bir borç alacak ilişkisidir. Yardımcı kuruluşlar, sermaye piyasasının etkin çalışması için uzmanlık hizmeti sunan yapılardır. İhraççılar ve yatırımcılar, ihraç zamanlaması, fiyatlama ve portföy yönetimi gibi konularda profesyonel desteğe ihtiyaç duyarlar. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Kanun'un otuz beşinci maddesi bu kurumları sermaye piyasası kurumları olarak adlandırmaktadır. Bu kapsamda yatırım kuruluşları, kolektif yatırım kuruluşları, bağımsız denetim, değerleme ve derecelendirme kuruluşları, portföy yönetim şirketleri, ipotek finansmanı kuruluşları, konut ve varlık finansmanı fonları, varlık kiralama şirketleri, merkezi takas ve merkezi saklama kuruluşları ile veri depolama kuruluşları sayılabilir. Borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalar, sermaye piyasasının kurumsallaşmış alanlarıdır. Borsalar, menkul kıymetlerin alım satımının belirli kurallar dahilinde yapılmasını sağlayan, fiyatların ilanına yetkili tüzel kişiliğe sahip kurumlardır. Borsaların likidite sağlama, ekonomik gösterge olma, itibar kazandırma ve piyasayı düzenleme gibi dört temel fonksiyonu bulunur. Borsada işlem görmek, bir şirketin belirli ekonomik büyüklüklere ve kotasyon kriterlerine ulaştığının bir göstergesi olarak kabul edilir. Ayrıca borsalar, öz düzenleyici kuruluşlar olarak kendi üyelerinin meslek kurallarını belirleyerek sermaye piyasası hukukunun gelişimine katkıda bulunurlar. Sermaye piyasasına ilişkin düzenlemeler, altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu başta olmak üzere, bu kanuna dayanılarak Sermaye Piyasası Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelik, tebliğ ve ilke kararlarından oluşur. Ayrıca Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında otuz iki Sayılı Karar ve borsa mevzuatı gibi düzenlemeler de bu alanla doğrudan ilişkilidir. Kanunda veya ikincil mevzuatta hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler, yani Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu ve Türk Medeni Kanunu gibi temel yasalar uygulama alanı bulur. Ancak genel hükümlerin uygulanabilmesi için sermaye piyasası mevzuatında o konuda bir düzenleme olmaması ve ilgili özel kanunda Sermaye Piyasası Kanunu'nun uygulanmayacağının belirtilmiş olması şarttır. Bu durum, altı bin üç yüz altmış iki sayılı Kanun'un sermaye piyasası alanında birincil mevzuat statüsünde olduğunu göstermektedir. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Kanun, niteliği itibarıyla bir çerçeve kanundur. Bu, kanunun ana esasları belirleyip detayları düzenleme yetkisini uzman kamu otoritesi olan Kurula bıraktığı anlamına gelir. Sermaye piyasalarının dinamik ve hassas yapısı, düzenlemelerin piyasa tepkilerine göre sürekli izlenmesini zorunlu kılar. Sermaye Piyasası Kurulu'nun iki temel işlevi vardır: Birincisi ikincil düzenlemeleri yapmak ve başvuruları sonuçlandırmak, ikincisi ise düzen bozucu fiillere karşı tedbir uygulamak ve yaptırım tesis etmektir. Kurul, mevzuata aykırı durumlarda idari para cezası verebileceği gibi, suç teşkil eden eylemler için Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunmakla görevlidir. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun hazırlanmasında üç temel faktör belirleyici olmuştur. Bunlardan ilki, bir Temmuz iki bin on iki tarihinde yürürlüğe giren altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanunu'dur. Yeni Türk Ticaret Kanunu ile anonim ortaklıklar hukukunda yapılan reformlar, sermaye piyasası mevzuatının da bu yeni yapıya uyum sağlamasını zorunlu kılmıştır. İkinci faktör, Avrupa Birliği müktesebatına uyum zorunluluğudur. Özellikle izahname, kamuyu aydınlatma, piyasa suistimalleri ve yatırım hizmetleri alanındaki Avrupa Birliği düzenlemeleri ülkemiz mevzuatına entegre edilmiştir. Üçüncü faktör ise piyasanın duyduğu ihtiyaçlardır. bin dokuz yüz seksen bir tarihli eski kanunun küresel finansal gelişmeler karşısında yetersiz kalması, daha sağlam bir hukuki kurguya sahip yeni bir kanun ihtiyacını doğurmuştur. Kanun'un uygulama alanı ve istisnaları sınav açısından kritik detaylar içermektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bankanın işlemleri, bünyesindeki piyasalar ve ödeme sistemleri kural olarak Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerinden istisnadır. Ancak sermaye piyasası araçlarını konu alan teminat sözleşmelerine ilişkin kırk yedinci madde hükmü Merkez Bankası için de geçerlidir. Ayrıca Hazine ve Maliye Bakanlığı ile belirli varlık kiralama şirketlerinin ihraç edeceği araçlar için izahname hazırlama ve Kurul onayı alma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bankalar ise sermaye piyasası faaliyetleri ve araç ihraçları bakımından Kanun'a tabidirler. Ancak bankaların kuruluş, gözetim, muhasebe ve bağımsız denetim standartları ile temettü dağıtımı konularında kendi özel mevzuatları önceliklidir. Bankalar hakkında yatırımcı tazmin kararı verilebilmesi için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun uygun görüşünün alınması şarttır. Sigorta şirketleri de benzer şekilde kuruluş ve denetim gibi konularda kendi özel kanunlarına tabidirler. Sermaye piyasası araçları, menkul kıymetler, türev araçlar ve diğer sermaye piyasası araçları olmak üzere üç kategoride toplanır. Menkul kıymetler; paylar, borçlanma araçları ve bunlara ilişkin depo sertifikaları ile menkul kıymetleştirilmiş varlık ve gelirlere dayalı araçlardan oluşur. Bir aracın menkul kıymet sayılabilmesi için sağladığı hakkın ortaklık veya alacaklılık ile ilgili olması yeterlidir. İşletme finansmanına dayanan menkul kıymetler, ortaklık hakkı sağlayan paylar ve alacaklılık hakkı sağlayan tahvil gibi borçlanma araçlarıdır. Yapılandırılmış finansman teknikleri kapsamında ise ipoteğe veya varlığa dayalı menkul kıymetler karşımıza çıkar. Bu sistemde likit olmayan varlıklar bir havuzda toplanarak menkul kıymetleştirilir. Türev araçlar, riskten korunma veya spekülatif kazanç sağlama amacıyla yapılan vadeli işlemleri ifade eder. Bu araçlar bir dayanak varlığa bağlıdır ve genellikle küçük bir başlangıç teminatı ile işlem görürler. Kanun türev araçları üç grupta sınıflandırır: Menkul kıymetleri alma, satma veya değiştirme hakkı veren araçlar; döviz, faiz, kıymetli maden veya endeks gibi değişkenlere bağlı araçlar ve kaldıraçlı işlemler. Diğer sermaye piyasası araçları kategorisinde ise yatırım fonu katılma payları, gayrimenkul sertifikaları ve kira sertifikaları yer almaktadır. Kaydi sistem, sermaye piyasası araçlarının ve bunlara ilişkin hakların Merkezi Kayıt Kuruluşu bünyesinde bilgisayar ortamında izlendiği sistemdir. Bu sistemde haklar senede bağlanmaz ve fiziki teslim yapılmaz. Kaydi sermaye piyasası araçları, nama veya hamiline olmasına bakılmaksızın isme açılmış hesaplarda izlenir. Merkezi Kayıt Kuruluşu, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip bir anonim ortaklıktır ve kamu hizmeti yürütür. Kayıtlar ihraççılar, aracı kuruluşlar ve hak sahipleri itibarıyla tutulur. Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarının hukuki niteliği kural olarak açıklayıcıdır, yani kurucu bir etkisi yoktur. Ancak Kanun'un on üçüncü maddesinin beşinci fıkrasında bu kuralın önemli bir istisnası düzenlenmiştir. Buna göre, sermaye piyasası araçları üzerindeki hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesinde Merkezi Kayıt Kuruluşu'ya yapılan bildirim tarihi esas alınır. Bu detay, hakların önceliği ve mülkiyetin ispatı açısından sınavda sorulabilecek temel bir bilgidir. Sermaye piyasasında teminatlar dört farklı yapıda düzenlenmiştir. Birincisi, kurumların sistemsel risklere karşı borsa ve Kurul nezdinde bulundurdukları teminatlardır. İkincisi, takas ve saklama kuruluşlarının üyelerinden aldığı operasyonel teminatlardır. Üçüncüsü, kırk yedinci madde kapsamında konusu sermaye piyasası aracı olan genel teminat sözleşmeleridir. Dördüncüsü ise ihraç edilen araçların yükümlülüklerinin yerine getirilmesi amacıyla tesis edilen teminatlardır. kırk yedinci madde hükmü münhasıran kayden izlenen sermaye piyasası araçlarını konu alan teminat sözleşmeleri için geçerlidir. Cumhurbaşkanı bu kapsamı kayden izlenmeyen araçları da içine alacak şekilde genişletmeye yetkilidir. Ancak bu yetki nakit, kambiyo senetleri veya alacak haklarını kapsamaz; sadece sermaye piyasası aracı niteliğindeki varlıklarla sınırlıdır. Bu ayrımı bilmek, teminat hukukunun sermaye piyasasındaki sınırlarını anlamak için elzemdir.

Bölüm 2

Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde tutulan kayıtlara ilişkin bildirim süreleri ve hakların kullanımı hususlarını inceleyerek dersimize başlayalım. Sermaye piyasası araçlarına ve bu araçlar üzerindeki haklara dair kayıtlarda, yapılan bildirim tarihleri temel alınmaktadır. Ortakların mali ve yönetimsel haklarının kullanımında da Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtları esas teşkil eder. Bu kayıtlar, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından onaylanan takas ve saklama yetkisine sahip kuruluşlar nezdinde de tutulur ve bu verilerin aynen aktarılması suretiyle Merkezi Kayıt Kuruluşu sisteminde izlenir. Burada dikkat edilmesi gereken hukuki sorumluluk şudur: Merkezi Kayıt Kuruluşu, üyeler ve kayıtların tutulduğu takas ve saklama kurumları, kendi tuttukları kayıtların yanlış tutulmasından dolayı hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurları oranında sorumlu tutulmaktadırlar. Bu durum, sistemin güvenilirliğini sağlamak adına öngörülmüş bir düzenlemedir. Kaydın hukuki niteliği konusuna geçelim. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu madde on üç uyarınca, Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına kural olarak kurucu etki tanınmamış, açıklayıcı kayıt sistemi benimsenmiştir. Diğer bir ifadeyle, hakların tesisi ve devri konusunda ayni etki tanınmamıştır. Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından tutulan kayıtlar, kurucu nitelikteki sicillerin müspet yani olumlu ve menfi yani olumsuz etkilerini taşımamaktadır. Kayıt yapılmaksızın herhangi bir hakkın doğumu ya da sona ermesi söz konusu değildir. Dolayısıyla, bu kayıtların aksi ispat edilebilmekte ve kayıtlara güvenilerek iyiniyetle hak iktisabı söz konusu olmamaktadır. Bu nokta sınav açısından oldukça kritiktir; zira sistemin genel yapısının açıklayıcı olduğu, ancak bir istisnasının bulunduğu unutulmamalıdır. Açıklayıcı kayıt sisteminin tek istisnası, altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu madde on üç fıkra beş hükmünde düzenlenmiştir. Buna göre, sermaye piyasası araçlarının üzerindeki hakların üçüncü kişilere ileri sürülmesinde Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde yapılan kayıt tarihi esas alınır. Örneğin, Merkezi Kayıt Kuruluşu sisteminde mevcut bir kayıt varken, bu sistem dışında bir devir gerçekleşir ve bu devir Merkezi Kayıt Kuruluşu sistemine daha farklı bir tarihte bildirilirse, mülkiyet hakkı ileri sürülürken Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde gerçekleştirilen kayıt tarihi öncelik kazanır. Bu istisna, hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirliği bakımından kayda kurucuya yakın bir işlev yüklemektedir. Sermaye piyasası araçlarını konu alan teminat ve teminat yönetim sözleşmeleri ile teminat yöneticisi konusunu ele alalım. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu içerisinde teminatlar dört farklı şekilde düzenlenmiştir. Birincisi, sermaye piyasası kurumlarının faaliyetlerini yürütürken ortaya çıkabilecek risklere karşı piyasanın ve sistemin işleyişini korumak amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu, borsalar ve teşkilatlanmış diğer pazarlara yatıracakları teminatlara ilişkin hükümlerdir. İkincisi, takas ve saklama kuruluşlarının yine bu kurumlardan ya da gerçek kişilerden aldığı teminatlardır. Merkezi takas kuruluşlarının sermaye piyasası kurumlarından aldığı teminatlar bizatihi sermaye piyasası faaliyetinin icrası kapsamında, o faaliyetin, örneğin kredili işlemin ya da ödünç işleminin teminatı olarak merkezi takas kuruluşuna verilen teminatlara ilişkin düzenlemelerdir. Teminatlara ilişkin üçüncü düzenleme, teminat verilmesine dayanak teşkil eden işlemin niteliği ve tarafları kim olursa olsun, dayanak işlemin sermaye piyasası işlemi olup olmadığına bakılmaksızın, teminat konusu varlığın bir sermaye piyasası aracı olduğu teminat sözleşmelerini düzenleyen altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu madde kırk yedi hükmüdür. Dördüncüsü ise, Kanun madde otuz bir Taksim B bendinde yer alan sermaye piyasası araçlarına ilişkin yükümlülüklerin vadesinde yerine getirilmesi amacıyla teminat altına alınmasıdır. Bu dörtlü ayrım, sermaye piyasası hukukunda teminat mekanizmalarının hangi amaçlarla ve hangi hukuki zeminlerde kurulduğunu anlamak açısından büyük önem taşır. Sermaye piyasası araçlarını konu alan teminat sözleşmelerinin kapsamına daha yakından bakalım. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu madde kırk yedi hükmünün konusu, kayden izlenen ya da Cumhurbaşkanı tarafından aynı Kanunun madde yüz otuz yedi fıkra bir hükmündeki yetkinin kullanılması halinde kayden izlenmeyenleri de kapsayacak şekilde sermaye piyasası araçlarını konu alan teminat sözleşmeleridir. Dolayısıyla kayden izlenmeyen sermaye piyasası araçları ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı yetkisini kullanıp bunları da kapsama almadığı sürece, bu Kanun kapsamına giren teminat sözleşmelerinin münhasıran kayden izlenen sermaye piyasası araçları olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan, Cumhurbaşkanına tanınan kapsamı genişletme yetkisi yalnızca kayden izlenmeyen sermaye piyasası araçları ile sınırlıdır. Bu noktada önemli bir hukuki ayrım mevcuttur. Sermaye piyasası aracı tanımına girmeyen kambiyo senetleri, nakit ve alacak hakları üzerinde teminat sözleşmesi tesis edildiğinde, bu teminatın verilmesinin amacı bir sermaye piyasası faaliyetinin icrası ile ilgili olsa dahi, bu durum Sermaye Piyasası Kanunu madde kırk yedi hükmüne tabi olmayacaktır. Tarafların aralarındaki hukuki ilişkinin niteliği ne olursa olsun, bu hukuki ilişkiden doğan alacağın teminatı olarak Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde kayden izlenen bir sermaye piyasası aracının gösterilmesi durumunda, bu teminat ilişkisine Kanun madde kırk yedi hükümleri uygulanır. Ayrıca, teminat ilişkisinin tarafları ile ilgili de herhangi bir sınırlama söz konusu değildir. Taraflar ister gerçek kişi ister tüzel kişi olsun, teminat verilmesine yol açan ilişki ister sermaye piyasası faaliyetinden kaynaklansın ister tümüyle ticari bir iş olsun, kayden izlenen sermaye piyasası araçları söz konusu olduğunda bu özel hükümler geçerli olur. Teminat sözleşmesinin şekli ve türleri konusuna geçelim. Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde kayden izlenen sermaye piyasası araçlarını konu alan teminat sözleşmeleri yazılı şekilde yapılmalıdır. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı için yazılı sözleşme yapılması şartı bir geçerlilik koşuludur. Teminat sözleşmeleri, mülkiyetin devrine göre ikiye ayrılır. Kanun madde kırk yedi fıkra bir uyarınca, teminat sözleşmelerine konu sermaye piyasası araçlarının mülkiyeti, sözleşmeye bağlı olarak teminat alana kanuni usullere göre devredilebileceği gibi teminat verende de kalabilir. Eğer sözleşmede bu konuda açık bir hüküm bulunmuyorsa, teminat konusu sermaye piyasası araçlarının mülkiyeti teminat alana geçmemiş sayılır. Bu varsayılan kural, mülkiyet hakkının korunması ilkesinin bir yansımasıdır. Teminat sözleşmelerinde geçerli olan ortak hükümler de sınavda karşınıza çıkabilecek detaylar içerir. Teminat sözleşmesinin her iki türünde de sözleşmenin sona ermesi ile teminat konusu varlığın kendisinin veya eş değerinin iadesi yükümlülüğü öngörülmüştür. Temerrüt veya teminattan alacağın karşılanmasının söz konusu olduğu durumlarda, her iki teminat sözleşmesi türünde de teminat konusu sermaye piyasası aracının resen satılmasına veya değerinin alacağa mahsup edilmesine imkan tanınmıştır. Ancak burada bir yetki ayrımı mevcuttur. Mülkiyetin teminat alana geçtiği tür bakımından sözleşmede aksine hüküm bulunmaması yeterliyken; mülkiyetin teminat verende kaldığı sözleşmelerde, teminat alanın bu araçları satarak bedelinden alacağını karşılama veya mülkiyetine geçirerek değerini borçtan mahsup edebilmesi için bu yetkinin sözleşmede açıkça tanınmış olması gerekir. Resen paraya çevirme yetkisi, teminat alana şartlar oluştuğunda herhangi bir ihbar veya ihtarda bulunma, süre verme, adli veya idari merciden izin ya da onay alma gibi ön şartlar olmaksızın tanınmış bir haktır. Ancak bu yetki kullanılırken iki önemli kısıt mevcuttur. Birincisi, resen satışa konu edilecek sermaye piyasası aracının alacağın vade tarihindeki değerinin esas alınması zorunluluğudur. İkincisi ise, elde edilecek satış tutarından alacağı aşan kısmın teminat verene iade edilmesidir. Ayrıca iflas ve tasfiye gibi durumlarda teminat alan ya da veren hakkında verilen kararlar teminat sözleşmesini etkilemez. Bu koruma, kararın verildiği gün gerçekleşen işlemler bakımından da teminatın karardan önce verilmiş olması ve teminat alanın iyiniyetli olması kaydıyla geçerliliğini sürdürür. Teminat yönetim sözleşmeleri ve teminat yöneticisi kurumunu inceleyelim. Sermaye Piyasası Kanunu madde otuz bir Taksim B uyarınca, Kurulca belirlenecek sermaye piyasası araçlarından doğan yükümlülüklerin vadesinde yerine getirilmesini teminen, bu araçlar Kurulun uygun göreceği varlıklarla teminat altına alınabilir. Bu sistemde teminata konu varlıkların mülkiyeti, genel saklama yetkisine sahip bir yatırım kuruluşu olan teminat yöneticisine devredilir veya teminat yöneticisi lehine sınırlı ayni hak tesis edilir. Teminaten devir hususu ilgili sicilde beyanlar hanesine kaydedilmek zorundadır. Teminat yöneticisi, ihraçtan önce ihraççı ile yazılı bir teminat yönetim sözleşmesi akdederek yetkilendirilir. Bu yönetici, varlıkların sevk ve idaresi, korunması, temerrüt halinde paraya çevrilmesi ve bedellerin yatırımcılar arasında paylaştırılması gibi geniş yetkilere sahiptir. Teminat yöneticisinin hukuki statüsü ve sorumluluğu oldukça ağırdır. Teminat konusu varlıklar, teminat yöneticisinin kendi mal varlığından ayrıdır ve ayrı izlenir. Bu varlıklar, teminat yöneticisinin borçları nedeniyle kamu alacakları için dahi olsa haczedilemez, rehnedilemez, iflas masasına dahil edilemez ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamaz. Teminat yöneticisinin sorumluluğunu hafifleten veya kaldıran anlaşmalar geçersiz sayılır. Eğer bir sermaye piyasası kurumu teminat yöneticisi olarak atanır ve yükümlülüklerini yerine getirmezse, Kanun madde doksan altı ve madde doksan iki hükümleri uygulanır. En ağır yaptırım ise mülkiyeti devredilen varlıkların tasarruf amacı dışında kullanılması durumunda ortaya çıkar. Bu durumda Türk Ceza Kanunu madde yüz elli beş fıkra iki uyarınca hükmedilecek ceza beş yıldan az olamaz. Bu ağır yaptırım, yatırımcı güvenini tesis etmek amacıyla getirilmiştir. Sermaye piyasası araçlarının ihracı ve halka arzı konusuna geçelim. İhraç, sermaye piyasası araçlarının ihraççılar tarafından çıkarılıp, halka arz edilerek veya halka arz edilmeksizin satışı sürecini ifade eder. Halka arz ise, sermaye piyasası araçlarının satın alınması için her türlü yoldan yapılan genel bir çağrıyı ve bu çağrı devamında gerçekleştirilen satışı tanımlar. İhracın halka arz edilerek yapılması durumunda muhatap kitle belirsiz ve geniştir; halka arz edilmeksizin yapılması durumunda ise belirli bir kitleye satış söz konusudur. Bu iki tür arasındaki temel fark, kamuyu aydınlatma yükümlülüklerinin kapsamını da belirler. Yatırımcıların korunması ilkeleri çerçevesinde tam, zamanında ve doğru bilgilendirme esastır. Kamuyu aydınlatma kavramı, yatırım kararını etkileyebilecek bilgilerin yatırımcılarla paylaşılmasını ifade eder. Halka arz edilerek yapılan ihraçlarda en geniş kapsamlı bilgileri içeren belge izahnamedir. Halka arz edilmeksizin yapılan ihraçlarda ise daha dar kapsamlı bilgileri içeren ihraç belgesi düzenlenir. yirmi sekiz Kasım iki bin on yedi tarihli ve yedi bin altmış bir sayılı Kanun ile düzenlenen kitle fonlaması ise bu sistemin bir istisnasıdır. Kitle fonlaması yoluyla halktan para toplayan anonim ortaklıkların izahname ya da ihraç belgesi hazırlama yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu ayrım sınavda sıkça sorulan bir muafiyet konusudur. Finansal raporlama ve bağımsız denetim süreçleri de kamuyu aydınlatmanın ayrılmaz parçalarıdır. İhraççılar, finansal tablo ve raporlarını Türkiye Muhasebe Standartları çerçevesinde hazırlamakla yükümlüdürler. Bu raporların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlenir. Sermaye Piyasası Kurulu; halka arzda, borsada işlem görme başvurusunda, önemli nitelikteki işlemlerde ve ortaklığın finansal durumunu önemli derecede etkileyen olaylarda bağımsız denetim yükümlülüğü getirme yetkisine sahiptir. Bağımsız denetçiler, görevleri sırasında şirketin faaliyetlerini engelleyebilecek veya olumsuz görüş verilmesini gerektirecek durumları derhal Kurula bildirmek zorundadırlar. İzahname ve ihraç belgesinin hukuki niteliklerini detaylandıralım. İzahname, ihraççının ve varsa garantörün finansal durumu, performansı ve gelecek beklentileri ile ihraç edilecek araçların özelliklerini içeren temel belgedir. Sermaye piyasası araçlarının halka arz edilebilmesi veya borsada işlem görebilmesi için izahname hazırlanması ve bu izahnamenin Kurulca onaylanması zorunludur. İzahname bir veya birden fazla belgeden oluşabilir ve mutlaka bir özet bölümü içermelidir. Özet bölümü kısa, açık ve anlaşılır olmalı; temel özellikleri, hakları ve riskleri yansıtmalıdır. İhraç belgesi ise halka arz edilmeksizin yapılacak ihraçlarda araçların niteliği ve satış şartları hakkında bilgileri içeren belgedir. Kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan sorumluluk, yatırımcıların uğradığı zararların tazminini kapsayan hukuki bir sorumluluktur. Bir zararın bu kapsamda tazmin edilebilmesi için belgede yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanması şarttır. Bu zararlardan öncelikle ihraççılar sorumludur. Ancak zararın ihraççılardan tazmin edilememesi durumunda; halka arz edenler, ihraca aracılık eden lider aracı kurum, varsa garantör ve ihraççının yönetim kurulu üyeleri kusurlarına göre sorumlu tutulurlar. Bağımsız denetim, derecelendirme ve değerleme kuruluşları da hazırladıkları raporlardaki yanlış bilgilerden doğrudan sorumludur. Kanun madde otuz iki uyarınca, bu belgeleri imzalayanlar veya kendi adına imzalanan tüzel kişiler müteselsilen sorumluluk altındadır. İlliyet bağının kurulması hususunda Kanun koyucu yatırımcı lehine bir kolaylık sağlamıştır. Yanlış veya eksik bilgi içeren belgenin yayımlanması, bu süreçte sermaye piyasası aracının alım satımı, gerçeğe uygun bilginin ortaya çıkması ve yatırımcının mal varlığında zarar oluşması durumunda, belge ile zarar arasında illiyet bağı kurulmuş sayılır. Ancak tazminat talebinin reddedileceği durumlar da mevcuttur. Eğer yatırımcı belgedeki bilginin yanlış olduğunu bilerek işlem yapmışsa, işlem bu belgeye dayanmıyorsa, yatırım kararından önce düzeltme ilan edilmişse veya bilgi doğru olsaydı dahi zarar oluşacak idiyse tazminat talebi reddedilir. Ayrıca izahnamenin özet kısmından dolayı sorumluluk doğabilmesi için, özetin izahnamenin diğer kısımlarıyla birlikte okunduğunda yanıltıcı veya tutarsız olması şarttır. Kamuyu aydınlatma belgelerine Kurulca onay verilmesi süreci bir izin mekanizması değildir. Kurulun onayı, belgedeki bilgilerin doğruluğunun garanti edildiği veya söz konusu aracın tavsiye edildiği anlamına gelmez. Onay, belgenin tutarlı, anlaşılabilir ve standartlara göre eksiksiz olduğunun tespitidir. Onaylanan izahnameler Kurulca belirlenen esaslar dahilinde yayımlanır; ayrıca ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir. İzahnamenin geçerlilik süresi boyunca ortaya çıkan ve yatırım kararını etkileyebilecek değişiklikler derhal Kurula bildirilmeli ve yedi iş günü içinde onaylanıp yayımlanmalıdır. Bu durumda, değişiklikten önce talepte bulunan yatırımcılar, değişikliğin yayımlanmasından itibaren iki iş günü içinde taleplerini geri alma hakkına sahiptirler. Bir izahname, yayımlandığı tarihten itibaren on iki ay boyunca gerçekleştirilecek ihraçlar için geçerliliğini korur. Payların ihracına ilişkin genel esaslarda tam ve nakden ödeme ilkesi hakimdir. İhraç olunan payların bedellerinin tam ve nakden ödenmesi zorunludur; bu kural yatırımcı güvenini tesis etmek ve şirket sermayesini belirgin kılmak amacını taşır. Ancak birleşme, bölünme ve hisse değişimi gibi şirket yapılandırmalarında bu kuralın istisnaları mevcuttur. Kurul, payların piyasa fiyatı veya defter değerinin nominal değerin üzerinde olması durumunda primli fiyattan satışı isteyebilir. Aksine, piyasa fiyatı nominal değerin altındaysa, nominal değerin altında bir fiyatla ihraç edilmesine de izin verebilir. Bu düzenlemeler, şirketlerin piyasa koşullarına göre fon toplamasını kolaylaştırır. Borçlanma araçlarının ihracı ve borçlanma aracı sahipleri kurulu konusuna geçelim. İhraççıların ihraç edebilecekleri borçlanma araçlarının toplam tutarı Kurulca belirlenecek limiti geçemez. Kamu İktisadi Teşebbüsleri, İl Özel İdareleri ve Belediyeler için kendi kanunlarındaki limitler saklı kalmak kaydıyla, diğer kanunlardaki limitler uygulanmaz. Borçlanma aracı sahipleri, haklarını korumak üzere bir kurul oluştururlar. Bu kurulun karar alabilmesi için, aksine ağır bir nisap öngörülmedikçe, nominal bedeller toplamının asgari yarısını yani yüzde elli sini temsil eden sahiplerin olumlu oyu şarttır. Borçlanma araçlarının geri ödemesinde temerrüt oluşursa, şartların değiştirilmesi halinde tüm takipler durur ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz. Son olarak ihraççılar ve halka açık ortaklıklar kavramlarını netleştirelim. İhraççı, sermaye piyasası araçlarını ihraç eden veya ihraç etmek üzere Kurula başvuran tüzel kişiler ile yatırım fonlarını ifade eder. Kitle fonlaması platformları aracılığıyla para toplayanlar bu tanımın dışındadır. Halka arz eden ise, sahip olduğu sermaye piyasası araçlarını halka arz etmek üzere başvuran gerçek veya tüzel kişidir. Bir anonim şirketin paylarının halka arz edilmesi durumunda şirket ihraççı sıfatını kazanır ve Sermaye Piyasası Kanunu kapsamındaki tüm yükümlülüklere tabi olur. Bu tanımlar arasındaki farklar, sorumluluk ve yükümlülüklerin kime yükleneceğini belirlemesi açısından hukuki bir temel oluşturur. Sermaye piyasası hukukunda borçlanma aracı sahiplerinin haklarının korunması ve bu hakların toplu bir şekilde temsil edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Bölüm 3

Sermaye piyasası hukukunda borçlanma aracı sahiplerinin haklarının korunması ve bu hakların toplu bir şekilde temsil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda her bir tertip borçlanma aracı sahipleri kendi aralarında ayrı bir borçlanma aracı sahipleri kurulu oluşturabilirler. Borçlanma aracı sahipleri kurulunun ihraççının yönetim kurulu tarafından veya doğrudan borçlanma araçları sahipleri tarafından toplantıya çağrılmasına ilişkin esaslar ile bu kurulda karar alınmasına dair şartların ihraççı tarafından hazırlanan izahname veya ihraç belgesinde açıkça belirlenmesi zorunludur. Borçlanma aracı sahipleri kurulunda geçerli bir karar alınabilmesi için kanunda belirli nisaplar öngörülmüştür. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından veya izahnamede daha ağır bir nisap belirlenmediği müddetçe her bir tertip borçlanma araçlarının nominal bedelleri toplamının asgari yarısını temsil eden borçlanma aracı sahiplerinin olumlu oyu gerekmektedir. Eğer kurul tedavülde bulunan tüm borçlanma araçlarının sahiplerinden oluşuyorsa bu durumda tedavüldeki tüm borçlanma araçlarının nominal tutarının asgari yarısını temsil eden sahiplerin olumlu oyu şarttır. Bu noktada sınav açısından kritik bir hususa dikkat çekmek gerekir. Kurulca öngörülen nitelikli çoğunlukla alınan kararlar sadece olumlu oy verenleri değil karara katılmayan veya olumsuz oy kullanan tüm borçlanma aracı sahiplerini de bağlar. Ayrıca borçlanma aracı sahiplerini temsil etmek üzere bir temsilci atanması da mümkündür. Borçlanma araçlarının geri ödemelerinde temerrüt oluşması durumunda yatırımcıyı koruyan özel bir mekanizma devreye girer. Temerrüt sonrası borçlanma araçlarının hüküm ve şartları değiştirilirse temerrüt nedeniyle başlatılmış tüm takipler bu değişikliğin kabul edildiği tarih itibarıyla durur. Bu süreçte ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz ve zamanaşımı süreleri işlemez. Tüm borçlar ifa edildiğinde ise duran takipler tamamen düşer. Sermaye piyasalarının temel aktörlerini incelediğimizde ihraççılar ve halka açık ortaklıklar fon talep eden kesim olarak merkezi bir konuma sahiptir. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca ihraççı kavramı kitle fonlaması platformları aracılığıyla para toplayanlar hariç olmak üzere sermaye piyasası araçlarını ihraç eden veya ihraç etmek üzere Kurula başvuruda bulunan tüzel kişileri ve yatırım fonlarını ifade eder. Bir anonim şirketin ihraççı sıfatını kazanması için mutlaka halka arzın gerçekleşmiş olması gerekmez. Halka arz etmek üzere Kurula başvuruda bulunulması dahi ihraççı sıfatının kazanılması ve kanuni yükümlülüklere tabi olunması için yeterlidir. Burada halka arz eden kavramı ile ihraççı kavramı arasındaki farka dikkat edilmelidir. Halka arz eden sahip olduğu sermaye piyasası araçlarını halka arz etmek üzere başvuran gerçek veya tüzel kişidir. Halka arz edenin işlemi sonucunda ortaklık ihraççı haline gelirken halka arz eden kişinin kendisi ihraççı sıfatını kazanmaz. Bu ayrım sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Halka açık anonim ortaklık kavramı ise ihraççı kavramına göre daha dar ve spesifik bir alanı kapsar. Kanuna göre halka açık ortaklık payları halka arz edilmiş olan veya halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıklardır. İhraççı tanımında genel olarak sermaye piyasası araçları esas alınırken halka açık ortaklık tanımında sadece pay kavramı esas alınır. Dolayısıyla payları halka arz edilmemiş bir şirket borçlanma aracı ihraç ederek ihraççı olabilir ancak bu durum onu kendiliğinden halka açık ortaklık yapmaz. Halka açık ortaklıklar iki ana grupta incelenir. Birinci grup payları fiilen halka arz edilmiş olan ortaklıklardır. Halka arz sermaye piyasası araçlarının satın alınması için her türlü yoldan yapılan genel bir çağrı ve bu çağrı neticesinde gerçekleştirilen satıştır. İkinci grup ise payları halka arz edilmiş sayılan ortaklıklardır. Kanunun on altıncı maddesi uyarınca payları borsada işlem gören ortaklıklar ile pay sahibi sayısı beş yüz rakamını aşan anonim ortaklıkların payları halka arz olunmuş sayılır. Bu ortaklıklar fiilen halka arz yapmasalar dahi ortak sayısının büyüklüğü nedeniyle kamu yararı gereği halka açık ortaklık hükümlerine tabi olurlar. Pay sahibi sayısı nedeniyle halka açık sayılan ancak payları borsada işlem görmeyen ortaklıklar bu statüyü kazandıktan sonra en geç iki yıl içinde paylarının işlem görmesi için borsaya başvurmak zorundadırlar. Eğer bu başvuru yapılmazsa Kurul payların borsada işlem görmesine veya ortaklığın halka açık statüsünden çıkarılmasına resen karar verebilir. Halka açık sayılan ortaklıklardan paylarının borsada işlem görmesini istemeyenler için kanun bir çıkış yolu öngörmüştür. Pay sahibi tam sayısının en az üçte ikisinin olumlu oyu veya toplam oyların dörtte üçü ile alınacak bir genel kurul kararı ile kanun kapsamından çıkılabilir. Bu durumda karara muhalif kalan pay sahiplerine ayrılma hakkı tanınması zorunludur. Ayrıca yedi bin altmış bir sayılı Kanun ile getirilen özel bir düzenleme uyarınca pay sahibi sayısı en az beş yüz olan kooperatiflerin veya bunların birliklerinin yönetim kontrolüne sahip olduğu ve yıllık en az kırk beş milyon Türk Lirası değil metinde belirtildiği üzere elli milyon Türk Lirası satış hasılatı yapan anonim ortaklıkların payları da halka arz olunmuş sayılır. Bu kapsamdaki ortaklıkların paylarının borsada işlem görmesi için başvuru yapma zorunluluğu bulunmamaktadır. Halka açık ortaklıkların malvarlıksal düzeni yatırımcıların korunması açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu düzenin en önemli unsurlarından biri kayıtlı sermaye sistemidir. Kayıtlı sermaye sistemi anonim ortaklıkların esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak kaydıyla yönetim kurulu kararı ile Türk Ticaret Kanunu'nun esas sermaye artırımına dair prosedürlerine tabi olmaksızın pay çıkarabilecekleri azami miktarı ifade eder. Bu sistem esas sermaye sistemine bir alternatif sunar ve sermaye artırım sürecini hızlandırır. Kayıtlı sermaye sisteminde genel kurulun sermaye artırımı için her seferinde toplanmasına gerek kalmaz. Yönetim kurulu esas sözleşmede belirlenen tavan dahilinde sermayeyi artırmaya yetkilidir. Bu yetki genel kurul tarafından en çok beş yıl süreyle verilebilir ve bu süre azami beş yıllık dönemler halinde uzatılabilir. Sistem içerisinde çıkarılmış sermaye ve kayıtlı sermaye ayrımı mevcuttur. Çıkarılmış sermaye satışı yapılmış payları temsil eden ve tamamen ödenmiş olan sermayedir. Kayıtlı sermaye ise ulaşılabilecek tavanı gösterir. Yönetim kurulu bu sistemde imtiyazlı pay çıkarma nominal değerin üzerinde veya altında pay çıkarma ve pay sahiplerinin yeni pay alma haklarını kısıtlama gibi konularda yetkilendirilebilir. Ancak bu yetkiler pay sahipleri arasında eşitsizliğe yol açacak şekilde kullanılamaz. Yönetim kurulunun bu kapsamdaki kararlarına karşı kararın ilanından itibaren otuz gün içinde iptal davası açılması mümkündür. Kâr payı ve kâr payı avansı dağıtım esasları da halka açık ortaklıkların mali yapısının temel taşlarındandır. Halka açık ortaklıklar kârlarını genel kurulları tarafından belirlenecek kâr dağıtım politikaları çerçevesinde dağıtırlar. Eski düzenlemelerin aksine günümüzde Kurul tarafından belirlenmiş zorunlu bir asgari kâr dağıtım oranı bulunmamaktadır. Ancak kanunen ayrılması gereken yedek akçeler ve esas sözleşmede belirlenen kâr payı ayrılmadıkça başka yedek akçe ayrılamaz ve ertesi yıla kâr aktarılamaz. Kâr payı dağıtım tarihinde mevcut olan tüm paylara ihraç tarihlerine bakılmaksızın eşit olarak dağıtılır. Kâr payı avansı konusunda ise önemli bir sınırlama mevcuttur. Bir hesap döneminde verilecek toplam kâr payı avansı bir önceki yıla ait dönem kârının yarısını yani yüzde elli oranını aşamaz. Önceki dönem avansları mahsup edilmeden yeni bir avans veya kâr payı dağıtılamaz. Ara dönem finansal tablolarının gerçeği yansıtmaması nedeniyle hatalı avans dağıtılması durumunda yönetim kurulu üyeleri ve bağımsız denetçiler verdikleri raporlarla sınırlı olarak sorumludurlar. Sermaye piyasası hukukunun en hassas konularından biri örtülü kazanç aktarımı yasağıdır. Bu yasak halka açık ortaklıkların malvarlığının ve kârının ilişkili kişilere usulsüz bir şekilde aktarılmasını engellemeyi amaçlar. Örtülü kazanç aktarımı aktif bir eylemle veya pasif bir ihmali davranışla gerçekleştirilebilir. Aktif eylemde ilişkili taraflarla emsallerine aykırı fiyat ücret veya bedellerle işlemler yapılarak ortaklık malvarlığı azaltılır. Pasif eylemde ise ortaklığın kârını artırması beklenen faaliyetlerin kasten yapılmaması yoluyla ilişkili tarafların kazanç sağlaması söz konusudur. Kurul tarafından bir kazanç aktarımı tespit edildiğinde aktarılan tutarın kanuni faizi ile birlikte ortaklığa iadesi talep edilir. İlgili taraflar bu tutarı Kurulca belirlenen sürede iade etmekle yükümlüdür. Ayrıca halka açık ortaklıklar ilişkili taraf işlemlerinin emsallere uygun olduğunu belgelemek ve bu belgeleri en az sekiz yıl süreyle saklamak zorundadırlar. Sınavda bu saklama süresi sıklıkla sorulmaktadır. İlişkili taraf işlemleri kurumsal yönetim ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Nitelik ve nicelik açısından özellik arz eden ilişkili taraf işlemlerinde yönetim kurulu kararında bağımsız yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun onayı aranır. Eğer bu onay alınamazsa durum kamuya açıklanır ve işlem genel kurul onayına sunulur. Genel kurulda işlemin tarafları ve onlarla ilişkili kişiler oy kullanamazlar. Bu prosedüre uyulmadan alınan kararlar geçersiz sayılır. Kurumsal yönetim ilkeleri ise şirket menfaatlerinin yöneticilerin veya hakim ortakların menfaatleri karşısında korunmasını hedefler. Kurul payları borsada işlem gören ortaklıkların bu ilkelere kısmen veya tamamen uymalarını zorunlu tutabilir. Uyum zorunluluğuna aykırı işlemlerde Kurul ihtiyati tedbir istemeye veya dava açmaya yetkilidir. Yönetim kontrolü değişiklikleri ve buna bağlı olarak ortaya çıkan zorunlu pay alım teklifi yatırımcı koruma mekanizmalarının başında gelir. Bir ortaklığın oy haklarının yüzde elli'sinden fazlasına sahip olunması veya yönetim kurulu üye tam sayısının salt çoğunluğunu seçme hakkı veren imtiyazlı paylara sahip olunması yönetim kontrolünün elde edildiği anlamına gelir. Bu durumda kontrolü ele geçiren taraf diğer ortakların paylarını satın almak üzere pay alım teklifinde bulunmak zorundadır. Bu teklif yönetim kontrolünün sağlandığı tarihteki pay sahiplerine yönelik olmalıdır. Eğer zorunlu pay alım teklifi yükümlülüğü yerine getirilmezse ilgili kişilerin sahip olduğu oy hakları kendiliğinden donar ve bu paylar genel kurul nisabında dikkate alınmaz. Ayrıca pay alım teklifine konu payların toplam bedeline kadar idari para cezası uygulanabilir. Önemli nitelikteki işlemler ve ayrılma hakkı konusu da sınav müfredatının en yoğun bölümlerinden biridir. Birleşme bölünme tür değiştirme veya imtiyaz öngörülmesi gibi ortaklığın yapısını temelden değiştiren işlemler önemli nitelikte işlem sayılır. Bu işlemlere ilişkin genel kurul toplantısına katılıp olumsuz oy kullanan ve muhalefet şerhini tutanağa işleten pay sahipleri ayrılma hakkına sahip olur. Ortaklık bu payları adil bir bedel üzerinden satın almakla yükümlüdür. Eğer pay sahibinin toplantıya katılması haksız yere engellenmişse muhalefet şerhi şartı aranmaz. Önemli nitelikteki işlemlere aykırı hareket edilmesi durumunda Kurul otuz gün içinde eski durumun iadesini ister aksi halde idari para cezası uygular ve iptal davası açar. Ortaklıktan çıkarma ve satma hakları ise hakim ortağın pay oranının yüzde doksan sekiz seviyesine ulaşması durumunda gündeme gelir. Bu orana ulaşan hakim ortak azınlıkta kalan pay sahiplerini ortaklıktan çıkarma hakkına sahip olurken azınlık pay sahipleri de paylarını hakim ortağa satma hakkını kazanırlar. Bu hakların kullanımı için mutlaka bir pay alım teklifinin yapılmış olması şart değildir. Genel kurul toplantıları açısından ise halka açık ortaklıklarda ilanların toplantı tarihinden en az üç hafta önce yapılması zorunludur. Toplantı nisabı olarak aksine bir hüküm yoksa sermayenin en az dörtte birini temsil eden pay sahiplerinin varlığı aranır. Ancak yeni pay alma haklarının kısıtlanması veya sermaye azaltımı gibi kritik kararlarda toplantı nisabı aranmaksızın katılanların üçte iki çoğunluğu ile karar alınır. Eğer sermayenin yarısı toplantıda hazırsa karar çoğunlukla alınabilir. Halka açık ortaklıklar kendi paylarını Kurulun belirlediği şartlar dahilinde satın alabilir veya rehin olarak kabul edebilirler. Geri alınan payların bedeli kadar yedek akçe ayrılması ve bu tutarın özkaynaklar altında kısıtlanmış yedek olarak sınıflandırılması zorunludur. Son olarak Kurul ihraçların büyüklüğü yatırımcı niteliği veya satış yöntemi gibi kriterleri dikkate alarak bazı ihraçları veya ortaklıkları kanun kapsamındaki yükümlülüklerden kısmen veya tamamen muaf tutabilir. Bilanço büyüklüğü veya ortaklık yapısı gibi nedenlerle bir ortaklık resen veya talep üzerine kanun kapsamından çıkarılabilir. Bu muafiyet ve istisnalar piyasanın esnekliğini sağlamak amacıyla öngörülmüştür. Halka açık ortaklıklarda imtiyazların sınırlandırılması ve kaldırılması konusunu ele alarak dersimize devam edelim.

Bölüm 4

Halka açık ortaklıklarda imtiyazların sınırlandırılması ve kaldırılması konusunu ele alarak dersimize devam edelim. Sermaye piyasası mevzuatı, yatırımcıların korunması ve şirket yönetiminde verimliliğin sağlanması amacıyla belirli şartlar altında imtiyazlara müdahale edilmesine izin vermektedir. Özellikle üst üste beş yıl boyunca zarar eden halka açık ortaklıklarda, oy hakkına ve yönetim kurulunda temsil edilmeye ilişkin imtiyazların Sermaye Piyasası Kurulu kararıyla kaldırılması hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemenin temel amacı, imtiyaza sahip grupların diğer ortakların menfaatlerine aykırı davranmasını engellemek ve verimsiz yönetimlerin değiştirilerek şirketin daha ehil kişilerce yönetilmesini sağlamaktır. Bu noktada sınav açısından önemli bir ayrıntı mevcuttur. İmtiyazların kaldırılması için zarar süresinin kesintisiz beş yıl olması ve bu durumun yapılacak ilk genel kurul toplantısında gündeme gelmesi esastır. Ayrıca, ilk halka arz sürecinde mevcut tüm imtiyazların şeffaf ve anlaşılır bir biçimde kamuya duyurulması zorunluluğu bulunmaktadır. Halka açık anonim ortaklıkların kendi paylarını iktisap etmesi, yani geri alması konusuna geçelim. Anonim şirketler hukukunda genel kural, şirketin kendi paylarını satın almasının sermayenin korunması ilkesine ve sermayenin iadesi yasağına aykırı görülmesidir. Şirketin kendi paylarını alması durumunda, bilançodaki sermaye rakamı gerçek durumu yansıtmayabilir. Ancak altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, belirli şartlar çerçevesinde halka açık ortaklıkların kendi paylarını satın alabilmesine veya rehin olarak kabul edebilmesine imkan tanımıştır. Bu işlemlerin usul ve esaslarını belirleme yetkisi Sermaye Piyasası Kurulu’na aittir. Bir ortaklığın konsolide bilançosuna dahil edilen bağlı ortaklıklarının ana ortaklık paylarını satın alması da aynı hükümlere tabidir. Burada sınavda karşınıza çıkabilecek teknik bir detay bulunmaktadır. Geri alınan paylar için, geri alım bedeli kadar yedek akçe ayrılması zorunludur. Bu yedek akçe, özkaynaklar altında kısıtlanmış yedek olarak sınıflandırılır. Bu kural, şirket sermayesinin kağıt üzerinde kalmasını önlemek ve alacaklıların haklarını korumak için getirilmiştir. Sermaye piyasası mevzuatındaki muafiyet rejimini inceleyelim. Sermaye Piyasası Kurulu, Kanun kapsamına giren ihraçları ve ihraççıları belirli kriterlere göre yükümlülüklerden kısmen veya tamamen muaf tutabilir. Bu kriterler arasında ihracın büyüklüğü, hedef alınan yatırımcı kitlesinin niteliği, sunulan garantiler ve sermaye piyasası araçlarının borsada işlem görüp görmemesi yer almaktadır. Ortaklıklar açısından ise beş yüz’den fazla ortağa sahip olunsa dahi, bilançonun büyüklüğü, faaliyetlerin sürekliliği ve ortaklık yapısının özellikleri gibi nedenlerle Kanun kapsamından çıkarılma veya muafiyet tanınması mümkündür. Sınavda muafiyetlerin hem ihraç bazında hem de ortaklık bazında verilebileceği ayrımına dikkat edilmelidir. Şimdi sermaye piyasası faaliyetleri konusuna geçelim. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Kanun, sermaye piyasası faaliyetlerini kurum bazlı değil, faaliyet bazlı bir yaklaşımla düzenlemektedir. Bu, Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu bir yaklaşımdır. Bu sistemde bir kuruluşun hangi türde bir kurum olduğundan ziyade, hangi faaliyeti yürütmeye yetkili olduğu önem kazanmaktadır. Sermaye piyasası faaliyetleri temel olarak üç ana grupta toplanır. Birinci grup, sermaye piyasası kurumlarının Kanun kapsamındaki faaliyetleridir. İkinci grup, yatırım hizmetleri ve faaliyetleridir. Üçüncü grup ise bu hizmetlere ek olarak sunulan yan hizmetlerdir. Yatırım hizmet ve faaliyetlerini detaylandıralım. Kanunun otuz yedinci maddesi uyarınca on temel yatırım hizmeti ve faaliyeti tanımlanmıştır. Bunlardan ilki, sermaye piyasası araçlarıyla ilgili emirlerin alınması ve iletilmesidir ki bu faaliyet emir iletimine aracılık olarak adlandırılır. İkincisi, emirlerin müşteri adına ve hesabına veya kendi adına ve müşteri hesabına gerçekleştirilmesidir; bu işlem aracılığı faaliyetidir. Üçüncüsü, sermaye piyasası araçlarının kendi hesabından alım ve satımıdır ki bu da portföy aracılığı olarak tanımlanır. Dördüncü ve beşinci faaliyetler portföy yöneticiliği ve yatırım danışmanlığıdır. Altıncı ve yedinci faaliyetler, sermaye piyasası araçlarının halka arzında yüklenimde bulunularak veya bulunulmaksızın satışa aracılık edilmesidir. Sekizinci faaliyet, çok taraflı alım satım sistemlerinin ve borsa dışı teşkilatlanmış pazar yerlerinin işletilmesidir. Dokuzuncu faaliyet, saklama hizmetlerini kapsar. Onuncu madde ise Kurulun belirleyeceği diğer faaliyetleri içerir. Bu noktada kitle fonlaması faaliyetlerine dair önemli bir istisna bulunmaktadır. yedi bin altmış bir sayılı Kanun ile yapılan düzenleme uyarınca, kitle fonlaması ve buna bağlı işlemler yatırım hizmeti kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu ayrım sınav sorularında sıklıkla test edilmektedir. Yan hizmetler konusuna değinelim. Yan hizmetler, yatırım kuruluşlarının sundukları temel hizmetlere ek olarak verebilecekleri hizmetlerdir. Bunlar arasında sermaye piyasalarıyla ilgili danışmanlık, kredi veya ödünç verilmesi, döviz hizmetleri, yatırım araştırması ve finansal analiz yapılması, aracılık yüklenimiyle ilgili hizmetler, servet yönetimi ve finansal planlama yer almaktadır. Yan hizmetlerin en kritik özelliği, bunlar için ayrıca bir yetki belgesi alma zorunluluğunun bulunmamasıdır. Ancak bir kuruluş münhasıran, yani sadece yan hizmetleri yürütmek amacıyla kurulamaz. Yatırım kuruluşları bu hizmetleri sunup sunmamakta ihtiyaridir. Kitle fonlaması platformlarının faaliyetleri, yan hizmetler kapsamında da yer almaz. Kitle fonlaması faaliyetlerinin hukuki çerçevesini inceleyelim. Kitle fonlaması, bir projenin veya girişim şirketinin ihtiyaç duyduğu fonu sağlamak amacıyla halktan para toplanmasıdır. Bu faaliyet, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yetkilendirilen kitle fonlama platformları aracılığıyla gerçekleştirilir. Kitle fonlaması platformları ne halka açık ortaklık ne de ihraççı statüsündedir. Bu nedenle, Kanun’un izahname veya ihraç belgesi hazırlama yükümlülüklerine tabi değildirler. Ayrıca kitle fonlaması faaliyetleri yatırımcı tazmin sistemine de dahil değildir. Borçlanmaya dayalı kitle fonlaması faaliyetlerine bankacılık mevzuatı hükümleri uygulanmaz. Ancak bilgi formundaki yanlış veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan, bu formu imzalayanlar müteselsilen sorumludur. Sınavda kitle fonlamasının yatırım hizmeti veya yan hizmet sayılmadığı bilgisi hayati önem taşır. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarına ilişkin iki Temmuz iki bin yirmi dört tarihinde yürürlüğe giren yeni düzenlemeleri ele alalım. Bu düzenleme ile kripto varlık hizmet sağlayıcıları Sermaye Piyasası Kurulu’nun denetim ve gözetimi altına alınmıştır. Kripto varlık, dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak elektronik olarak oluşturulup saklanabilen gayri maddi varlıkları ifade eder. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının kurulabilmesi ve faaliyete geçebilmesi için Kuruldan izin alınması zorunludur. Bu kuruluşların bilgi sistemleri ve teknolojik altyapıları konusunda Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, yani TÜBİTAK tarafından belirlenen kriterlere uygunluk şartı aranmaktadır. Pay devirlerinde Kurul izni zorunludur ve izinsiz devirler hükümsüzdür. Kurul, sermaye piyasası araçlarının kripto varlık olarak ihracına ve bunların Merkezi Kayıt Kuruluşu sistemiyle entegre edilmesine ilişkin esaslar belirleme yetkisine sahiptir. Sermaye piyasası kurumlarının faaliyetlerine ilişkin genel esaslara geçelim. Yatırım hizmet ve faaliyetlerinin düzenli bir uğraşı veya ticari faaliyet olarak yürütülebilmesi için Kuruldan izin alınması ve yetki belgesi alınması şarttır. İzinsiz faaliyet yürütmek suç teşkil eder. Yatırım kuruluşları kavramı; aracı kurumları, bankaları ve Kurulca belirlenen diğer kurumları kapsar. Bankaların yürütebileceği faaliyetler konusunda bir ayrım mevcuttur. Mevduat ve katılım bankaları halka arz aracılığı yapamazken, yatırım ve kalkınma bankaları portföy yöneticiliği, yatırım danışmanlığı ve halka arz aracılığı dahil tüm faaliyetleri yürütebilir. Kurul, yatırım kuruluşlarını sermaye yapıları ve faaliyet türlerine göre gruplandırma yetkisine sahiptir. Ayrıca, iki yıl boyunca faaliyette bulunulmaması veya faaliyet şartlarının kaybedilmesi gibi durumlarda yetki belgeleri iptal edilebilir. Sermaye piyasası kurumlarını dört ana kategoride sınıflandırabiliriz. Birinci grup yatırım kuruluşlarıdır. İkinci grup kolektif yatırım kuruluşlarıdır ki bunlar yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarını kapsar. Üçüncü grup finansal altyapı kuruluşlarıdır; merkezi takas ve saklama kuruluşları bu gruptadır. Dördüncü grup ise bağımsız denetim, değerleme ve derecelendirme kuruluşları gibi diğer kurumlardır. Aracı kurumların kuruluş şartları arasında anonim ortaklık şeklinde kurulma, payların tamamının nama yazılı olması, payların nakit karşılığı çıkarılması ve sermayenin Kurulca belirlenen asgari tutardan az olmaması yer alır. Aracı kurumların pay devirlerinde ve esas sözleşme değişikliklerinde Kurul izni veya uygun görüşü zorunludur. Kolektif yatırım kuruluşlarının yapısını ve işleyiş ilkelerini inceleyelim. Bu kuruluşlar halktan topladıkları sermaye ile bir portföy oluşturur ve bu portföyü profesyonelce yönetirler. Üç temel model mevcuttur. Kapalı uçlu modelde sermaye belirlidir ve paylar geri alınamaz. Açık uçlu modelde sermaye değişkendir, yeni pay ihracı ve payların geri alımı her zaman mümkündür. Yarı açık uçlu modelde ise yeni pay ihracı sınırlı olmakla birlikte payların iadesi mümkündür. Kolektif yatırım kuruluşlarına hakim olan dört temel ilke bulunmaktadır. Bunlar riskin dağıtılması, profesyonel yönetim, müşterek sermaye ve mal varlığının korunması ilkeleridir. Riskin dağıtılması ilkesi, portföyün farklı varlıklara bölünerek olası zararların minimize edilmesini sağlar. Mal varlığının korunması ilkesi gereği, fon varlığı kurucunun ve saklayıcının mal varlığından ayrıdır; haczedilemez, rehnedilemez ve iflas masasına dahil edilemez. Yatırım ortaklıkları, sermaye piyasası araçları, gayrimenkul veya girişim sermayesi yatırımları yapmak üzere kurulan anonim ortaklıklardır. Menkul kıymet, gayrimenkul ve girişim sermayesi yatırım ortaklıkları olmak üzere üç türü vardır. Kuruluşları için kayıtlı sermaye sistemine tabi olmaları ve başlangıç sermayelerinin Kurulca belirlenen asgari tutarın üzerinde olması gerekir. Değişken Sermayeli Yatırım Ortaklıkları, yani DSYO’lar, Türk hukukuna yeni girmiş bir modeldir. Bu yapıların sermayesi her zaman net aktif değerine eşittir. DSYO’lar Türk Ticaret Kanunu’nun esas sermaye, nominal değer ve yedek akçelere ilişkin birçok kısıtlamasından muaftır. Bu ortaklıklarda kurucu payları nama yazılıdır ve devri Kurul iznine tabidir. Yatırımcı payları ise sahibine idari haklar vermez. Yatırım fonları konusuna geçelim. Yatırım fonu, tüzel kişiliği olmayan, inançlı mülkiyet esaslarına göre portföy yönetim şirketleri tarafından kurulan bir mal varlığıdır. Fonun kuruluşu için Kurulca onaylanmış bir iç tüzük ve bir portföy saklama kuruluşu ile yapılan anlaşma şarttır. Fon, sadece tapu işlemleri ve ticaret sicili işlemleriyle sınırlı olarak tüzel kişiliğe sahip sayılır. Fon mal varlığı, kredi alma veya türev işlemler gibi zorunlu haller dışında teminat gösterilemez ve rehnedilemez. Portföy yönetim şirketleri ise ana faaliyet konusu fon kurmak ve yönetmek olan anonim ortaklıklardır. Kuruluş başvuruları altı ay içinde karara bağlanır. Portföy yönetim şirketlerinin yatırdığı teminatlar da kamu alacakları dahil hiçbir şekilde haczedilemez. Portföy saklama hizmeti, kolektif yatırım kuruluşlarının varlıklarının güvenliğini sağlamak için kritik bir işlevdir. Saklama kuruluşu, portföy yönetim şirketinden bağımsız hareket etmek zorundadır. Portföy saklama kuruluşu ile portföy yönetim şirketi aynı tüzel kişi olamaz. Saklama kuruluşu, fonun birim pay değerinin hesaplanmasının mevzuata uygunluğunu kontrol etmek ve varlık alım satımlarının iç tüzüğe uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür. Saklama kuruluşu, görevlerini yerine getirmemesi nedeniyle oluşan zararlardan sorumludur. Varlıkların bir kısmı başka bir saklama kuruluşuna devredilse bile, asıl saklama kuruluşunun sorumluluğu müteselsilen devam eder. Son olarak finansal altyapı kuruluşlarını ele alalım. Merkezi takas kuruluşları, borsalarda gerçekleşen işlemlerin teslimi, ödenmesi ve teminat işlemlerini yürüten kurumlardır. Türkiye’de Takasbank, merkezi takas kuruluşu olarak faaliyet göstermektedir. Merkezi takas kuruluşlarının kuruluşuna Bakan, faaliyete geçmesine ise Kurul izin verir. Bu noktada merkezi karşı taraf uygulaması büyük önem taşır. Merkezi karşı taraf, takas işlemlerinde alıcıya karşı satıcı, satıcıya karşı ise alıcı konumuna geçerek işlemin tamamlanmasını garanti altına alan bir yapıdır. Bu sistem, piyasadaki karşı taraf riskini minimize etmek için tasarlanmıştır. Kurul, borsa dışı işlemlerin de merkezi takas kuruluşu nezdinde tasfiye edilmesini zorunlu tutma yetkisine sahiptir. Bu konuların her biri sınavda teknik detaylar ve süre sınırları üzerinden sorulabilmektedir. Özellikle kurumlar arası bağımsızlık kuralları ve fon varlığının korunmasına ilişkin hükümler üzerinde dikkatle durulmalıdır. Portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşların operasyonel süreçleri ve sorumluluk alanları sermaye piyasası mevzuatında detaylı bir biçimde düzenlenmiştir. Varlıkların alt saklaması konusu bu düzenlemelerin önemli bir parçasını oluşturur.

Bölüm 5

Portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşların operasyonel süreçleri ve sorumluluk alanları sermaye piyasası mevzuatında detaylı bir biçimde düzenlenmiştir. Varlıkların alt saklaması konusu bu düzenlemelerin önemli bir parçasını oluşturur. Portföy saklama hizmetini yürüten bir kuruluş, saklamasında bulunan varlıkların tamamını veya bir kısmını, portföy saklama hizmeti yürüten diğer kuruluşlar nezdinde saklayabilir. Bu tür bir alt saklama yetkilendirmesi durumunda, portföy saklama hizmetini veren tüm kuruluşlar müteselsilen sorumlu tutulmaktadır. Müteselsil sorumluluk ilkesi, yatırımcı mağduriyetlerinin önlenmesi açısından kritik bir hukuki güvencedir. Sermaye Piyasası Kurulu, kolektif yatırım kuruluşlarının portföylerinde yer alan varlıklardan uygun gördüklerinin, merkezî saklama veya merkezî takas kuruluşu nezdinde ilgili kolektif yatırım kuruluşu adına açılan hesaplarda izlenmesi zorunluluğunu öngörebilir. Bu zorunluluk getirilmiş olsa dahi, portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşun mevzuattan kaynaklanan yükümlülükleri ve sorumlulukları kesintisiz olarak devam eder. Sermaye piyasalarında şeffaflık ve çıkar çatışmalarının önlenmesi amacıyla bağımsızlık ve ilişki kısıtlamaları getirilmiştir. Bu doğrultuda, portföy saklama hizmetini yürüten kuruluş ile portföy yönetim şirketi aynı tüzel kişi olamaz. Her iki kurum da görevlerini yerine getirirken birbirlerinden bağımsız hareket etmek ve sadece katılma payı sahiplerinin menfaatleri doğrultusunda çalışmakla yükümlüdür. Personel ve yönetici düzeyindeki kısıtlamalar da oldukça katıdır. Portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşun ve fon portföyüne varlık alım satımına aracılık hizmeti veren yatırım kuruluşunun yöneticileri ile bu kuruluşları temsil ve ilzama yetkili kişiler, portföy yönetim şirketinde ortak, yönetici ya da temsilci sıfatıyla görev alamazlar. Aynı kural tersi durum için de geçerlidir; yani portföy yönetim şirketinin ortakları, yöneticileri ve temsilcileri de saklama hizmetini yürüten kuruluşta yönetici veya temsilci olamazlar. Bu ayrım, sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkan kurumsal yönetim ve etik kuralların temelini oluşturur. Finansal alt yapı kuruluşları konusu, altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Bu kuruluşlar arasında merkezi takas kuruluşları, merkezi saklama kuruluşları, Merkezi Kayıt Kuruluşu ve veri depolama kuruluşları yer almaktadır. Merkezi takas kuruluşları, borsalarda ve teşkilatlanmış diğer pazar yerlerinde işlem gören sermaye piyasası araçlarının teslimi, bedellerinin ödenmesi ve bu işlemlere ilişkin teminat yükümlülüklerinin ifası ile ilgili süreçleri yürüten anonim ortaklık şeklindeki özel hukuk tüzel kişileridir. Bu kuruluşların kuruluş ve faaliyete geçme aşamaları birbirinden ayrılmıştır. Kuruluş izni, Kurulun teklifi üzerine ilgili Bakan tarafından verilirken, faaliyete geçme izni doğrudan Sermaye Piyasası Kurulu tarafından verilmektedir. Sınav hazırlığı sürecinde, İstanbul Takas ve Saklama Bankası Anonim Şirketi olan Takasbankın, Kanun uyarınca herhangi bir ek izin ve yetkiye gerek olmaksızın merkezi takas kuruluşu sıfatıyla faaliyetlerini yürüttüğü bilgisi unutulmamalıdır. Kurul, bu kuruluşların düzenleme, gözetim ve denetim merciidir ve her türlü bilgi ve belgenin düzenli olarak gönderilmesini talep edebilir. Merkezi takas kuruluşlarının faaliyet alanları sadece borsalarla sınırlı değildir. Kurulun uygun görmesi halinde bu kuruluşlar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından oluşturulanlar hariç olmak üzere, sermaye piyasaları dışında kurulmuş diğer piyasaların da takas, ödeme ve teminat işlemlerini yerine getirebilir. Ayrıca Kurul, borsa dışı gerçekleştirilen sermaye piyasası aracı işlemlerinin takasının da merkezi takas kuruluşu nezdinde yapılmasını zorunlu tutma yetkisine sahiptir. Küresel finansal kriz sonrası önem kazanan merkezi karşı taraf uygulaması da Türk hukuk sistemine entegre edilmiştir. Merkezi karşı taraf uygulamasında takas kuruluşu, alıcıya karşı satıcı, satıcıya karşı da alıcı rolünü üstlenerek takasın tamamlanmasını taahhüt eder. Bu uygulama, piyasalardaki temerrüt riskini minimize etmeyi amaçlar. Merkezi karşı taraf hizmeti verecek kuruluşların, üstlendikleri mali risklerle uyumlu düzeyde sermaye bulundurmaları ve bilgi işlem altyapılarını, iç kontrol ve risk yönetim sistemlerini en üst düzeyde tutmaları zorunludur. Bu kuruluşların iç denetim birimleri, risk yönetim ve bilgi işlem altyapılarının güvenilirliğini asgari altı aylık dönemler itibarıyla kontrol etmek ve sonuçları Kurula bildirmekle yükümlüdür. Takas işlemlerinde güvenliği pekiştiren en önemli kavramlardan biri takas kesinliğidir. Sermaye piyasası araçlarının takas talimatları ve ödeme işlemleri, üyelerin faaliyetlerinin durdurulması veya tasfiye süreçlerinin başlaması durumunda dahi geri alınamaz ve iptal edilemez. Merkezi takas kuruluşunun teminat olarak aldığı mal varlığı değerleri üzerindeki hakları, üye kuruluşun iflası, konkordato ilan etmesi veya benzeri takip prosedürleri altına girmesi durumunda bile hiçbir şekilde sınırlandırılamaz. Bu durum, sistemik riskin önlenmesi adına hayati önem taşır. Merkezi saklama kuruluşları ise sermaye piyasası araçlarının merkezi saklanması ve bunlara ilişkin hakların kullanımı hizmetlerini veren anonim ortaklık yapılarıdır. Kuruluşları için Kurulun uygun görüşü üzerine ilgili Bakanın izni, faaliyete geçmeleri için ise Kurulun izni gereklidir. Kaydileştirilen sermaye piyasası araçlarının merkezi saklama kuruluşu olan Merkezi Kayıt Kuruluşu, yani Merkezi Kayıt Kuruluşu, bu araçları ve bunlara bağlı hakları elektronik ortamda, üyeler ve hak sahipleri itibarıyla kayden izlemekle görevlidir. Merkezi Kayıt Kuruluşu ayrıca kurumsal yönetim ilkelerine uyumu kolaylaştıran elektronik platformlar oluşturmak ve sermaye piyasası verilerini tek bir noktada toplayan bir veri bankası kurmakla da yetkilendirilmiştir. Merkezi Kayıt Kuruluşu ve üyeleri, kayıtların yanlış tutulmasından dolayı hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurları oranında sorumludur. Borsalar ve piyasa işleticileri konusu, altı bin üç yüz altmış iki sayılı Kanun ile yeni bir hukuki statüye kavuşmuştur. Borsalar artık kamu tüzel kişisi değil, anonim şirket şeklinde kurulan özel hukuk tüzel kişileridir. Borsa ve piyasa işleticilerinin kuruluşuna Kurulun uygun görüşü üzerine Cumhurbaşkanı tarafından karar verilirken, faaliyete geçmeleri Kurulun iznine tabidir. Bir borsanın kuruluş izni alabilmesi için paylarının tamamının nama yazılı olması, payların nakit karşılığı çıkarılması ve sermayesinin Kurulca belirlenen miktardan az olmaması gibi şartlar aranır. Borsalar, kendi bünyelerindeki piyasalarda faaliyet gösteren kurumların ve işlem yapan kişilerin borsa kurallarına uyumunu izlemekle yükümlüdür. Yatırım kuruluşlarının kendi aralarında veya müşterileri ile borsa işlemlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü borsa yönetim kurullarınca belirlenen usullerle yapılır. Ancak uyuşmazlık konusu tutarın, yatırımcıları tazmin kapsamında hak sahiplerine ödenecek azami tutarı gösteren altı bin üç yüz altmış iki sayılı Kanunun seksen dördüncü maddesinin beşinci fıkrasındaki tutardan fazla olması durumunda, taraflar Kurul nezdinde itirazda bulunabilirler. Bu tutar, sınavda sayısal bir eşik olarak karşınıza çıkabilir. Öz düzenleyici kurumlar olarak Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği ve Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği düzenlenmiştir. Yatırım hizmet ve faaliyetlerinde bulunmaya yetkili kuruluşlar, kitle fonlama platformları ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları Türkiye Sermaye Piyasaları Birliğine üye olmak zorundadır. Birlik, meslek kurallarını oluşturmak, haksız rekabeti önlemek ve üyeleri arasındaki uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümüne ilişkin altyapıyı kurmakla görevlidir. Birlik her yıl Kurul tarafından denetlenir ve denetim raporu en geç izleyen yılın altıncı ayı sonuna kadar ilgili Bakanlığa gönderilir. Benzer şekilde, gayrimenkul değerleme uzmanları ve kuruluşları da Türkiye Değerleme Uzmanları Birliğine üye olmakla yükümlüdür. Bu birliklerin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu ve Kurulun denetim merci olduğu sınav açısından önemli bir bilgidir. Yatırımcı Tazmin Merkezi, yani YTM, yatırımcıların haklarının korunması amacıyla kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz bir kurumdur ve Kurul tarafından idare edilir. Kurul, yatırım kuruluşlarının nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüklerini yerine getiremediğini tespit ettiğinde yatırımcıları tazmin kararı alır. Tazminin kapsamı, yatırım hizmeti ve faaliyeti ile bağlantılı olarak saklanan veya yönetilen nakit ve sermaye piyasası araçlarını kapsar. Ancak yatırım danışmanlığı veya piyasadaki fiyat hareketlerinden kaynaklanan zararlar tazmin kapsamında değildir. Ayrıca, bilgi suistimali veya piyasa dolandırıcılığı suçlarından mahkum olanların talepleri de kapsam dışı bırakılmıştır. Hak sahibi her bir yatırımcıya ödenecek azami tazmin tutarı yüz bin Türk Lirasıdır ve bu tutar her yıl yeniden değerleme katsayısı oranında artırılır. Cumhurbaşkanı bu tutarı beş katına kadar artırmaya yetkilidir. Tazmin talepleri, tazmin kararının ilanından itibaren bir yıl içinde yapılmalıdır, aksi takdirde zamanaşımına uğrar. YTM, ödemeleri kural olarak üç ay içinde gerçekleştirmekle yükümlüdür. Yatırım hizmetlerinden kaynaklanan her türlü emanet ve alacak, hesap sahibinin yaptığı son işlem veya yazılı talimat tarihinden itibaren on yıl boyunca talep edilmezse YTMye emaneten devredilir. Bu on yıllık süre sınavda sıklıkla sorulan bir süredir. Tedrici tasfiye süreci ise yatırımcıları tazmin kararı verilen kuruluşlar için YTM tarafından yürütülen bir süreçtir. Tedrici tasfiyede aktiflerden yapılacak ödemelerde bir sıralama mevcuttur. İlk sırada müşteri alacakları yer alır ve bunlar tamamen veya garameten ödenir. Ardından kamu alacakları, sonrasında YTMnin yaptığı ödemelerden doğan alacakları ve en son diğer alacaklar gelir. Bu sıralama, tasfiye hukukunun temel prensiplerini yansıtır. Sermaye piyasasında denetim ve tedbirler konusu, Kurulun piyasa üzerindeki otoritesini belirler. Kurul, her türlü sermaye piyasası faaliyet ve işleminin denetimine yetkilidir. Denetimle görevlendirilenler, vergi kayıtları dahil tüm defter ve belgeleri inceleyebilir, yazılı veya sözlü bilgi alabilirler. Denetim sırasında bilgi istenen kişilerin sır saklama yükümlülüğünü ileri sürerek bilgi vermekten kaçınmaları hukuken mümkün değildir. Kanuna aykırı ihraçlarda Kurul, ihraç edilen sermaye piyasası araçları için ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz isteyebilir. İzinsiz halka arz veya ihraç durumunda, toplanan paraların iadesi için bir prosedür işletilir. Muhatap, ihbar tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde para topladığı kişileri ilan eder. Bu ilanı takip eden üç ay içinde hak sahipleri mahkemeye itiraz edebilir. Eğer bir yıl içinde sonuçlar ortadan kaldırılmazsa Kurul, iade veya tasfiye için dava açabilir. İhraççıların hukuka aykırı işlemleri veya mal varlığını azaltıcı eylemleri tespit edildiğinde Kurulun geniş yetkileri vardır. Kurul, bu işlemlerin iptali için üç ay içinde dava açabilir. Ayrıca, durumun vukuundan itibaren üç yıl içinde iptal davası, beş yıl içinde ise butlan veya yokluğun tespiti davası açma yetkisi bulunmaktadır. Sorumluluğu tespit edilen yöneticilerin imza yetkileri kaldırılabilir, görevden alınabilirler ve yerlerine ilk genel kurula kadar yeni üyeler atanabilir. Örtülü kazanç aktarımı durumunda da bu tedbirler uygulanır ve Kurul, aktarılan tutarın iadesi için dava açabilir. Sermaye piyasası kurumlarının mali durumlarının bozulması halinde ise Kurul, mali yapının güçlendirilmesi için üç ayı geçmemek üzere süre verebilir veya doğrudan faaliyetleri durdurup yetkileri kaldırabilir. Eğer mali yapı taahhütleri karşılayamayacak kadar zayıflamışsa yatırımcıları tazmin kararı verilir ve tedrici tasfiye süreci başlatılır. İzinsiz sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunanlar için de Kurul, faaliyetin durdurulması ve sonuçların iptali için her türlü hukuki tedbiri alma yetkisine sahiptir. Bu yetkiler, sermaye piyasasının güvenilir ve istikrarlı bir ortamda işleyişini sürdürmesi için tesis edilmiştir. Sermaye piyasası kurumlarının faaliyetlerine yönelik müdahale yetkilerini ve bu kurumların yöneticileri ile çalışanları hakkında uygulanabilecek tedbirleri inceleyerek dersimize devam edelim.

Bölüm 6

Sermaye piyasası kurumlarının faaliyetlerine yönelik müdahale yetkilerini ve bu kurumların yöneticileri ile çalışanları hakkında uygulanabilecek tedbirleri inceleyerek dersimize devam edelim. Sermaye Piyasası Kurulu, denetimleri sonucunda hukuka aykırılık tespit ettiği kurumların faaliyet kapsamını sınırlandırmaya, bu faaliyetleri geçici olarak durdurmaya veya belirli sermaye piyasası faaliyetleri itibarıyla yetkilerini tamamen iptal etmeye yetkilidir. Kurul ayrıca, piyasanın düzenini korumak amacıyla öngöreceği diğer her türlü tedbiri alma yetkisini de haizdir. Bu noktada kurum tüzel kişiliğinin yanı sıra, hukuka aykırı faaliyetlerde sorumluluğu bulunan gerçek kişilere yönelik yaptırımlar da büyük önem arz etmektedir. Kurul, sorumluluğu tespit edilen yöneticilerin ve çalışanların sahip oldukları lisansları geçici veya sürekli olarak iptal edebilir. Ayrıca, bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulması kararı alındığı andan itibaren, yargılama süreci tamamlanıncaya kadar imza yetkilerinin sınırlandırılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verilebilir. Hukuka aykırılıkta veya gerçekleştirilen işlemlerde sorumluluğu mahkeme kararıyla kesinleşen yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yapılacak ilk genel kurul toplantısına kadar yerlerine yenilerinin atanması da Kurulun yetki alanındadır. Bu düzenlemelerin, yedi bin altmış bir sayılı Kanun ile düzenlenen kitle fonlaması platformları için de kıyasen uygulanacağını belirtmek gerekir. Sınav hazırlığı sürecinde kitle fonlaması platformlarının da bu ağır yaptırımlara tabi olduğunu bilmek faydalı olacaktır. Sermaye piyasası kurumlarının mali durumlarının bozulması halinde uygulanacak tedbirler, piyasa istikrarının korunması açısından kritik bir başlık teşkil etmektedir. Bir kurumun sermaye yeterliliği yükümlülüklerini sağlayamaması, nakit ödeme ve finansal araç teslim yükümlülüklerini yerine getirememesi veya mali yapısının taahhütlerini karşılayamayacak kadar zayıfladığının tespit edilmesi durumunda Kurul kademeli bir müdahale süreci işletir. İlk aşamada, mali yapının güçlendirilmesi için kuruma üç ayı geçmemek üzere uygun bir süre verilir. Ancak durumun aciliyetine göre herhangi bir süre verilmeksizin faaliyetlerin geçici olarak durdurulması veya yetkilerin kaldırılması da mümkündür. Yatırımcıların korunması amacıyla yatırımcıları tazmin kararı alınması, bu sürecin en önemli adımlarından biridir. Mali durumu bozulan kurumun yöneticileri ve çalışanları için de lisans iptali, imza yetkisinin kaldırılması ve görevden alma gibi yaptırımlar uygulanır. Eğer mali yapı düzeltilemezse, Kurul bu kurumların tedrici tasfiyesine karar verebilir. Tedrici tasfiye sürecinin tamamlanmasını takiben veya bu sürece gidilmeksizin doğrudan kurumun iflası istenebilir. Sınavda özellikle mali yapının güçlendirilmesi için verilen azami üç aylık sürenin sıklıkla sorulduğunu hatırlatmak isterim. Tedrici tasfiye ve iflas durumlarında sorumluluğu tespit edilen kişilere yönelik şahsen iflas istemi yetkisi, Sermaye Piyasası Kanunu nun doksan yedinci maddesi uyarınca düzenlenmiştir. Kurul, mali durumun bozulmasında sorumluluğu bulunan ve doğrudan veya dolaylı olarak yüzde onundan fazla paya sahip ortakların, görevdeki veya ayrılmış yönetim kurulu üyelerinin, imza yetkili yöneticilerin, portföy yönetim şirketi yöneticilerinin ve fon kurulu üyelerinin şahsen iflaslarını istemeye yetkilidir. Bu yetki, konut finansmanı fonları ve varlık finansmanı fonlarının kurul üyelerini de kapsamaktadır. İzinsiz sermaye piyasası faaliyetlerine yönelik tedbirler ise piyasaya giriş engellerinin korunmasını amaçlar. Kurul, izinsiz faaliyeti durdurma yetkisinin yanı sıra, bu faaliyetlerin doğurduğu sonuçların iptali ve hak sahiplerine iadesi için dava açabilir. Özellikle internet aracılığıyla yürütülen izinsiz faaliyetlerde, içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararı alınarak bu karar Erişim Sağlayıcıları Birliği ne gönderilir. Kitle fonlaması aracılığıyla izinsiz para toplanması veya yurt dışı yerleşik platformlar üzerinden Türkiye deki yerleşik kişilere yönelik izinsiz kaldıraçlı işlem yaptırılması da bu kapsamda değerlendirilir. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının faaliyetlerine yönelik düzenlemeler, güncel mevzuatın en dinamik alanlarından biridir. Kripto varlık hizmet sağlayıcıların hukuka aykırı işlemlerinde, genel sermaye piyasası kurumları için öngörülen yaptırımlar uygulanır. Yurt dışında yerleşik platformların Türkiye de iş yeri açması, Türkçe internet sitesi oluşturması veya doğrudan tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde bulunması, bu faaliyetlerin Türkiye deki yerleşik kişilere yönelik olduğu kabulü için yeterli kriterlerdir. Bu platformların izinsiz faaliyet göstermesi durumunda, Sermaye Piyasası Kanunu nun doksan dokuzuncu maddesi uyarınca erişim engeli dahil tüm tedbirler devreye girer. Ayrıca, bu kurumların ilan ve reklamlarına yönelik aykırılıklarda yüzüncü madde hükümleri uygulanmaktadır. Sınavda kripto varlık hizmet sağlayıcıların hangi durumlarda Türkiye de faaliyette bulunuyor sayılacağına dair kriterler önem arz etmektedir. Piyasa bozucu eylemler, bilgi suistimali ve piyasa dolandırıcılığı incelemelerinde uygulanacak tedbirler, borsaların şeffaf ve güvenilir işleyişini temin etmek üzere tasarlanmıştır. Kurul, bu suçları işlediğine dair makul şüphe bulunan kişiler hakkında borsalarda geçici veya sürekli işlem yasağı getirebilir. Ayrıca takas yöntemlerinin değiştirilmesi, kredili alım veya açığa satış gibi işlemlere sınırlama getirilmesi, teminat yükümlülüğü konulması, farklı pazar veya piyasalarda işlem görme kararı alınması gibi geniş yetkilere sahiptir. Piyasa verilerinin dağıtımının sınırlanması ve işlem veya pozisyon limitleri getirilmesi de bu tedbirler arasındadır. Yatırım kuruluşları, bilgi suistimali veya piyasa dolandırıcılığı şüphesi taşıyan durumları gecikmeksizin Kurula bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirimi yapanlar, yasal zorunluluklar haricinde hiçbir üçüncü kişiye veya kuruma bilgi veremezler. Bu gizlilik yükümlülüğü, bildirim sisteminin etkinliği için hayati önem taşır. Sermaye piyasasında yaptırımların genel düzenine baktığımızda, Kurulun hem idari tedbirler alma hem de suç duyurusunda bulunma yetkisiyle donatıldığını görmekteyiz. Sermaye piyasasına özgü temel suç tipleri arasında bilgi suistimali, piyasa dolandırıcılığı, usulsüz halka arz, izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı, güveni kötüye kullanma, sahtecilik ve zimmet yer almaktadır. Bu suçlarla ilgili soruşturma açılması, Kurulun Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapacağı yazılı başvuruya bağlıdır. Bu başvuru bir muhakeme şartıdır ve bu şart gerçekleşmeden yargılama yapılamaz. Bilgi suistimali, yani içeriden öğrenenlerin ticareti, kamuya açıklanmamış içsel bilgileri kullanarak menfaat temin edilmesini ifade eder. Bu suçu işleyenler için üç yıldan beş yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. Adli para cezasının miktarı, elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. Bu düzenleme, ekonomik suça ekonomik ceza prensibinin bir tezahürüdür. Piyasa dolandırıcılığı suçu, işlem bazlı ve bilgi bazlı olmak üzere ikiye ayrılır. İşlem bazlı piyasa dolandırıcılığında, sermaye piyasası araçlarının fiyatı veya arz-talebi hakkında yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım satım yapmak, emir vermek veya iptal etmek cezalandırılır. Bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığında ise yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi vermek, söylenti çıkarmak veya rapor hazırlamak suçun unsurlarını oluşturur. Her iki türde de üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası öngörülmüştür. Piyasa dolandırıcılığında etkin pişmanlık hükmü mevcuttur. Soruşturma başlamadan önce elde edilen menfaatin iki katının Hazineye ödenmesi halinde cezaya hükmolunmaz. Soruşturma veya kovuşturma aşamalarında yapılan ödemelerde ise cezada belirli oranlarda indirime gidilir. Sınavda etkin pişmanlık oranları ve ödeme zamanlamaları sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bilgi suistimali ve piyasa dolandırıcılığı sayılmayan haller, piyasanın olağan işleyişini ve kamu politikalarını korumak amacıyla düzenlenmiştir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veya yetkili kamu kurumlarının para ve döviz kuru politikaları çerçevesinde yaptığı işlemler bu suçların kapsamı dışındadır. Ayrıca, Kurul düzenlemelerine uygun geri alım programları, çalışanlara pay edindirme programları ve fiyat istikrarını sağlayıcı işlemler de suç teşkil etmez. Usulsüz halka arz ve izinsiz sermaye piyasası faaliyetleri de ağır yaptırımlara tabidir. Onaylı izahname veya ihraç belgesi olmaksızın satış yapanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalabilirler. İzinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyeti yürütenler için de üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçları, sermaye piyasası araçlarının ve kayıtlarının korunmasını hedefler. Yatırım kuruluşlarına emanet edilen varlıkların amacı dışında kullanılması, güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini oluşturur ve hapis cezası üç yıldan az olamaz. Örtülü kazanç aktarımı yoluyla halka açık ortaklıkların kârının veya mal varlığının azaltılması da bu kapsamda cezalandırılır. Sahtecilik suçunda ise kayıtları bozan, yok eden veya değiştiren kişiler iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarda zimmet suçu ise daha ağır yaptırımlara tabidir. Zimmetine varlık geçiren yönetim kurulu üyeleri ve mensupları sekiz yıldan on dört yıla kadar hapis cezası alabilirler. Eğer suç hileli davranışlarla işlenmişse ceza on dört yıldan yirmi yıla kadar çıkabilir. Bu suçlarda şahsi sorumluluk gidilerek ilgililerin şahsen iflasına karar verilebilir. Yasal defterlerde, muhasebe kayıtlarında ve finansal tablolarda usulsüzlük yapılması, piyasanın bilgi temelli yapısına doğrudan bir saldırı olarak kabul edilir. Defterlerin usulüne uygun tutulmaması veya saklanmaması altı aydan iki yıla kadar hapis cezası gerektirir. Finansal tabloları gerçeğe aykırı düzenleyenler veya muhasebe hilesi yapanlar ise Türk Ceza Kanunu nun ilgili hükümlerine göre cezalandırılır. Denetimin engellenmesi veya bilgi-belge verilmemesi durumlarında da hapis cezaları öngörülmüştür. Kurul personelinin denetim yetkisini kullanmasını engelleyenler altı aydan iki yıla kadar hapis cezası alabilirler. Ayrıca, denetim ve inceleme faaliyetlerinin gizliliğini ihlal edenler, yani sır saklama yükümlülüğüne aykırı davrananlar için bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası söz konusudur. İdari para cezaları, Kurulun en sık başvurduğu yaptırım türlerinden biridir. Genel olarak Kurul düzenlemelerine veya kararlarına aykırı hareket edenlere yirmi bin Türk Lirasından iki yüz elli bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Menfaat temin edilmişse ceza bu menfaatin iki katından az olamaz. Tüzel kişiler için ise brüt satış hasılatının yüzde biri veya vergi öncesi kârın yüzde yirmisi gibi daha yüksek eşikler uygulanabilir. Pay alım teklifi zorunluluğunun yerine getirilmemesi durumunda, teklife konu payların toplam bedeline kadar ceza verilebilir. Halka açık ortaklık yöneticilerinin kısa vadeli alım satım kazançlarını ortaklığa iade etmemeleri durumunda, elde edilen menfaatin iki katı tutarında ceza uygulanır. Piyasa bozucu eylemler için ise yirmi bin Türk Lirasından beş yüz bin Türk Lirasına kadar idari para cezası öngörülmüştür. Özel Durumlar Tebliği, yatırımcıların zamanında ve doğru bilgilendirilmesi için temel çerçeveyi çizer. Özel durumlar, içsel bilgiler ve sürekli bilgiler olarak ikiye ayrılır. İçsel bilgiler, henüz kamuya açıklanmamış ancak fiyatı etkileyebilecek nitelikteki bilgilerdir. Sürekli bilgiler ise bunun dışında kalan tüm gelişmeleri kapsar. İhraççıların içsel bilgileri kamuya açıklama yükümlülüğü esastır; ancak bu bilgilerin açıklanması ihraççının meşru menfaatlerine zarar verecekse açıklama ertelenebilir. Erteleme hakkı, sadece ihraççılar için değil, açıklama yükümlülüğü bulunan diğer kişiler için de geçerlidir. Basın ve yayın organlarında çıkan haber veya söylentilerin doğruluğu konusunda açıklama yapılması zorunludur. Geleceğe yönelik değerlendirmelerin açıklanması zorunlu olmamakla birlikte, açıklanması tercih edilirse belirli kurallara uyulması gerekir. İdari sorumluluğu bulunan kişilerin ve ana ortakların yaptıkları işlemlerin kamuya açıklanması, piyasa şeffaflığı açısından sınavda sıkça sorgulanan bir diğer önemli husustur. İçsel bilgilere erişimi olanlar listesinin Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından saklanması ve güncel tutulması yasal bir zorunluluktur. İhraççılar, ana ortaklıklarının veya bağlı ortaklıklarının faaliyetlerinde meydana gelen önemli değişiklikleri de kamuya açıklamakla yükümlüdür. İçsel bilgilerin üçüncü kişilere işin olağan ifası sırasında açıklanması durumunda, bu bilgilerin derhal kamuya duyurulması gerekir. Gizlilik yükümlülüğü olan kişilerin bu bilgileri saklaması ise genel kuralın istisnasıdır. Sınavda özellikle yüzde beş veya yüzde on gibi pay sahipliği oranlarına bağlı açıklama yükümlülükleri ve Merkezi Kayıt Kuruluşu nun bu süreçteki rolü dikkatle incelenmelidir. Bu bilgiler ışığında, sermaye piyasası mevzuatının hem cezai hem de idari yaptırımlarla piyasa disiplinini sağladığını söyleyebiliriz. Sermaye piyasası araçlarının değerini, fiyatını veya yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek öneme sahip haber veya söylentilerin doğrulanması yükümlülüğü ile dersimize başlayalım.

Bölüm 7

Sermaye piyasası araçlarının değerini, fiyatını veya yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek öneme sahip haber veya söylentilerin doğrulanması yükümlülüğü ile dersimize başlayalım. Basın yayın organları veya diğer iletişim yollarıyla ilk kez kamuya duyurulan veya daha önce duyurulmuş bilgilerden farklı içerikteki haberlerin varlığı halinde, bu durumun şirket kaynaklı olup olmadığına bakılmaksızın ihraççılar tarafından açıklama yapılması zorunludur. Bu kural, piyasadaki bilgi kirliliğinin önüne geçmek ve yatırımcıyı korumak adına sınav müfredatında kritik bir öneme sahiptir. Geleceğe yönelik değerlendirmelerin kamuya açıklanması ise zorunlu tutulmamıştır. Ancak ihraççı bu yönde bir özel durum açıklaması yapmak isterse, belirli düzenlemelere uymak zorundadır. İdari sorumluluğu bulunan kişiler, bu kişilerle yakından ilişkili olanlar ve ihraççının gerçek ya da tüzel kişi ana ortağı tarafından gerçekleştirilen pay işlemleri de kamuya açıklanmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken sayısal bir eşik bulunmaktadır. İdari sorumluluğu bulunan kişiler veya ana ortağın her biri hesabına yapılan işlemlerin toplam tutarı bir takvim yılı içerisinde yüz on iki milyon Türk Lirası tutarına ulaşmadıkça açıklama yapılması gerekmez. Bu yüz on iki milyon Türk Lirası tutarındaki sınır, iki bin yirmi iki ile iki bin yirmi beş yılları arasındaki dönem için geçerlidir. İşlemlerin toplam tutarı hesaplanırken, ilgili tarafların gerçekleştirdiği tüm işlemler toplanarak dikkate alınır. Bu tutarın aşılması durumunda, aşan işlemden itibaren gerçekleştirilen tüm işlemlerin kamuya duyurulması yasal bir zorunluluktur. İçsel bilgilerin kamuya açıklanması ve bu sürecin yönetilmesi konusuna geçelim. Sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek henüz kamuya açıklanmamış bilgiler içsel bilgi olarak tanımlanır. İhraççılar, bu bilgilerde veya daha önce açıklanan hususlarda bir değişiklik meydana geldiğinde durumu derhal kamuya bildirmelidir. İçsel bilgilerin öğrenilmesi durumu, ihraççıların bilgisi dışında gerçekleşse dahi, toplam oy haklarında veya sermayede yüzde on veya daha fazla paya sahip olunması ya da yönetim kurulu üyesi seçme hakkı gibi durumlarda açıklama yükümlülüğü doğar. Ayrıca, içsel bilgilerin iş veya görevin ifası sırasında üçüncü kişilere açıklanması halinde, bu bilgilerin ihraççı tarafından derhal kamuya duyurulması esastır. İçsel bilgilerin kamuya açıklanmasının ertelenmesi ve gizlilik esasları sınavda sıklıkla karşınıza çıkabilecek bir diğer önemli başlıktır. İhraççı, meşru çıkarlarının zarar görmemesi için, yatırımcıların yanıltılmasına yol açmaması ve bilgilerin gizli tutulmasını sağlayabilmesi kaydıyla içsel bilgilerin açıklanmasını erteleyebilir. Erteleme sebepleri ortadan kalkar kalkmaz, ihraççı söz konusu bilgileri Tebliğ esaslarına uygun şekilde kamuya açıklar. Yapılacak bu açıklamada erteleme kararı ve temelindeki sebepler açıkça belirtilmelidir. Sermaye Piyasası Kurulu, erteleme sebeplerinin yerinde olup olmadığını inceleme yetkisine sahiptir. Eğer ertelenen bilgiye konu olan olay gerçekleşmezse, açıklama yapılmayabilir. Ancak ihraççılar, ertelenen bilgilerin gizliliğini sağlamak ve yetkisiz kişilerin bu bilgilere erişimini önlemekle yükümlüdür. İçsel bilgilere erişimi olan kişiler listesinin yönetimi de bu sürecin bir parçasıdır. İhraççılar, iş akdi ile bağlı olan ve içsel bilgilere düzenli erişimi bulunan kişileri Merkezi Kayıt Kuruluşu’na bildirmek zorundadır. Bu bilgilerde bir değişiklik olduğunda en geç iki iş günü içinde güncellemeler yapılmalıdır. İdari sorumluluğu bulunan kişilerin aynı zamanda içsel bilgilere erişimi olan kişiler olduğu kabul edilir. Liste; bir kişinin listede olma sebebinde değişiklik olduğunda, yeni bir kişi eklendiğinde veya bir kişinin erişimi kalktığında güncellenir. Bu güncellemelerin iki iş günü içinde yapılması kuralı sınav sorularında sıklıkla test edilmektedir. Olağan dışı fiyat ve miktar hareketleri ile haberlerin doğrulanması konusunu ele alalım. Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarında veya işlem hacimlerinde piyasa koşullarıyla açıklanamayan değişimler olduğunda, borsanın talebi üzerine kamuya açıklama yapılması zorunludur. Bu açıklamada, henüz duyurulmamış bir özel durumun olup olmadığı net bir şekilde belirtilmelidir. Eğer basın yayın organlarında çıkan haberler ertelenmiş bir içsel bilgiye ilişkinse, erteleme sebeplerinin ortadan kalktığı kabul edilir ve ihraççı tarafından derhal açıklama yapılır. Kamuya açıklanmış bilgilere dayanan yorum, analiz ve tahminler ise bu doğrulama yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmez. Sürekli bilgiler ve sermaye yapısına ilişkin değişiklikler konusuna değinmek gerekir. İçsel bilgi tanımı dışında kalan tüm bilgi ve olaylar sürekli bilgi kapsamındadır. Payları borsada işlem gören bir ihraççının sermayesindeki payın veya toplam oy haklarının yüzde beş, yüzde on, yüzde on beş, yüzde yirmi, yüzde yirmi beş, yüzde otuz üç, yüzde elli, yüzde altmış yedi veya yüzde doksan beş oranlarına ulaşması ya da bu oranların altına düşmesi durumunda açıklama yapılması zorunludur. Halka açık olmayan ancak sermaye piyasası araçları borsada işlem gören ortaklıklarda ise sadece yüzde yirmi beş, yüzde elli ve yüzde altmış yedi oranları esas alınır. Bu oranların hesaplanmasında paya bağlı tüm oy hakları dikkate alınır ve farklı gruplardaki paylar için hesaplama ayrı ayrı yapılır. Oy haklarının hesaplanmasında dikkate alınacak unsurlar oldukça geniştir. Ortak bir politika belirlemek üzere yapılan yazılı sözleşmeler, oy haklarının geçici devri, teminat olarak verilen paylardan doğan oy hakları ve intifa hakları bu hesaplamaya dahil edilir. Ayrıca, bir gerçek veya tüzel kişi tarafından kontrol edilen işletmelerin elinde bulundurduğu oy hakları da hesaba katılır. Kontrol kavramı; oy haklarının çoğunluğuna sahip olmayı, yönetim kurulu üyelerinin salt çoğunluğunu atama imtiyazını veya pay sahipleri arasındaki sözleşmeler uyarınca oy haklarının çoğunluğunu kontrol etmeyi ifade eder. Paya dayalı sermaye piyasası araçlarına sahip olunması durumunda da benzer oranlar üzerinden açıklama yükümlülüğü doğmaktadır. Bilgilendirme politikası ve genel kurul süreçlerine ilişkin yükümlülükleri inceleyelim. Payları borsada işlem gören ihraççılar, kamunun aydınlatılmasına yönelik bir bilgilendirme politikası oluşturmak ve bunu kamuya duyurmak zorundadır. Bu politikada yatırımcı toplantılarına nasıl ulaşılabileceği, haber ve söylentilerin takibi, idari sorumluluğu bulunan kişilerin belirlenme esasları ve gizlilik tedbirleri gibi hususlar yer almalıdır. Ayrıca genel kurul toplantı tarihi, kâr dağıtım kararları, toplantı tutanakları ve hazır bulunanlar listesi gibi bilgiler de kamuya açıklanması zorunlu unsurlardır. Yeni pay ihracı veya sermaye artırımı gibi sermaye hareketlerine ilişkin kararların da derhal duyurulması gerekir. Pay dışındaki sermaye piyasası araçlarını halka arz eden ihraççılar için de özel hükümler mevcuttur. İhraç tavanı kararları, anapara ve faiz ödemelerindeki temerrüt durumları, yatırımcı haklarını etkileyebilecek her türlü değişiklik ve derecelendirme notları kamuya açıklanmalıdır. Ayrıca ihraç edilen pay dışındaki araçların ilişkili taraflardan geri alınması durumunda da bildirim yapılması şarttır. Özelleştirme kapsamındaki kamu iktisadi teşebbüsleri ve mahalli idareler için bazı muafiyetler tanınmış olsa da genel şeffaflık kuralları geçerliliğini korumaktadır. Özel durum açıklamalarının bildirim şekli ve sorumluluk esaslarına dikkat etmek gerekir. Açıklamaların dili Türkçedir, ancak Kurul gerekli gördüğünde başka dillerde de açıklama talep edebilir. Payları borsada işlem gören ihraççılar bildirimlerini Kamuyu Aydınlatma Platformu üzerinden yaparken, borsada işlem görmeyenler açıklamalarını Sermaye Piyasası Kurulu’na gönderirler. Tebliğde aksi belirtilmedikçe açıklamaların derhal yapılması esastır. Sermaye yapısı ve yönetim kontrolüne ilişkin değişikliklerin ise en geç işlemin gerçekleşmesini izleyen üçüncü iş günü saat dokuz nokta sıfır’a kadar bildirilmesi zorunludur. Bu süre kuralı sınavda zamanlama soruları açısından büyük önem taşımaktadır. Son olarak kurumsal yönetim ilkelerinin temel esaslarını ele alalım. Kurumsal yönetim; adillik, hesap verebilirlik, şeffaflık ve sorumluluk olmak üzere dört evrensel ilke üzerine inşa edilmiştir. Adillik, tüm hissedarlara ve hak sahiplerine eşit davranılmasını ifade eder. Sorumluluk, şirketin tüm faaliyetlerinin mevzuata ve etik değerlere uygunluğunu temsil eder. Şeffaflık, ticari sırlar dışındaki bilgilerin zamanında ve doğru paylaşılmasıdır. Hesap verebilirlik ise yönetim kurulunun pay sahiplerine karşı olan sorumluluğudur. Şeffaflık ilkesi faaliyet öncesini ve sonrasını kapsarken, hesap verebilirlik ilkesi sadece faaliyet sonrasına odaklanır. Bu iki kavram arasındaki fark sınavda sıklıkla sorgulanmaktadır. Kurumsal yönetim, sadece kâr elde etme amacını değil, tüm menfaat sahiplerinin haklarının korunmasını hedefleyen bir yönetim felsefesidir.

Bölüm 8

Kurumsal yönetim kavramı, şirket içi düzenlemelere, toplumsal ve etik değerlere uygunluğu ve bu uygunluğun denetlenmesini ifade eden kapsamlı bir disiplindir. Kurumsal yönetim aracılığıyla şirketler ve hissedarlar arasında etkin ve mali yapıyı güçlendirici bir iş birliğinin tesisi desteklenmelidir. Bu disiplinin temel taşlarından biri olan şeffaflık ilkesi, ticari sır niteliğindeki ve henüz kamuya açıklanmamış bilgiler hariç olmak üzere, şirket ile ilgili finansal ve finansal olmayan bilgilerin zamanında, doğru, eksiksiz, anlaşılabilir, yorumlanabilir ve düşük maliyetle kolay erişilebilir bir şekilde kamuya duyurulması yaklaşımıdır. Şeffaflık ilkesinin kapsamı oldukça geniştir; faaliyet öncesini, faaliyetlerin devam ettiği süreci ve faaliyetler sonrasını bütünüyle kapsar. Bir diğer temel ilke olan hesap verebilirlik ise yönetim kurulu üyelerinin esas itibarıyla anonim şirket tüzel kişiliğine ve dolayısıyla pay sahiplerine karşı olan hesap verme zorunluluğunu ifade eder. Şeffaflık ilkesinden farklı olarak hesap verebilirlik ilkesi sadece faaliyet sonrasını kapsayan bir nitelik taşımaktadır. Kurumsal yönetimle ilgili literatürdeki yaklaşımları incelediğimizde, konunun akademik temellerinin Berle ve Means tarafından bin dokuz yüz otuz iki yılında yayınlanan Modern Şirket ve Özel Mülkiyet adlı esere dayandığı görülmektedir. Bu çalışmada Amerika Birleşik Devletleri’ndeki modern şirket yapısında sermayenin küçük hissedarlar arasında dağıldığı, ancak yönetim ve kontrolün profesyonel üst düzey yöneticilerin elinde toplandığı belirtilmiştir. Bu durum, mülkiyet ve kontrolün birbirinden ayrılması sorununu literatürün merkezine yerleştirmiştir. Kurumsal yönetim, öncelikle hissedar haklarının korunması veya hissedar hakları ile beraber diğer menfaat sahiplerinin haklarının da gözetilmesi şeklinde iki ayrı yaklaşımla ele alınmaktadır. Dünyadaki kurumsal yönetim sistemlerini yatırımcıların hukuki haklarının korunması ve şirketlerde mülkiyetin yoğunluğu açısından inceleyen Shleifer ve Vishny, iki tür kurumsal yönetim yaklaşımı tanımlamaktadır. Birinci yaklaşım, yatırımcıların haklarının şirket yöneticileri tarafından gasp edilmesinin hukuk yoluyla önlenmesini içerir. Ekonomik teoriye göre bir işletme sahipleri tarafından yönetildiğinde, sahip yöneticinin kişisel çıkarlarıyla doğrudan ilişkili oldukları için kar ve firma değerinin maksimizasyonu eğilimi hakimdir. Ancak şirketin sahipliği ve kontrolü birbirinden ayrılmaya başladığında yöneticinin kişisel çıkarları, şirket varlıklarının yanlış kullanılmasına yol açabilmektedir. Bu ayrım, Anglosakson sistem başlığı altında incelenen Amerika Birleşik Devletleri ve İngiliz şirketlerinde yaygın görülen bir durumdur. Bu ülkelerde büyük şirketler, payları küçük olan çok sayıda hissedarın ortak olduğu dağılmış mülkiyet yapısına sahiptir. Şirketlerin yönetimi ise bu hissedarlar adına yetkilendirilmiş profesyonel yöneticilerin kontrolündedir. İkinci yaklaşım ise hakim ortağın ağırlıklı olduğu, şirketin kontrolünde ve nakit yönetiminde önemli oranda söz sahibi olduğu kurumsal yönetim uygulamasıdır. Belli bir hakim ortağın kontrolündeki bu şirketlerde, yönetimin büyük hissedar tarafından belirlenmesi, dağılmış mülkiyet yapısındaki denetim zafiyetini ortadan kaldırmaktadır. Hakim ortak, yatırımının büyüklüğü nedeniyle yönetimi denetleme konusunda daha fazla isteğe ve olanağa sahiptir. Ancak bu yapı, büyük hissedarların şirket yönetimi ile küçük hissedarların aleyhine iş birliği yapma olasılığını kolaylaştırabilmektedir. Özellikle azınlık haklarının yasal olarak yeterince korunmadığı ülkelerde, şirket varlıklarının küçük hissedarların çıkarları aleyhine kullanılması tehlikesi doğabilmektedir. Sınav açısından bu iki mülkiyet yapısı arasındaki farkların ve doğurduğu risklerin bilinmesi büyük önem arz etmektedir. Dünyadaki kurumsal yönetim sistemlerini daha detaylı sınıflandırdığımızda karşımıza Anglo Sakson Sistemi ve Kıta Avrupası Sistemi çıkmaktadır. Anglo Sakson sisteminde çok ortaklı mülkiyet yapısı yaygındır; bireysel emeklilik fonları ve yatırım fonları ana hissedarlar konumundadır. Sermaye piyasaları şeffaf ve gelişmiş olup, piyasalar şirketleri kontrol etmektedir. Kıta Avrupası sisteminde ise hakim ortağın ağırlıklı olduğu bir yapı mevcuttur. Bankalar veya finans dışı kuruluşlar ana ortaklardır ve sermaye piyasalarında şeffaflık daha azdır. Bu sistemde sermaye piyasaları Anglo Sakson sistemine göre daha az gelişmiştir ve yönetimin onaylamadığı satın almalar genellikle gerçekleşmez. Gelişmekte olan ülkelerde ise genellikle ailelerin hakim ortak olduğu, devlet bankalarından borçla finansmanın yaygın olduğu ve küçük hissedar haklarının hukuken zayıf korunduğu modeller görülmektedir. Japonya’da Keiretsu, Güney Kore’de Chaebol ve Avrupa’da holding yapıları bu sistemlerin karakteristik örnekleridir. Türk Ticaret Kanunu’nun kurumsal yönetime ilişkin hükümlerine geçtiğimizde, düzenlemelerin Avrupa Birliği’nin iki bin üç yılındaki aksiyon planları ve modern hukuk düzenleme çerçevesi çalışmalarından yararlanılarak oluşturulduğu görülmektedir. Türk Ticaret Kanunu’nun kurumsal yönetim bölümleri genel olarak Anglo Sakson hukuk sistemi çerçevesinde şekillenmiştir. Kanunun genel gerekçesinde kurumsal yönetimin şeffaflık, iyi ve hesap verilebilir bir yönetim ile etkili bir iç ve dış denetim temellerine oturduğu vurgulanmaktadır. Kurumsal yönetim dört taşıyıcı kolon üzerine inşa edilmiştir: şeffaflık, adillik, hesap verebilirlik ve sorumluluk. Şeffaflık, pay sahiplerinin ve sermaye piyasası aktörlerinin tam bilgilendirilmesini hedefler ve internet sitelerinin bu amaçla kullanılmasını zorunlu kılar. Adillik ilkesi, eşit işlem ilkesi ile örtüşür ve sadece pay sahiplerine değil, çalışanlara, alacaklılara ve müşterilere de yöneliktir. Hesap verebilirlik, kararların açıklanabilir ve profesyonel nitelikte olmasını ifade ederken; sorumluluk, görevden kaynaklanan yükümlülüklere tam bağlılığı temsil eder. Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde yönetim kurulunun yapısına dair önemli öneriler getirilmiştir. Yönetim kurulu üyeleri icracı olan yani yürütme yetkisine sahip üyeler ve icracı olmayan, gözetim ve denetim yetkisine sahip üyeler olarak ikiye ayrılmalıdır. Bu iki sınıf üyenin yetkileri ve sorumlulukları farklılık gösterdiği için hukuki ve cezai sorumlulukları da buna göre belirlenmelidir. Ayrıca risklerin erken teşhisi, denetim ve atama komitelerinin kurulması ve bu komitelerin icracı olmayan üyelere bağlı çalışması öngörülmüştür. Finansal tabloların uluslararası standartlara göre bağımsız denetçilerce denetlenmesi ve pay sahipliği haklarının, özellikle yapısal değişikliklerde etkinliğinin artırılması kurumsal yönetimin temel hedefleri arasındadır. Pay sahiplerinin hakları konusunu incelediğimizde, Türk Ticaret Kanunu bu hakları kişisel haklar ve azınlık hakları olarak ikiye ayırmaktadır. Azınlık hakları, anonim şirket sermayesinin en az yüzde onuna sahip olan pay sahipleri tarafından kullanılabilir. Ancak halka açık anonim şirketlerde bu oran sermayenin en az yüzde beşi olarak belirlenmiştir. Bu sayısal ayrım sınavda sıklıkla sorulan kritik bir bilgidir. Pay sahiplerinin korunması kapsamında, birleşme, bölünme ve tür değiştirme işlemlerinde kusuruyla zarar verenlerin sorumluluğu esastır. Şirketin kuruluş belgeleri sicil dosyasına konulur ve şirket tarafından beş yıl süreyle saklanması zorunludur. Ayrıca kanuna aykırı hareket edilerek menfaatlerin tehlikeye düşürülmesi durumunda yönetim kurulu, Ticaret Bakanlığı, alacaklılar veya pay sahipleri fesih davası açma hakkına sahiptir. Eşit işlem ilkesi uyarınca pay sahipleri eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulur ve bu ilkeye aykırı yönetim kurulu kararları butlan yaptırımına tabidir. Sermayenin korunması ilkesi gereği, pay sahipleri sermaye taahhüdünden doğan borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçeleri ile karı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamazlar. Yönetim kurulunda temsil hakkı konusunda ise esas sözleşmede öngörülmek şartıyla belirli pay gruplarına veya azınlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Denetçinin azli için dava açma hakkı da önemli bir koruma mekanizmasıdır. Sermayenin yüzde onuna, halka açık şirketlerde ise yüzde beşine sahip olan pay sahipleri, haklı bir sebebin varlığı halinde denetçinin azlini mahkemeden talep edebilirler. Bu dava, denetçi seçiminin ilanından itibaren üç hafta içinde açılmalıdır. Genel kurula katılım ve oy hakkı düzenlemelerine baktığımızda, pay sahiplerinin haklarını genel kurulda kullandıklarını görüyoruz. Murahhas üyelerle en az bir yönetim kurulu üyesinin genel kurulda hazır bulunması şarttır. Sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde ise yirmide birini oluşturan pay sahipleri, yönetim kurulundan genel kurulu toplantıya çağırmasını veya gündeme madde eklenmesini isteyebilirler. Finansal tabloların müzakeresi ise yine aynı oranlardaki pay sahiplerinin istemi üzerine, genel kurul kararına gerek olmaksızın toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılabilir. Oy hakkı konusunda ise her pay sahibi en az bir oy hakkına sahiptir ve pay sahipleri oy haklarını paylarının toplam itibari değeriyle orantılı olarak kullanırlar. Bir paya en çok on beş oy hakkı tanınarak oyda imtiyaz sınırlandırılmıştır. Bilgi alma ve inceleme hakkı, pay sahiplerinin en temel haklarından biridir. Finansal tablolar, yönetim kurulu faaliyet raporu ve denetleme raporları genel kurul toplantısından en az on beş gün önce pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulmalıdır. Bu hak esas sözleşme veya şirket organlarının kararıyla kaldırılamaz veya sınırlandırılamaz. Özel denetim isteme hakkı ise bilgi alma hakkı daha önce kullanılmışsa, belirli olayların açıklığa kavuşturulması için genel kuruldan talep edilebilir. Genel kurulun reddi halinde sermayenin onda birine, halka açık şirketlerde yirmide birine sahip olanlar veya paylarının itibari değeri toplamı en az bir milyon Türk Lirası olan pay sahipleri üç ay içinde mahkemeden özel denetçi atanmasını isteyebilirler. Kamuyu aydınlatma ve şeffaflık başlığı altında, denetime tabi şirketlerin finansal tablolarının Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlenmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Yönetim kurulu, finansal tabloları ve yıllık faaliyet raporunu bilanço gününü izleyen hesap döneminin ilk üç ayı içinde hazırlayarak genel kurula sunar. Bu raporlarda şirketin finansal durumu, faaliyetlerinin akışı, karşılaşılan riskler ve yöneticilere sağlanan mali menfaatler dürüst ve şeffaf bir şekilde yer almalıdır. Ayrıca denetime tabi sermaye şirketleri için internet sitesi kurma zorunluluğu getirilmiştir. Menfaat sahiplerinin korunması kapsamında ise hakim şirketin hakimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanması durum

Bölüm 9

Sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde halka açık ortaklıkların kurumsal yönetim ilkelerine uyumu ve ilişkili taraf işlemleri, piyasa şeffaflığı ve yatırımcı haklarının korunması açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu ders kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan iki, on yedi nokta bir sayılı Kurumsal Yönetim Tebliği ve ilgili yasal düzenlemeler ışığında, ortaklıkların uyması gereken yükümlülükleri, işlem prosedürlerini ve raporlama esaslarını detaylı bir şekilde ele alacağız. Bu konular, lisanslama sınavlarında özellikle sayısal eşikler ve karar alma mekanizmaları üzerinden sıklıkla sorgulanmaktadır. Halka açık ortaklıkların ilişkili taraflarıyla gerçekleştirecekleri işlemler, Kurul tarafından belirlenen nitelikteyse, işleme başlamadan önce mutlaka esasları belirleyen bir yönetim kurulu kararı alınması zorunludur. Bu noktada karar alma mekanizması sınav açısından büyük önem taşır. Söz konusu yönetim kurulu kararlarının uygulanabilmesi için bağımsız yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun onayı şarttır. Eğer bağımsız üyelerin çoğunluğu bu işlemi onaylamazsa, durumun kamuyu aydınlatma düzenlemeleri çerçevesinde yeterli bilgiyi içerecek şekilde kamuya duyurulması ve işlemin genel kurul onayına sunulması gerekir. Genel kurulda yapılacak oylamada ise işlemin tarafları ve bunlarla ilişkili kişilerin oy kullanamayacağı bir prosedür işletilir. Bu tür genel kurul toplantılarında toplantı nisabı aranmaz ve karar, oy hakkı bulunanların basit çoğunluğu ile alınır. Bu esaslara uygun olarak alınmayan yönetim kurulu ve genel kurul kararları hukuken geçerli sayılmamaktadır. Halka açık bankalar için bu hükümlerin uygulanması, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun uygun görüşü alınarak belirlenen usuller çerçevesinde yürütülür. Ortaklıklar, bu kapsamdaki yükümlülüklerini Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından sağlanan elektronik ortam vasıtasıyla da yerine getirebilirler. Kurumsal yönetim ilkelerinin kapsamı ve ortaklıkların gruplandırılması konusuna geçelim. Kurumsal yönetim ilkeleri, payları Borsa İstanbul bünyesindeki Ulusal Pazar, İkinci Ulusal Pazar veya Kurumsal Ürünler Pazarında işlem gören halka açık ortaklıklar için geçerlidir. Paylarının ilk defa halka arz edilmesi için Kurula başvuran ve bu pazarlarda işlem görecek olan ortaklıklar da bu kapsamda değerlendirilir. Ancak Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında otuz iki Sayılı Karar uyarınca dışarıda yerleşik sayılan ortaklıklar bu kapsamın dışında tutulmuştur. Kurul, ortaklıkları sistemik önemlerine, piyasa değerlerine ve fiili dolaşımdaki paylarının piyasa değerlerine göre üç gruba ayırmaktadır. Bu gruplandırma, hangi ilkelerin zorunlu olarak uygulanacağını belirlemektedir. Hesaplamalarda Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarının son işlem günlerindeki ikinci seans kapanış fiyatları ve fiili dolaşımdaki pay oranlarının ortalaması esas alınır. Kurul, her yıl Ocak ayında bu hesaplamayı yaparak grupları yeniden belirler ve listeyi Kurul Bülteni aracılığıyla ilan eder. Gruplandırmada kullanılan rakamsal eşikler sınavda doğrudan soru olarak karşınıza çıkabilir. Birinci grup, piyasa değerinin ortalaması üç milyar Türk Lirası’nin ve fiili dolaşımdaki payların piyasa değerinin ortalaması yedi yüz elli milyon Türk Lirası’nin üzerinde olan ortaklıklardan oluşur. İkinci grup, birinci grup dışında kalan ancak piyasa değerinin ortalaması bir milyar Türk Lirası’nin ve fiili dolaşımdaki payların piyasa değerinin ortalaması iki yüz elli milyon Türk Lirası’nin üzerinde olan ortaklıkları kapsar. Üçüncü grup ise bu iki grubun dışında kalan ve belirtilen pazarlarda işlem gören diğer tüm ortaklıklardır. Bu eşiklerin yeniden değerlemeye tabi tutulmadığını belirtmek gerekir. Bir ortaklık üst gruba yükseldiğinde, hesaplamanın yapıldığı yılı takip eden yıldan itibaren yeni grubun kurumsal yönetim ilkelerine tabi olur. Yeni ilkelere uyum, Kurul ilanını izleyen ilk genel kurul tarihi itibarıyla sağlanmalıdır. İlk defa halka arz edilecek şirketler, liste ilan edilene kadar üçüncü grup yükümlülüklerine tabidir. Kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanmasında bazı istisnalar mevcuttur. Üçüncü gruptaki ortaklıklar ile sermayesinin en az yüzde elli bir’i birbirinden bağımsız iki gerçek veya tüzel kişiden oluşan iş ortaklıklarında bağımsız üye sayısının iki olması yeterli görülmüştür. Kamu hizmeti vermek üzere lisans veya imtiyaz sahibi olan ortaklıklarda, Kurulun uygun görüşüyle bazı bağımsızlık kriterleri aranmayabilir. Bankalar için ise bağımsız yönetim kurulu üye sayısı üçten az olmamak kaydıyla bankanın ihtiyarına bırakılmıştır. Bankaların denetim komitesi üyeleri, bu tebliğ çerçevesinde bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak kabul edilir. Yatırım ortaklıkları için ise ilişkili taraf işlemlerinde bağımsız üyelerin çoğunluk onayı olmasa bile genel kurul onayı aranmaksızın işlem yapılabilir; ancak bu durumda muhalefet gerekçelerinin Kamuyu Aydınlatma Platformunda açıklanması ve ilk genel kurulda ortaklara bilgi verilmesi zorunludur. Uyum zorunluluğuna aykırılık durumunda Kurulun geniş yetkileri bulunmaktadır. Kurul, uyumun sağlanması için resen işlem yapmaya, ihtiyati tedbir istemeye veya dava açmaya yetkilidir. Eğer bir ortaklıkta uyum için yeterli sayıda yönetim kurulu üyesi bulunmasına rağmen gerekli kararlar alınmıyorsa, Kurul ortaklığa otuz gün süre verir. Bu süre sonunda uyum sağlanmazsa, Kurul bağımsızlık kriterlerini sağlayan üyeleri resen atayabilir. Atanan yeni yönetim kurulu, Kurulun onayıyla esas sözleşme değişikliklerini yaparak tescil ve ilan ettirir. Raporlama sürecine baktığımızda, payları Yıldız Pazar, Ana Pazar ve Alt Pazar’da işlem gören ortaklıkların kurumsal yönetim ilkelerine uyum raporlarını hazırlaması gerekmektedir. Burada uygula, uygulamıyorsan açıkla yaklaşımı esastır. Şirketler, yıllık faaliyet raporlarında ilkelerin uygulanıp uygulanmadığını, uygulanmıyor ise gerekçelerini ve meydana gelen çıkar çatışmalarını açıklamak zorundadır. iki bin on dokuz yılından itibaren bu raporlamalar Kamuyu Aydınlatma Platformu üzerinden iki ana şablon kullanılarak yapılmaktadır. Bunlardan birincisi, gönüllü ilkelere uyum durumunu raporlayan Kurumsal Yönetim Uyum Raporu, kısa adıyla URF; ikincisi ise mevcut uygulamalar hakkında bilgi veren Kurumsal Yönetim Bilgi Formu, yani KYBF’dir. URF şablonunda uyum durumu; evet, kısmen, hayır, ilgisiz veya muaf seçeneklerinden biriyle belirtilir. Kısmen veya hayır cevapları verildiğinde, tavsiye edilen uygulamadan neden ayrılındığına dair detaylı açıklama yapılması zorunludur. Bu şablonların finansal rapor bildirim süresi içinde ve genel kuruldan en az üç hafta önce ilan edilmesi gerekir. Sürdürülebilirlik ilkeleri de son dönemde mevzuata dahil edilmiştir. iki bin yirmi yılında yapılan değişiklikle, payları belirtilen pazarlarda işlem gören ortaklıkların sürdürülebilirlik ilkelerine uyum durumlarını faaliyet raporlarında açıklamaları zorunlu kılınmıştır. Sürdürülebilirlik ilkelerinin uygulanması gönüllülük esasına dayalı olsa da, uyum durumunun raporlanması zorunludur. Ayrıca iki bin yirmi iki yılında yayımlanan rehber ile yeşil ve sürdürülebilir borçlanma araçları ile kira sertifikalarının ihraç esasları belirlenmiştir. Bu rehber, fonun kullanımı, yönetimi ve raporlanması gibi konularda şeffaflığı artırmayı amaçlar. Yeşil borçlanma aracı ihraç edenlerin, fonun tamamı kullanılana kadar yılda bir kez fon kullanım raporu ve etki raporu yayımlaması gerekmektedir. İlişkili taraf işlemlerinde yaygın ve süreklilik arz etmeyen işlemler için özel prosedürler uygulanır. Varlık ve hizmet alımı gibi işlemlerde, işlem tutarının varlık toplamına, hasılata veya şirket değerine oranının yüzde beş’i geçmesi öngörülüyorsa değerleme yaptırılması zorunludur. Eğer bu oran yüzde on’u geçiyorsa, değerlemeye ek olarak bağımsız üyelerin çoğunluk onayı aranır. Yaygın ve süreklilik arz eden işlemlerde ise, alış işlemlerinde satışların maliyetine, satış işlemlerinde ise hasılata oranının yüzde on’u aşması durumunda yönetim kurulu tarafından bir rapor hazırlanması ve KAP’ta açıklanması zorunludur. Bu raporlarda işlemin piyasa koşullarına uygunluğu değerlendirilir. Yatırımcı ilişkileri bölümünün oluşturulması, halka açık ortaklıklar için bir diğer önemli yükümlülüktür. Bu bölümün doğrudan genel müdür veya ilgili bir üst yöneticiye bağlı çalışması ve yılda en az bir kez yönetim kuruluna rapor sunması gerekir. Bölüm yöneticisinin Sermaye Piyasası Faaliyetleri İleri Düzey Lisansı ve Kurumsal Yönetim Derecelendirme Uzmanlığı Lisansına sahip olması ve kurumsal yönetim komitesi üyesi olarak görev yapması şarttır. Üçüncü gruptaki ortaklıklar için ise sadece Temel Düzey Lisansına sahip olunması yeterli görülebilmektedir. Bölüm yöneticisi ayrılırsa otuz gün içinde yeni atama yapılmalıdır. Yatırımcı ilişkileri bölümü; pay sahiplerinin bilgi taleplerini yanıtlamak, genel kurul dokümanlarını hazırlamak ve mevzuat uyumunu gözetmekle görevlidir. Teminat, rehin, ipotek ve kefaletler, kısa adıyla TRİK işlemleri konusunda da sıkı sınırlamalar mevcuttur. Halka açık ortaklıklar ve bağlı ortaklıkları; sadece kendi tüzel kişilikleri, tam konsolidasyon kapsamındaki ortaklıkları ve olağan ticari faaliyetleri çerçevesinde üçüncü kişiler lehine TRİK verebilirler. Bunların dışındaki üçüncü kişiler lehine TRİK verilmesi yasaktır. İştirakler ve iş ortaklıkları lehine ise sadece sermaye payı oranında TRİK verilebilir. Olağan ticari faaliyetler için üçüncü kişiler lehine verilecek TRİK’lerde bağımsız üyelerin çoğunluk onayı aranır. Yeni halka arz edilen şirketlerin, bu kurallara aykırı mevcut teminatlarını dördüncü yılın sonuna kadar sıfırlaması zorunludur. Son olarak pay sahipliği hakları ve genel kurul esaslarına değinelim. Ortaklıklar, pay sahipliği haklarının kullanımını kolaylaştırmakla yükümlüdür. Genel kurul toplantı ilanı, toplantı tarihinden en az üç hafta önce yapılmalıdır. Bu ilanda ortaklık yapısı, yönetim değişiklikleri, adayların özgeçmişleri ve gündem önerileri gibi bilgiler yatırımcılara sunulur. Genel kurulda pay sahiplerine soru sorma ve görüş açıklama imkanı tanınır. Sorulan sorular ticari sır kapsamına girmiyorsa derhal, kapsamlıysa on beş gün içinde yanıtlanmalıdır. Azınlık hakları, sermayenin yirmide birine sahip olanlara tanınır ve esas sözleşme ile bu oran daha da düşürülebilir. Ortaklıkların belirli ve tutarlı bir kâr dağıtım politikası olmalı ve bu politika genel kurul onayına sunulmalıdır. Eğer kâr dağıtılmayacaksa, bunun nedenleri ve dağıtılmayan kârın kullanım şekli gündem maddesinde açıkça belirtilmelidir. Tüm bu düzenlemeler, sermaye piyasalarının güvenilirliğini ve yatırımcıların korunmasını hedefleyen kapsamlı bir yapıyı temsil etmektedir.

Bölüm 10

Kurumsal yönetim ilkeleri uyarınca yönetim kurulu kararlarının alınma süreçleri ve bu süreçlerin kamuya açıklanması hususu, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından büyük önem taşımaktadır. Yönetim kurulunda kararların oy birliği ile alınamaması durumunda, imzalı yönetim kurulu kararı ile birlikte muhalefet şerhinin Kamuyu Aydınlatma Platformu kısa adıyla KAP üzerinden açıklanması zorunludur. Özellikle kiralama işlemleri veya nakit akışlarının kesin olarak ayrıştırılabildiği diğer işlemlerde işlem tutarının belirlenmesi belirli bir yönteme dayanmaktadır. Bu tür işlemlerde yıllık toplam brüt kira gelir veya giderlerinin ya da diğer gelir ve giderlerin indirgenmiş nakit akışı yöntemine göre hesaplanan net bugünkü değeri esas alınır. Bağımsız üyelerin çoğunluğunun bir işlemi onaylamaması halinde ise bu durum işleme ilişkin yeterli bilgiyi içerecek şekilde KAP üzerinden duyurulmalı ve ilgili işlem genel kurul onayına sunulmalıdır. Genel kurul toplantılarında Sermaye Piyasası Kanununun yirmi dokuzuncu maddesinin altıncı fıkrasında belirtilen esaslara uyulması şarttır. Bu fıkra çerçevesinde hesaplanan oranların negatif çıkması veya anlamlı olmayacak şekilde yüksek çıkması gibi uygulanabilirliğin bulunmadığı durumlarda, söz konusu oran değerlendirme sırasında dikkate alınmaz ve bu durum yeterli açıklamayla birlikte KAP üzerinden kamuoyuna duyurulur. Ayrıca hasılatın yüzde on oranındaki kısmına isabet eden tutarın, toplam öz kaynakların binde ikisi oranındaki kısmına tekabül eden tutardan düşük olması halinde hasılata dayalı oran uygulanabilir olarak kabul edilmemektedir. Bu sayısal eşikler sınav sorularında teknik detay olarak karşınıza çıkabileceği için dikkatle not edilmelidir. Şirketlerin sosyal sorumluluk ve etik yaklaşımlarının bir parçası olan bağış ve yardımlar konusuna geçelim. Şirketler bağış ve yardımlara ilişkin bir politika oluşturmak ve bu politikayı genel kurul onayına sunmakla yükümlüdür. Genel kurul tarafından onaylanan bu politika doğrultusunda dönem içinde yapılan tüm bağış ve yardımların tutarı, yararlanıcıları ve politikadaki değişiklikler hakkında genel kurul toplantısında ayrı bir gündem maddesi ile ortaklara bilgi verilmesi esastır. Genel kurul toplantılarının açıklığı ilkesi gereğince, bu toplantılar söz hakkı olmaksızın menfaat sahipleri ve medya dahil olmak üzere kamuya açık olarak yapılabilir. Bu hususta şirket esas sözleşmesine hüküm konulması tavsiye edilmektedir. Pay sahiplerinin en temel haklarından biri olan oy hakkının kullanımına ilişkin düzenlemeleri ele almak gerekir. Şirket yönetimi, oy hakkının kullanılmasını zorlaştırıcı her türlü uygulamadan kaçınmalıdır. Sınır ötesi de dahil olmak üzere her pay sahibine oy hakkını en kolay ve uygun şekilde kullanma fırsatı sağlanması kurumsal yönetimin temel gerekliliklerinden biridir. Oy hakkında imtiyazdan kaçınılması esas olmakla birlikte, eğer bir imtiyaz mevcutsa halka açık pay sahiplerinin yönetimde temsilini engelleyecek nitelikteki imtiyazların kaldırılması hedeflenmelidir. Karşılıklı iştirak ilişkisi içinde bulunan ortaklıklar söz konusu olduğunda ise durum daha hassas bir hal almaktadır. Eğer karşılıklı iştirak ilişkisi beraberinde bir hakimiyet ilişkisi de getiriyorsa, bu ortaklıkların genel kurullarda oy haklarını kullanmamaları esastır. Ancak gerekli nisapları sağlamak gibi çok zaruri durumlar ortaya çıkarsa bu hak kullanılabilir ve durum ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak KAP üzerinden açıklanır. Azlık hakları ve kar payı hakkı konuları sınavda sıklıkla karşılaşılan alanlardır. Azlık haklarının kullandırılmasına azami özen gösterilmesi gerekir. Mevzuat uyarınca azlık hakları, esas sözleşme ile sermayenin yirmide birinden yani yüzde beş oranından daha düşük bir orana sahip olanlara da tanınabilir. Esas sözleşme ile bu hakların kapsamı genişletilebilir. Kar payı hakkı konusunda ise ortaklığın belirli ve tutarlı bir kar dağıtım politikasına sahip olması şarttır. Bu politika genel kurulda ortakların onayına sunulur ve kurumsal internet sitesinde açıklanır. Kar dağıtım politikası, pay sahiplerinin gelecekteki kar dağıtım usul ve esaslarını öngörebilmesine imkan verecek asgari bilgileri içermelidir. Eğer yönetim kurulu kararın dağıtılmamasını teklif ederse, bunun nedenleri ve dağıtılmayan karın kullanım şekli kar dağıtımına ilişkin gündem maddesinde belirtilmelidir. Kar dağıtım politikasında pay sahiplerinin menfaatleri ile ortaklık menfaati arasında dengeli bir çizgi izlenmesi esastır. Ayrıca payların serbestçe devredilebilmesini zorlaştırıcı uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir. Kamuyu aydınlatma ve şeffaflık başlığı altında kurumsal internet sitesinin içeriği ve faaliyet raporlarının önemi üzerinde durulmalıdır. Şirketlerin kurumsal internet sitesinde ticaret sicili bilgileri, ortaklık ve yönetim yapısı, imtiyazlı paylar, esas sözleşmenin son hali, özel durum açıklamaları ve finansal raporlar gibi kritik bilgiler yer almalıdır. Ayrıca genel kurul toplantı gündemleri, katılanlar cetvelleri, toplantı tutanakları ve vekaleten oy kullanma formları da sitede bulunmalıdır. Şirketin kendi paylarını geri almasına ilişkin bir politikası varsa bu da açıklanmalıdır. İnternet sitesinde en az son beş yıllık bilgilere yer verilmesi zorunludur. Ortaklık yapısı açıklanırken dolaylı ve karşılıklı iştirak ilişkilerinden arındırılmış bir şekilde, yüzde beş'ten yüksek paya sahip gerçek kişi pay sahiplerinin isimleri, pay miktarları ve oranları gösterilmelidir. Bu bilgiler asgari altı ayda bir güncellenmelidir. Sermaye piyasası mevzuatı uyarınca kamuya açıklanması gereken finansal tablo bildirimleri, özel durumlar ve dipnotlar hariç olmak üzere, Türkçenin yanı sıra eş anlı olarak İngilizce olarak da KAP üzerinden duyurulmalıdır. İngilizce açıklamalar Türkçe metin ile tutarlı ve özet olarak hazırlanmalıdır. Yönetim kurulunun hazırladığı faaliyet raporları, kamuoyunun şirket faaliyetleri hakkında tam ve doğru bilgiye ulaşmasını sağlayacak ayrıntıda olmalıdır. Faaliyet raporunda yönetim kurulu üyelerinin şirket dışındaki görevleri, bağımsızlık beyanları, yönetim kurulu bünyesindeki komitelerin çalışmaları, yıl içindeki toplantı sayısı ve katılım durumları yer almalıdır. Ayrıca şirketi etkileyebilecek mevzuat değişiklikleri, önemli davalar, yatırım danışmanlığı veya derecelendirme hizmeti alınan kurumlarla olan çıkar çatışmaları ve bunları önlemek için alınan tedbirler de raporda belirtilmelidir. Sermayeye doğrudan katılım oranının yüzde beş'i aştığı karşılıklı iştirakler ile çalışanların sosyal hakları ve kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetleri de faaliyet raporunun ayrılmaz parçalarıdır. Menfaat sahiplerine ilişkin şirket politikalarını incelediğimizde, menfaat sahiplerinin çalışanlar, alacaklılar, müşteriler, tedarikçiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları gibi grupları kapsadığını görmekteyiz. Şirket, bu grupların mevzuat ve sözleşmelerle düzenlenen haklarını korumakla yükümlüdür. Hakların mevzuatla korunmadığı durumlarda iyi niyet kuralları çerçevesinde hareket edilir. Hak ihlali durumunda etkili ve süratli bir tazmin imkanı sağlanmalı, çalışanlara yönelik tazminat politikası internet sitesinde açıklanmalıdır. Menfaat sahiplerinin şirketin etik dışı veya mevzuata aykırı işlemlerini kurumsal yönetim komitesine veya denetimden sorumlu komiteye iletebilmeleri için gerekli mekanizmalar kurulmalıdır. Menfaat sahiplerinin yönetime katılımı desteklenmeli, önemli kararlarda görüşleri alınmalıdır. İnsan kaynakları politikası kapsamında işe alım ve kariyer planlamasında eşit koşullardaki kişilere eşit fırsat sağlanması ilkesi benimsenmelidir. Yönetici değişikliklerinin aksaklığa yol açmaması için halefiyet planlaması yapılmalıdır. Personel alım kriterleri yazılı olarak belirlenmeli ve çalışanlara yönelik eğitim programları oluşturulmalıdır. Şirketin finansal durumu, ücret ve kariyer gibi konularda çalışanlar bilgilendirilmeli, görev tanımları ve performans kriterleri duyurulmalıdır. Çalışanlar arasında ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı yapılmaması ve kötü muameleye karşı korunmaları için önlemler alınmalıdır. Ayrıca güvenli bir çalışma ortamı sağlanması ve toplu iş sözleşmesi hakkının tanınması desteklenmelidir. Müşteri ve tedarikçi ilişkilerinde ise müşteri memnuniyeti esas alınmalı, kalite standartlarına uyulmalı ve ticari sırların gizliliğine özen gösterilmelidir. Şirket faaliyetleri internet sitesinde açıklanan etik kurallar çerçevesinde yürütülmeli ve her türlü yolsuzlukla mücadele edilmelidir. Yönetim kurulunun işlevi ve faaliyet esaslarına dair detaylar sınavın en can alıcı kısımlarından biridir. Yönetim kurulu, şirketin risk, büyüme ve getiri dengesini en uygun düzeyde tutarak şirketi idare ve temsil eder. Şirketin stratejik hedeflerini tanımlar ve yönetimin performansını denetler. Faaliyetlerini şeffaf, hesap verebilir, adil ve sorumlu bir şekilde yürütür. Risk yönetimi ve iç kontrol sistemlerini yılda en az bir kez gözden geçirir. Yönetim kurulu başkanı ile genel müdürün yetkilerinin net bir biçimde ayrıştırılması ve bu ayrımın esas sözleşmede yazılı olarak ifade edilmesi esastır. Eğer bu iki görev aynı kişi tarafından yürütülüyorsa, bunun gerekçesi KAP üzerinden açıklanmalıdır. Yönetim kurulu üyelerinin görevleri esnasındaki kusurları nedeniyle şirkete verebilecekleri zararlar, şirket sermayesinin yüzde yirmi beş'ini aşan bir bedelle sigorta edilmeli ve bu durum KAP üzerinden duyurulmalıdır. Bu yüzde yirmi beş oranı sınavda sayısal soru olarak karşınıza çıkabilir. Yönetim kurulunun yapısına baktığımızda, üye sayısının beş üyeden az olamayacağını görmekteyiz. Üyelerin çoğunluğu icrada görevli olmayan üyelerden oluşmalıdır. İcrada görevli olmayan üyeler arasında ise bağımsız üyeler bulunur. Bağımsız üye sayısı toplam üye sayısının üçte birinden az olamaz ve her durumda bağımsız üye sayısı ikiden az olmamalıdır. Üçte bir hesaplamasında küsuratlar izleyen tam sayıya yuvarlanır. Bağımsız üyelerin görev süresi üç yıla kadardır ve tekrar seçilmeleri mümkündür. Bağımsız üye olabilmek için son beş yıl içinde şirket veya ilişkili taraflarında yönetici pozisyonunda çalışmamış olmak, sermayenin yüzde beş'inden fazlasına sahip olmamak ve önemli ticari ilişkiler kurmamış olmak gerekir. Ayrıca son beş yıl içinde şirketin denetimini veya danışmanlığını yapan kurumlarda çalışmamış olmak şarttır. Bağımsız üyelerin üniversite öğretim üyeliği hariç kamu kurumlarında tam zamanlı çalışmıyor olması ve Türkiye'de yerleşik sayılması gerekmektedir. Bir üyenin bağımsız sayılabilmesi için son on yıl içinde toplam altı yıldan fazla yönetim kurulu üyeliği yapmamış olması ve borsada işlem gören en fazla beş şirkette bağımsız üye olarak görev alması gibi kriterler mevcuttur. Bağımsız üye adaylık süreci, aday gösterme komitesinin değerlendirmesiyle başlar. Komite, adayların bağımsızlık kriterlerini taşıyıp taşımadığını bir raporla yönetim kuruluna sunar. Yönetim kurulu, aday listesini genel kuruldan en az altmış gün önce Sermaye Piyasası Kuruluna gönderir. Kurul, otuz gün içinde olumsuz görüş bildirmezse süreç devam eder. Eğer bağımsızlığı ortadan kaldıran bir durum oluşursa, üye bu durumu derhal yönetim kuruluna ve Kurula bildirir ve ilke olarak istifa eder. Şirketlerin yönetim kurulunda kadın üye oranı için yüzde yirmi beş'ten az olmamak kaydıyla bir hedef oran ve zaman belirlemesi gerekmektedir. Ayrıca denetimden sorumlu komite üyelerinden en az birinin denetim, muhasebe veya finans konusunda beş yıllık tecrübeye sahip olması zorunludur. Yönetim kurulu toplantıları, görevlerin etkin yerine getirilebileceği sıklıkta yapılır. Her üyenin bir oy hakkı vardır ve toplantılara elektronik ortamda katılım imkanı sağlanmalıdır. Üyelerin şirket dışındaki görevleri, çıkar çatışmasına yol açmaması için belirli kurallara bağlanır. Yönetim kurulu bünyesinde denetimden sorumlu komite, riskin erken saptanması komitesi, kurumsal yönetim komitesi, aday gösterme komitesi ve ücret komitesi oluşturulur. Komiteler en az iki üyeden oluşur ve başkanları bağımsız üyeler arasından seçilir. Denetimden sorumlu komitenin tüm üyeleri bağımsız üye olmalıdır. İcra başkanı veya genel müdür komitelerde görev alamaz. Denetimden sorumlu komite, şirketin muhasebe sistemi ve iç kontrolünün gözetimini yapar ve yılda en az dört kez toplanır. Kurumsal yönetim komitesi ise kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanmasını takip eder ve yatırımcı ilişkileri bölümünün çalışmalarını gözetir. Yönetim kurulu üyelerine ve idari sorumluluğu bulunan yöneticilere sağlanan mali haklar konusuna değinelim. Yönetim kurulu, şirketin operasyonel ve finansal hedeflerine ulaşmasından sorumludur. Ücretlendirme esasları yazılı hale getirilmeli ve genel kurulda ayrı bir madde olarak görüşülmelidir. Bağımsız üyelerin ücretlendirilmesinde kar payı veya pay opsiyonları kullanılamaz. Şirket, yönetim kurulu üyelerine veya yöneticilerine borç veremez, kredi kullandıramaz veya lehine kefalet veremez. Verilen ücretler ve sağlanan tüm menfaatler kişi bazında faaliyet raporunda açıklanmalıdır. Yatırım fonlarına ilişkin esaslar tebliğine geçiş yapalım. Tebliğ ile yatırım fonlarının kuruluş, faaliyet ve kamuyu aydınlatma esasları düzenlenmiştir. Borsa yatırım fonları, gayrimenkul yatırım fonları ve girişim sermayesi yatırım fonları bu tebliğin kapsamı dışındadır. Fonun kurucusu ve yöneticisi münhasıran portföy yönetim şirketleridir. Yeni yapıda şemsiye fon sistemi benimsenmiştir. Şemsiye fon, katılma payları tek bir içtüzük kapsamında ihraç edilen tüm fonları kapsayan yapıdır. Fon malvarlığı, kurucunun ve portföy saklayıcısının malvarlığından ayrıdır ve kamu alacakları için dahi haczedilemez. Fon portföyünde yerli ve yabancı ihraççı payları, borçlanma araçları, mevduat, kıymetli madenler, repo, kira sertifikaları ve türev araçlar yer alabilir. Şemsiye fon türleri sınavda sıklıkla sorulan bir diğer önemli konudur. Borçlanma araçları şemsiye fonu, toplam değerinin en az yüzde seksen'ini borçlanma araçlarına yatıran fonları kapsar. Hisse senedi şemsiye fonu ise paylara yatırım yapan fonlardır. Para piyasası şemsiye fonu, vadesine en fazla yüz seksen dört gün kalmış likiditesi yüksek araçlara yatırım yapar ve portföyün ağırlıklı ortalama vadesi en fazla kırk beş gün olmalıdır. Katılım şemsiye fonu ise faize dayalı olmayan kira sertifikası ve katılım hesabı gibi araçlara yatırım yapar. Serbest şemsiye fonlar sadece nitelikli yatırımcılara satılmak üzere kurulur. Hisse senedi yoğun fon tanımı ise kritik bir teknik detay içerir. Fon portföy değerinin en az yüzde seksen'i devamlı olarak Borsa İstanbul'da işlem gören ihraççı paylarından oluşmalıdır. Bu yüzde seksen'lik oranın hesaplanmasında paylara dayalı vadeli işlem sözleşmelerinin nakit teminatları ve opsiyon primleri de dikkate alınır. Fon unvanlarının yatırım stratejisine uygun olması ve yatırımcıları yanıltıcı ifadeler içermemesi zorunludur.

Bölüm 11

Yatırım fonlarının yapısal özelliklerini ve operasyonel sınırlarını incelediğimiz bu ders kapsamında, öncelikle şemsiye fon türleri ve bu fonların sınıflandırılmasına ilişkin temel düzenlemeleri ele alacağız. Portföy sınırlamaları itibarıyla belirli bir kategoriye girmeyen fonları kapsayan yapılar serbest şemsiye fon olarak tanımlanmaktadır. Serbest şemsiye fonlar, katılma paylarının sadece nitelikli yatırımcılara satılmak üzere kurulduğu fonları bünyesinde barındırır. Bir diğer önemli tür olan garantili şemsiye fonlar ise yatırımcının başlangıç yatırımının belirli bir kısmının, tamamının ya da başlangıç yatırımının üzerinde belirli bir getirinin, bilgilendirme dokümanlarında belirlenen esaslar çerçevesinde belirli vadelerde geri ödenmesinin taahhüt edildiği yapıları ifade eder. Bu taahhüt, uygun bir yatırım stratejisine ve garantör tarafından verilen bir garantiye dayandırılmaktadır. Koruma amaçlı şemsiye fonlar ise garantili fonlardan farklı olarak, bir garanti sözleşmesine dayanmaksızın, en iyi gayret esası çerçevesinde benzer bir koruma amacını hedefleyen yatırım stratejilerini kapsar. Sermaye piyasası mevzuatında vergilendirme ve portföy yapısı açısından kritik öneme sahip olan hisse senedi yoğun fon kavramına geçelim. Bir yatırım fonunun hisse senedi yoğun fon olarak kabul edilebilmesi için fon portföy değerinin en az yüzde seksen'inin devamlı olarak, menkul kıymet yatırım ortaklıkları payları hariç tutulmak kaydıyla, Borsa İstanbul Anonim Şirketi'nde işlem gören ihraççı paylarından oluşması gerekmektedir. Bu fonlar, hisse senedi şemsiye fonuna veya serbest şemsiye fonuna bağlı olarak ihraç edilebilirler. Yüzde seksen'lik asgari sınırın hesaplanmasında sadece doğrudan pay senetleri değil, aynı zamanda ihraççı paylarına ve pay endekslerine dayalı vadeli işlem sözleşmelerinin nakit teminatları, opsiyon sözleşmelerinin primleri ve borsada işlem gören aracı kuruluş varantları da dikkate alınır. Ayrıca, fon toplam değerinin en az yüzde seksen'ini devamlı olarak sadece takip edilen endeks kapsamındaki varlıklara yatıran borsa yatırım fonlarının katılma payları da bu hesaplamaya dahil edilmektedir. Bu noktada sınav açısından önemli bir sorumluluk ayrımına dikkat etmek gerekir. Bir fonun hisse senedi yoğun fon şartlarını sağlamadığı günlerde, yatırımcıların ve aracı kuruluşların tabi olacağı tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesinden kurucu ve portföy saklayıcısı müteselsilen sorumludur. Yatırım fonlarının isimlendirilmesi, yatırımcıların yanıltılmaması ve fonun stratejisinin doğru anlaşılması açısından sıkı kurallara bağlanmıştır. Fonun unvanı, yatırım stratejisine uygun olmak zorundadır. Başka bir fonun unvanı ile aşırı benzerlik gösteren, fonla ilişkisi olmayan kurumları çağrıştıran veya fonun diğer fonlardan üstün olduğunu ima eden sübjektif ifadeler unvanda kullanılamaz. Eğer fonun unvanında vade yapısına yer verilecekse, mevzuatta belirlenen aylık ağırlıklı ortalama vade sınırlarına uyulması zorunludur. Kurul tarafından uygun görülen bir endeksi takip eden fonların unvanında endeks ibaresinin bulunması şarttır. Benzer şekilde, fon portföyünün en az yüzde seksen'inin yabancı para ve sermaye piyasası araçlarından oluşması durumunda unvanda yabancı ibaresine yer verilir. Eğer unvanda yabancı ibaresi yoksa, bu fonlar portföylerine en fazla yüzde yirmi oranında yabancı varlık dahil edebilirler. Ayrıca, katılım finans ilkelerine uygun varlıklardan oluşan fonların unvanında iştirak ibaresinin bulunması zorunluluğu mevcuttur. Fon unvanlarının belirlenmesinde asgari olarak kurucunun unvanı ve şemsiye fonun türü yer almalıdır. Kıymetli madenler şemsiye fonuna bağlı fonlarda, portföyün en az yüzde seksen'i sürekli olarak belirli bir kıymetli madene, örneğin gümüşe yatırılıyorsa, unvanda kıymetli madenler ibaresi yerine doğrudan gümüş fonu ifadesi kullanılabilir. Unvanda stratejiyi yansıtmayan gelecek, performans, getiri, küresel veya odak gibi sübjektif kelimelerin kullanımı kesinlikle yasaktır. Özel bir yatırımcı kitlesine tahsis edilmiş fonların unvanının sonunda ise mutlaka özel ibaresi yer almalıdır. Örneğin, belirli bir şirketin çalışanlarına yönelik oluşturulan fonlar, ABC Anonim Şirketi Çalışanlarına Yönelik Hisse Senedi Özel Fonu şeklinde adlandırılır. Döviz cinsinden varlıklara yatırım yapan fonlarda ise döviz ibaresi kullanılırken, portföyünde hiçbir yabancı para birimi veya kıymetli maden bulundurmayan fonların unvanında Türk Lirası ibaresine yer verilmesi gerekmektedir. Yatırım fonlarının hukuki temelini oluşturan şemsiye fon içtüzüğü konusunu detaylandıralım. İçtüzük; katılma payı sahipleri ile kurucu, portföy saklayıcısı ve varsa yönetici arasında fon portföyünün inançlı mülkiyet esaslarına göre işletilmesini ve saklanmasını konu alan iltihaki bir sözleşmedir. Borsa yatırım fonları, gayrimenkul yatırım fonları ve girişim sermayesi yatırım fonları haricindeki tüm yatırım fonlarının şemsiye fon şeklinde kurulması yasal bir zorunluluktur. Kuruluş süreci, kurucunun taslak içtüzük ve gerekli belgelerle Sermaye Piyasası Kurulu'na başvurmasıyla başlar. Kurul, başvuruyu belgelerin eksiksiz sunulmasından itibaren iki ay içinde karara bağlar. Onaylanan içtüzük, altı iş günü içinde ticaret siciline tescil ettirilir ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda ilan edilir. Şemsiye fona bağlı ilk fonun ihraç başvurusu ise içtüzük tescilinden itibaren en geç üç ay içinde yapılmalıdır. Bu sürenin aşılması durumunda içtüzüğün sicilden terkin edilmesi gerekir. Fonun halka arzı veya nitelikli yatırımcılara satışı için izahname ve yatırımcı bilgi formu düzenlenmesi şarttır. İzahname, fonun yatırım stratejisinden risklerine, yönetim ücretlerinden tasfiye esaslarına kadar tüm detayları içeren kapsamlı bir belgedir. Kurul, izahname başvurusunu yirmi iş günü içinde inceler. Onaylanan izahname ve yatırımcı bilgi formu, on iş günü içinde Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda ve kurucunun internet sitesinde yayımlanır. Yatırımcı bilgi formu, fonun yapısını ve risklerini özetleyen, azami iki sayfa uzunluğunda ve on iki punto ile hazırlanan bir dökümandır. Serbest fonlar için bu formun düzenlenmesi ihtiyari olsa da, payları Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu'nda işlem görecek serbest fonlar için düzenlenmesi ve ilan edilmesi zorunludur. Fon katılma paylarının değerlemesi ve alım satım esaslarına geçelim. Katılma paylarının itibari değeri yoktur; birim pay değeri, fon toplam değerinin pay sayısına bölünmesiyle hesaplanır. Birim pay değerinin günlük olarak hesaplanması ve ilan edilmesi esastır. Para piyasası fonları ve kısa vadeli borçlanma araçları fonlarında alım satım emirleri en son ilan edilen fiyat üzerinden gerçekleştirilirken, diğer fon türlerinde emrin verilmesini takip eden ilk hesaplamada bulunacak fiyat esas alınır. Olağanüstü durumlarda, örneğin ekonomik kriz veya doğal afet gibi hallerde, Kurul onayıyla değer hesaplaması durdurulabilir. Katılma payı alım satımı kural olarak nakit karşılığı yapılır, ancak altın fonlarında Kurul izniyle altın üzerinden de işlem gerçekleştirilebilir. Fonların alım satımında giriş ve çıkış komisyonu uygulanması mümkündür, ancak kurucunun kendi yönettiği diğer fonlara yatırım yapması durumunda bu fonlar için komisyon ödenemez. Fon portföyüne alınacak varlıklar üzerindeki ihraççı sınırlamaları, riskin dağıtılması açısından hayati önem taşır. Genel kural olarak, fon toplam değerinin yüzde on'undan fazlası tek bir ihraççının para ve sermaye piyasası araçlarına yatırılamaz. Ayrıca, fon toplam değerinin yüzde beş'inden fazla yatırım yapılan ihraççıların varlıklarının toplamı, fon toplam değerinin yüzde kırk'ını aşamaz. Bu kural finans literatüründe beş'e kırk kuralı olarak bilinir. Aynı grup şirketlerine ait varlıklara yapılacak yatırım ise fon toplam değerinin yüzde yirmi'si ile sınırlandırılmıştır. Ancak bu sınırlamaların istisnaları mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Türkiye Varlık Fonu tarafından ihraç edilen araçlar için bu genel sınırlar uygulanmaz; fakat bu kurumların tek bir varlığına yapılan yatırım fon toplam değerinin yüzde otuz beş'ini geçemez. Varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikalarında ise ihraççı bazlı yüzde on'luk sınır yüzde yirmi beş olarak uygulanır. Portföye dahil edilecek varlıkların niteliklerine ilişkin olarak, ipotek ve varlık teminatlı menkul kıymetlerin yatırım yapılabilir seviyenin ilk üç kademesinde derecelendirme notuna sahip olması zorunludur. Eğer bu not yatırım yapılabilir seviyenin altına düşerse, varlıkların portföyden çıkarılması gerekir. Fonlar, tek bir ihraççının sermayesinin veya oy haklarının yüzde on'undan fazlasına sahip olamazlar. Aracı kuruluş varantları ve sertifikalarına yapılan yatırımlar fon toplam değerinin yüzde on'u ile, tek bir ihraççının varantları ise yüzde beş'i ile sınırlandırılmıştır. Bankalarda açılan mevduat veya katılma hesapları için toplam sınır yüzde on iken, tek bir bankadaki sınır yüzde üç'tür. Katılım fonlarında bu oranlar sırasıyla yüzde yirmi beş ve yüzde on olarak daha esnek belirlenmiştir. Fonların diğer kolektif yatırım kuruluşlarının paylarına yatırım yapması durumunda, toplam yatırım tutarı fon toplam değerinin yüzde yirmi'sini aşamaz. Tek bir fona yapılacak yatırım ise yüzde on ile sınırlıdır. Ancak Türkiye'de kurulu borsa yatırım fonlarına yapılan yatırımlarda bu sınır yüzde yirmi olarak uygulanır. Fon portföyündeki varlıkların kural olarak borsada işlem görmesi ve işlemlerin borsa kanalıyla yapılması zorunludur. Borsa dışında taraf olunan türev araç sözleşmelerinde ise karşı tarafın yatırım yapılabilir derecelendirme notuna sahip olması ve sözleşmenin adil bir fiyat içermesi şarttır. Vade yapısına ilişkin sınırlamalarda, fonun unvanında kısa vadeli ibaresi yer alıyorsa aylık ağırlıklı ortalama vadenin yirmi beş ile doksan gün arasında olması gerekir. Orta vadeli fonlar için bu süre doksan bir ile yedi yüz otuz gün, uzun vadeli fonlar için ise yedi yüz otuz günden fazla olarak belirlenmiştir. Para piyasası fonlarında vadesi hesaplanamayan varlıkların portföye alınması yasaktır. Fonların borçlanma ve kredi işlemlerinde ise fon toplam değerinin yüzde on'una kadar kredi alınması veya repo yapılması mümkündür. Ters repo işlemlerinde borsa dışı sözleşmeler için yüzde on'luk bir sınır mevcuttur. Son olarak, ödünç işlemlerine değinecek olursak; fonlar portföylerindeki varlıkların en fazla yüzde elli'sini ödünç verebilirler. Kıymetli madenlerde ise bu oran yüzde yetmiş beş olarak uygulanır. Ödünç verme işlemlerinde alınan teminatların en az yüzde yüz oranında olması ve Takasbank nezdinde bloke edilmesi zorunludur. Ödünç alma işlemleri ise sadece serbest fonlar tarafından gerçekleştirilebilen bir yetkidir. Bu temel düzenlemeler ve sayısal sınırlar, sermaye piyasası lisanslama sınavlarında doğrudan soru potansiyeli taşıyan kritik alanlardır.

Bölüm 12

Sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde yatırım fonlarının portföy yönetimi ve operasyonel süreçlerine ilişkin teknik detayları incelemeye devam ediyoruz. Bu aşamada özellikle kıymetli madenlerin ödünç verilmesi ve ödünç işlemlerine dair temel esasları ele almamız gerekmektedir. Fon portföyünde yer alan kıymetli madenlerin ödünç verilmesi durumunda, bu işlemlerin ve kıymetli maden ödünç sertifikası alım satım işlemlerinin ilgili piyasadaki işlem esasları çerçevesinde yürütülmesi zorunludur. Ödünç verilen sermaye piyasası aracının ve kıymetli madenin günlük olarak Finansal Raporlama Tebliği hükümlerine göre değerlenerek fonun portföy değerine dahil edilmesi esastır. Ayrıca bu ödünç işlemlerinden elde edilen komisyon gelirlerinin günlük bazda gelir olarak kaydedilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu noktada sınav açısından kritik bir ayrım olan Takasbank Ödünç Pay Senedi Piyasası ve Borsa İstanbul dışındaki ödünç işlemlerine dikkat çekmek gerekir. Eğer işlemler bu platformların dışında gerçekleşiyorsa, alınan teminatların portföye dahil edilmeden ve değerlemeye tabi tutulmadan nazım hesaplarda izlenmesi şarttır. İşleme ilişkin portföy saklayıcısına gerekli bildirimlerin yapılması ve nakit teminat alınması durumunda bu teminatın nemalandırılması hususunun taraflar arasında kararlaştırılması gerekmektedir. Eğer nakit teminat ödünç veren adına nemalandırılacaksa, bu işlemin Borsa İstanbul Repo Ters Repo Pazarı veya Takasbank Para Piyasasında yapılması ve fon koduyla portföye dahil edilmesi zorunludur. Kıymetli maden ödünç işlemlerine dair bir diğer önemli sınır ise miktar üzerinedir. Bir fon, Kurul düzenlemeleri uyarınca yapacağı bir sözleşme çerçevesinde portföyündeki kıymetli madenlerin piyasa değerlerinin en fazla yüzde 75i tutarındaki kısmını Türkiye de kurulu borsalarda ödünç verebilir. Bu oran sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkan teknik bir eşiktir. Ödünç alma işlemleri ise genel bir kural olarak sadece serbest fonlar tarafından gerçekleştirilebilir. Bu işlemlerin Takasbank kanalıyla yapılması durumunda, ödünç alınan araçların değerlenerek diğer borçlar kaleminde izlenmesi ve portföyden çıkarılana kadar portföy değerine dahil edilmesi gerekir. Ödünç işlemine karşılık verilen nakit dışı teminatlar ise portföyden çıkarılmamış gibi değerlenmeye devam eder. Takasbank dışındaki ödünç alma işlemlerinde ise ödenen komisyonun günlük olarak gider kaydedilmesi ve portföy saklayıcısına bildirim yapılması temel yükümlülükler arasındadır. Yatırım fonlarının türlerine göre uygulanan sınırlamalar ve istisnalar konusuna geçiş yapalım. Katılma payları önceden belirlenmiş kişi veya kuruluşlara tahsis edilmiş olan fonlarda, bu şirketlerin ihraç ettiği para ve sermaye piyasası araçlarının toplam değeri, tek bir şirket için azami yüzde beş olmak üzere fon toplam değerinin yüzde 25ini aşamaz. Bu tür fonlarda içtüzük ve izahname değişikliklerinin Kamuyu Aydınlatma Platformunda ilan edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Endeks fonları söz konusu olduğunda ise yönetici, fonun getirisini baz alınan endeksin getirisiyle uyumlu tutmakla yükümlüdür. Burada korelasyon katsayısı kriteri devreye girmektedir. Baz alınan endeksin değeri ile fonun birim pay değeri arasındaki korelasyon katsayısının en az yüzde doksan olması şarttır. Bu oranın altına düşülmesi durumunda kurucu, alınacak tedbirlerle birlikte durumu izleyen ayın ilk altı iş günü içinde Kurula bildirmelidir. Sınavda endeks fonları için bu yüzde 90lık korelasyon şartı ve bildirim süresi sıklıkla sorgulanmaktadır. Sektör fonları, döviz fonları ve iştirak fonları için getirilen istisnalar da portföy yönetimi açısından önem arz eder. Belirli bir sektördeki ihraççıların araçlarına yatırım yapan fonlarda, tek bir ihraççıya ait araçlar için uygulanan yüzde 10luk genel sınır, ilgili sektördeki ihraççılar için yüzde yirmi olarak uygulanır. Döviz fonlarında ise nakit ihtiyacının karşılanması amacıyla yurt dışında borsa dışı repo sözleşmelerine taraf olunması mümkündür. Ancak bu durumda varlıkların ilgili ülkenin merkezi saklama kuruluşunda saklanması şarttır. İştirak fonlarında ise bazı genel sınırlamaların uygulanmadığı görülmektedir. Bu istisnalar, fonun yatırım stratejisini esnek bir şekilde yürütmesine olanak tanır. Türev araçların fon portföyüne dahil edilmesi hususunda ise hem personel niteliği hem de risk limitleri bakımından sıkı kurallar mevcuttur. Fon portföyüne riskten korunma veya yatırım amacıyla türev araçlar dahil edilecekse, fonun portföy yöneticilerinin tamamının sermaye piyasası faaliyetleri ileri düzey lisans belgesi ile türev araçlar lisans belgesine sahip olması zorunludur. Bu, sınavda mesleki yeterlilik bağlamında sorulabilecek bir detaydır. Türev araçlar nedeniyle maruz kalınan açık pozisyon tutarı ise fon toplam değerini hiçbir şekilde aşamaz. Para piyasası işlemleri açısından bakıldığında, fon toplam değerinin en fazla yüzde 20si Takasbank Para Piyasası ve yurt içi organize para piyasası işlemlerinden oluşabilir. Ayrıca fonların açığa satış ve kredili menkul kıymet işlemi yapması kesinlikle yasaktır. Portföy sınırlamalarının ihlali ve bu ihlallerin düzeltilmesi süreci, yöneticinin kontrolü dışındaki faktörler açısından değerlendirilir. Fiyat hareketleri veya temettü dağıtımı gibi nedenlerle sınırlar ihlal edilirse, en geç otuz gün içinde uyumun sağlanması zorunludur. Bu otuz günlük süre, mevzuatın öngördüğü standart düzeltme süresidir. Eğer bu süre içinde uyum sağlanamazsa veya büyük bir zarar doğacağı anlaşılırsa, Kurul süreyi uzatabilir. Süre sonunda uyum sağlamayan fonların dönüşümü veya tasfiyesi gündeme gelebilir. Kurulun fon türü bazında farklı asgari veya azami oranlar belirleme yetkisi saklıdır. Serbest fonlar, yani hedge fonlar, genel portföy ve işlem sınırlamalarına tabi olmaksızın yatırım yapabilen özel yapılı fonlardır. Bu fonların katılma payları sadece nitelikli yatırımcılara satılabilir. Satışı gerçekleştiren kuruluşlar, yatırımcıların nitelikli yatırımcı vasfına sahip olduğunu tevsik eden belgeleri tutmakla yükümlüdür. Serbest fon yöneticilerinin de ileri düzey ve türev araçlar lisansına sahip olmaları şarttır. Bu fonlarda pay fiyatının en az ayda bir kez hesaplanması ve yatırımcılara bildirilmesi zorunludur. Diğer fonlarda günlük hesaplama esasken, serbest fonlardaki bu esneklik sınavda ayırt edici bir bilgi olarak karşımıza çıkar. Ayrıca serbest fonların izahnamelerinde sadece fonun unvanı, türü, süresi, kurucu, yönetici ve saklayıcı bilgileri ile harcama esaslarının yer alması yeterlidir; diğer detaylar Kamuyu Aydınlatma Platformunda ilan edilir. Fon sepeti fonları, yatırımlarını diğer fonların katılma paylarına yönlendiren yapılardır. Burada tek bir fona veya borsa yatırım fonuna yapılacak yatırımın değeri, fon sepeti fonu toplam değerinin yüzde 20sini aşamaz. Ayrıca bir fon sepeti fonu, başka bir fon sepeti fonuna yatırım yapamaz. Portföye alınan fon paylarının sayısı, ilgili fonun toplam pay sayısının yüzde 25ini geçemez. Serbest fonlara yapılacak yatırım ise fon toplam değerinin yüzde 10u ile sınırlandırılmıştır. Bu yüzde yirmi, yüzde yirmi beş ve yüzde 10luk oranlar fon sepeti fonlarının temel kısıtlarıdır ve sınavda hesaplama sorularında veya öncüllü sorularda sıklıkla kullanılır. Garantili ve koruma amaçlı fonlar, yatırımcının anaparasını veya belirli bir getiriyi korumayı hedefleyen karmaşık yapılardır. Bu fonların vadelerinin asgari altı ay olarak belirlenmesi zorunludur. Koruma stratejisi kapsamında kamu borçlanma araçları, ters repo, kira sertifikaları ve belirli derecelendirme notuna sahip özel sektör borçlanma araçları kullanılabilir. Garantili fonlarda bir garantörün bulunması şarttır ve bu garantörün yatırım yapılabilir seviyede bir derecelendirme notuna sahip olması gerekir. Garanti sözleşmesi, fonun ayrılmaz bir parçasıdır ve hiçbir koşula bağlanamaz, garantiden cayılamaz. Bu fonların pay fiyatları ise en az ayda iki kere hesaplanarak ilan edilmelidir. Türev araç kullanımı bu fonlarda genellikle riskten korunma amacıyla sınırlandırılmıştır, ancak opsiyon satın alınması bu kuralın istisnasıdır. Bir fonun sona ermesi, sürenin dolması, kurucunun fesih ihbarı, faaliyet şartlarının kaybedilmesi veya mali durumun bozulması gibi nedenlerle gerçekleşebilir. Süresiz fonlarda kurucu, Kurulun onayını alarak altı ay önceden fesih ihbarında bulunabilir. Tasfiye sürecinde fon mal varlığı içtüzük ve izahname ilkelerine göre nakde çevrilir ve katılma payı sahiplerine payları oranında dağıtılır. Tasfiye anından itibaren yeni pay ihracı veya geri alımı yapılamaz. Eğer tasfiye sonunda hala iade edilmemiş paylar varsa, bunlar yatırımcılar adına nemalandırılmak üzere özel hesaplara alınır. Fonun devri ise kurucunun iflası veya tasfiyesi durumunda Kurul tarafından başka bir portföy yönetim şirketine gerçekleştirilir. Normal koşullarda devir işlemi ancak Kurulun uygun görüşüyle mümkündür. Fonların birleştirilmesi veya dönüştürülmesi süreçlerinde yatırımcıların bilgilendirilmesi esastır. Kurulca onaylı duyuru metni, değişikliğin yürürlüğe girmesinden en az otuz gün önce ilan edilmelidir. Birleşme işlemlerinde, sona erecek fonun birim pay değeri ile bünyesinde birleşilecek fonun birim pay değeri üzerinden bir değiştirme oranı hesaplanır. Sona eren fonun tüm mal varlığı birleşme tarihinde diğer fona devredilir. Bu süreçte oluşan tüm masraflar fon portföyünden değil, kurucular tarafından karşılanmalıdır. Kurucu değişikliklerinde de benzer ilan ve tescil süreçleri işletilir ve eski ile yeni kurucu, devir öncesi yükümlülüklerden müteselsilen sorumlu tutulur. Bilgi verme yükümlülüğü kapsamında kurucu ve yönetici, her yılın Ocak ayında portföy saklayıcısına belirli bildirimleri yapmak zorundadır. Savaş, doğal afet veya ekonomik kriz gibi olağanüstü durumlarda kurucu yönetim kurulu değerleme esaslarına ilişkin özel kararlar alabilir. Kamuyu aydınlatma belgelerinin doğruluğu ve güncelliği kurucunun sorumluluğundadır. Derecelendirme notu gerektiren durumlarda, yetkili kuruluşlarca verilmiş yatırım yapılabilir seviyedeki notlar esas alınır. Eğer bir kuruluşun notu yatırım yapılabilir seviyenin en alt sınırındaysa, görünümünün en az durağan olması şartı aranır. Not değişiklikleri iki iş günü içinde Kamuyu Aydınlatma Platformunda ilan edilmelidir. Fon toplam giderinin üst sınırı, fon türlerine göre belirlenmiş azami oranlarla kısıtlanmıştır. Örneğin para piyasası fonları için yıllık azami gider oranı yüzde bir virgül altmış beş iken, fon sepeti fonları için bu oran yüzde dört,38dir. Kısa vadeli borçlanma araçları fonlarında yüzde iki virgül elli altı, diğer fonlarda ise yüzde üç,65lik sınırlar uygulanır. Günlük bazda ise bu oranlar yüzbinde dört virgül beş ile yüzbinde on iki arasında değişmektedir. Kurucu, bu sınırların aşılıp aşılmadığını günlük ortalama fon toplam değeri üzerinden kontrol etmekle yükümlüdür. Eğer sınır aşılmışsa, aşan tutar beş iş günü içinde fona iade edilmelidir. Bu tablo ve oranlar, fonun maliyet yapısını belirlediği için sınavın en önemli sayısal konularından biridir. Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu yani TEFAS, fonların merkezi bir sistem üzerinden alınıp satılmasını sağlayan platformdur. Bazı fonlar için bu platforma üyelik zorunluyken, özel fonlar, gayrimenkul ve girişim sermayesi fonları ile garantili fonlar platformda işlem görmez. Para piyasası fonları ve serbest fonlar ise kurucunun talebi halinde platforma dahil edilebilir. TEFAS üzerinden yapılan işlemlerde dağıtım kuruluşuna ödenecek genel komisyon oranı, fon yönetim ücretinin yüzde 35i olarak sabitlenmiştir. Özel anlaşmalarla bu oran yüzde 65e kadar çıkarılabilir. Yatırımcılardan bu işlemler için ek bir ücret veya komisyon talep edilemez. Son olarak Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği üyelerinin uyması gereken meslek kuralları ve etik ilkeleri ele alalım. Birlik, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur ve üyeleri arasında dürüstlüğü, güveni ve meslek disiplinini hakim kılmakla görevlidir. Üyeler faaliyetlerini yürütürken dürüst ve adil davranma, bağımsızlık ve tarafsızlık, mesleki özen ve titizlik, saydamlık ve kaynakları etkin kullanma ilkelerine uymak zorundadır. Ayrıca suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadele kapsamında gerekli önlemleri almak ve şüpheli işlemleri bildirmekle yükümlüdürler. Müşteri ilişkilerinde müşteriyi tanıma kuralı esastır; müşterinin mali durumu ve risk tercihleri hakkında bilgi alınmadan hizmet sunulmamalıdır. Müşteri talimatlarına tam uyum sağlanmalı ve müşteriye ait varlıklar üzerinde yetkisiz tasarrufta bulunulmamalıdır. Hizmet öncesinde ve sırasında müşteriye ücretler, riskler ve saklama esasları hakkında eksiksiz bilgi verilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu etik ve mesleki kurallar, sermaye piyasasının güvenilirliğini sağlayan temel yapı taşlarıdır.

Bölüm 13

Sermaye piyasası kurumlarının uyması gereken temel ilkelerden biri olan işletmenin sürekliliği ilkesi ile dersimize devam ediyoruz. Üyeler, işletmelerinin devamlılığını sağlamak ve müşterilerin hak ve çıkarlarını korumak üzere faaliyetleri için mevzuatla öngörülen maddi, teknolojik ve beşeri kaynakları etkin ve verimli şekilde kullanmakla yükümlüdürler. Bu noktada sadece ticari başarı değil, aynı zamanda rekabet ve toplumsal yararı gözetme ilkesi de devreye girmektedir. Üyeler, mesleki faaliyetlerini haksız rekabete yol açmayacak şekilde ve meslek adabını dikkate alarak yürütürler. Ticari amaçlarla birlikte toplumsal yararı ve çevreye saygıyı da gözetmek durumundadırlar. Saygı ilkeleri ışığında sosyal ve kültürel etkinliklere destek sağlamaya özen göstermeleri, kurumsal kimliğin bir parçası olarak kabul edilir. Sermaye piyasalarının güvenilirliğini sarsacak en büyük tehditlerden biri olan suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması suçu ile mücadele konusu, sınav müfredatında kritik bir yer tutmaktadır. Üyeler, sermaye piyasası faaliyetlerinin güven ve açıklık içinde yerine getirilmesini teminen, uluslararası ve ulusal mevzuat hükümleri çerçevesinde, suç gelirlerinin aklanması, yolsuzluk ve benzeri suçlarla mücadele konusunda şüpheli işlemlerin belirlenmesi ve mevzuat çerçevesinde işlem yapılması için gerekli önlemleri alırlar. Bu kapsamda ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak, kendi iç bünyelerinde önlemler almak ve çalışanları için eğitim programları düzenlemek zorundadırlar. Müşterilerle ilişkilere ilişkin ilkeler konusuna geçtiğimizde, karşımıza ilk olarak müşteriyi tanıma kuralı çıkmaktadır. Üyeler, müşterilerle iş ilişkisi kurulmadan önce kimlik bilgilerini almak ve mesleki faaliyetlerini yazılı sözleşmeler çerçevesinde yürütmek zorundadırlar. Ayrıca, müşterilerin mali durumları, yatırım amaçları, yatırım süresi ile risk ve getiri tercihleri konularında gerekli bilgileri edinmeli, standart testleri yapmalı ve bu bilgileri güncel tutmalıdırlar. Edinilen bilgiler ve uygulanan standart testler sonucunda herhangi bir ürün ya da hizmetin müşteriye uygun olmadığı kanaatine ulaşılırsa, müşteriyi uyarmak yasal bir zorunluluktur. Müşterinin mali durumu veya risk tercihleri hakkında bilgi vermek istememesi durumunda, hangi ürünün uygun olduğunun tespit edilemeyeceği hususu müşteriye açıkça bildirilmelidir. Bu kural, yatırımcının korunması açısından sınavda sıklıkla sorulan bir temel dayanaktır. Müşteri talimatlarına uyma ilkesi çerçevesinde üyeler, imzaladıkları çerçeve sözleşmenin sınırları içinde hareket ederler. Müşterinin genel yatırım tercihlerini, portföy durumunu ve standart test sonuçlarını göz önünde bulundurarak, müşteri talimatlarına uygun ve müşterinin çıkarlarını koruyan bir tutum sergilerler. Talimatların kesin, açık ve anlaşılır olması için gerekli önlemler alınmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, üyelerin müşterilere ait sermaye piyasası araçları ve nakit üzerinde hak ve yetkileri olmaksızın kendileri veya üçüncü şahıslar lehine herhangi bir tasarrufta bulunamayacaklarıdır. Bilgi verme yükümlülüğü, hizmet sunumunun her aşamasında kritik bir rol oynar. Üyeler, sunulan hizmetlerle ilgili işlemler, bu işlemlerden doğan ücret, komisyon ve masraflar ile karşılıklı yükümlülükler hakkında müşterilerini doğru, eksiksiz ve zamanında bilgilendirirler. Bilgi verme süreci, hizmet vermeye başlamadan önce ve hizmet sırasında olmak üzere iki aşamada gerçekleşir. Hizmet öncesi bilgilendirmede; sunulacak hizmetler, tavsiyeler, yatırım yapılacak araçlar, muhtemel riskler, müşteri ismine saklama uygulaması ve yatırımcıyı korumaya yönelik düzenlemeler yer alır. Sunulan bilgiler güvenilir belgelere, destekleyici rapor ve analizlere dayandırılmalıdır. Bu belgelerde kesin bilgiler ile yoruma dayalı bilgilerin ayrımı net bir şekilde yapılmalıdır. Sınav açısından önem arz eden bir diğer husus, üyelerin ilan ve reklamlarında kullandıkları ifadelerdir. Müşterilere verilen bilgilerde abartılı, yanıltıcı ve yanlış anlaşılmaya neden olabilecek ifadelerden kaçınılmalıdır. Özellikle yatırım yapılacak araçların önceden saptanmış belirli bir getiriyi sağlayacağına dair garanti niteliği taşıyan ifadeler hem yazılı hem de sözlü açıklamalarda kesinlikle kullanılmamalıdır. Tüm yatırımcıların bilgiye ulaşma hakkı adildir ve üyeler hiçbir yatırımcı grubuna avantaj sağlamadan tüm müşterilerine eşit davranmakla yükümlüdür. Müşteri menfaatlerinin korunması kapsamında üyeler, sadakat ve özen borcu altındadırlar. Müşterilerin piyasa hakkındaki bilgisizlik veya tecrübesizliğinden yararlanarak kendi lehlerine kazanç sağlayamazlar. Hizmetler karşılığında alınacak ücret ve komisyonlar tarifeye bağlanmışsa, bu tutarların üzerine çıkılması yasaktır. Ayrıca, teknolojik gelişmeler ışığında işlem güvenliğinin sağlanması ve müşteri mağduriyetlerinin önlenmesi için gerekli teknik ve hukuksal önlemlerin alınması şarttır. Çıkar çatışmaları konusu, hem üye ile müşteri arasında hem de müşterilerin kendi aralarında yaşanabilir. Üyeler, bu çatışmalardan kaçınmak için her türlü çabayı gösterirler. Çatışmanın önlenemediği durumlarda öncelikle müşterinin menfaati gözetilir ve durum müşteriye bildirilir. Sır saklama yükümlülüğü ise müşteriye ait her türlü bilginin, kanunen yetkili kılınan merciler dışındakilere açıklanmamasını ve kişisel menfaat için kullanılmamasını gerektirir. İlan, reklam ve promosyon kampanyalarında dürüstlük ve gerçekçilik esastır. En iyi, en güvenilir, en çok kazandıran gibi sübjektif ve abartılı ifadelerin haksız rekabete yol açabileceği unutulmamalıdır. Promosyon kampanyalarında yatırımcıların haklarını zedeleyici veya iyi niyet kurallarına aykırı hedeflere yer verilemez. Aktif pazarlama yaparak kuruma müşteri kazandıran kişilere, sağlanan gelir üzerinden pay verilmesini içeren promosyonlar düzenlenemez. İade sistemine dayalı kampanyalarda, müşteriye ödediği komisyondan daha fazla iade yapılmasına neden olacak uygulamalar yasaktır. Ayrıca promosyon süresince komisyon oranları yatırımcı aleyhine değiştirilemez ve maliyetler yatırımcı hesaplarına yansıtılamaz. Müşteri şikayetleri yönetimi konusunda üyeler, sorulara cevap vermenin yanı sıra şikayetlerin nedenlerini araştırarak tekrarlanmaması için önlem alırlar. Hatalı uygulamaların düzeltilmesi amacıyla çalışanların bilgilendirilmesi esastır. Diğer üyelerle ilişkilere baktığımızda ise mesleki sorumluluk ve dayanışma ön plana çıkar. Sermaye piyasasının sağlıklı gelişimi ve finansal suçların önlenmesi için üyeler dayanışma içinde hareket ederler. Yasal olarak sır kapsamında olmayan veriler, Birlik bünyesindeki bilgi bankası için paylaşılmalıdır. Haksız rekabetin önlenmesi çerçevesinde üyeler, diğer üyelerin ticari itibarlarını zedeleyecek davranışlardan kaçınırlar. Müşteri elde etmek amacıyla diğer kurumlar hakkında yanlış veya kötüleyici beyanlarda bulunulamaz. Piyasa bütünlüğünü korumak adına, kamuya açıklanmamış bilgiler kullanılarak işlem yapılamaz ve piyasa dolandırıcılığına yönelik eylemlere imkan tanınamaz. Personel politikalarında ise etik dışı transferlerden kaçınılır. Diğer üyelerin faaliyetlerini aksatacak şekilde ekip halinde personel transferi yapılamaz. Yeni işe başlayan personelin, eski kurumundaki müşterileriyle irtibat kurması en az bir ay süreyle engellenmelidir. Bu bir aylık süre sınav sorularında karşınıza çıkabilecek teknik bir detaydır. Çalışanlarla ilişkilerde mesleki yeterlilik, özen ve titizlik temel kriterlerdir. Mevzuatın öngördüğü lisanslara sahip olmak ve etik kurallara uymak mesleki yeterliliğin bir parçasıdır. Üyeler, yeni işe alacakları personel hakkında sicil tutmaya yetkili kuruluştan bilgi alırlar. Çalışanların kariyer gelişimi için gerekli eğitim fırsatları sağlanırken, mesleki yükselmelerde meslek kurallarına bağlılık bir ölçüt olarak değerlendirilir. Çalışanlar, müşterilerle borç alacak veya kefalet gibi etik dışı ilişkilere giremezler. Teamüllerin üzerinde hediye kabul edemezler ve konumlarını kişisel çıkar için kullanamazlar. Portföy yönetimi dışındaki faaliyetlerde, müşteriden vekaletname alarak işlem yapmaları yasaktır. Çalışanların kendi nam ve hesaplarına yapacakları işlemler için kurumlar belirli kurallar koyar. Eğer bir üyenin çalışanı başka bir üyede hesap açtırırsa, hesabın açıldığı kurum bu durumu öğrendiği tarihten itibaren en geç bir hafta içinde diğer üyeye yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu bir haftalık bildirim süresi de mevzuatın disiplin hükümleri açısından önem taşır. Üyeler ayrıca kendi iç etik kurallarını belirlemeli ve çalışanlarından bu kurallara uyacaklarına dair imzalı bir taahhütname almalıdırlar. Sermaye Piyasası Çalışanları Etik İlkeleri ve Davranış Kuralları, kısa adıyla SPEK, finansal piyasaların temel işlevi olan kaynakların etkin dağılımını desteklemek amacıyla oluşturulmuştur. iki bin sekiz yılında yaşanan küresel finansal kriz, ahlaki değer yargılarındaki eksikliğin piyasaları nasıl felakete sürükleyebileceğini göstermiştir. Bu nedenle finansın temelindeki etkinlik, verimlilik ve ekonomi ilkelerine dördüncü bir E olarak Etik eklenmiştir. Etik ilkeler soyut ve ahlaki rehberlik sağlarken, davranış kuralları somut ve yönlendirici niteliktedir. Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından belirlenen temel etik ilkeler; bağımsızlık, dürüstlük, adillik, özen, titizlik, sürekli gelişim, sır saklama ve etik düşünme olarak sıralanır. Çalışanlar, müşteri çıkarlarını kişisel çıkarlarının üzerinde tutmalı ve her müşteriye eşit davranmalıdır. Mesleki uzmanlık kuralı gereği, çalışanların sundukları faaliyetlerle ilgili yasal çerçeveyi tam ve yetkin şekilde bilmeleri beklenir. Mevzuatlar arasında çelişki olması durumunda her zaman daha katı olan düzenlemeye göre hareket edilmelidir. Mevzuat ihlali fark edildiğinde ilgili birimler uyarılmalı, sonuç alınamazsa eylemden uzak durulmalı ve gerekirse Sermaye Piyasası Kurulu, MASAK veya Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği gibi kurumlara bildirim yapılmalıdır. Bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesi, çalışanların kararlarını etkileyebilecek hediye veya maddi çıkarlardan uzak durmasını gerektirir. Lüks eğlenceler, pahalı biletler veya halka arzlarda öncelik vaatleri gibi teklifler reddedilmelidir. Eğer bir menfaat sağlanmışsa, bu durum mutlaka işverene bildirilmelidir. Araştırma raporları hazırlanırken, kurumun ticari ilişkileri raporun sonucunu etkilememelidir. Gerçek dışı gösterim yasağı ise yanıltıcı beyanları, verilerin ihmal edilmesini ve getiri taahhüdünde bulunulmasını engeller. Başkasına ait veriler kullanılırken kaynak gösterilmesi, fikri hakların korunması ve intihalin önlenmesi açısından zorunludur. Piyasanın dürüst işleyişini bozan en ağır ihlallerden biri içsel bilgilerin kullanımıdır. Kamuya açıklanmamış, fiyatı etkileyebilecek bilgileri kullanarak işlem yapmak hem suçtur hem de etik kuralların ihlalidir. Bir bilginin içsel olup olmadığına karar verirken bilginin kaynağı, önemi ve fiyat üzerindeki potansiyel etkisi değerlendirilir. Bilgi kamuya yayılıncaya, örneğin Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda yayınlanıncaya kadar içsel niteliğini korur. Ancak kişisel analiz ve araştırmalara dayanan öngörülerin kullanılması içsel bilgi kapsamında değerlendirilmez. Bu noktada çalışanların analiz belgelerini olası ihtilaflar için saklamaları tavsiye edilir. İçsel bilgilerin kullanımıyla ilgili verilen örneklerde, bir şirket yetkilisinden alınan gizli bilgiyle işlem yapmanın hem yasal hem de etik bir ihlal olduğu açıkça görülmektedir. Bu kuralların ihlali, sermaye piyasalarına olan güveni zedeleyerek uzun vadede tüm piyasa katılımcılarına zarar vermektedir.

Bölüm 14

Sermaye piyasalarında bilginin niteliği ve bu bilginin piyasa aktörleri arasındaki dağılımı, piyasanın etkinliği ve dürüstlüğü açısından belirleyici bir unsurdur. Bir bilginin içsel bilgi olarak kabul edilme ihtimali, bilginin kaynağına olan güven azaldıkça doğru orantılı olarak azalmaktadır. Bu noktada bilginin kaynağının hiyerarşik konumu ve şirketle olan bağı kritik önemdedir. Örneğin, bir şirketin idari sorumluluğu bulunan üst düzey bir yetkilisinden gelen yeni bir yatırım planına ilişkin bilginin içsel bilgi olma ihtimali oldukça yüksektir. Buna karşın, şirketin rakibi olan başka bir kurumun yetkilisi tarafından dile getirilen duyumların içsel bilgi olarak nitelendirilme olasılığı çok daha düşüktür. Sınav hazırlık sürecinde bilginin kaynağının güvenilirliği ile içsel bilgi vasfı arasındaki bu doğrudan ilişkiyi göz önünde bulundurmak gerekir. Bilginin önem düzeyini belirleyen bir diğer temel unsur ise bu bilginin sermaye piyasası aracının fiyatı üzerindeki etkisindeki belirsizliktir. Fiyat üzerindeki potansiyel etkinin belirsizliği arttıkça, söz konusu bilginin önem düzeyi ve dolayısıyla içsel bilgi olarak değerlendirilme gerekliliği azalmaktadır. Sermaye piyasası çalışanı, karşılaştığı verileri analiz ederken bu değişkenleri kullanarak bilginin içsel olup olmadığına dair bir kanaat oluşturmalıdır. Bir bilginin içsel bilgi niteliğini kaybetmesi için piyasaya tamamen yayılması veya tüm piyasa katılımcıları tarafından erişilebilir hale gelmesi şarttır. Kamuyu Aydınlatma Platformu kısa adıyla KAP üzerinden yapılan açıklamalar veya geniş kitlelere ulaşan basın bültenleri ile duyurulan finansal tablolar, bilginin etkin bir şekilde yayıldığına dair en somut örneklerdir. Ancak, sadece belirli bir analist grubuna veya kısıtlı bir yatırımcı kitlesine yönelik kapalı devre sunumlarda paylaşılan verilerin kamuya mal olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu tür kısıtlı paylaşımlar, tüm yatırımcıların erişimine açılana kadar içsel bilgi olma vasfını korumaya devam eder. Sermaye piyasası çalışanlarının kendi uzmanlıklarını kullanarak yaptıkları çalışmaların hukuki statüsünü de netleştirmek gerekir. Yatırım analizi yapan, finansal tabloları derinlemesine inceleyen, sektörel verileri araştıran ve şirketin yatırımcı ilişkileri birimiyle profesyonel temas kuran bir araştırma uzmanı, kendi kişisel deneyimi ve analitik yetenekleriyle şirketin piyasa değeri hakkında öngörülerde bulunabilir. Bu tür kişisel analiz ve öngörülere dayalı sonuçların kullanılması, içsel bilgi kullanımı kapsamında değerlendirilmez. Ancak bu noktada sınavda da karşınıza çıkabilecek önemli bir detay mevcuttur. Sermaye piyasası çalışanı, yaptığı araştırmanın ve ulaştığı sonuçların dayanağı olan tüm bilgi ve belgeleri, ileride doğabilecek olası ihtilaflarda kanıt olarak sunmak üzere titizlikle saklamakla yükümlüdür. İçsel bilgi değerlendirilirken bilginin içeriği, önemi, kaynağı, güvenilirliği, fiyat üzerindeki potansiyel etkisi ve kamuya açıklanma durumu temel kriterler olarak ele alınır. Kişisel analizler, kamuya açıklanmış verilerin değerlendirilmesi ve genel ekonomik analizler ise içsel bilgi sayılmayan durumlar arasında yer alır. Bu süreçte içsel bilgilerin gizliliğini korumak, kurum içinde bilgi bariyerleri oluşturmak, şüpheli işlemleri vakit kaybetmeden bildirmek ve analiz belgelerini arşivlemek alınması gereken temel tedbirlerdir. İçsel bilgilerin kullanımına dair somut vakaları incelemek, konunun hukuki ve etik boyutunu anlamak açısından faydalı olacaktır. Telekom sektöründe faaliyet gösteren halka açık bir şirketin genel müdürünün, şirketin gireceği önemli bir ihaleyi kamuya duyurmadan önce aracı kurumdaki müşteri temsilcisine bildirmesi ve alım emri vermesi tipik bir ihlal örneğidir. Burada müşteri temsilcisinin de bu bilgiyi kullanarak kendi portföyüne alım yapması, hem bir sermaye piyasası suçu teşkil eder hem de mesleki davranış kurallarının ağır bir ihlalidir. Bir diğer örnekte, bir hukuk bürosunda çalışan bir kişinin, büyük bir satın alma operasyonuna ilişkin gizli belgeleri hazırlarken bu bilgiyi arkadaşıyla paylaşması ve arkadaşının bu bilgiyle portföy yönetmesi durumunda, bilginin fiyatlara yansıyıp yansımadığına bakılmaksızın ihlal gerçekleşmiş sayılır. Davranış kuralları açısından kritik olan husus, bilginin fiyatı etkileyebilecek nitelikte olmasıdır. Benzer şekilde, şirket içinde hizmetli olarak çalışan bir personelin, tesadüfen duyduğu gizli bir yazılım projesi bilgisini aracı kurumda çalışan yakınına aktarması ve bu bilgiyle işlem yapılması durumunda, bilgiyi sızdıran yöneticinin ihmalkarlığı ve bilgiyi kullanan çalışanın eylemi hem suç hem de etik ihlal olarak tanımlanır. Ancak, bir uzmanın Maliye Bakanlığı yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden yola çıkarak sektördeki genel eğilimleri ve vergi düzenlemelerine dair olası değişiklikleri kendi analiziyle birleştirip "sat" tavsiyesi vermesi, içsel bilgi kullanımı değil, profesyonel bir araştırma faaliyeti olarak kabul edilir. Piyasa dolandırıcılığı konusu, sermaye piyasası çalışanlarının en çok dikkat etmesi gereken alanlardan biridir. Çalışanlar, piyasa dolandırıcılığı suçunun unsurlarını taşıyan işlemlerden ve bu işlemleri gerçekleştiren kişilere yardımcı olmaktan kesinlikle kaçınmalıdır. Sermaye piyasalarının etkin işleyişini bozan bu eylemler, işlem bazlı veya bilgi bazlı olmak üzere iki ana grupta toplanır. Sermaye Piyasası Kanunu bu fiilleri suç olarak tanımlamış ve çalışanlara bu tür durumları fark ettiklerinde Sermaye Piyasası Kurulu'na bildirim yapma yükümlülüğü getirmiştir. Bir çalışanın, başka bir kurumdaki arkadaşından gelen ve belirli bir hissede hareket olacağına dair asılsız veya manipülatif yönlendirmelere iştirak etmesi, açıkça piyasa dolandırıcılığına ortak olmak anlamına gelir. Aynı şekilde, internet forumları veya sosyal medya üzerinden bir finansal kurum hakkında asılsız dedikodular yayarak fiyatları etkilemeye çalışmak hem sermaye piyasası mevzuatı hem de bankacılık mevzuatı açısından ağır yaptırımları olan bir suçtur. Piyasa bozucu eylemler ise adli bir suç teşkil edecek boyuta ulaşmasa bile, piyasanın güven, açıklık ve istikrarını zedeleyen faaliyetlerdir. Örneğin, borsa ekranına sürekli olarak bir lotluk emirler girerek piyasada suni bir hareketlilik varmış izlenimi yaratmak, piyasanın etkinliğini zedeleyen idari bir suçtur ve idari para cezası ile cezalandırılır. Mevzuat bu eylemleri; içsel bilgilere dayalı işlemler, emir ve işlemler yoluyla yapılan manipülasyonlar, iletişim ve haberleşme yoluyla yayılan asılsız haberler ve müşteri emrinden önce kendi çıkarına işlem yapma yani öncelikli işlem yapma gibi kategorilere ayırmıştır. Bir şirket çalışanının, mali tablolar açıklanmadan önce kar rakamını bir yakınına söylemesi, o yakını işlem yapmasa dahi piyasa bozucu eylem kapsamında değerlendirilebilir. Bir aracı kurum yöneticisinin işlem hacmini yüksek göstermek amacıyla kendi portföyünden karşılıklı işlemler yapması veya bir analistin elindeki yüklü pozisyonu boşaltmadan hemen önce televizyonda "al" tavsiyesi vermesi, piyasa bozucu eylemlerin ve etik ihlallerin en bariz örnekleridir. Müşterilere karşı görevler başlığı altında sadakat, sağduyu ve özen borcu en temel yükümlülüklerdir. Sermaye piyasası çalışanı, müşterileriyle olan ilişkilerinde makul bir kişiden beklenecek dikkat ve ihtiyatla hareket etmeli, müşteri çıkarlarını her zaman kendi veya kurum çıkarlarının üzerinde tutmalıdır. Bu sürecin başlangıç noktası müşteriyi tanıma kuralıdır. Müşterinin kimlik bilgilerinin tespiti, profesyonel veya genel müşteri olarak sınıflandırılması ve uygunluk testleri ile risk ve getiri tercihlerinin belirlenmesi zorunludur. Müşteriler, varlıklarını kurumlara duydukları güvenle emanet ederler; bu nedenle bu varlıkların izinsiz satılması, rehnedilmesi veya teminat gösterilmesi güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur. Portföy oluştururken, emir gerçekleştirirken, varlık saklarken veya tavsiye verirken daima müşterinin uzun vadeli hedefleri gözetilmelidir. Kolektif yatırım kuruluşlarında, örneğin bir yatırım fonunda, çalışanın asıl sorumluluğu fonun kurucusuna değil, o fonun katılma belgelerini elinde bulunduran yatırımcılara karşıdır. En iyi şekilde gerçekleştirme yükümlülüğü, yatırım kuruluşunun emirleri yerine getirirken fiyat, maliyet, hız ve takas gibi unsurları dikkate alarak müşteri için mümkün olan en iyi sonucu almasını ifade eder. Burada "en iyi" ifadesi her zaman "en ucuz" anlamına gelmez; müşterinin risk ve getiri tercihlerine en uygun olan işlem kastedilir. Örneğin, bir türev araçlar temsilcisinin, teyzesinin hesabındaki hisseleri onun onayı olmadan kendi işlemlerine teminat olarak kullanması, işlem karla sonuçlansa bile sadakat ve özen borcuna aykırıdır. Öte yandan, bir portföy yöneticisinin emirleri kendi grubuna dahil bir aracı kurum üzerinden iletmesi, eğer bu durum karşılığında alınan ek hizmetler portföy verimliliğini artırıyorsa, komisyon oranları piyasa ortalamasının biraz üzerinde olsa dahi etik ihlal sayılmayabilir. Ancak, çalışanların sadece kendi satış hedeflerini tutturmak amacıyla müşterileri risk profillerine uygun olmayan işlemlere yönlendirmesi kesinlikle yasaktır. Adil davranma ilkesi, sermaye piyasası çalışanının tüm müşterilerine karşı tarafsız olmasını gerektirir. Bu ilke, her müşteriye tıpatıp eşit davranmak değil, aynı nitelik ve niceliklere sahip müşterilere aynı koşullarda hizmet sunmak anlamına gelir. Bir halka arzda dağıtım yapılırken veya bir yatırım tavsiyesi paylaşılırken belirli müşterilere haksız öncelik tanınması bu ilkenin ihlalidir. Örneğin, bir araştırma uzmanının hazırladığı raporu tüm müşterilere aynı anda göndermek yerine, önce kendisini yemeğe davet eden bir müşterisine sözlü olarak açıklaması adil davranma kuralına aykırıdır. Benzer şekilde, yüksek talep gören bir tahvil ihracında dağıtım listesi oluşturulurken kişisel ilişkilerin kullanılması veya çalışanın kendi hesabına öncelik vermesi kabul edilemez bir davranıştır. Uygunluk ilkesi çerçevesinde, sermaye piyasası çalışanı hizmet sunmadan önce standart testleri kullanarak müşterinin yatırım deneyimini, mali durumunu ve kısıtlarını belirlemelidir. Bu testler sadece birer prosedür değil, düzenli olarak güncellenmesi gereken yaşayan dokümanlardır. Eğer bir ürün veya hizmetin müşteriye uygun olmadığı tespit edilirse, müşteri yazılı olarak uyarılmalı ve o müşteriye o ürün hakkında bire bir tavsiye verilmemelidir. Müşteri ısrar etse dahi, portföy yönetimi ve yatırım danışmanlığı kapsamında uygun olmayan bir hizmetin sunulması mümkün değildir. Örneğin, altmış beş yaşında ve sadece emekli maaşı olan, geçmişte hep düşük riskli ürünleri tercih etmiş bir müşteriye, riskli bir opsiyon sözleşmesi satmaya çalışmak uygunluk kuralının açık bir ihlalidir. Müşterinin servetinde meydana gelen önemli bir artış, örneğin büyük bir miras kalması durumu, risk alma becerisini değiştireceği için uygunluk testinin derhal güncellenmesini gerektirir. Performans sunumu yapılırken bilgilerin tam, doğru, kesin ve karşılaştırmalı olarak verilmesi esastır. Geçmiş getiriler gelecekteki performansın garantisi olarak sunulamaz ve "en güvenilir", "en sağlam" gibi abartılı ifadeler kullanılamaz. Grafiklerde ölçek oyunları yaparak yatırımcıyı yanıltmak yasaktır. Örneğin, bir hissenin geçen yılki yüzde kırk getirisini gösterip bu yıl da benzer bir performans sergileyeceğini iddia etmek hatalı bir yaklaşımdır. Ayrıca, performans sunulurken getirilerin toplulaştırılarak verilmesi yerine, her portföy tipinin başarısının ayrı ayrı gösterilmesi gerekir. Karşılaştırma ölçütü seçilirken de portföyün içeriğine uygun bir endeks kullanılmalıdır; yüzde seksen pay senedi içeren bir portföyün başarısını mevduat faiziyle kıyaslamak yatırımcıyı yanıltıcı bir işlemdir. Gizliliğin korunması, müşterilerin kişisel ve finansal bilgilerinin yasal zorunluluklar haricinde saklı tutulmasını ifade eder. Müşteri bilgileri çalışanın kendisi veya bir başkasının menfaatine kullanılamaz. Bir banka çalışanının müşteri listesini, lüks araç ithalatı yapan eşine pazarlama yapması için vermesi hem bir suç hem de ağır bir etik ihlaldir. İyi niyetli bir sosyal sorumluluk projesi veya yardım toplama amacı dahi olsa, müşteri listelerinin izinsiz paylaşılması yasaktır. Ayrıca, müşterinin vereceği büyük bir emrin piyasayı etkileyeceğini bilerek, bu emirden önce kendi hesabına işlem yapmak yani öncelikli işlem gerçekleştirmek, gizliliğin korunması ve dürüstlük kurallarına tamamen aykırıdır. Bu kural, müşteri ile kurumun ilişkisi sona erse dahi geçerliliğini korumaya devam eder. Son olarak, işverene karşı görevler kapsamında bizzat çalışma, özen ve sadakat borçları üzerinde durulmalıdır. Sermaye piyasası çalışanı, lisansları ve yetkinlikleri doğrultusunda kendisine verilen işleri bizzat yerine getirmeli, bu görevleri başkasına devretmemelidir. İşverenin mülkiyetindeki veri tabanları, yazılımlar ve ticari sırların korunması özen borcunun bir gereğidir. Sadakat borcu ise, mevzuata aykırı olmadığı sürece iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklere uyulmasını, işverenle çıkar çatışması yaratacak işlerden kaçınılmasını ve kurumun itibarının korunmasını kapsar. İşten ayrılma sürecinde veya sonrasında eski işverenin müşteri listelerini çalmak, ticari sırlarını ifşa etmek veya müşterileri yeni iş yerine çekmek için etik dışı yöntemler kullanmak sadakat borcuna aykırıdır. Ancak, çalışan sadakat borcunu ihlal etmemek kaydıyla, işten ayrılmadan önce yeni bir iş arayışına girebilir veya rekabet etmemek şartıyla hazırlık yapabilir. Tüm bu kuralların temel amacı, sermaye piyasalarında güvene dayalı, şeffaf ve sürdürülebilir bir ekosistem oluşturmaktır.

Bölüm 15

Sermaye piyasası çalışanlarının mesleki etik ilkeleri ve davranış kuralları kapsamında işverene karşı olan sorumlulukları, piyasa disiplininin ve kurumsal yapının korunması açısından temel bir öneme sahiptir. Bu sorumluluklar bizzat çalışma, özen, sadakat ve öncelik ilkeleri çerçevesinde şekillenmektedir. Sermaye piyasası çalışanının işverene karşı görevlerini dört ana başlık altında toplamak mümkündür. İlk olarak bizzat çalışma, özen ve sadakat yükümlülüklerini incelemek gerekir. Sermaye piyasası çalışanı, görev tanımına giren işleri bizzat ve özenle yapmak, işverenin menfaatlerinin korunmasında ise sadakatle davranmak zorundadır. Sermaye piyasası çalışanı ile kurum arasındaki iş sözleşmesi, çalışanın kişiliği, kabiliyeti, becerisi, yetkinlikleri ve sahip olduğu lisanslar dikkate alınarak tesis edilir. Bu nedenle, üstlenilen faaliyetlerin bizzat çalışan tarafından sunulması esastır. Çalışan, yürüttüğü işi kurumun bilgisi ve onayı olmaksızın bir başkasına devredemez. Bu kuralın ihlali, sadece iş sözleşmesine aykırılık teşkil etmekle kalmaz, aynı zamanda mesleki yeterlilik ilkesinin de zedelenmesine yol açar. Özen borcu ise sermaye piyasası kurumunun mülkiyetinde bulunan her türlü varlığın korunmasını ve verimli kullanılmasını ifade eder. Bu varlıklar sadece fiziksel araç ve gereçlerle sınırlı değildir. Müşteri veri tabanları, geliştirilen yazılımlar, ticari sırlar, teknik sistemler ve kurumun piyasadaki itibarı gibi fikri ve sınai haklar da özen borcu kapsamındadır. Özen borcuna aykırı davranışlar, kurumun maddi zarara uğramasına neden olabileceği gibi çalışan için hukuki ve cezai sorumluluklar doğurabilir. Sınav hazırlığı sürecinde olan adayların, özen borcunun kapsamının genişliğini ve kurum itibarını da içerdiğini bilmesi önem arz etmektedir. İşverene sadakat ilkesi, çalışanın mevzuat, etik ilkeler ve dürüstlük kurallarına aykırı olmadığı sürece iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerine tam uyum sağlamasını gerektirir. Sadakat borcu uyarınca çalışan, hizmet ilişkisi devam ederken bir ücret karşılığında üçüncü kişilere hizmet sunmamalı ve işvereniyle çıkar çatışması oluşturacak faaliyetlerden kaçınmalıdır. Ayrıca, iş sırasında öğrenilen ve sermaye piyasası faaliyetlerine yönelik olan gizli bilgilerin, hem hizmet süresince hem de hizmet sona erdikten sonra kendi yararına kullanılması veya başkalarına açıklanması yasaktır. Sadakat kuralının ihlali, ayrılan çalışanın eski işvereninin ticari sırlarını kötüye kullanması, müşteri listelerini izinsiz alması veya eski müşterileriyle iletişime geçerek haksız rekabet yaratması durumlarında belirginleşir. Ancak sadakat borcu mutlak bir kavram değildir. Eğer kurumun faaliyetleri mevzuata açıkça aykırıysa ve bu durum bilinçli bir şekilde sürdürülüyorsa, piyasa güvenilirliğinin ve yatırımcı haklarının korunması işverene sadakatin önüne geçer. Bu gibi istisnai durumlarda, usulsüzlüklerin yetkili mercilere bildirilmesi sadakat borcunun ihlali olarak değerlendirilmez. Bu ilkelerin pratikteki yansımalarını anlamak için bazı örnek vakaları incelemek faydalı olacaktır. Bir yatırım bankasında kurumsal finansman bölümünde çalışan bir uzmanın, kendisine verilen şirket değerleme işini, yöntemine tam hakim olmadığı gerekçesiyle kurum dışındaki bir arkadaşına yaptırması ve bu süreçte müşteri verilerini paylaşması, bizzat çalışma, özen ve gizlilik kurallarının ağır bir ihlalidir. Burada kurumun itibarının zedelenmesi riski de mevcuttur. Benzer şekilde, bir aracı kurumdan ayrılmak üzere olan bir müşteri temsilcisinin, kurumun veri tabanındaki müşteri bilgilerini harici bir depolama cihazına aktarması, işverene karşı özen borcunun ve sadakat kuralının ihlali olup cezai yaptırımlara tabidir. Bir başka örnekte, portföy yönetim şirketinde çalışan bir uzmanın, aynı gruptaki aracı kurumun işlem hacmini yüksek göstermek amacıyla, fonlar üzerinden karşılıklı ve ekonomik bir amacı olmayan işlemler yapması istenebilir. Bu durumda çalışan, işveren talimatı olsa dahi, piyasa bozucu ve yanıltıcı istatistik üreten bu işlemi reddetmelidir. Bu ret davranışı, sadakat borcunun istisnasıdır ve etik açıdan zorunluluktur. Kaldıraçlı işlemlerde müşterilerin emirlerinin yazılımsal müdahalelerle daha kötü fiyatlardan gerçekleştiğini fark eden bir hazine çalışanının durumu da bu kapsamdadır. Çalışan, bu durumu engellemek için girişimde bulunmalı, sonuç alamazsa düzenleyici kurumlara bildirmelidir. İşverene karşı görevlerin ikinci önemli başlığı düzenleme ve talimatlara uymadır. Sermaye piyasası çalışanı, görev yaptığı kurumun kanuna ve genel ahlaka uygun olan tüm iç düzenlemelerine, süreçlerine ve özel talimatlarına uymakla yükümlüdür. Kurumlar, operasyonel verimliliği ve etik standartları sağlamak amacıyla personelinin kılık kıyafetinden müşteri ilişkilerine kadar geniş bir yelpazede kurallar koyabilir. Sınavda sıklıkla sorulan bir husus, kurum içi düzenlemelerin mevzuattan daha katı olabileceği gerçeğidir. Örneğin, mevzuat çalışanların kişisel işlemlerine belirli bir sınır getirmezken, kurum kendi iç yönetmeliği ile personelin aylık işlem hacmini brüt maaşının on katı ile sınırlayabilir. Bu durumda çalışan, bu kuralın kısıtlayıcı olduğunu düşünerek gizlice başka hesaplar üzerinden işlem yapamaz. Böyle bir davranış hem kurum içi düzenlemeye hem de vekaletsiz işlem yapılması durumunda doğrudan sermaye piyasası mevzuatına aykırılık teşkil eder. Ayrıca, bankaların yatırım danışmanlığı yapmasının yasaklandığı bir dönemde, bir banka çalışanının kurum talimatına aykırı olarak şahsi telefonundan müşterilere yönlendirme yapması, hem kurumun hem de çalışanın hukuki sorumluluğunu doğuran bir kural ihlalidir. Üçüncü temel görev menfaatlerin bildirilmesidir. Temel kural, sermaye piyasası çalışanının işiyle ilgili sunduğu hizmetler karşılığında, işvereninin yazılı izni olmadan üçüncü kişilerden hediye, menfaat, ücret veya herhangi bir karşılık kabul etmemesidir. Eğer üçüncü taraflardan doğrudan veya dolaylı bir menfaat sağlanacaksa, bu durumun mutlaka işverene bildirilmesi ve yazılı onay alınması gerekir. Yazılı izin e-posta gibi kalıcı iletişim araçları üzerinden de temin edilebilir. Bu kuralın temel nedeni, dışarıdan sağlanan menfaatlerin çalışanın tarafsızlığını bozma ve sadakat borcuna aykırı çıkar çatışmaları yaratma riskidir. Örneğin, bir portföy yöneticisinin, yüksek getiri sağladığı bir müşterisinden tatil hediyesi kabul etmesi, bu menfaati kurumuna bildirip onay almadığı sürece kural ihlalidir. Öte yandan, bir analistin yazdığı başarılı rapor sonrası bir şirket yetkilisinden aldığı sosyal bir davet, işverene bildirilip onay alınması şartıyla kabul edilebilir. Burada kritik olan husus şeffaflık ve işverenin onay mekanizmasıdır. Dördüncü başlık ise yöneticilerin sorumluluklarıdır. Yönetici pozisyonundaki sermaye piyasası çalışanları, sadece kendi davranışlarından değil, gözetimleri altındaki personelin de mevzuata ve etik kurallara uyumundan sorumludur. Yöneticiler, ihlalleri önleme ve tespit etme konusunda makul gayreti göstermek zorundadır. Bu sorumluluk, uygun süreçlerin oluşturulmasını, güncellenmesini ve çalışanlara duyurulmasını kapsar. Kurumun büyüklüğü ve faaliyetlerinin karmaşıklığına göre özel denetim mekanizmaları kurulmalıdır. Bir yönetici, sorumluluklarının bir kısmını alt yöneticilere devretse dahi, nihai sorumluluğu devam eder. Eğer bir ihlal şüphesi varsa, yönetici gerekli incelemeyi başlatmalı ve olası zararları engellemek için personelin yetkilerini kısıtlamak gibi tedbirler almalıdır. Örneğin, bir araştırma birimi yöneticisinin, henüz yayımlanmamış bir raporu arkadaşlarıyla paylaşması ve bu bilginin sızmasına neden olması, hem sadakat borcunun hem de yönetici sorumluluğunun ihlalidir. Ancak yönetici, gerekli tüm denetim süreçlerini kurmuş ve makul çabayı göstermişse, personelin gizli bir ihlalinden dolayı doğrudan sorumlu tutulmayabilir. Bu durumda yöneticinin kusursuzluğunu ispat etmesi gerekecektir. Sermaye piyasası faaliyetlerinin sunumu konusuna geçecek olursak, bu alan hizmetin kalitesinin ve güvenilirliğinin yatırımcıya yansıtıldığı en kritik aşamadır. Sermaye piyasası çalışanı, sunduğu hizmetlerde özenli ve basiretli olmak zorundadır. Yapılan her türlü yatırım analizi, tavsiyesi veya işlem, yeterli ölçüde araştırma ve inceleme ile desteklenmeli, makul gerekçelere dayandırılmalıdır. Yatırım danışmanlığı sürecinde kullanılan raporların ve modellerin varsayımları çalışan tarafından anlaşılmalı, eğer model çalışanın bilgi düzeyini aşıyorsa müşteri daha yetkin birimlere yönlendirilmelidir. Üçüncü taraflardan alınan raporların kullanımında ise kaynağın güvenilirliği, güncelliği ve tarafsızlığı mutlaka sorgulanmalıdır. Örneğin, bir banka çalışanının, borsadaki fiyatın daha avantajlı olduğunu bildiği halde müşteriye banka portföyünden daha yüksek fiyatla tahvil satması, özenli ve basiretli olma kuralının ihlalidir. Aynı şekilde, sosyal medyada gördüğü bir yorumu derinlemesine incelemeden ve kendi analiziymiş gibi müşterilerine aktaran bir temsilci, hem özen borcuna hem de dürüstlük kuralına aykırı davranmış olur. Müşteriler ve olası müşterilerle iletişimde ise doğruluk ve tam açıklama esastır. Yatırım kararını etkileyebilecek tüm unsurlar müşteriye anlaşılır bir dille aktarılmalıdır. İletişimde kullanılan dil, müşterinin bilgi düzeyine uygun olmalı, karmaşık terimlerden kaçınılmalıdır. Alım satım aracılığı sırasında emir tipleri, saklama koşulları ve teslim süreleri gibi teknik detaylar netleştirilmelidir. Yatırım danışmanlığı ve portföy yönetimi süreçlerinde ise risk ve getiri beklentileri gerçekçi bir şekilde sunulmalıdır. Sermaye piyasası çalışanı, gerçek veriler ile teorik veya tahmini veriler arasındaki farkı açıkça belirtmek zorundadır. Özellikle ekonometrik modellere dayalı tahminlerin kesinlik taşımadığı vurgulanmalıdır. Ayrıca, müşterilerin rasyonel olmayan davranış eğilimlerine karşı dikkatli olunmalı ve onlar doğru yönlendirilmelidir. Örneğin, bir şirketin ürünlerini sevdiği için finansal durumu kötü olan o şirketin hissesini almak isteyen bir müşteriye, rasyonel veriler sunularak riskler anlatılmalıdır. Diğer kurumlar veya çalışanlar hakkında yanıltıcı ve kötüleyici beyanlarda bulunmak da etik iletişim kurallarına aykırıdır. Sermaye piyasası faaliyetlerinin sunumuyla bağlantılı bir diğer önemli kural kayıtların tutulması ve saklanmasıdır. Çalışan, sunduğu hizmetlerin temelini oluşturan analizleri, çalışma notlarını ve görüşme kayıtlarını makul bir süre boyunca saklamalıdır. Bu kayıtlar, hem mevzuatın bir gereğidir hem de olası ihtilaflarda çalışanın ve kurumun haklarını korur. Toplantı notları, sunumlar ve model parametreleri bu kapsamda değerlendirilir. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus kayıtların mülkiyetidir. Çalışanın iş yerinde ürettiği kayıtların mülkiyeti kendisine ait olsa da bunların ticari kullanım hakları işverene aittir. Dolayısıyla, bir çalışan işten ayrılırken şahsi notlarını götürebilir ancak bu notları yeni iş yerinde ticari amaçla kullanamaz. Bu durum fikri ve sınai hakların korunması açısından kritik bir sınav konusudur. Çıkar çatışması konusu, sermaye piyasalarının güvenilirliği ve şeffaflığı için hayati bir öneme sahiptir. Sermaye piyasası faaliyetlerinde çıkar çatışmalarının tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmayabilir; ancak bu çatışmaların yönetilmesi ve açıklanması zorunludur. Çalışan, bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşürebilecek her türlü konuyu tam, açık ve anlaşılır bir şekilde müşterilerine ve işverenine bildirmelidir. Tipik çıkar çatışması durumları arasında kişisel pozisyon çatışması, ihraç aracılığı çatışması, portföy aracılığı çatışması, halka arzda müşteri seçimi, değerleme ve derecelendirme faaliyetlerindeki ücret ilişkisi, araştırma raporlarının tarafsızlığı, portföy yönetimi ve gelir sağlama baskısı yer almaktadır. Örneğin, bir müşteri temsilcisinin daha fazla prim almak için müşterisini ihtiyacı olmadığı halde sık işlem yapmaya zorlaması, sadakat ve gelir çatışmasının en bariz örneğidir. Bu tür durumlarda çalışan, piyasanın uzun vadeli güvenilirliğini kısa vadeli kazancın önünde tutmalıdır. Son olarak işlemlerin öncelik sırası kuralına değinmek gerekir. Sermaye piyasası çalışanı, işlemlerin gerçekleştirilmesinde öncelikle müşterilerin menfaatini, ardından işverenin menfaatini gözetmeli; kendi kişisel işlemlerini ise en son sıraya koymalıdır. Mevzuat, çalışanın şahsi yatırım yapmasını yasaklamaz ancak bu işlemlerin müşteri veya işveren zararına sonuç doğurmasını engeller. Eğer çalışanın yaptığı bir işlem nedeniyle müşteri veya işveren bir kayba uğramıyorsa ve çalışan bu işlemden dolayı haksız bir kazanç elde etmiyorsa, etik bir ihlalden söz edilmez. Ancak, bir halka arzda talebin çok olduğu bir durumda, çalışanın müşterilerden önce kendi hesabına dağıtım yapması, öncelik sırası kuralının açık bir ihlalidir. Bu kuralların tamamı, sermaye piyasası çalışanının profesyonel kimliğini oluşturan ve piyasanın sağlıklı işleyişini sağlayan temel taşlardır. Sınavda bu kavramlar arasındaki ince ayrımlar ve uygulama örnekleri üzerinden sorular gelmesi muhtemeldir.

Bölüm 16

Sermaye piyasalarında rekabetin getirdiği baskılar ve bu baskıların etik çerçevedeki yansımalarını inceleyerek dersimize devam edelim. Aracı kurumlarda müşteri temsilcileri üzerinde yeni yatırımcı bulma ve işlem hacmini artırma yönünde ciddi bir talep oluşabilmektedir. Bu durum, çıkar çatışmalarının en belirgin görüldüğü alanlardan biridir. Bir örnek üzerinden konuyu derinleştirelim. Bir müşteri temsilcisinin, bağlı bulunduğu aracı kurumla aynı grupta yer alan diğer şirketlerden aldığı müşteri listeleri üzerinden telefonla bağlantı kurarak hesap açtırması ve bu müşterilere risk tercihlerine uygun olmasa dahi sürekli alım satım yaptırması, sermaye piyasası etiği açısından ciddi bir ihlal teşkil eder. Burada müşteri temsilcisinin yarattığı işlem hacmi üzerinden yüksek prim alması, şahsi menfaatin müşteri menfaatinin önüne geçtiğini göstermektedir. Bu tür eylemler kısa vadede kurumun gelirlerini artırsa da uzun vadede yatırımcıların sermaye piyasasına olan güvenini zedeleyeceği için piyasanın bütününe zarar verir. Sermaye piyasası çalışanının böyle bir durumda yapması gereken, oluşabilecek çıkar çatışması hakkında hem müşteriyi hem de işverenini bilgilendirmektir. Eğer etik dışı işlemlere zorlanıyorsa, kendisini bu süreçlerden soyutlamaya çalışmalıdır. Çıkar çatışmalarının önlenmesinde temel yöntem, bilginin tam, doğru, anlaşılır ve fark edilebilir bir şekilde karşı tarafa aktarılmasıdır. Örneğin, bir portföy yönetim şirketinde çalışan bir uzmanın, kendi grubu içindeki bir aracı kurumun halka arz ettiği tahviller hakkında müşterilerini bilgilendirirken, kurumlar arasındaki bu organik bağı ve ticari ilişkiyi açıkça belirtmesi gerekir. Şeffaflık ilkesi gereği, yatırımcıya sunulan bilginin içinde kurumun veya çalışanın bu işlemden sağlayacağı menfaatlerin yer alması, davranış kurallarına uyum açısından zorunluluktur. Sınavda bu tür vakalar sorulduğunda, çözüm anahtarının her zaman şeffaf bilgilendirme ve dürüstlük olduğunu unutmamak gerekir. İşlemlerin öncelik sırası konusuna daha detaylı bir bakış açısıyla yaklaşalım. Sermaye piyasası çalışanı, faaliyetlerini yürütürken hiyerarşik bir öncelik sırasına uymakla yükümlüdür. Bu sıralama şu şekildedir: Birinci sırada her zaman müşterilerin iş ve işlemleri yer alır. İkinci sırada işverenin işlemleri, son sırada ise çalışanın kendi şahsi işlemleri bulunur. Sermaye piyasası mevzuatında, çalışanların portföy tutması veya alım satım yapması tamamen yasaklanmamıştır. Mevzuatın asıl odaklandığı nokta, bu işlemlerin yönetilme biçimidir. Eğer çalışanın yaptığı işlem nedeniyle müşteri veya işveren bir kayba uğramıyorsa, çalışan bu işlem üzerinden haksız bir şahsi kazanç elde etmiyorsa ve işlem mevzuata uygunsa, etik bir ihlalden söz edilmez. Örneğin, bir çalışanın acil nakit ihtiyacı nedeniyle, daha önce müşterilerine alım tavsiyesi verdiği bir kağıdı kendi portföyünden satması, eğer bu satış piyasayı manipüle etmiyorsa veya müşteriyi zarara uğratmıyorsa kabul edilebilir bir durumdur. Ancak halka arz gibi talebin yoğun olduğu durumlarda, çalışanın müşteri taleplerini karşılamadan önce kendi hesabına dağıtım yapması, işlemlerin öncelik sırası kuralının açık bir ihlalidir. Bu noktada sınavda sıklıkla karşınıza çıkabilecek bir ayrımı vurgulamak gerekir. Bilgiye erişim ve bu bilginin kullanım sırası arasındaki fark önemlidir. Bir portföy yöneticisinin, kamuya açıklanacak bir veriyi, örneğin enflasyon verilerini, teknik bir yazılım aracılığıyla piyasadan birkaç saniye önce öğrenmesi ve bu bilgiyi kullanması tek başına etik dışı olmayabilir. Ancak bu bilgiyi kullanarak önce kendi şahsi portföyünde işlem yapıp, ardından yönettiği fonlar veya müşterileri için emir iletmesi, sadakat ve özen borcuna aykırıdır. Burada ihlal edilen husus bilginin kendisi değil, işlem önceliğinin müşteriye verilmemiş olmasıdır. Sermaye piyasası faaliyetlerinden doğan çıkarların açıklanması yükümlülüğü de üzerinde durulması gereken bir diğer önemli başlıktır. Çalışanlar, sundukları hizmetler karşılığında üçüncü taraflardan sağladıkları veya onlara ödedikleri her türlü ücret, komisyon, iskonto veya benzeri menfaatleri işverenine ve müşterilerine bildirmek zorundadır. Mevzuat bu tür menfaatlerin sağlanmasını tamamen yasaklamaz; ancak bu durumun gizli tutulmasını yasaklar. Bildirim yapılması sayesinde müşteri, aldığı hizmetin gerçek maliyetini görebilir ve olası çıkar çatışmalarını önceden değerlendirebilir. Örneğin, bir aracı kurumun kendi müşteri temsilcilerine belirli bir tahvilin satışı için yüzde on ek prim vereceğini duyurması durumunda, temsilcinin bu ürünü pazarlarken alacağı primi müşteriye beyan etmesi gerekir. Benzer şekilde, bir portföy yönetim şirketinin tüm emirlerini aynı gruptaki aracı kuruma yönlendirmesi ve bunun karşılığında ücretsiz araştırma hizmeti alması gibi ticari modeller de müşteriye açıklanmalıdır. Mesleğe karşı sorumluluklar çerçevesinde, sermaye piyasasının temelinin güven ve itibar olduğu gerçeği asla göz ardı edilmemelidir. Mevzuat, kurumlar ve araçlar ne kadar gelişmiş olursa olsun, sistemi işleten insan kaynağının etik duruşu belirleyicidir. Bir ürünün teknik mükemmelliği, onu pazarlayan veya yöneten kişinin dürüstlüğü ile anlam kazanır. Bu nedenle çalışanlar, mesleğin itibarına gölge düşürecek her türlü davranıştan kaçınmakla mükelleftir. Şimdi, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Disiplin Yönetmeliği hükümlerine geçelim. Bu yönetmeliğin temel amacı, birlik üyelerinin meslek onuruna, ilkelerine ve mevzuata uygun hareket etmelerini sağlamak, aykırı durumlarda uygulanacak yaptırımları belirlemektir. Yönetmelik kapsamına aracı kurumlar, bankalar, portföy yönetim şirketleri ve payları borsada işlem gören yatırım ortaklıkları girmektedir. Disiplin cezaları hafiften ağıra doğru dört ana gruba ayrılır: Uyarı, kınama, birlik üyeliğinden geçici çıkarma ve birlik üyeliğinden sürekli çıkarma. Uyarı cezası, mesleğin icrasında daha dikkatli ve itinalı olunması gerektiğinin üyeye yazılı olarak bildirilmesidir. Birlik kararlarına kayıtsız kalınması, üyelik görevlerinin ihmal edilmesi veya müşteri talimatlarına karşı dikkatsiz davranılması gibi durumlarda uygulanır. Kınama cezası ise üyenin kusurlu olduğunun yazılı beyanıdır. Mevzuatın kasten yerine getirilmemesi, birliğin itibarını zedeleyici yayınlar yapılması, çıkar çatışmalarında taraflı davranılması veya iç denetim sistemindeki eksiklikler nedeniyle çalışanların yolsuzluk yapmasına zemin hazırlanması kınama cezasını gerektirir. Önemli bir kural olarak, bir üyeye uyarı cezası verildikten sonra, cezanın sicilden silinme süresi içinde aynı fiilin tekrar işlenmesi durumunda doğrudan kınama cezası verilir. Birlik üyeliğinden geçici çıkarma cezası, altı ayı aşmamak üzere üyelik haklarının dondurulmasıdır. Bu ceza, Sermaye Piyasası Kanunu'nun yüz altı, yüz yedi ve yüz dokuzuncu maddelerinde belirtilen piyasa dolandırıcılığı ve usulsüz halka arz gibi suçların işlenmesi veya bu suçlara zemin hazırlanması durumunda uygulanır. Ancak bu cezanın verilebilmesi için fiilin suç olduğunun ve üyeyle bağlantısının bir ilk derece mahkemesi kararıyla sabit olması şarttır. En ağır yaptırım olan birlik üyeliğinden sürekli çıkarma ise, kanunun yüz onuncu maddesindeki güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçları için öngörülmüştür. Yine mahkeme kararı esastır ve geçici çıkarma cezası alan bir üyenin aynı türden bir fiili tekrar etmesi durumunda da bu yola başvurulur. Disiplin cezalarının belirlenmesinde bazı temel ilkeler mevcuttur. Eğer bir fiil birden fazla maddeyi ihlal ediyorsa, üyeye bu cezalar içinde en ağır olanı verilir. Birlik Yönetim Kurulu, fiilin mahiyetine göre cezaları ağırlaştırabilir veya hafifletebilir. Cezaların kesinleşmesi durumunda, özellikle geçici ve sürekli çıkarma kararları en geç beş iş günü içinde Sermaye Piyasası Kurulu'na bildirilmek zorundadır. Disiplin soruşturmalarının yürütülmesinden sorumlu olan yapı Disiplin Komitesi'dir. Komite, Birlik Genel Kurulu tarafından iki yıl süreyle görev yapmak üzere seçilen beş üyeden oluşur. Toplantı yeter sayısı en az üç üyedir ve kararlar en az üç olumlu oyla alınır. Komitede çekimser oy kullanılması yasaktır ve tüm kararlar gerekçeli olmalıdır. Komite üyeleri, kendilerini veya temsil ettikleri kurumları ilgilendiren konularda oylamaya katılamazlar. Soruşturma süreci, Yönetim Kurulu'nun dosyayı komiteye havale etmesiyle başlar. Komite, ihbar veya şikayet bildirimini aldıktan sonra en geç on iş günü içinde işlemlere başlamalıdır. Soruşturma yönteminde savunma hakkı kutsaldır. Hakkında soruşturma açılan üyeye suçlamalar tebliğ edildikten sonra, üyenin on iş günü içinde yazılı savunmasını vermesi gerekir. Eğer geçerli bir mazeret veya mücbir sebep varsa, bu süre tebliğ tarihinden itibaren yirmi iş gününe kadar uzayabilir. Savunma vermeyen üye bu hakkından vazgeçmiş sayılır. Komite, delilleri toplamak ve ilgilileri dinlemekle yetkilidir. Soruşturma raporu, savunma süreleri hariç olmak üzere en geç altmış iş günü içinde tamamlanarak Yönetim Kurulu'na sunulmalıdır. Yönetim Kurulu kararı, alındığı günü izleyen beş iş günü içinde ilgili taraflara tebliğ edilir. Üyelerin bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on iş günü içinde Sermaye Piyasası Kurulu nezdinde itiraz etme hakları bulunmaktadır. Zamanaşımı süreleri sınav sorularında sıkça karşımıza çıkan sayısal verilerdir. Disiplin soruşturmasına başlanabilmesi için fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde harekete geçilmesi gerekir. Kesinleşen bir disiplin cezasının uygulanabilmesi için ise iki yıllık bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Eğer fiil aynı zamanda bir ceza davasına konuysa ve o davada daha uzun bir zamanaşımı süresi varsa, disiplin sürecinde de o uzun süre esas alınır. Disiplin cezalarının sicile kaydedilmesi ve silinmesi süreçlerine de değinelim. Kesinleşen cezalar üyenin siciline işlenir ve bu kayıtlar beş yıl boyunca saklanır. beşinci yılın sonunda sicil kayıtları silinir. Tekerrür, yani cezanın artırılması kuralının uygulanabilmesi için, üyenin ceza kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde yeni bir ihlal yapması gerekir. Eğer bir yıl içinde yeni bir ihlal olmazsa, önceki cezalar tekerrüre esas alınmaz. Son olarak idari para cezalarından bahsedelim. Birlik statüsüne ve kararlarına uymayan üyeler hakkında Sermaye Piyasası Kanunu'nun yüz üçüncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca idari para cezası verilebilir. Burada kritik bir kural vardır: Eğer bir fiil nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulu tarafından zaten bir idari para cezası uygulanmışsa, aynı fiil için Birlik tarafından ayrıca bir idari para cezası verilemez. Bu, hukuktaki aynı suçtan iki kez ceza verilemeyeceği ilkesinin bir yansımasıdır. İdari para cezasının miktarı, kanunda belirtilen alt ve üst sınırlar dahilinde, Disiplin Komitesi'nin raporu doğrultusunda Yönetim Kurulu tarafından tayin edilir. Bu cezaların uygulanmasında ve tahsilinde yine kanunun yüz beşinci maddesindeki usuller takip edilir. Sınav hazırlığınızda bu sürelerin, yetkili organların ve ceza türlerinin hiyerarşisinin net bir şekilde kavranması başarı oranınızı artıracaktır.

İlk 5 dakika ücretsiz dinlendi

Kalan 183 dakikayı dinlemek ve tüm bölümlere erişmek için premium lisans gerekli.

Lisans Satın Al

Premium ile Tam Erişim

Bu dersin ilk 5 dakikası ücretsiz. Tamamını dinlemek için lisans satın alın.

Paketleri görüntüle