Bölüm 1
Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde ticaret şirketlerine ilişkin genel hükümleri ve bu şirketlerin yapısal özelliklerini inceleyeceğimiz dersimize başlıyoruz. altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanunu, yüz yirmi dört ile altı yüz kırk dördüncü maddeleri arasında ticaret şirketlerini kapsamlı bir biçimde düzenlemiştir. Kanunun sistematiğine baktığımızda, ticaret şirketlerinin kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibaret olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. Bu noktada kanun koyucu ikili bir sınıflandırma yoluna gitmiştir. Buna göre kollektif ile komandit şirketler şahıs şirketi olarak nitelendirilirken, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler sermaye şirketi kategorisinde yer almaktadır. Ticaret şirketi sayılan kooperatiflerin ise bu sınıflandırmanın dışında tutulduğu görülmektedir. Sınav hazırlık sürecinde bu temel ayrımı bilmek, ilerleyen konularda karşımıza çıkacak olan sorumluluk rejimlerini anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Ticaret şirketlerine uygulanacak hükümlerin hiyerarşisi de üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Türk Ticaret Kanunu bünyesinde genel hükümler, aksine özel bir düzenleme bulunmayan hallerde tüm şirketler için uygulama alanı bulur. Bu genel hükümler yüz yirmi dört ile yüz otuz üçüncü maddeler arasında şirketlerin türleri, tüzel kişilikleri, ehliyetleri ve sermaye kurallarını içerirken, yüz otuz dört ile yüz doksan dördüncü maddeler arasında birleşme, bölünme ve tür değiştirme gibi yapısal değişiklikleri düzenler. Ayrıca yüz doksan beş ile iki yüz dokuzuncu maddeler arasında şirketler topluluğuna ilişkin kurallar ve iki yüz onuncu maddede Ticaret Bakanlığının denetim yetkisi yer almaktadır. Türk Ticaret Kanununda hüküm bulunmayan hallerde ise Türk Medeni Kanununun tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile Türk Borçlar Kanununun adi şirketlere ilişkin hükümleri, niteliklerine uygun düştüğü ölçüde genel hüküm olarak uygulanır. Ekonomik sistemimizde finansal piyasalar ve özellikle sermaye piyasaları için en yüksek önemi haiz olan şirket türü anonim şirketlerdir. Bu nedenle dersimizin akışında genel hükümler anonim şirketler odağında ele alınacaktır. Ticaret şirketlerinin ortak özelliklerini incelediğimizde ilk olarak karşımıza tüzel kişiliğe sahip olma unsuru çıkmaktadır. Tüm ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahiptir ve bu özellikleri ile Türk Borçlar Kanununda düzenlenen adi şirketlerden ayrılırlar. Tüzel kişiliğe sahip olmanın çok önemli hukuki sonuçları bulunmaktadır. Şirketler hukuk sisteminde bağımsız birer hak süjesi haline gelirler, kendi özel malvarlıklarına ve ticaret unvanlarına sahip olurlar. Ayrıca şirketlerin kendilerine özgü bir tabiiyetleri ve hak ile fiil ehliyetleri mevcuttur. Bu durum anonim şirket ortağının şahsından bağımsız olarak şirketin bizzat hak sahibi olabilmesini ve borç altına girebilmesini mümkün kılar. İkinci temel özellik sınırlı sayı ilkesidir. Kanunun yüz yirmi dördüncü maddesinde sayılan şirket türleri dışında yeni bir ticaret şirketi türü oluşturulamaz. Bu ilke gereğince gerçek veya tüzel kişiler kanunda belirtilen kalıpların dışına çıkamazlar veya bu şirketlerin karakteristik özelliklerini karıştırarak hibrit bir model üretemezler. Eğer bir ortaklık yapısı Türk Ticaret Kanunundaki şirket türlerinden birinin ayırt edici özelliklerini taşımıyorsa, Türk Borçlar Kanunu uyarınca adi şirket olarak kabul edilir. Bu ayrım özellikle ortakların sorumluluk düzeylerinin belirlenmesinde sınav sorularında karşımıza çıkabilmektedir. Ticaret şirketlerinin hak ehliyeti konusundaki modern yaklaşım, altı bin yüz iki sayılı Kanun ile köklü bir değişikliğe uğramıştır. Eski kanun döneminde geçerli olan ve şirketin hak ehliyetini sadece işletme konusuyla sınırlayan ultra vires doktrini tamamen terk edilmiştir. Güncel düzenlemeye göre ticaret şirketleri, Türk Medeni Kanununun kırk sekizinci maddesi çerçevesinde cins, yaş ve hısımlık gibi insana özgü nitelikler dışındaki tüm haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ancak bu noktada anonim şirketler özelinde üç yüz yetmiş birinci maddenin ikinci fıkrasına dikkat etmek gerekir. Bu hükme göre, temsile yetkili olanların işletme konusu dışında yaptığı işlemler de kural olarak şirketi bağlar. Bunun tek istisnası, üçüncü kişinin işlemin işletme konusu dışında olduğunu bildiğinin veya durumun gereğinden bilebilecek durumda olduğunun ispat edilmesidir. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu kötü niyetin ispatı için tek başına yeterli bir delil sayılmamaktadır. Dolayısıyla işletme konusu artık bir ehliyet sınırı değil, temsil yetkisinin bir sınırı olarak kabul edilmektedir. Eğer üçüncü kişi iyi niyetliyse, yapılan işlem işletme konusu dışında olsa dahi şirket bu işlemle bağlı kalacaktır. Teknolojik gelişmelere paralel olarak getirilen bir diğer yenilik ise kurulların elektronik ortamda yapılabilmesi olanağıdır. Sermaye şirketlerinde yönetim kurulu, müdürler kurulu ve genel kurul toplantılarının elektronik ortamda gerçekleştirilebilmesi için şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede buna dair bir hüküm bulunması şarttır. Elektronik ortamda katılım, öneride bulunma ve oy verme işlemleri fiziki katılımın tüm hukuki sonuçlarını doğurur. Burada sınav açısından kritik bir notu belirtmek gerekir ki, pay senetleri borsaya kote edilmiş şirketler için genel kurullara elektronik ortamda katılım sisteminin uygulanması bir zorunluluktur. Diğer şirketler için ise bu durum isteğe bağlı bir imkan niteliğindedir. Ticaret şirketlerinin en temel unsurlarından biri olan sermaye koyma borcu ve buna ilişkin yaptırımlar konusuna geçelim. Sermaye, şirketin amacına ulaşmak için kullandığı ve asgari miktarı kanunla belirlenmiş zorunlu bir unsurdur. Anonim şirketlerde esas sermaye sistemini benimseyenler için asgari sermaye tutarı iki yüz elli bin Türk Lirası olarak belirlenmiştir. Kayıtlı sermaye sistemini kabul eden halka kapalı anonim şirketlerde bu tutar beş yüz bin Türk Lirası iken, halka açık anonim ortaklıklar için Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri uyarınca iki bin yirmi beş yılı için yüz elli milyon Türk Lirası, iki bin yirmi altı yılı için ise iki yüz milyon Türk Lirası asgari sermaye şartı öngörülmüştür. Limited şirketlerin kurulabilmesi için ise en az elli bin Türk Lirası sermaye getirilmesi gerekmektedir. Bu sayısal değerler sınavda doğrudan sorulabildiği için titizlikle öğrenilmelidir. Sermaye olarak getirilebilecek unsurlar Türk Ticaret Kanununun yüz yirmi yedinci maddesinde geniş bir yelpazede sayılmıştır. Para, alacak, kıymetli evrak, fikri mülkiyet hakları, taşınırlar, taşınmazlar, ticari işletmeler ve hatta devredilebilir elektronik ortamlar sermaye olarak kabul edilebilir. Ancak anonim şirketler söz konusu olduğunda çok önemli kısıtlamalar mevcuttur. Anonim şirketlere hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olarak konulamaz. Sermaye olarak getirilecek malvarlığı unsurlarının üzerinde herhangi bir sınırlı ayni hak, haciz veya tedbir bulunmaması, nakden değerlendirilebilir ve devrolunabilir nitelikte olması şarttır. Bu emredici hüküm, şirket alacaklılarının korunması amacını taşımaktadır. Sermaye koyma borcunun ifası süreci taahhüt ve tasarruf olmak üzere iki aşamadan oluşur. Taşınmazların sermaye olarak konulmasında, şirket sözleşmesindeki taahhüt resmi şekil şartı aranmaksızın geçerli olur. Ancak taşınmazın mülkiyetinin şirkete geçmesi için tapu siciline tescil şarttır. Şirket sözleşmesinde bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle yer alan taşınmazlar, tapuya şerh verildiği anda ayni sermaye olarak kabul edilir. Anonim şirketlerde ayni sermaye olarak konulacak her türlü varlığa, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi tarafından atanan bilirkişilerce değer biçilmesi zorunludur. Bu değerleme raporu, hesap verme ilkesi gereği tatmin edici gerekçeler içermelidir. Alacakların sermaye olarak konulmasında ise tahsilat esası geçerlidir. Bir ortak alacağını şirkete devrettiğinde, bu alacak şirket tarafından fiilen tahsil edilmedikçe ortak borcundan kurtulmuş sayılmaz. Vadesi gelmiş alacakların, esas sözleşme tarihinden itibaren bir ay içinde tahsil edilmesi gerekir. Eğer bu süre içinde tahsilat yapılamazsa, ortak gecikme süresi için temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Anonim şirketlerde vadesi gelmemiş alacakların sermaye olarak kabul edilmediğini tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Nakdi sermaye ödemelerinde ise anonim şirketler için yüzde yirmi beş kuralı geçerlidir. Nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmi beş'i tescilden önce, kalan kısmı ise şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenmelidir. Payların çıkarma primlerinin ise tamamının tescilden önce ödenmesi zorunludur. Nakdi ödemeler, Bankacılık Kanununa tabi bir bankada şirket adına açılacak özel bir hesaba yatırılır. Şirket, noter onayı tarihinden itibaren üç ay içinde tüzel kişilik kazanamazsa, yatırılan bedeller banka tarafından sahiplerine iade edilir. Sermaye Piyasası Kanununa tabi halka arzlı kuruluşlarda ise pay bedellerinin tamamının nakden ödenmesi kuralı uygulanmaktadır. Sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi durumunda uygulanacak yaptırımlar da sınavların vazgeçilmez konuları arasındadır. Şirket, borcunu ifa etmeyen ortağa karşı ifa davası açabilir ve gecikme nedeniyle uğradığı zararın tazminini isteyebilir. Anonim şirketlere özgü en ağır yaptırım ise ıskat mekanizmasıdır. Yönetim kurulu, borcunu ödemeyen pay sahibine Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ve internet sitesi üzerinden bir ihtar göndererek bir aylık süre tanır. Bu süre sonunda ödeme yapılmazsa, pay sahibi iştirak taahhüdünden ve yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun bırakılır. İptal edilen payların yerine başkası alınır ve eski pay sahibi, yeni ortağın ödemelerinden açık kalan tutardan sorumlu olmaya devam eder. Ayrıca esas sözleşmede hüküm bulunması kaydıyla temerrüde düşen ortaktan sözleşme cezası da talep edilebilir. Ortakların kişisel alacaklılarının durumuna da değinmek gerekir. Bir şahıs şirketinde ortağın kişisel alacaklısı, ortağın sadece kar payına veya şirket feshedilmişse tasfiye payına başvurabilir. Ancak sermaye şirketlerinde alacaklılar, borçlu ortağa ait olan senede bağlanmış veya bağlanmamış payların İcra ve İflas Kanunu uyarınca haczini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler. Bu haciz işlemi talep üzerine pay defterine işlenir. Bu düzenleme, sermaye şirketlerinde payın devredilebilir bir malvarlığı değeri olması özelliğinden kaynaklanmaktadır. Dersimizin son bölümünde şirketlerin yapısal değişiklikleri olan birleşme, bölünme ve tür değiştirme konularına genel bir giriş yapacağız. altı bin yüz iki sayılı Kanun bu işlemleri yüz otuz dört ile yüz doksan dördüncü maddeler arasında ayrıntılı olarak düzenlemiştir. Birleşme, devralma şeklinde veya yeni kuruluş şeklinde gerçekleşebilir. Devralma şeklinde birleşmede bir şirket diğerini bünyesine katarak sona erdirirken, yeni kuruluşta iki veya daha fazla şirket yeni bir tüzel kişilik altında birleşir. Halka açık anonim şirketler açısından bu işlemler önemli nitelikteki işlemler arasında sayılmaktadır ve Sermaye Piyasası Kurulunun özel tebliğlerine tabidir. Yapısal değişiklikler sırasında ortaklık haklarının korunması amacıyla kanun üç özel dava türü öngörmüştür. Bunlar; ortaklık paylarının ve haklarının incelenmesi davası yani denkleştirme davası, birleşme, bölünme veya tür değiştirmenin iptali davası ve bu işlemlerden doğan sorumluluk davasıdır. Bir ticari işletmenin bir ticaret şirketi tarafından devralınması veya bir ticaret şirketine dönüşmesi de mümkündür. Bu tür yapısal değişikliklerde değişim oranlarının adil belirlenmesi ve ortakların haklarının korunması temel hukuk prensibidir. Bir sonraki dersimizde bu yapısal değişikliklerin uygulama usullerini ve anonim şirketlerin kuruluş süreçlerini daha detaylı olarak ele alacağız.
Bölüm 2
Premium
Ticaret şirketlerinin yapısal değişiklikleri olarak adlandırılan birleşme, bölünme ve tür değiştirme işlemleri, altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında yüz otuz dört ile yüz doksan dördüncü maddeler arasında son derece ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler, şirketlerin ekonomik varlıklarını sürdürürken hukuki kimliklerinde meydana gelen köklü değişimlerin hem ortaklar hem de alacaklılar açısından güvenli bir zeminde yürütülmesini amaçlar. Sermaye Piyasası Kanunu'nun yirmi üçüncü maddesinin birinci fıkrasının a bendi uyarınca, halka açık anonim şirketler için bu işlemler önemli nitelikteki işlemler kategorisinde yer almaktadır. Bu durum, halka açık şirketlerin bu süreçlerde sadece Türk Ticaret Kanunu hükümlerine değil, aynı zamanda Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan özel tebliğlere de uymak zorunda olduklarını göstermektedir. Bu noktada, iki, yirmi üç nokta üç sayılı Önemli Nitelikteki İşlemler ve Ayrılma Hakkı Tebliği ile iki, yirmi üç nokta iki sayılı Birleşme ve Bölünme Tebliği, sınav hazırlık sürecinde üzerinde titizlikle durulması gereken alt düzenlemelerdir. Anonim şirketlerin bu yapısal değişiklikler içindeki konumuna baktığımızda, sermaye şirketleri, kooperatifler ve devralan taraf olmak kaydıyla şahıs şirketleri ile birleşebildiklerini görmekteyiz. Bölünme noktasında ise anonim şirketler sermaye şirketlerine veya kooperatiflere bölünebilirler. Tür değiştirme işlemlerinde ise anonim şirketlerin, mevcut hukuki kimliklerinin devamı niteliğinde olacak şekilde limited şirket, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket veya kooperatife dönüşmeleri mümkündür. Türk Ticaret Kanunu'nun yüz doksan dördüncü maddesi bu genel esaslara önemli bir istisna getirmektedir. Bu madde uyarınca, bir ticari işletme bir ticaret şirketi tarafından devralınmak suretiyle onunla birleşebilir. Ayrıca bir ticari işletmenin ticaret şirketine dönüşmesi veya bir ticaret şirketinin ticari işletmeye dönüşmesi de kanunen mümkün kılınmıştır. Bu yapısal değişikliklerin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi durumunda başvurulabilecek üç temel dava türü bulunmaktadır. Bunlar, yüz doksan birinci maddede düzenlenen ortaklık paylarının ve haklarının incelenmesi davası yani denkleştirme davası, yüz doksan ikinci maddede düzenlenen iptal davası ve yüz doksan üçüncü maddede düzenlenen sorumluluk davasıdır. Bu dava türleri ve ilgili madde numaraları sınav sorularında karşınıza çıkabilecek teknik detaylar arasındadır. Birleşme konusunu kavramsal çerçevede ele aldığımızda, Türk Ticaret Kanunu'nun yüz otuz altıncı maddesinde iki temel birleşme türü öngörüldüğünü görmekteyiz. Bunlardan ilki, bir şirketin diğerini devralması şeklinde gerçekleşen devralma şeklinde birleşmedir. İkincisi ise şirketlerin yeni bir şirket içinde bir araya gelmeleriyle oluşan yeni kuruluş şeklinde birleşmedir. Birleşme süreci, bir sözleşme ilişkisi çerçevesinde, bir veya daha fazla ticaret şirketinin malvarlıklarının tasfiye edilmeksizin mevcut veya yeni kurulan bir şirkete devredilmesi esasına dayanır. Bu devir karşılığında, devrolunan şirketin ortakları, önceden belirlenen bir değişim oranına göre devralan veya yeni kurulan şirketin paylarını kendiliğinden iktisap ederler. Sermaye Piyasası Kurulu'nun tebliğlerinde de birleşme, devralma veya yeni kuruluş şeklinde birleşme olarak ifade edilmiştir. Devralma şeklinde birleşmede, en az bir şirket aktif ve pasif malvarlığı unsurlarını bir bütün olarak başka bir şirkete devrederek tasfiyesiz sona erer. Yeni kuruluş şeklinde birleşmede ise iki veya daha fazla şirket, malvarlıklarını yeni kurulacak bir şirkete sermaye olarak koyarak tasfiyesiz sona ererler. Her iki durumda da ortaklara, sahip oldukları paylara karşılık gelen değişim oranına göre yeni paylar verilir. Geçerli birleşmelerin sınırları Türk Ticaret Kanunu'nun yüz otuz yedinci maddesinde çizilmiştir. Sermaye şirketleri; diğer sermaye şirketleriyle, kooperatiflerle ve devralan şirket olmaları şartıyla kollektif ve komandit şirketlerle birleşebilirler. Şahıs şirketleri ise kendi aralarında birleşebilecekleri gibi, devrolunan şirket olmaları şartıyla sermaye şirketleri ve kooperatiflerle de birleşebilirler. Kooperatifler ise diğer kooperatiflerle, sermaye şirketleriyle ve devralan şirket olmaları şartıyla şahıs şirketleriyle birleşme hakkına sahiptir. Bu noktada şahıs şirketlerinin sadece devrolunan taraf olabildiği, sermaye şirketlerinin ise devralan taraf olarak bu birleşmelere katılabildiği ayrımı sınav açısından kritik bir bilgidir. Ayrıca yüz doksan dördüncü madde uyarınca ticari işletmelerin de bir ticaret şirketi tarafından devralınmak suretiyle birleşme sürecine dahil olabileceği unutulmamalıdır. Birleşme hukukuna hakim olan en temel ilkelerden biri ortaklık payının ve haklarının korunması ilkesidir. Kanunun yüz kırkıncı maddesinde düzenlenen bu ilke, devrolunan şirketin her bir ortağının, mevcut payının değerini karşılayacak ve sahip olduğu haklara eş değer haklar içeren payları devralan şirketten talep etme hakkını güvence altına alır. Bu istem hakkı hesaplanırken şirketlerin malvarlığı değerleri, oy haklarının dağılımı ve diğer önemli hususlar dikkate alınır. Eğer değişim oranları belirlenirken bir dengesizlik söz konusu ise devrolunan şirketin ortaklarına, tahsis edilen payların gerçek değerinin onda birini aşmaması şartıyla bir denkleştirme ödemesi yapılması öngörülebilir. Buradaki onda bir yani yüzde on sınırı, sınavda sıklıkla sorulan sayısal bir eşiktir. Ayrıca oydan yoksun paylar için sahiplerine eşit değerde paylar veya oy hakkını haiz paylar verilmesi zorunludur. İmtiyazlı paylar için ise aynı değerde paylar verilmeli veya uygun bir tazminat ödenmelidir. İntifa senedi sahiplerine de eş değerli haklar tanınmalı veya senetler birleşme sözleşmesi tarihindeki gerçek değeriyle satın alınmalıdır. Ortaklık payının korunması ilkesiyle bağlantılı olarak yüz kırk birinci maddede ayrılma akçesi düzenlenmiştir. Birleşmeye katılan şirketler, birleşme sözleşmesinde ortaklara bir seçim hakkı tanıyabilirler. Ortaklar ya devralan şirkette pay ve ortaklık hakkı iktisap ederler ya da bu hakların gerçek değerine denk gelen bir ayrılma akçesini alarak ortaklıktan ayrılırlar. Hatta şirketler sözleşmede sadece ayrılma akçesinin verilmesini de öngörebilirler. Bu noktada ayrılma karşılığının uygun belirlenmemesi durumunda yüz doksan birinci madde uyarınca denkleştirme davası açılması bir güvence olarak karşımıza çıkar. Birleşme süreci hazırlık aşamasında ara bilanço çıkarılması zorunluluğu ile devam eder. Eğer birleşme sözleşmesinin imzalandığı tarih ile bilanço günü arasında altı aydan fazla zaman geçmişse veya son bilançonun çıkarılmasından sonra malvarlığında önemli değişiklikler meydana gelmişse ara bilanço çıkarılması şarttır. Bu altı aylık süre sınav sorularında karşınıza çıkabilecek bir diğer önemli zaman aşımı sınırıdır. Ara bilançoda fiziksel envanter çıkarılması gerekmez; sadece ticari defterlerdeki hareketler, amortismanlar ve önemli değer değişimleri dikkate alınarak son bilanço güncellenir. Birleşme sürecinin en önemli belgelerinden biri olan birleşme sözleşmesi, şirketlerin yönetim organları tarafından imzalanır ve genel kurullar tarafından onaylanır. Bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Kanunun yüz kırk altıncı maddesine göre sözleşmede; şirketlerin unvanları, türleri, merkezleri, pay değişim oranları, denkleştirme tutarları, ortaklık haklarına ilişkin açıklamalar, payların değişim şekli, kar payına hak kazanılan tarih ve ayrılma akçesi gibi unsurların bulunması şarttır. Ayrıca yönetim organları tarafından hazırlanan birleşme raporunda birleşmenin amacı, sonuçları ve değişim oranının belirlenme yöntemleri hukuki ve ekonomik yönden gerekçelendirilmelidir. Küçük ve orta ölçekli şirketler, tüm ortakların onaylaması halinde birleşme raporu düzenlemekten vazgeçebilirler. Bu istisna, KOBİ düzeyindeki şirketler için getirilen bir kolaylıktır. Ortakların bilgi edinme ve inceleme hakkı kapsamında, birleşmeye katılan her şirket genel kurul kararından otuz gün önce belirli belgeleri incelemeye sunmak zorundadır. Bu belgeler arasında birleşme sözleşmesi, raporu, son üç yılın finansal tabloları ve yıllık faaliyet raporları yer alır. Halka açık anonim şirketler bu belgeleri Sermaye Piyasası Kurulu'nun öngördüğü yerlerde de ilan etmelidir. Bu inceleme hakkı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ve internet sitelerinde ilan edilerek duyurulur. KOBİ'lerde tüm ortakların onayıyla bu inceleme hakkından vazgeçilmesi mümkündür. Birleşme kararı ise genel kurullarda belirli nisaplarla alınır. Anonim şirketlerde ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, esas veya çıkarılmış sermayenin çoğunluğunu temsil etmesi şartıyla, mevcut oyların dörtte üçü ile karar alınır. Limited şirketlerde ise sermayenin en az dörtte üçünü temsil eden paylara sahip ortakların, tüm ortakların dörtte üçünün oylarıyla karar alması gerekir. Kooperatiflerde ise oyların üçte iki çoğunluğu aranır. Eğer birleşme sözleşmesi bir ayrılma akçesi öngörüyorsa, bu kararın sermaye şirketlerinde mevcut oy haklarının yüzde doksan'ının olumlu oyuyla alınması zorunludur. Bu yüzde doksan oranı, azınlık haklarının korunması açısından sınavda önem arz eden bir değerdir. Birleşme, ticaret siciline tescil ile geçerlilik kazanır. Tescil anında devrolunan şirketin tüm aktif ve pasifi kendiliğinden devralan şirkete geçer. Bu duruma külli halefiyet ilkesi denir. Devrolunan şirket tescil ile birlikte infisah eder yani sona erer. Alacaklıların korunması için birleşmeye katılan şirketlerin yedi gün aralıklarla üç defa ilan yapması ve alacaklıları haklarını bildirmeye çağırması gerekir. Alacaklılar, birleşmenin tescilinden itibaren üç ay içinde talepte bulunurlarsa, devralan şirket bu alacakları teminat altına almak zorundadır. Ayrıca devrolunan şirketin borçlarından birleşmeden önce sorumlu olan ortakların sorumluluğu, birleşme kararının ilanından itibaren üç yıl boyunca devam eder. Bu üç yıllık zamanaşımı süresi, alacaklıların korunması mekanizmasının bir parçasıdır. Bölünme işlemleri ise tam bölünme ve kısmi bölünme olarak ikiye ayrılır. Tam bölünmede şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir ve bölünen şirket sona ererek unvanı sicilden silinir. Kısmi bölünmede ise şirketin malvarlığının bir veya birkaç bölümü devredilirken, bölünen şirket varlığını sürdürmeye devam eder. Sermaye Piyasası Kurulu tebliğlerine göre kısmi bölünme, iştirak modeli veya ortaklara pay devri modeliyle gerçekleştirilebilir. Bölünmeye sadece sermaye şirketleri ve kooperatifler konu olabilir; şahıs şirketlerinin bölünmesi kanunen mümkün değildir. Bölünme sürecinde de birleşmede olduğu gibi altı aylık süre kuralına tabi ara bilanço çıkarılması, bölünme sözleşmesi veya planı hazırlanması ve bölünme raporu düzenlenmesi zorunludur. Bölünme kararı için aranan nisaplar birleşme ile paraleldir; ancak oranların korunmadığı bir bölünmede kararın devreden şirketteki oy hakkını haiz ortakların en az yüzde doksan'ı ile alınması şarttır. Bölünmede alacaklıların korunması için de yedi gün aralıklarla üç ilan yapılması ve üç aylık bir bekleme süresi öngörülmüştür. Bölünmeye katılan şirketler, borçlardan dolayı müteselsilen sorumludur. Eğer borç kendisine tahsis edilen şirket bu borcu ifa etmezse, bölünmeye katılan diğer şirketler ikinci derecede müteselsil sorumlu olurlar. Çalışanların korunması açısından ise hizmet sözleşmeleri, işçi itiraz etmediği sürece tüm hak ve borçlarıyla devralan şirkete geçer. İşçi itiraz ederse sözleşme yasal bildirim süresi sonunda sona erer. Eski ve yeni işveren, işçinin bölünmeden önce muaccel olan alacaklarından müteselsilen sorumludur. Tür değiştirme ise bir şirketin tasfiye edilmeksizin hukuki şeklini değiştirerek başka bir türe dönüşmesidir. Kanunun yüz sekseninci maddesi uyarınca yeni türe dönüştürülen şirket eskisinin devamıdır. Sermaye şirketleri başka bir sermaye şirketine veya kooperatife dönüşebilir. Kollektif şirketler sermaye şirketine, kooperatife veya komandit şirkete dönüşebilir. Komandit şirketler de benzer şekilde sermaye şirketine, kooperatife veya kollektif şirkete dönüşme hakkına sahiptir. Kollektif şirketin komandit şirkete dönüşmesi için bir komanditerin girmesi veya bir ortağın komanditer olması yeterlidir. Tür değiştirmede de ortakların pay ve haklarının korunması esastır. Oydan yoksun paylar için eşit değerde paylar, imtiyazlı paylar için ise eş değer haklar veya tazminat verilmelidir. Tür değiştirme süreci, yönetim organı tarafından hazırlanan tür değiştirme planı ve raporu ile yürütülür. Bu belgelerde yeni şirketin sözleşmesi, ortakların yeni pay sayıları ve değişim oranları yer almalıdır. Tür değiştirme kararı, anonim şirketlerde sermayenin çoğunluğunu temsil eden oyların üçte ikisi ile alınır. Limited şirketlerde ise sermayenin en az dörtte üçünü temsil eden paylara sahip ortakların dörtte üçünün oyu gereklidir. Tür değiştirme, ticaret siciline tescil ile tamamlanır ve bu andan itibaren şirket yeni hukuki statüsüyle faaliyetlerine devam eder. Sınavda bu yapısal değişikliklerin her birinin kendine has nisapları, ilan süreleri ve koruma mekanizmaları arasındaki farklar sıklıkla sorgulanmaktadır. Ticaret hukuku dersimizin bu bölümünde şirketlerin yapısal değişiklikleri kapsamında tür değiştirme süreçlerini, ortaklık haklarının korunmasını ve şirketler topluluğuna ilişkin hukuki düzenlemeleri detaylı bir şekilde ele alacağız.
Bölüm 3
Premium
Ticaret hukuku dersimizin bu bölümünde şirketlerin yapısal değişiklikleri kapsamında tür değiştirme süreçlerini, ortaklık haklarının korunmasını ve şirketler topluluğuna ilişkin hukuki düzenlemeleri detaylı bir şekilde ele alacağız. Sınav hazırlık sürecinde bu konuların hem usuli işlemler hem de hak düşürücü süreler açısından büyük önem taşıdığını hatırlatmak isterim. Tür değiştirme süreçlerinde komandit şirketlerin kollektif şirkete dönüşümü belirli şartlara bağlanmıştır. Bir komandit şirket, tüm komanditerlerin şirketten çıkması veya tüm komanditerlerin komandite ortak sıfatını kazanması suretiyle kollektif şirkete dönüşebilir. Bu noktada Türk Ticaret Kanununun iki yüz elli yedinci maddesinde düzenlenen, bir kollektif veya komandit şirketin tek kişi işletmesi olarak faaliyetine devam etmesine ilişkin hükümlerin saklı tutulduğunu belirtmek gerekir. Kanunun yüz seksen ikinci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yapılacak tür değiştirmelerinde, yüz seksen ila yüz doksanıncı maddeler arasındaki genel hükümlerin uygulanmayacağı özel bir istisna olarak düzenlenmiştir. Ortaklık payının ve haklarının korunması ilkesi, tür değiştirme işlemlerinin temel taşlarından biridir. Türk Ticaret Kanununun yüz seksen üçüncü maddesi uyarınca tür değiştirmede ortakların şirket payları ve haklarının korunması esastır. Bu düzenleme kapsamında oydan yoksun paylar, imtiyazlı paylar ve intifa senetleri ile sağlanan hakların korunmasına yönelik özel mekanizmalar getirilmiştir. Sınavda karşınıza çıkabilecek bu koruma esaslarına göre, oydan yoksun pay sahiplerine eşit değerde paylar veya oy hakkını haiz paylar verilmesi zorunludur. İmtiyazlı paylar için ise karşılığında aynı değerde paylar verilmesi ya da uygun bir tazminat ödenmesi öngörülmüştür. İntifa senetleri sahiplerine ise yine aynı değerde haklar verilmesi veya tür değiştirme planının düzenlendiği tarihteki gerçek değerin nakden ödenmesi gerekmektedir. Tür değiştirme işlemlerinin usuli aşamalarına geçtiğimizde, ilk olarak ara bilanço çıkarılması yükümlülüğünü incelemeliyiz. Tür değiştirmek isteyen şirketin bilanço günüyle tür değiştirme raporunun düzenlendiği tarih arasında altı aydan fazla zaman geçmişse veya son bilançonun çıkarıldığı tarihten itibaren şirketin malvarlığında önemli değişiklikler meydana gelmişse ara bilanço çıkarılması şarttır. Bu düzenleme Türk Ticaret Kanununun yüz seksen dördüncü maddesinin ikinci fıkrasında yer almaktadır. Ara bilanço çıkarılırken kural olarak yıllık bilançoya ilişkin prensipler uygulanır; ancak fizikî envanter çıkarılmasının zorunlu olmaması ve amortismanlar ile değer düzeltmelerinin ticari defterlerdeki hareketler ölçüsünde dikkate alınması gibi kolaylıklar sağlanmıştır. Sınav açısından önemli bir detay olarak, sermaye şirketlerinde ortakların asgari sayısına ve ayni sermaye konulmasına ilişkin hükümlerin tür değiştirmede uygulanmayacağını vurgulamak gerekir. Tür değiştirme sürecinin bir diğer kritik aşaması tür değiştirme planının hazırlanmasıdır. Kanunun yüz seksen beşinci maddesine göre yönetim organı tarafından yazılı şekilde hazırlanan bu plan, genel kurulun onayına sunulur. Planın asgari içeriğinde şirketin tür değiştirmeden önceki ve sonraki ticaret unvanı, merkezi, yeni türe ilişkin ibareler, yeni türün şirket sözleşmesi ve ortakların sahip olacağı payların sayısı, cinsi ve tutarı gibi bilgiler yer almalıdır. Planın yanı sıra yönetim organı tarafından hazırlanan tür değiştirme raporu da sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu raporda tür değiştirmenin amacı, sonuçları, yeni türe ilişkin kuruluş hükümlerinin yerine getirildiği ve ortakların değişim oranları hukuki ve ekonomik yönden gerekçelendirilir. Küçük ve orta ölçekli şirketler için kanun koyucu bir kolaylık tanımıştır; tüm ortakların onaylaması halinde tür değiştirme raporunun düzenlenmesinden vazgeçilebilir. Ortakların inceleme hakkı, yapısal değişikliklerde şeffaflığı sağlayan bir diğer unsurdur. Tür değiştirme planı, raporu, son üç yılın finansal tabloları ve varsa ara bilanço, genel kurul kararından otuz gün önce şirket merkezinde ortakların incelemesine sunulmalıdır. Halka açık anonim şirketlerde bu belgelerin Sermaye Piyasası Kurulunun istediği yerlerde de sunulması zorunludur. Ortaklara bu belgelerin kopyalarının bedelsiz verilmesi kanuni bir zorunluluktur. Tür değiştirme kararının alınması için gerekli olan nisaplar, şirketin mevcut türüne göre farklılık göstermektedir ve bu nisaplar sınav sorularının odak noktalarından biridir. Anonim şirketlerde ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, esas veya çıkarılmış sermayenin üç te iki sini karşılaması şartıyla, genel kurulda mevcut oyların üç te iki si ile karar alınır. Ancak anonim şirketin limited şirkete dönüştürülmesi halinde, eğer ek ödeme veya kişisel edim yükümlülüğü doğacaksa tüm ortakların onayı aranır. Limited şirketlerde ise sermayenin en az dört te üç üne sahip olmaları şartıyla, ortakların dört te üç ünün kararı gereklidir. Kooperatiflerde ortakların en az üç te iki sinin temsil edilmesi şartıyla mevcut oyların çoğunluğu yeterlidir; ancak kişisel sorumluluk genişletiliyorsa kayıtlı ortakların üç te iki sinin olumlu oyu şarttır. Kollektif ve komandit şirketlerde kural olarak oybirliği aranmakla birlikte, şirket sözleşmesinde ortakların üç te iki sinin olumlu oyuyla bu kararın alınabileceği öngörülebilir. Tür değiştirme işlemi, ticaret siciline tescil ile hukuki geçerlilik kazanır ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir. Tescil ile birlikte eski şirketin tüzel kişiliği sona ermez, yeni türde devam eder. Bu durum külli halefiyet ilkesinin bir sonucudur. Alacaklıların ve çalışanların korunması noktasında, birleşme ve bölünme hükümlerine yapılan yollamalar tür değiştirmede de geçerliliğini korur. Yapısal değişiklikler dolayısıyla açılabilecek davalar, ortakların haklarını arama yollarını oluşturur. İlk olarak ortaklık paylarının ve haklarının incelenmesi davasını, yani denkleştirme davasını ele alalım. Türk Ticaret Kanununun yüz doksan birinci maddesi uyarınca, payların veya hakların gereğince korunmadığı durumlarda her ortak, kararın ilanından itibaren iki ay içinde asliye ticaret mahkemesinde denkleştirme akçesinin saptanmasını isteyebilir. Bu iki aylık süre hak düşürücü niteliktedir. Mahkeme kararı, aynı hukuki durumdaki tüm ortaklar için sonuç doğurur ve dava giderleri kural olarak devralan şirkete aittir. Önemli bir not olarak, bu davanın açılması tür değiştirme kararının geçerliliğini tek başına etkilemez. İptal davası ise Kanunun yüz doksan ikinci maddesinde düzenlenmiştir. Yapısal değişiklik kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirtmiş olan ortaklar, ilan tarihinden itibaren iki ay içinde iptal davası açabilirler. Eğer ilan gerekmiyorsa süre tescil tarihinden başlar. Mahkeme, usuli bir eksiklik saptarsa bunun giderilmesi için şirkete süre verir; eksiklik giderilemezse kararı iptal eder. Sorumluluk davası ise sürece katılan kişilerin kusurları ile verdikleri zararları tazmin etmelerine yöneliktir. Bu davada zamanaşımı süresi, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde beş yıldır. Şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler, modern ticaret hukukunun en karmaşık alanlarından biridir. Bir hakim ana şirket ve ona bağlı yavru şirketlerin varlığı, şirketler topluluğunu oluşturur. Hakimiyet ilişkisi doğrudan veya dolaylı olabilir. Bir ticaret şirketi, diğer bir şirketin oy haklarının çoğunluğuna sahipse, yönetim organında karar alabilecek çoğunlukta üye seçme hakkına sahipse veya bir sözleşme uyarınca hakimiyet kurabiliyorsa hakim şirket olarak kabul edilir. Kanun, bir şirketin diğerinin paylarının çoğunluğuna sahip olmasını hakimiyetin varlığına karine sayar. Hakimiyet sözleşmesinin geçerli olması için ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi şarttır. Şirketler topluluğu kavramı ile Sermaye Piyasası Kanunundaki yönetim kontrolü kavramı arasındaki farklar sınavda sıklıkla sorulmaktadır. Sermaye Piyasası Kanununun yirmi altıncı maddesine göre halka açık anonim şirketlerde oy haklarının yüzde elli sinden fazlasına sahip olmak veya yönetim kurulu üye sayısının salt çoğunluğunu seçme hakkı veren imtiyazlı paylara sahip olmak yönetim kontrolü olarak tanımlanır. Türk Ticaret Kanunundaki hakimiyet ilişkisi tüm anonim şirketleri kapsarken, yönetim kontrolü sadece halka açık şirketler için geçerlidir ve pay alım teklifi zorunluluğu doğurur. Karşılıklı iştirak durumu, iki sermaye şirketinin birbirlerinin paylarının en az dört te bir ine sahip olmasıdır. Bu durumda her iki şirket de birbirine hakimse, ikisi de hem bağlı hem hakim şirket sayılır. Karşılıklı iştirak durumunda hakların donması söz konusudur. Bir şirket, diğerinin paylarını iktisap ederek karşılıklı iştirak konumuna bilerek girerse, bu paylardan doğan oy haklarının ve diğer pay sahipliği haklarının sadece dört te bir ini kullanabilir; geri kalan haklar donar. Bedelsiz payları edinme hakkı ise bu donma kuralının istisnasıdır. Bildirim, tescil ve ilan yükümlülükleri, şirketler topluluğunda şeffaflığı sağlamak adına belirli eşiklere bağlanmıştır. Bir teşebbüs, bir sermaye şirketinin sermayesinin yüzde beş, yüzde on, yüzde yirmi, yüzde yirmi beş, yüzde otuz üç, yüzde elli, yüzde altmış yedi veya yüzde yüz ünü temsil eden miktarda paylarına sahip olduğunda veya payları bu yüzdelerin altına düştüğünde durumu on gün içinde şirkete ve yetkili makamlara bildirmek zorundadır. Bu oranlar sınavda sayısal değer olarak karşınıza çıkabilir. Bildirim yükümlülüğü yerine getirilmediği sürece ilgili paylara ait oy hakkı dahil tüm haklar donar. Bağlı ve hakim şirketlerin raporlama yükümlülükleri de sıkı kurallara bağlanmıştır. Bağlı şirketin yönetim kurulu, faaliyet yılının ilk üç ayı içinde hakim şirketle olan ilişkiler hakkında bir rapor düzenlemek zorundadır. Bu raporda hakim şirketin yönlendirmesiyle yapılan tüm hukuki işlemler ve alınan önlemler açıklanır. Eğer şirket bir zarara uğramışsa, bu zararın faaliyet yılı içinde denkleştirilip denkleştirilmediği belirtilir. Hakim şirketin her yönetim kurulu üyesi de bağlı şirketlerin finansal durumları hakkında rapor hazırlanmasını isteyebilir. Özel denetim isteme hakkı, şirketler topluluğunda azınlık haklarını koruyan bir mekanizmadır. Bağlı şirketin her bir pay sahibi, hakim şirketle olan ilişkilerde hile veya dolan şüphesi varsa mahkemeden özel denetçi atanmasını isteyebilir. Burada azlık oluşturma şartı aranmaz, tek bir pay sahibi bile bu hakka sahiptir. Satın alma hakkı ise hakim şirkete tanınan bir yetkidir. Hakim şirket, doğrudan veya dolaylı olarak payların ve oy haklarının en az yüzde doksan ına sahipse ve azlık şirketin çalışmasını engelliyorsa, hakim şirket bu azlığın paylarını satın alarak onları şirketten çıkarabilir. Şirketler topluluğunda sorumluluk rejimi, tam hakimiyetin olup olmamasına göre ikiye ayrılır. Tam hakimiyetin bulunmadığı hallerde hakim şirket, hakimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Eğer bir kayıp oluşmuşsa, bu kaybın aynı faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilmesi veya denk bir istem hakkı tanınması zorunludur. Denkleştirme yapılmazsa, bağlı şirketin pay sahipleri ve alacaklıları hakim şirketten ve onun yönetim kurulu üyelerinden zararın tazminini isteyebilirler. Ancak, bağımsız bir şirketin yönetim kurulu üyelerinin de aynı kararı alabileceği ispat edilirse tazminata hükmedilmez. Tam hakimiyetin mevcut olduğu hallerde, yani bir şirket diğerinin paylarının yüzde yüz üne sahipse, hakim şirket bağlı şirkete kaybına sebep olabilecek nitelikte olsa bile talimat verebilir. Bağlı şirketin organları bu talimatlara uymak zorundadır. Ancak bu talimatlar bağlı şirketin ödeme gücünü aşmamalı veya varlığını tehlikeye düşürmemelidir. Talimatlara uyan yönetim kurulu üyeleri bu nedenle sorumlu tutulamazlar. Eğer denkleştirme yapılmazsa, alacaklılar hakim şirkete karşı tazminat davası açma hakkına sahiptir. Son olarak, Türk Ticaret Kanununun iki yüz dokuzuncu maddesinde düzenlenen güvenden doğan sorumluluk kavramına değinmeliyiz. Hakim şirket, topluluk itibarının topluma veya tüketiciye güven verdiği durumlarda, bu güvenin boşa çıkarılmasından sorumludur. Bu sorumluluğun doğması için itibarın kullanılması, haklı bir güvenin uyandırılması, bu güvene aykırı bir davranışın sergilenmesi ve bir zararın oluşması gerekir. Örneğin, bir ana şirket yavru şirketinin borçlarını ödeyeceği yönünde bir izlenim yaratmışsa, dürüstlük kuralı gereği bu güvenden sorumlu tutulabilir. Anonim şirketlerin tanımı ve unsurlarına geçecek olursak, Türk Ticaret Kanununun üç yüz yirmi dokuzuncu maddesi anonim şirketi, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirket olarak tanımlar. Anonim şirketlerin temel özellikleri arasında belirli ve paylara bölünmüş esas sermaye yer alır. Esas sermaye, pay sahiplerinin şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri malvarlığı toplamının nakdi ifadesidir. Sermayenin belirli olması, önceden tespit edilmiş ve sabit olması anlamına gelir. Payların itibari değeri esas sözleşmede gösterilmek zorundadır. Anonim şirket pay senetleri kıymetli evrak niteliğindedir ve menkul kıymet olarak kabul edilir. Anonim şirketlerde sorumluluk rejimi tek borç ilkesi üzerine kuruludur. Pay sahibi, sadece taahhüt etmiş olduğu sermaye payı ile ve sadece şirkete karşı sorumludur. Şirket alacaklılarının pay sahibine doğrudan başvurma hakkı yoktur. Ancak dürüstlük kuralına aykırı durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanması söz konusu olabilir. Perdenin düz kaldırılması, şirketin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulmasıdır. Perdenin ters kaldırılması ise ortağın şahsi borçlarından dolayı şirketin malvarlığına gidilmesidir. Perdenin çapraz kaldırılması ise şirketler topluluğunda hakim ve bağlı şirketler arasındaki malvarlığı karışıklıklarında uygulanır. Anonim şirketlerin bir diğer unsuru ticaret unvanı kullanma zorunluluğudur. Anonim şirketler tacir sayıldıkları için işletme konusu ile şirket türünü gösteren ibareleri içeren bir ticaret unvanı seçmek ve tescil ettirmekle yükümlüdürler. Bu unvanın ayırt edici olması ve üçüncü kişileri yanıltmaması esastır. Sınav hazırlığınızda bu temel kavramların ve özellikle sürelerin, nisapların ve bildirim eşiklerinin üzerinde hassasiyetle durmanız başarınız açısından belirleyici olacaktır. Bir sonraki dersimizde anonim şirketlerin kuruluş aşamalarını ve yönetim organlarını incelemeye devam edeceğiz. Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi, şirket ortağı tarafından ayrılık prensibinin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğu hallerde uygulama alanı bulmaktadır.
Bölüm 4
Premium
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi, şirket ortağı tarafından ayrılık prensibinin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğu hallerde uygulama alanı bulmaktadır. Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, Türk Medeni Kanununun iki. ve üçüncü maddelerine aykırılık teşkil eden durumlarda şirket ortağı aleyhine tüzel kişilik perdesi aralanarak şirketin borçlarından dolayı ortağın sorumluluğuna gidilebilmektedir. Bu kapsamda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması türlerini üç ana başlıkta incelemek mümkündür. Perdenin düz kaldırılması, tüzel kişiliğin sorumluluk alanının ortakları da kapsayacak şekilde genişletilmesidir. Bu durumda tüzel kişi ile üçüncü kişi arasındaki bir hukuki işlem nedeniyle, üçüncü kişiyle doğrudan hukuki ilişkisi olmayan ortaklar borçtan müteselsilen sorumlu kılınmaktadır. Perdenin arkasındaki bu kişiler gerçek kişi olabileceği gibi genellikle bir hakim şirket olarak karşımıza çıkan tüzel kişiler de olabilir. Perdenin ters kaldırılması durumunda ise ortakların şahsi borçlarından dolayı doğrudan tüzel kişiliğin malvarlığına müracaat edilmektedir. Yargıtay uygulamalarında, borçlu ortağın alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kendi aile şirketinin tüzel kişilik perdesinden yararlanarak ticari faaliyetlerine devam etmesi, perdenin kötüye kullanılması olarak değerlendirilmektedir. Bu gibi durumlarda ortağın pay sahibi olduğu şirketin malvarlığına gidilmesi hukuken mümkün kılınmaktadır. Perdenin çapraz kaldırılması ise şirketler topluluğunda hakim şirket ile bağlı şirketler arasında malvarlığı alanlarının karışması durumunda söz konusu olur. Bu süreçte önce bağlı şirket hakkındaki bir konudan dolayı düz kaldırma yoluyla hakim şirkete varılmakta, ardından hakim şirket ile diğer bağlı şirket arasındaki perdenin ters kaldırılması sonucu diğer bağlı şirkete ulaşılmaktadır. Sınav hazırlığında bu üç ayrımın mantığını kavramak, sorumluluğun yönünü tayin etmek açısından kritik önemdedir. Anonim şirketlerin tüzel kişiliğe sahip olmasının ve Türk Ticaret Kanununun on altıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tacir sayılmasının önemli bir sonucu ticaret unvanı kullanma zorunluluğudur. Her tacir, kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, kullanmak ve bu unvanı ticaret siciline tescil ettirmekle yükümlüdür. Anonim şirketlerin ticaret unvanlarında işletme konusu ile şirket türünü gösteren anonim şirket ibaresinin bulunması zorunludur. Bu unsurlar unvanın çekirdek kısmını oluşturur. Ayrıca unvana ayırt ediciliği sağlamak üzere ekler yapılabilir. Ancak önemli bir kısıtlama olarak, anonim şirket unvanında gerçek bir kişinin adı veya soyadı yer alıyorsa, şirket türünü gösteren ibarelerin baş harflerle veya başka bir şekilde kısaltılarak yazılması kanunen yasaktır. Bu husus ticaret unvanına ilişkin sorularda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Türk Ticaret Kanununun üç yüz otuz birinci maddesine göre anonim şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilirler. Şirketin temel amacı kar elde etmek olsa da, şirket konusu sadece ticari işletme işletilmesi ile sınırlı düşünülmemelidir. Kuruluş aşamasında kurucu sayısı bakımından altı bin yedi yüz altmış iki sayılı mülga kanundaki beş kurucu şartı terk edilmiş ve tek bir pay sahibinin varlığı yeterli görülmüştür. Bu tek pay sahibi gerçek veya tüzel kişi olabilir. Ancak şirket kendi paylarının tamamını iktisap ederek tek pay sahibi haline gelemez. Anonim şirketler, ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanırlar ve Türk Medeni Kanununun kırk sekizinci maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanıp borç üstlenebilirler. Ultra vires teorisinin kaldırılmasıyla birlikte anonim şirketlerin hak ehliyeti işletme konusuyla sınırlandırılmamıştır. Asgari sermaye tutarları anonim şirketler için sınavda en çok soru potansiyeli taşıyan alanlardan biridir. Şirketin tescil edilebilmesi için esas sermaye sistemini benimsemiş anonim şirketlerde asgari sermaye tutarı beş yüz bin Türk Lirası olarak belirlenmiştir. Kayıtlı sermaye sistemini kabul eden halka kapalı anonim şirketlerde ise asgari sermaye miktarı bir milyon beş yüz bin Türk Lirası'dir. Halka açık anonim şirketler açısından ise Sermaye Piyasası Kurulu tarafından iki bin yirmi beş yılı için belirlenen asgari sermaye miktarı yüz elli milyon Türk Lirası düzeyindedir. Cumhurbaşkanına bu asgari sermaye miktarlarını artırma yetkisi verilmiştir. Limited şirketlerde bu artırım yetkisi on katı ile sınırlandırılmışken, anonim şirketler için böyle bir üst sınır öngörülmemiştir. Sermayenin belirli bir miktarın üzerinde olması şartı, pay sahiplerinin şahsi sorumluluğunun bulunmadığı bu şirket türünde alacaklıların korunması amacına hizmet etmektedir. Anonim şirketlerin işleyişine hakim olan temel ilkelerin başında çoğunluk ilkesi gelmektedir. Şirket organları olan genel kurul ve yönetim kurulunda kararlar kural olarak salt çoğunlukla alınır. Ancak bazı durumlarda nitelikli çoğunluk aranmaktadır. Örneğin, bilanço zararlarının kapatılması için ek yükümlülük getirilmesi veya şirket merkezinin yurt dışına taşınması kararları oybirliği ile alınmalıdır. İşletme konusunun tamamen değiştirilmesi veya imtiyazlı pay oluşturulması gibi esas sözleşme değişikliklerinde ise sermayenin en az yüzde yetmiş beş'ini oluşturan pay sahiplerinin olumlu oyu gereklidir. Çoğunluk ilkesi mutlak değildir; azınlık haklarının korunması ve dürüstlük kuralına aykırılığın iptal nedeni sayılması bu ilkeyi dengelemektedir. Malvarlığının ve sermayenin korunması ilkesi, anonim şirketin sınırlı sorumlu bir yapıya sahip olmasının doğal bir sonucudur. Sermayenin gerçek değer üzerinden şirkete getirilmesi, korunması ve geri iade edilmemesi bu ilkenin temelini oluşturur. Kanun koyucu bu ilkeye o kadar önem vermiştir ki, sermayenin korunması ilkesine aykırı yönetim kurulu ve genel kurul kararları butlan yaptırımına tabi tutulmuştur. Bir diğer önemli ilke olan emredici hükümler ilkesi, Türk Ticaret Kanununun üç yüz kırkıncı maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre esas sözleşme, kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak kanunda açıkça izin verilmişse sapabilir. Bu düzenleme, özel hukuktaki sözleşme özgürlüğünün anonim şirketler hukukunda sınırlandırıldığını göstermektedir. Kanunda hüküm bulunmayan hallerde esas sözleşmeye ihtiyari hükümler konulabilir ancak mevcut bir kanun hükmüne aykırı düzenleme yapılması sapma olarak değerlendirilir ve ancak açık izinle mümkündür. Kamuyu aydınlatma ve şeffaflık ilkesi, kurumsal yönetimin dört esas unsurundan biridir. Bu ilkenin en somut yansıması internet sitesi açma zorunluluğudur. Türk Ticaret Kanununun bin beş yüz yirmi dördüncü maddesi uyarınca, sadece bağımsız denetime tabi olan sermaye şirketleri internet sitesi açmak ve belirli içerikleri burada yayımlamak zorundadır. Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve özel denetim isteme hakları da bu ilke kapsamında değerlendirilir. Sermaye piyasası mevzuatında ise izahname sistemi, özel durum açıklamaları ve Kamuyu Aydınlatma Platformu bu ilkenin uygulama araçlarıdır. Kurumsal yönetim ilkeleri ise eşitlik, hesap verebilirlik, sorumluluk ve şeffaflık temelleri üzerine kuruludur. Sermaye Piyasası Kurulu, halka açık ortaklıkların bu ilkelere uyumunu belirleme ve derecelendirme yetkisine sahiptir. Eşit işlem ilkesi, Türk Ticaret Kanununun üç yüz elli yedinci maddesinde pay sahiplerinin eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulacağı şeklinde hükme bağlanmıştır. Bu ilke yönetim kuruluna ve genel kurula, eşit durumdaki pay sahiplerine eşit davranma yükümlülüğü yükler. İlke, pay sahibinin vazgeçilemez haklarında mutlak olarak uygulanırken, kar payı veya oy hakkı gibi oransallık ilkesinin geçerli olduğu haklarda nisbi olarak uygulanır. Eşit işlem ilkesine aykırı yönetim kurulu kararları butlan yaptırımı ile karşılaşabilir. Pay sahiplerinin şirkete borçlanma yasağı ise sermayenin korunmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Türk Ticaret Kanununun üç yüz elli sekizinci maddesine göre, pay sahipleri sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçeleriyle birlikte karı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamazlar. Bu yasağa aykırı hareket edilmesi işlemin geçersizliği yanında adli para cezası yaptırımını da beraberinde getirir. Sürdürülebilir finans ve ESG faktörleri, modern anonim şirketler hukukunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim kriterleri, bir şirketin sadece bugünkü karlılığını değil, uzun vadedeki değer yaratma kapasitesini de belirlemektedir. Türk Ticaret Kanununun seksen sekizinci maddesine eklenen hükümle, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarını yani TSRS'yi belirlemeye yetkili kılınmıştır. TSRS uygulama kapsamı belirli finansal eşiklere bağlanmıştır. Buna göre, aktif toplamı beş yüz milyon Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı bir milyar Türk Lirası ve çalışan sayısı iki yüz elli kişi ölçütlerinden en az ikisini art arda iki raporlama döneminde aşan kurum ve kuruluşlar sürdürülebilirlik raporu hazırlamak zorundadır. Bankalar ise herhangi bir eşik değere tabi olmaksızın bu kapsamdadır; ancak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bünyesindeki bankalar bu zorunluluktan muaf tutulmuştur. Bu raporlama standartları, yatırımcıların sürdürülebilirlik risklerini ve fırsatlarını anlamalarını kolaylaştırarak finansal piyasaların etkin işleyişine katkı sağlamaktadır. Sürdürülebilirlik ilkelerinin uygulanması ve raporlanması hususunda anonim şirketlerin uyması gereken yasal çerçeveyi inceleyerek dersimize devam edelim.
Bölüm 5
Premium
Sürdürülebilirlik ilkelerinin uygulanması ve raporlanması hususunda anonim şirketlerin uyması gereken yasal çerçeveyi inceleyerek dersimize devam edelim. Şirketler sürdürülebilirlik ilkelerini uygulamıyorlarsa buna ilişkin gerekçeli bir açıklama yapmakla yükümlüdürler. Türk Ticaret Kanunu'nun seksen sekizinci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, uluslararası standartlarla uyumlu olacak şekilde Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarını yayımlamakla görevlendirilmiştir. Bu kapsamda ilgili kurum tarafından Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarının Belirlenmesi konusu adı altında iki temel standart yayımlanmıştır. Bunlardan ilki TSRS bir kodlu Sürdürülebilirlikle İlgili Finansal Bilgilerin Açıklanmasına İlişkin Genel Hükümler, ikincisi ise TSRS iki kodlu İklimle İlgili Açıklamalar başlıklı standarttır. Bu standartların uygulama kapsamına ilişkin Kurul Kararı, hangi işletmelerin zorunlu olarak raporlama yapacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Sürdürülebilirlik raporlarının hazırlanmasında Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarını uygulama zorunluluğu belirli eşik değerlere bağlanmıştır. Kurul Kararı'nın üçüncü maddesi uyarınca, belirli kurum ve kuruluşlar üç temel ölçütten en az ikisinin eşik değerlerini art arda iki raporlama döneminde aşıyorlarsa bu standartları uygulamak zorundadırlar. Bu ölçütler beş yüz milyon Türk Lirası aktif toplamı, bir milyar Türk Lirası yıllık net satış hasılatı ve iki yüz elli kişilik çalışan sayısıdır. Sınav hazırlığı sürecinde bu sayısal verilerin ve iki raporlama dönemi şartının doğruluğu büyük önem arz etmektedir. Bu eşikleri aşan ve zorunlu uygulama kapsamında olan kurumlar arasında sermaye piyasası mevzuatına tabi yatırım kuruluşları, kolektif yatırım kuruluşları, portföy yönetim şirketleri, ipotek finansmanı kuruluşları, merkezi takas kuruluşları, merkezi saklama kuruluşları ve veri depolama kuruluşları yer almaktadır. Ayrıca payları Borsa İstanbul bünyesinde işlem gören ortaklıklar da bu kapsamdadır. Ancak burada önemli bir istisna mevcuttur. Yakın İzleme Pazarı'nda işlem gören ortaklıklar ile nitelikli yatırımcılara satılmak üzere Girişim Sermayesi Pazarı'nda işlem gören ortaklıklar bu zorunluluktan muaf tutulmuştur. Bankacılık sektörüne yönelik düzenlemeler ise daha katı bir yapı sergilemektedir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun denetimine tabi olan bankalar, herhangi bir eşik değere tabi olmaksızın Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarına uygun rapor hazırlamakla yükümlüdürler. Bu noktada sınavda yanıltıcı olabilecek bir istisnaya dikkat çekmek gerekir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bünyesinde yer alan bankalar bu zorunlu uygulama kapsamı dışında bırakılmıştır. Bankalar dışında derecelendirme kuruluşları, finansal holding şirketleri, finansal kiralama, faktoring, finansman ve varlık yönetimi şirketleri de yukarıda belirttiğimiz beş yüz milyon Türk Lirası aktif toplamı, bir milyar Türk Lirası net satış ve iki yüz elli çalışan eşiklerine tabi olarak raporlama yapmak durumundadırlar. Sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri de ilgili kanunları kapsamında bu değerlendirmeye dahil edilirler. Ayrıca Borsa İstanbul piyasalarında faaliyet göstermesine izin verilen yetkili müesseseler, kıymetli madenler aracı kurumları ve kıymetli maden üretimi veya ticaretiyle iştigal eden şirketler de aynı eşik değerler üzerinden değerlendirilir. Zorunlu kapsam dışında kalan işletmelerin ise gönüllülük esasına göre bu standartlara uygun raporlama yapmaları mümkündür. Sürdürülebilir finans alanındaki gelişmelerin anonim şirketler üzerindeki etkileri sadece raporlama yükümlülüğü ile sınırlı değildir. Bu kavramın anonim şirketler hukukundaki yansımaları, özellikle yönetim kurulunun hukuki sorumluluğu noktasında yeni tartışmaları beraberinde getirmektedir. Sürdürülebilirlik ilkelerine uygun davranmayan şirketlerin hukuki sorumluluk riskiyle karşı karşıya kalması muhtemeldir. Ancak bir sorumluluğun doğabilmesi için yönetim kuruluna bu yönde açık bir yükümlülük yüklenmiş olması gerekir. Türk Ticaret Kanunu'nun mevcut yapısı yönetim kurulunun pay sahiplerinin çıkarlarını koruması ve kâr maksimizasyonu ilkesi üzerine kuruludur. Çevresel, sosyal ve yönetişim olarak adlandırılan ESG faaliyetlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle bir sorumluluk doğabilmesi için bu hususların yönetim kurulunun görev ve yükümlülükleri arasına açıkça eklenmesi gerekmektedir. Sürdürülebilir finansın anonim şirketlere sunduğu bir diğer önemli imkan ise ESG yatırımlarının finansmanıdır. Bu noktada yeşil borçlanma araçları ön plana çıkmaktadır. Yeşil borçlanma aracı, ihraçtan elde edilen gelirlerin yalnızca yeni veya mevcut yeşil projelerin finansmanı veya yeniden finansmanı için kullanıldığı borçlanma araçlarını ifade eder. Sermaye Piyasası Kurulu bu süreci desteklemek amacıyla yirmi dört Şubat iki bin yirmi iki tarihinde Yeşil Borçlanma Aracı, Sürdürülebilir Borçlanma Aracı, Yeşil Kira Sertifikası ve Sürdürülebilir Kira Sertifikası Rehberi'ni yayımlamıştır. Bu rehber yüz yirmi sekiz nokta on sekiz sayılı ilke kararı olarak yürürlüğe girmiştir ve sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak yatırımların finansmanını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Şimdi anonim şirketlerin kuruluş sürecine ve bu süreçteki temel kavramlara geçelim. Anonim şirketlerde kurucu kavramı Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz otuz yedinci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanmıştır. Buna göre pay taahhüt edip esas sözleşmeyi imzalayan gerçek ve tüzel kişiler kurucu olarak kabul edilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bir kişinin üçüncü bir kişi hesabına pay taahhüt etmesi durumunda hem işlemi yapan kişinin hem de hesabına işlem yapılan temsil olunan kişinin kurucu sayılmasıdır. Bu durum özellikle kuruluştan doğan sorumluluklar bakımından önem arz eder. Kanun koyucu, temsil olunan kişinin, işlemi yapan kişinin bildiği veya bilmesi gereken hususları bilmediğini ileri sürmesini engellemiştir. Kurucu sıfatının belirlenmesi, kanunda öngörülen hukuki sonuçlar ve sorumluluk hükümleri açısından kritik bir öneme sahiptir. Anonim şirketlerin kuruluş yolları incelendiğinde temel yöntemin ani kuruluş olduğu görülür. Ani kuruluş, şirket kurucularının sermayenin tamamını ödemeyi şartsız olarak taahhüt ettikleri ve imzaları noterce onaylanmış esas sözleşme ile anonim şirket kurma iradelerini açıklamalarıdır. Şirketin tüzel kişilik kazanması ise ticaret siciline tescil ile gerçekleşir. Ani kuruluş kendi içinde basit ve nitelikli olmak üzere ikiye ayrılır. Eğer sermayenin tamamı nakit olarak taahhüt ediliyorsa ve kuruculara özel menfaatler sağlanmıyorsa bu durum basit ani kuruluş olarak adlandırılır. Ancak sermaye olarak ayın konulması, bir işletmenin devralınması veya kuruculara kârdan özel menfaatler sağlanması gibi durumlar söz konusuysa nitelikli ani kuruluştan bahsedilir. Nitelikli kuruluşta sermayenin korunması ilkesi gereği, nakit dışı sermayenin değerlemesi için mahkemece atanmış bilirkişi raporu gibi ek prosedürler uygulanır. Türk Ticaret Kanunu'nda daha önce yer alan tedrici kuruluş yöntemi kaldırılmış, bunun yerine halka arz taahhüdü yoluyla kuruluş imkanı getirilmiştir. Ancak altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun on ikinci maddesinin altıncı fıkrası ile bu düzenlemenin halka açık ve halka açılmak üzere Kurula başvuran ortaklıklara uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu durum Türk Ticaret Kanunu'ndaki ilgili maddenin uygulama alanını fiilen ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla güncel hukukumuzda anonim şirketlerin kuruluşu esas itibarıyla ani kuruluş prensibine dayanmaktadır. Anonim şirketlerin kuruluşunda genel ilke serbestlik olsa da bazı şirket türleri için Ticaret Bakanlığı'ndan izin alınması zorunludur. Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz otuz üçüncü maddesi uyarınca yayımlanan tebliğ ile izin alınması gereken şirketler belirlenmiştir. Bu kapsamda bankalar, finansal kiralama, faktoring, tüketici finansmanı, varlık yönetimi ve sigorta şirketleri ile anonim şirket şeklinde kurulan holdingler, döviz büfesi işleten şirketler ve bağımsız denetim şirketleri gibi yapılar kuruluş ve esas sözleşme değişiklikleri için Bakanlık iznine tabidir. Bakanlık incelemesi sadece kanunun emredici hükümlerine aykırılık bulunup bulunmadığı yönünden yapılabilir. Bu noktada özel kanunlarla Sermaye Piyasası Kurulu veya Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi kurumlara verilen izin yetkilerinin de geçerliliğini koruduğunu belirtmek gerekir. Kuruluş belgeleri Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz otuz altıncı maddesinde sınırlı sayıda sayılmıştır. Bunlar esas sözleşme, değerleme raporları ve kuruluşla ilgili yapılan diğer sözleşmelerdir. Bu belgelerin sicil dosyasına konulması ve şirket tarafından beş yıl süreyle saklanması yasal bir zorunluluktur. Kurucu menfaatleri konusunda ise kanun koyucu sermayenin korunması amacıyla katı kurallar getirmiştir. Kuruculara emekleri karşılığında bedelsiz pay senedi verilmesi yasaktır. Ancak kurucu intifa senetleri oluşturulmasına izin verilmiştir. Bu senet sahiplerine, yedek akçeler ve pay sahipleri için yüzde beş kâr payı ayrıldıktan sonra kalan tutarın en çok onda biri ödenebilir. Ayrıca yeni kurulan şirketlerin halka arzdan önce kurucu intifa senetlerini bedelsiz olarak iptal etmeleri gerekmektedir, aksi takdirde bu senetler kendiliğinden geçersiz sayılır. Esas sözleşmenin içeriği ve tescili anonim şirketin kimliğini belirleyen en önemli aşamadır. Esas sözleşmede şirketin ticaret unvanı, merkezi, işletme konusu, sermayesi, payların itibari değerleri ve ödeme şartları gibi temel bilgilerin yer alması zorunludur. Ayrıca yönetim kurulu üyelerinin sayısı, temsil yetkisi olanlar, genel kurulun toplantıya çağrılma usulü ve hesap dönemi gibi hususlar da belirtilmelidir. Şirket, kurucuların imzalarının noterce onaylanmasıyla ön şirket statüsünü kazanır. Ön şirket aşamasında henüz tüzel kişilik yoktur ancak kurucular arası ilişkilerde anonim şirket hükümleri uygulanmaya başlar. Tüzel kişilik ise ancak ticaret siciline tescil ile kazanılır. Kuruluştan sonraki iki yıl içinde gerçekleştirilen malvarlığı devirleri, kanuna karşı hile riskine karşı özel olarak düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz elli altıncı maddesi uyarınca, tescilden itibaren iki yıl içinde sermayenin onda birini aşan bir bedel karşılığında işletme veya ayın devralınması veya kiralanması durumunda özel bir prosedür izlenmelidir. Bu işlem için öncelikle mahkemece atanan bilirkişi tarafından değer tespiti yapılmalı ve bu işlem genel kurul tarafından onaylanmalıdır. Genel kurulda aranan nisap oldukça yüksektir; sermayenin en az yüzde yetmiş beş'ini oluşturan pay sahiplerinin olumlu oyu gerekmektedir. Bu prosedüre uyulmaması işlemin geçersizliği sonucunu doğurur. Bu düzenleme, kuruluş aşamasındaki ayın sermaye kurallarının dolanılmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Anonim şirketin tescili ile birlikte şirket tüzel kişilik kazanır ve bir hak süjesi haline gelir. Tescilden sonra şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. Ancak kanun hükümlerine aykırı hareket edilerek alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatleri ihlal edilmişse fesih davası açılabilir. Bu dava, tescil ve ilandan itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır. Mahkeme hemen fesih kararı vermek yerine eksikliklerin giderilmesi için süre verebilir. Ayrıca pay taahhüdünün şirketin tescilinden önce devri yasaklanmamış olsa da bu devir tescilden önce şirkete karşı ileri sürülemez. Anonim şirketin organ yapısına geçtiğimizde, şirketin genel kurul ve yönetim kurulu olmak üzere iki zorunlu organı olduğunu görmekteyiz. Türk Ticaret Kanunu organlar arasında işlevler ayrılığı ilkesini benimsemiştir. Bu ilke uyarınca genel kurul her konuda karar alma yetkisine sahip bir üst organ değildir; yönetim kurulunun devredilemez yetkilerine müdahale edemez. Denetçiler ise yeni kanunla birlikte bir organ olmaktan çıkarılmış, bağımsız bir denetim mekanizması olarak kurgulanmıştır. Yönetim kurulu, şirketin idare ve temsil organıdır ve en az bir üyeden oluşabilir. Ancak bankalar ve halka açık şirketler için özel mevzuat uyarınca en az beş üye şartı aranmaktadır. Yönetim kurulunun organizasyonu ve işleyişi hakkında iki bin yirmi dört yılında yapılan önemli bir değişikliğe değinmek gerekir. yedi bin beş yüz on bir sayılı Kanun ile yapılan düzenleme uyarınca, yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun yazılı istemi üzerine başkanın kurulu toplantıya çağırması zorunlu hale getirilmiştir. Eğer başkan istemin kendisine ulaşmasından itibaren otuz gün içinde çağrı yapmazsa veya başkana ulaşılamazsa, çağrı doğrudan istem sahipleri tarafından yapılabilir. Ayrıca yönetim kurulu başkan ve vekilinin her yıl seçilmesi zorunluluğu kaldırılmış, bu kişilerin yönetim kurulu üyelik süresiyle uyumlu şekilde görev yapmalarına imkan tanınmıştır. Yönetim kurulunda kararlar kural olarak oy çokluğu ile alınır ve eşitlik halinde başkanın üstün oy hakkı bulunmaz. Eşitlik durumunda ilgili öneri reddedilmiş sayılır. Yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilirler. Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa aynı kişi yeniden seçilebilir. Üyelerin tam ehliyetli olmaları şarttır. İflasına karar verilen veya kısıtlanan kişilerin üyeliği sona erer. Ayrıca belirli suçlardan mahkumiyet de yönetim kurulu üyesi olmaya engel teşkil eder. Yönetim kurulu üyeliğinde bir boşalma olması durumunda, yönetim kurulu kanuni şartları haiz birini geçici olarak seçip ilk genel kurulun onayına sunabilir. Bu yöntem kooptasyon olarak adlandırılır ve seçilen üye onaylanması halinde selefinin süresini tamamlar. Bu ayrıntılar anonim şirketlerin yönetim ve temsil yapısının sürekliliğini sağlamak adına büyük önem taşımaktadır. Yönetim kurulu üyeliğinde herhangi bir sebeple boşalma meydana gelmesi durumunda uygulanacak prosedür Türk Ticaret Kanununun üç yüz altmış üçüncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir.
Bölüm 6
Premium
Yönetim kurulu üyeliğinde herhangi bir sebeple boşalma meydana gelmesi durumunda uygulanacak prosedür Türk Ticaret Kanununun üç yüz altmış üçüncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre yönetim kurulu, kanuni şartları haiz bir kişiyi geçici olarak yönetim kurulu üyeliğine seçerek ilk genel kurulun onayına sunar. Bu yöntemle seçilen üye, onaya sunulduğu genel kurul toplantısına kadar görev yapar ve genel kurul tarafından onaylanması halinde yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlar. Bu noktada yönetim kurulunun geçici nitelikte de olsa kurul üyesi belirleme yetkisine istisnai olarak sahip kılındığını belirtmek gerekir. Ayrıca Sermaye Piyasası Kurulu da Sermaye Piyasası Kanununun doksan altıncı maddesinin ikinci fıkrası, doksan yedinci maddesinin birinci fıkrası ve Kurulun görev ve yetkilerinin düzenlendiği yüz yirmi sekizinci maddesinin birinci fıkrasının k bendi uyarınca, belirli kapsamlarla sınırlı olmak üzere anonim şirketlere yönetim kurulu üyesi atayabilmektedir. Genel kurulun seçim yetkisine tam bir istisna teşkil etmemekle birlikte, Türk Ticaret Kanununun üç yüz altmışıncı maddesi ile yönetim kurulu üyeliği için genel kurulu bağlayıcı aday önerme hakkı özel olarak düzenlenmiştir. Esas sözleşmede öngörülmek şartıyla belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Bu amaçla yönetim kurulu üyelerinin belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli pay grupları ve azlık arasından seçileceği esas sözleşmede öngörülebileceği gibi, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkı da tanınabilir. Genel kurul tarafından yönetim kurulu üyeliğine önerilen adayın veya hakkın tanındığı gruba ve azlığa mensup adayın haklı bir sebep bulunmadığı takdirde üye seçilmesi zorunludur. Sınav açısından önem arz eden bir kısıtlama olarak, halka açık anonim şirketlerde bu şekilde tanınacak temsil edilme hakkının yönetim kurulu üye sayısının yarısını aşamayacağını belirtmek gerekir. Bağımsız yönetim kurulu üyelerine ilişkin düzenlemeler ise bu kuralın dışındadır. Ayrıca bu maddeye göre yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınan paylar kanunen imtiyazlı pay sayılmaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin görev süreleri Türk Ticaret Kanununun üç yüz altmış ikinci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilirler. Esas sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı sürece aynı kişinin yeniden seçilmesi mümkündür. Kanunda düzenlenen bu üç yıllık süre azami bir süredir; dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin üç yıldan daha kısa bir süre için seçilmeleri de hukuken mümkündür. Türk Ticaret Kanunu sistematiğinde yönetim kurulunun bütün üyelerinin aynı süre için seçilmesi gibi bir zorunluluk öngörülmemiştir. Yönetim kurulu üyeliğine seçilme ehliyeti ve engelleri hususunda Türk Ticaret Kanununun üç yüz elli dokuzuncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca üyelerin ve tüzel kişi adına tescil edilecek gerçek kişinin tam ehliyetli olmaları şarttır. Seçilebilmenin en temel koşulu ergin olmak, ayırt etme gücüne sahip olmak ve kısıtlı olmamaktır. Fiil ehliyetine sahip olma koşuluna ek olarak, üyeliği sona erdiren sebeplerin seçilmeye de engel teşkil ettiğini vurgulamak gerekir. Bu bağlamda Türk Ticaret Kanununun üç yüz altmış üçüncü maddesinin ikinci fıkrasında sayılan iflasına karar verilmiş olması veya ehliyetinin kısıtlanmış olması durumları kişilerin üye olarak seçilmelerine engel teşkil eder. Benzer şekilde Türk Ceza Kanununun elli üçüncü maddesi gereğince, kasten işlenmiş bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak kişiler şirketlerin yöneticisi veya denetçisi olmaktan yoksun bırakılabilirler. Bu kişiler mahkum oldukları hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamazlar ve geçici de olsa yönetim kurulu üyeliğine seçilme engeline sahip olurlar. Anonim şirketlerde esas sözleşme ile yönetim kurulu üyesi olarak seçilebilmek için asgari ek koşullar öngörülebilir. Özel düzenlemeler kapsamında Bankacılık Kanunu, Sigortacılık Kanunu ve Kurumsal Yönetim İlkelerinde bağımsız yönetim kurulu üyeleri için öngörülen gereklilikler bu ek koşullara örnek teşkil etmektedir. altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanununun getirdiği önemli yeniliklerden biri de tüzel kişilerin yönetim kurulu üyesi olarak seçilebilmesidir. Bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel kişiyle birlikte tüzel kişi adına ve tüzel kişi tarafından belirlenen sadece bir gerçek kişi de tescil ve ilan olunur. Ayrıca bu tescil ve ilanın yapıldığı şirketin internet sitesinde derhal açıklanır. Tüzel kişi adına sadece bu tescil edilmiş kişi toplantılara katılıp oy kullanabilir. Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ve diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu şirketlerde, bu tüzel kişiler veya bunların gerçek kişi temsilcileri yönetim kuruluna seçilebilir. Yönetim kurulu üye sayısı iki kişiden fazla olan şirketlerde, üyelerin tamamının aynı kamu tüzel kişisinin temsilcisi olmaması şartıyla, kamu tüzel kişisini temsilen birden fazla gerçek kişi yönetim kuruluna seçilebilmektedir. Yönetim kurulu üyeliği sıfatının kazanılması süreci genel kurul seçimi ve adayın kabulü ile gerçekleşir. Türk Ticaret Kanununun dört yüz sekizinci maddesi uyarınca seçilen üye, üyeliği kabul etmesiyle birlikte bu sıfatı kazanır. Göreve başlayabilmek için tescil ve ilan şart değildir; tescil işlemi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Ancak tüzel kişi temsilcisi olan gerçek kişilerin durumu doktrinde tartışmalıdır. Kanun metni tescilin kurucu olduğunu açıkça belirtmese de, madde gerekçesinde tescilin tüzel kişinin üyeliğini gerçek kişi nezdinde somutlaştırdığı ve kurucu bir etkiye sahip olduğu ifade edilmektedir. Bu görüş kabul edildiğinde, tüzel kişi tarafından seçilen temsilci tescil edilmediği sürece yönetim kurulu toplantılarına katılıp oy kullanamayacaktır. Yönetim kurulu üyeliği sıfatı sürenin sona ermesi, görevden alınma, istifa veya yeterliliklerin kaybı gibi nedenlerle sona erer. Görevden alma yetkisi genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır. Yönetim kurulu üyeleri, esas sözleşmeyle atanmış olsalar dahi, gündemde ilgili bir maddenin bulunması veya haklı bir sebebin varlığı halinde genel kurul kararıyla her zaman görevden alınabilirler. İstifa ise üyenin bozucu yenilik doğuran bir hakkı olup şirketin kabulüne bağlı değildir. İflas, ehliyetin kısıtlanması veya esas sözleşmede öngörülen şartların kaybedilmesi durumunda üyelik kendiliğinden sona erer. Şirket ile yönetim kurulu üyeleri arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ise tarafların irade serbestisine dayanan bir sözleşme ilişkisidir. Özel bir belirleme yapılmamışsa bu ilişki vekalet sözleşmesi olarak kabul edilir ve Türk Ticaret Kanununda hüküm bulunmayan hallerde Türk Borçlar Kanununun vekalet sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. Yönetim kurulunun görev ve yetkileri genel olarak Türk Ticaret Kanununun üç yüz yetmiş dördüncü maddesinde düzenlenmiştir. Yönetim kurulu, kanun ve esas sözleşme uyarınca genel kurulun yetkisinde bırakılanlar dışındaki tüm iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. Kanunun üç yüz yetmiş beşinci maddesinde yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri sınırlı olmamak üzere sayılmıştır. Bunlar arasında şirketin üst düzey yönetimi, yönetim teşkilatının belirlenmesi, muhasebe ve finansal planlama düzeninin kurulması, müdürlerin ve imza yetkililerinin atanıp görevden alınması, yönetimin üst gözetimi, pay ve karar defterlerinin tutulması, yıllık faaliyet raporunun sunulması ve borca batıklık durumunun mahkemeye bildirilmesi yer almaktadır. Ayrıca sermaye kaybında tedbir alınması ve riskin erken saptanması komitesinin kurulması gibi görevler de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Yönetim kuruluna devredilebilecek yetkiler arasında kayıtlı sermaye sisteminde sermaye artırımı yapılması ve borçlanma aracı ihracı önemli yer tutar. Türk Ticaret Kanununun dört yüz altmışıncı maddesi ve Sermaye Piyasası Kanununun on sekizinci maddesi uyarınca, kayıtlı sermaye tavanına kadar sermaye artırımı yapma, imtiyazlı veya itibari değerinin üzerinde pay çıkarma ve rüçhan haklarını sınırlandırma yetkisi yönetim kuruluna bırakılabilir. Halka açık şirketlerde ek olarak itibari değerin altında pay çıkarma yetkisi de verilebilir. Borçlanma aracı ihracı yetkisi ise genel kurul tarafından en çok on beş ay için yönetim kuruluna devredilebilirken, halka açık ortaklıklarda bu devir süreli veya süresiz olarak gerçekleştirilebilmektedir. Sermayenin kaybı ve borca batıklık durumlarında yönetim kurulunun özel yükümlülükleri bulunmaktadır. Son yıllık bilançoya göre sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde yönetim kurulu genel kurulu hemen toplantıya çağırarak iyileştirici önlemleri sunmalıdır. Zarar sermaye ve yedek akçeler toplamının üçte ikisine ulaşmışsa, genel kurul sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanması kararı almazsa şirket kendiliğinden sona erer. Şirketin borca batık olduğu şüphesi varsa yönetim kurulu hem işletmenin devamlılığı hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Aktiflerin borçları karşılamadığı anlaşılırsa yönetim kurulu durumu asliye ticaret mahkemesine bildirerek şirketin iflasını istemek zorundadır. Bu bildirimden kaçınmanın tek yolu, alacaklıların alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklılardan sonraya konulmasını yazılı olarak kabul etmeleridir. Riskin erken saptanması ve yönetimi amacıyla pay senetleri borsada işlem gören şirketlerde uzman bir komite kurulması zorunludur. Diğer şirketlerde ise denetçinin gerekli görmesi halinde bu komite derhal kurulur. Komite yönetim kuruluna her iki ayda bir rapor sunarak tehlikelere işaret eder ve çareler gösterir. Yönetim kurulu kararları kural olarak kurul halinde toplanılarak alınır. Kararlar fiziki toplantı yapılarak veya üyelerden birinin önerisine diğerlerinin yazılı onayını alması suretiyle sirküler yöntemle alınabilir. Toplantı nisabı, esas sözleşmede ağırlaştırıcı bir hüküm yoksa üye tam sayısının çoğunluğudur. Kararlar ise hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde konu gelecek toplantıya bırakılır; ikinci toplantıda da eşitlik sürerse öneri reddedilmiş sayılır. Yönetim kurulu üyeleri için Türk Ticaret Kanununun üç yüz doksan üçüncü maddesinde müzakerelere katılma yasağı öngörülmüştür. Üye, kendisinin, alt ve üst soyunun, eşinin veya üçüncü derece dahil kan ve kayın hısımlarının kişisel menfaatleriyle şirketin menfaatinin çatıştığı konuların müzakeresine katılamaz. Bu yasak dürüstlük kuralı gereği diğer benzer durumlar için de geçerlidir. Yasağa aykırı hareket eden üyeler ve buna göz yuman diğer üyeler şirketin uğradığı zarardan müteselsilen sorumludur. Yönetim kurulu kendi içinden bir başkan ve en az bir başkan vekili seçer. İşlerin gidişatını izlemek ve denetim amacıyla komite ve komisyonlar kurabilir. Yönetim yetkisi, esas sözleşmeye konulacak bir hüküm ve hazırlanacak bir iç yönerge ile kısmen veya tamamen bir veya birkaç üyeye veya üçüncü bir kişiye devredilebilir. Ancak devredilemez görevlerin devri mümkün değildir. Şirketin temsili hususunda ise temsil yetkisi kural olarak tüm üyelere aittir ve aksine hüküm yoksa çift imza ile kullanılır. Temsil yetkisi murahhas üyelere veya müdür olarak üçüncü kişilere devredilebilir ancak en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini koruması şarttır. Temsil yetkisinin kapsamı şirketin işletme konusu ile sınırlı değildir; ultra vires teorisinin terk edilmesiyle birlikte işletme konusu dışındaki işlemler de kural olarak şirketi bağlar. Bunun tek istisnası, üçüncü kişinin işlemin işletme konusu dışında olduğunu bildiğinin veya bilebilecek durumda olduğunun ispatlanmasıdır. Temsil yetkisine getirilen sınırlamalar arasında sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgüleme ile birlikte temsil kaydı tescil ve ilan edilmek şartıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir. Diğer sınırlamalar iyi niyetli üçüncü kişileri bağlamaz. Temsile veya yönetmeye yetkili olanların görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur; ancak şirketin bu kişilere rücu hakkı saklıdır. Yönetim kurulu kararlarının sakatlığı yokluk, butlan ve iptal edilebilirlik yaptırımlarına tabidir. Yokluk, kararın kurucu unsurlarının eksikliği durumunda söz konusu olur ve hakim tarafından resen dikkate alınır. Butlan ise Türk Ticaret Kanununun üç yüz doksan birinci maddesinde düzenlenmiş olup eşit işlem ilkesine aykırı, anonm şirketin temel yapısına uymayan, sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen veya pay sahiplerinin vazgeçilmez haklarını ihlal eden kararlar batıldır. Batıl kararların tespiti her zaman mahkemeden istenebilir ve bu kararlar baştan itibaren geçersiz sayılır. Sınav hazırlık sürecinde özellikle devredilemez yetkiler, sermaye kaybı oranları ve butlan sebepleri arasındaki ayrımlara dikkat edilmesi başarınız açısından kritik öneme sahiptir. Anonim şirket yönetim kurulu kararlarının hukuki sakatlıkları ve bu sakatlıkların yaptırımları konusunu incelemeye devam ediyoruz. Bir önceki dersimizde yönetim kurulu kararlarının butlan hallerine giriş yapmıştık.
Bölüm 7
Premium
Anonim şirket yönetim kurulu kararlarının hukuki sakatlıkları ve bu sakatlıkların yaptırımları konusunu incelemeye devam ediyoruz. Bir önceki dersimizde yönetim kurulu kararlarının butlan hallerine giriş yapmıştık. Şimdi ise öğretide ve uygulamada kabul gören ancak kanunda açıkça düzenlenmemiş olan yokluk yaptırımı ile konumuza derinlik kazandıralım. Anonim şirket yönetim kurulu kararlarının yokluk yaptırımına tabi olması hususu, altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanununda ve ondan önceki bin dokuz yüz yirmi altı tarihli kanunda açıkça zikredilmemiştir. Ancak bu durum, yokluk müessesesinin hukukumuzda yer almadığı anlamına gelmez. Öğretide ve yargı kararlarında genel hükümlere gidilerek yokluk yaptırımı kabul görmektedir. Bu noktada sınav açısından bilinmesi gereken en temel husus, yokluk yaptırımına tabi bir kararın herkes tarafından ve herhangi bir süreye bağlı olmaksızın tespitinin istenebileceğidir. Yani yokluk iddiası için hak düşürücü bir süre öngörülmemiştir. Ayrıca görülmekte olan bir davada bir yönetim kurulu kararının yok hükmünde olup olmadığını hakim resen, yani kendiliğinden göz önünde bulundurmak zorundadır. Yönetim kurulu kararlarının yok hükmünde olup olmadığına ilişkin mutlak ve kesin bir ölçüt belirlemek güç olsa da, konu her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Genel bir kural olarak, eğer bir karar yönetim kurulu niteliğinde bir kurulun varlığı açısından sakatsa veya bu kurulu oluşturan kişilerin kararı şekil ve usul açısından emredici hükümlere ağır aykırılık taşıyorsa yokluktan söz edilir. Bir başka deyişle, yönetim kurulu kararının kurucu unsurlarına aykırılık söz konusu ise yokluk yaptırımı devreye girer. Bütün hukuki işlemlerde ortak kurucu unsur olarak kabul edilen irade beyanının ağır sakatlık halleri, şekil eksikliği, ayırt etme gücünden yoksunluk, toplantı ve karar yetersayılarına uyulmaması, çağrının usulsüz yapılması veya üye sıfatını taşımayan kişilerin yönetim kurulu kararı alması gibi haller bu konudaki tipik örneklerdir. Yönetim kurulu kararlarının butlanı, yani kesin hükümsüzlüğü konusuna geçtiğimizde, bu meselenin genel kurul kararlarının butlanı gibi altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanunu ile ilk defa açık bir düzenlemeye kavuşturulduğunu görüyoruz. Butlan yaptırımında, işlemin kurucu unsurları mevcut olmakla birlikte, ağır hukuka aykırılıklar içeren veya geçerlilik şartları eksik olan bir hukuki işlem söz konusudur. Kanun koyucu, yönetim kurulu kararlarının butlanını genel kurul kararlarının butlanına benzer bir yöntemle ele almış ve Türk Ticaret Kanununun üç yüz doksan birinci maddesinde sınırlı sayıda olmayan batıl karar gruplarına yer vermiştir. İlgili madde uyarınca, yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Kanunda özellikle dört ana grup sayılmıştır. Bunlardan ilki, eşit işlem ilkesine aykırı olan kararlardır. İkincisi, anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen kararlardır. Üçüncüsü, pay sahiplerinin özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren kararlardır. Dördüncü grup ise diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin olan kararlardır. Burada kritik bir hususa dikkat çekmek gerekir. Türk Ticaret Kanununun üç yüz doksan birinci maddesinde batıl kararlar örnekleme yoluyla belirtilmiştir. Maddede yer alan özellikle ifadesi, batıl karar gruplarının sadece bu sayılanlarla sınırlı olmadığını ortaya koymaktadır. Bu durumda, maddede sayılan hallerin dışında, anonim şirketlerin ve yönetim kurulunun nitelikleri göz önünde bulundurularak, Türk Borçlar Kanununun yirmi yedinci maddesi anlamında kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan diğer kararların da butlan yaptırımına tabi tutulması mümkündür. Eşit işlem ilkesine aykırılık, anonim şirketler hukukunun temel kolonlarından biridir ve bu ilkeyi zedeleyen kararlar doğrudan butlanla sakattır. Temel yapıya aykırılık hali ise anonim şirketin tanımına, pay sahiplerinin hak ve borçları düzenine ve organsal yapısına aykırı kararları içerir. Kanunun gerekçesine göre temel yapı ile kastedilen, anonim şirketi taşıyan ana kolonlardır. Örneğin, anonim şirkette pay sahipleri için ek ödeme yükümü öngörülemez; böyle bir karar temel yapıya aykırıdır. Yine bir üçüncü kişiye, örneğin büyük kredi veren bir bankaya, pay sahibine eş temettü, tasfiye payı veya genel kurula katılma gibi haklar donatılması veya yönetim kurulu kararlarında ona veto hakkı tanınması temel haklar düzenine aykırılık teşkil eder. Üye olmayan bir kişinin yönetim kurulunda üye haklarına sahip kılınması ise organsal yapıya aykırılık oluşturur ve bu tür kararlar batıldır. Pay sahiplerinin haklarının ihlali başlığı altında, özellikle vazgeçilmez nitelikteki hakların kısıtlanması üzerinde durulmalıdır. İptal davası açılabilmesinin yönetim kurulunun onayına tabi tutulması, kar elde etmek ve paylaşmak amacının terk edilmesi, genel kurula giriş kartı verilmesinin veya bilgi alma hakkının yönetim kurulunun istediği bir taahhütnamenin imzalanması şartına bağlanması gibi haller bu gruba girer. Ayrıca genel kurula temsilci ile katılmanın yasaklanması veya bağımsız temsilciler için şirkete teminat yatırılması zorunluluğunun getirilmesi de geçersiz kararlar arasındadır. Devredilemez yetkilerin devrine ilişkin kararlar da hem temel yapı ile ilgilidir hem de organlar arası işlev ayrımı ilkesini korumayı amaçlar. Türk Ticaret Kanununun üç yüz yetmiş beş, üç yüz doksan yedi, üç yüz doksan sekiz ve dört yüz sekizinci maddelerinde yer alan düzenlemelerin korunması esastır. Bu yetkilerin bütün halinde veya münferiden devri butlan sonucunu doğurur. Yönetim kurulu kararlarının iptal edilebilirliği konusuna geldiğimizde, Türk hukuk tarihindeki gelişimini anlamak sınav sorularını cevaplamak açısından faydalı olacaktır. Eski Türk Ticaret Kanununda yönetim kurulu kararlarının iptaline ilişkin bir düzenleme bulunmamaktaydı. Bu konudaki ilk düzenleme mülga iki bin dört yüz doksan dokuz sayılı Sermaye Piyasası Kanununun on ikinci maddesinin altıncı fıkrası ile bin dokuz yüz doksan iki yılında hukuk sistemimize dahil olmuştur. Günümüzde ise altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanununun on sekizinci maddesinin altıncı fıkrası ve altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanununun dört yüz altmışıncı maddesi bu konuyu düzenlemektedir. Önemle belirtmek gerekir ki, yönetim kurulu kararlarına karşı iptal davası açılabilmesi kural değil, istisnadır. Bu imkan sadece kayıtlı sermaye sistemini benimseyen anonim şirketlerde, yönetim kurulunun bu sistemden kaynaklanan özel yetkileriyle sınırlı olarak tanınmıştır. Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca, yönetim kurulunun kayıtlı sermaye sistemi çerçevesinde aldığı kararlar aleyhine, genel kurul kararlarının iptaline ilişkin hükümler dairesinde yönetim kurulu üyeleri veya hakları ihlal edilen pay sahipleri iptal davası açabilirler. Bu davanın, kararın ilanından itibaren otuz günlük hak düşürücü sürede açılması şarttır. Davada yetkili mahkeme anonim şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi, görevli mahkeme ise asliye ticaret mahkemesidir. Türk Ticaret Kanununun dört yüz altmışıncı maddesinin beşinci fıkrası da benzer bir düzenleme getirerek, halka açık olmayan ancak kayıtlı sermaye sistemini benimseyen şirketler için bu yolu açmıştır. Burada da iptal davası açma süresi kararın ilanı tarihinden itibaren bir aydır. Sınavda en çok karıştırılan hususlardan biri budur; genel kurul kararlarının iptali için üç aylık süre öngörülmüşken, yönetim kurulu kararlarının iptali için bu süre otuz gün veya bir ay olarak belirlenmiştir. İptal sebepleri ise kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kurallarına aykırılıktır. Yapısal değişiklik kararlarının iptali de özel bir durumdur. Birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararlarının bir yönetim organı tarafından verilmesi halinde, Türk Ticaret Kanununun yüz doksan ikinci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptal davası açılabilir. Özellikle kolaylaştırılmış birleşme usulünde birleşme kararını vermeye yetkili organ genel kurul değil yönetim kuruludur. Bu durumda pay sahiplerinin haklarını korumak adına iptal davası yolu açık tutulmuştur. Benzer bir istisna kar payı avansı kararlarında da karşımıza çıkar. Sermaye Piyasası Kanununun yirminci maddesi bağlamında, ara dönem finansal tablolarının gerçeği yansıtmaması nedeniyle hatalı dağıtılan kar payı avanslarından doğan zararlar için yönetim kurulu üyeleri sorumludur. Bu tür kararlar için de kararın ilanından itibaren otuz gün içinde iptal davası açılabilir. Yönetim kurulu üyelerinin hak ve yükümlülükleri konusuna geçelim. Üyelerin hakları öğretide kişisel nitelikteki haklar ve mali nitelikteki haklar olarak ikiye ayrılır. Kişisel haklar arasında yönetim kurulu toplantılarına katılmak, olağanüstü toplantı talep etmek, görüş açıklamak, öneride bulunmak ve oy kullanmak yer alır. Ayrıca üyelerin bilgi alma ve inceleme hakkı Türk Ticaret Kanununun üç yüz doksan ikinci maddesinde kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu hak her yönetim kurulu üyesinin sahip olduğu, şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebilme ve inceleme yapabilme yetkisidir. Toplantı sırasında bir üyenin defter, kayıt, sözleşme veya belgelerin getirtilmesi talebi reddedilemez. Şirket yönetimiyle görevlendirilen kişiler ve komiteler de bilgi vermekle yükümlüdür. Toplantı dışında ise bilgi alma hakkı başkanın iznine tabidir. Eğer başkanın kendisi bu hakkı kullanacaksa, onun da kuruldan izin alması gerekir. Bilgi alma talebi reddedilen üye, iki gün içinde konuyu yönetim kuruluna getirir; kurul da reddederse şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Mahkemenin bu konudaki kararı kesindir. Unutulmamalıdır ki, bu haklar esas sözleşme veya yönetim kurulu kararıyla daraltılamaz, sadece genişletilebilir. Mali nitelikteki haklar ise huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve kar payıdır. Bu hakların belirlenmesi genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır. Eğer yönetim kurulu kendi ücretini veya huzur hakkını belirleyen bir karar alırsa, bu karar yetki aşımı nedeniyle batıldır. Kar payı ödemesi için ise sadece genel kurul kararı yeterli değildir; mutlaka esas sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunmalıdır. Ayrıca Türk Ticaret Kanununun bin beş yüz yirmi dördüncü maddesi uyarınca denetime tabi şirketlerin internet sitesi açma ve yıllık faaliyet raporlarını burada yayımlama zorunluluğu vardır. Bu raporlarda yönetim kurulu üyelerine ödenen her türlü menfaatin gösterilmesi gerekir. Bu yükümlülüğe uyulmaması, ilgili kararların iptaline ve yöneticilerin sorumluluğuna yol açar. Şirketin iflası halinde ise yönetim kurulu üyelerinin son üç yıl içinde aldıkları kazanç payı ve ücretlerin, uygun görülen miktarı aşan kısımlarını iade etme yükümlülüğü doğabilir. Yönetim kurulu üyelerinin yükümlülükleri arasında sadakat, özen, rekabet etmeme, şirketle işlem yapmama ve şirketten borç almama yükümlülükleri kritik öneme sahiptir. Sadakat yükümlülüğü, Türk Ticaret Kanununun üç yüz altmış dokuzuncu maddesinde şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek şeklinde ifade edilmiştir. Üye, kişisel menfaatini veya başkalarının menfaatini şirket menfaatinin önüne geçiremez. Sır saklama yükümlülüğü de sadakat borcunun bir parçasıdır ve görev süresi sona erdikten sonra da devam eder. Özen yükümlülüğü ise üyelerin görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmesini gerektirir. Burada sübjektif bir ölçü değil, objektifleşmiş bir standart olan tedbirli yönetici özeni esas alınır. Nesnellik ilkesi gereği, üyenin görevini yerine getirebilecek yetkinliğe sahip olması ve gelişmeleri izlemesi beklenir. Bu noktada sınavların vazgeçilmez konusu olan işadamı kararı ilkesine, yani business judgement rule kavramına değinmek gerekir. Tedbirli yönetici ölçüsü, yönetim kurulu üyesinin kurumsal yönetim ilkelerine uygun olarak bir işadamı kararı verebileceğini kabul eder. Eğer üye, iyi niyetle, tarafsız kalarak, yeterli araştırmayı yapıp gerekli bilgileri toplayarak bir karar almışsa, bu karar sonucunda şirket zarar etse bile üye sorumlu tutulamaz. İşadamı kararı ilkesinin dört temel unsuru vardır. Birincisi, ortada ticari takdire dayanan bilinçli bir karar olmalıdır; ihmali davranışlar bu ilke kapsamında değildir. İkincisi, karar şirket menfaati dışında bir menfaat gözetilmeksizin, yani tarafsız ve bağımsız bir şekilde alınmalıdır. Üçüncüsü, karar yeterli bilgiye dayalı olmalıdır. Dördüncüsü ise kararın makul olması, yani şirketin menfaatine olacağı yönünde makul bir inanca dayanmasıdır. Bu şartlar varsa, yargı makamları yerindelik denetimi yapamaz ve üyeyi sorumlu tutamaz. Ancak hileli işlemler, şirket kaynaklarının kötüye kullanılması ve emredici hükümlere aykırılık bu korumanın dışındadır. Şirketle işlem yapma ve borçlanma yasağı da önemli bir yükümlülüktür. Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan şirketle kendisi veya başkası adına işlem yapamaz; aksi halde yapılan işlem batıl olur. Borçlanma yasağı ise pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile onların yakınlarını kapsar. Bu kişiler şirkete nakit borçlanamazlar; şirket onlar için kefalet, garanti veya teminat veremez. Bu yasağın ihlali halinde şirket alacaklıları, borçlanılan tutar için bu kişileri doğrudan takip edebilir. Ayrıca bu yasağa aykırılık üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezası ile yaptırıma bağlanmıştır. Şirketler topluluğuna dahil şirketlerin birbirlerine kefil olabilmeleri ise bu kuralın bir istisnasıdır. Rekabet etmeme yükümlülüğü uyarınca, bir üye genel kurulun izni olmaksızın şirketin işletme konusuna giren ticari işleri kendi veya başkası hesabına yapamaz ve aynı tür işle uğraşan bir şirkete sınırsız sorumlu ortak olarak giremez. Aykırılık halinde şirket tazminat isteyebilir veya yapılan işlemi kendi adına yapılmış sayabilir. Bu haklar, öğrenme tarihinden itibaren üç ay ve her halde işlemin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl içinde zamanaşımına uğrar. Son olarak yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunu ele alalım. Türk Ticaret Kanununun beş yüz elli üçüncü maddesi uyarınca üyeler, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Bu bir kusur sorumluluğudur ve davacının kusuru ispat etmesi gerekir. Ancak hiç kimse, kontrolü dışında kalan hukuka aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz. Sorumluluk yaptırımı tazminattır; hapis veya iflas yaptırımı öngörülmemiştir. Sorumluluk davasını şirket tüzel kişiliği, pay sahipleri ve şirket iflas etmişse alacaklılar açabilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini talep edebilirler. Yeni Türk Ticaret Kanunu ile mutlak teselsül yerine farklılaştırılmış teselsül anlayışı getirilmiştir. Türk Ticaret Kanununun beş yüz elli yedinci maddesine göre, birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olması halinde, her biri kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur. Bu, dış ilişkideki sorumluluk miktarını belirleyen bir kuraldır ve her üye kendi kusur payı oranında bir tavanla sorumlu tutulur. Sorumluluk davasında yetkili mahkeme şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesidir; ancak davalının yerleşim yeri mahkemesinde de dava açılması mümkündür. Zamanaşımı süreleri ise davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıldır. Eğer fiil bir suç teşkil ediyorsa ve Türk Ceza Kanununda daha uzun bir zamanaşımı öngörülmüşse, o süre uygulanır. Bu detaylar, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki statüsünü ve sorumluluk rejimini anlamak adına büyük önem taşımaktadır.
Bölüm 8
Premium
Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu çerçevesinde açılacak tazminat davalarında aktif dava ehliyeti şirketle birlikte her bir pay sahibine ve şirket alacaklılarına tanınmıştır. Şirketin uğradığı zararın tazminini şirket kendisi talep edebileceği gibi her bir pay sahibi de isteyebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus pay sahiplerinin şirketin uğradığı zararın tazminatının şahsen kendilerine değil ancak şirkete ödenmesini talep edebilecekleridir. Pay sahibinin açtığı davanın hukuki ve maddi sebeplerle haklı görülmesi durumunda mahkeme dava giderlerini ve avukatlık ücretini davalıya yükleyemediği hallerde davacı pay sahibi ile şirket arasında hakkaniyete uygun şekilde paylaştırır. Şirket alacaklılarının istemleri ise öncelikle iflas dairesi tarafından ileri sürülür. İflas dairesinin davayı açmaması durumunda her pay sahibi veya şirket alacaklısı bu davayı ikame etme hakkına sahiptir. Elde edilen hasıla İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre öncelikle dava açan alacaklıların alacaklarının ödenmesine tahsis edilir. Kalan bakiye sermaye payları oranında davacı pay sahiplerine ödenir ve artan kısım iflas masasına devredilir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu noktasında Türk Ticaret Kanunu ile kabul edilen farklılaştırılmış teselsül anlayışına geçelim. Eski düzenlemedeki mutlak teselsül anlayışı yerine getirilen bu sistemde birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olması halinde her bir sorumlu kusuruna ve durumun gereklerine göre zararın şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur. Davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hakimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu ayrı ayrı belirlemesini isteyebilir. Bu sorumluluk halinin özü oluşan toplam zarardan dış ilişkide de zararın oluşumundaki pay oranında sorumlu olunmasıdır. Dolayısıyla her üye kusurlu davranışı ve zarara katkısı oranında sorumlu tutulacaktır. Sorumluluk davasının davacıları farklılaştırılmış müteselsil sorumlulara ancak o kişinin sorumluluk tavanına kadar başvurabilirler. Bu düzenleme sorumlular arasındaki iç ilişkiyi değil dış ilişkideki sorumluluk miktarını belirleyen bir kuraldır ve sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Sorumluluk davasında yetkili ve görevli mahkeme konusunu ele almak gerekirse Türk Ticaret Kanununun beş yüz altmış birinci maddesi uyarınca dava şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır. Bu kural genel yetki kuralına ek bir imkan sunar. Davacı isterse davalının yerleşim yeri mahkemesinde isterse şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açabilir. Görevli mahkeme ise her durumda asliye ticaret mahkemesidir. Sorumluluğun sona ermesi bağlamında zamanaşımı süreleri büyük önem taşır. Tazminat isteme hakkı davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Eğer sorumluluğa yol açan fiil bir suç teşkil ediyorsa ve Türk Ceza Kanununa göre daha uzun bir dava zamanaşımına tabi ise tazminat davasına da bu uzun süre uygulanır. Yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesi konusuna değinelim. İbra ilgili dönemdeki işlemlerin hukuka ve esas sözleşmeye uygunluğunun genel kurul tarafından kabul edilmesidir. Yönetim kurulu üyelerinin ibrası genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır ve bu oylamada oy hakkındaki imtiyazlar kullanılamaz. Ayrıca yönetim kurulu üyeleri ve yönetimde imza yetkisi olanlar kendi ibralarına ilişkin kararlarda paylarından doğan oy haklarını kullanamazlar. İbra açık bir oylama ile yapılabileceği gibi bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı da aksine açıklık yoksa ibra sonucunu doğurur. Ancak bilançoda bazı hususlar gizlenmişse veya gerçek durumu yansıtmıyorsa bilançonun onaylanması ibra etkisi yaratmaz. Geçerli bir ibra kararı genel kurul kararıyla kaldırılamaz ancak iptal davasına konu edilebilir. İbra kararı şirketin ve karara olumlu oy veren pay sahiplerinin dava hakkını kaldırırken diğer pay sahiplerinin dava hakkı ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer. Alacaklıların dava hakkı ise ibra kararından etkilenmez. Kurucuların ve yönetim kurulu üyelerinin kuruluş ve sermaye artırımından doğan sorumlulukları şirketin tescilinden itibaren dört yıl geçmedikçe sulh ve ibra yoluyla kaldırılamaz. Türk Ticaret Kanununda düzenlenen özel sorumluluk nedenlerine geçelim. Belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olması durumunda belgeleri düzenleyenler veya beyanları yapanlar ile kusurlu olan katılanlar sorumludur. Bu kapsamda kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, bölünme ve menkul kıymet ihracı gibi işlemlerle ilgili belgelerin yanlış, hileli veya sahte olması sorumluluk doğurur. Düzenleyenler için kusursuz sorumluluk öngörülürken katılanlar için kusurlu sorumluluk esası benimsenmiştir. Sermaye hakkında yanlış beyanlarda bulunanlar ve ödeme yetersizliğini bildiği halde buna onay verenler de zarardan müteselsilen sorumludur. Ayrıca ayın sermaye veya devralınacak işletmelere emsaline oranla yüksek fiyat biçenler değer biçmede yolsuzluk nedeniyle sorumlu tutulur. Halktan para toplama yasağına aykırı hareket edenler için ise altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Şirketler topluluğunda hakimiyetin kötüye kullanılması durumunda özel bir sorumluluk rejimi mevcuttur. Hakim şirket bağlı şirketi kaybına neden olacak işlemler yapmaya yöneltemez. Eğer bir kayıp oluşmuşsa bu kaybın faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilmesi veya denk bir istem hakkı tanınması gerekir. Denkleştirme yapılmazsa bağlı şirketin her pay sahibi ve alacaklısı hakim şirketten ve onun yönetim kurulu üyelerinden zararın tazminini isteyebilir. Eğer bağımsız bir şirketin yönetim kurulu da aynı koşullar altında aynı kararı alacak idiyse tazminata hükmedilmez. Kamu borçlarından doğan sorumlulukta ise altı bin yüz seksen üç sayılı Kanun uyarınca tüzel kişiliğin malvarlığından tahsil edilemeyen amme alacakları kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarından tahsil edilir. Anonim şirketlerin bir diğer zorunlu organı olan genel kurul konusuna geçelim. Genel kurul şirket içi ilişkilerde karar merciidir ve yönetim kurulu üzerinde hiyerarşik bir üstünlüğü yoktur. Genel kurulun devredilemez yetkileri arasında esas sözleşme değişikliği, yönetim kurulu üyelerinin seçimi ve azli, denetçi seçimi, finansal tabloların onayı ve kar dağıtımı kararları yer alır. Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı da genel kurulun yetkisindedir. Olağan genel kurul toplantıları her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Çağrısız genel kurul ise tüm pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve itiraz etmemesi durumunda toplanabilir. Çağrısız toplantıda yüzde yüz toplantı nisabının toplantı boyunca korunması şarttır ve bu toplantılarda gündeme bağlılık ilkesi uygulanmaz. Genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi esasen yönetim kuruluna aittir. Görev süresi dolmuş olsa bile yönetim kurulu bu yetkiyi kullanabilir. Tasfiye memurları da görev alanlarıyla ilgili konularda çağrı yapabilirler. Azlık hakları kapsamında halka açık olmayan şirketlerde sermayenin yüzde on payına, halka açık şirketlerde ise yüzde beş payına sahip olanlar yönetim kurulundan genel kurulu toplantıya çağırmasını isteyebilirler. Yönetim kurulu bu talebi reddederse veya yedi iş günü içinde olumlu cevap vermezse asliye ticaret mahkemesi kararıyla genel kurul toplanabilir. Mahkeme bu durumda bir kayyım atar ve mahkemenin kararı kesindir. Yönetim kurulunun devamlı toplanamadığı hallerde mahkeme izniyle tek bir pay sahibi de çağrı yapabilir. Gündeme bağlılık ilkesi genel kurulun sadece ilan edilen gündem maddelerini görüşebilmesini ifade eder. Ancak bu ilkenin bazı istisnaları mevcuttur. Pay sahiplerinin tamamı hazırsa oybirliği ile gündeme madde eklenebilir. Özel denetim talebi gündemde olmasa bile karara bağlanır. Yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yenilerinin seçilmesi yıl sonu finansal tablolarının müzakeresi maddesiyle ilgili sayılır ve doğrudan görüşülebilir. Ayrıca haklı sebeplerin varlığı halinde yönetim kurulu üyelerinin azli oy çokluğuyla gündeme alınabilir. Çağrı usulü bakımından ilan toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılmalıdır. Halka açık şirketlerde bu süre üç haftadır. İlan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde yayımlanır. Nama yazılı pay sahiplerine ise ayrıca iadeli taahhütlü mektupla bildirim yapılır. Sınavda süreler ve oranlar sıklıkla sorulduğu için bu iki ve üç haftalık süreler ile yüzde on ve yüzde beş oranlarına dikkat etmek gerekmektedir.
Bölüm 9
Premium
Anonim şirketlerde genel kurul toplantılarına ilişkin usul ve esasları incelemeye devam ediyoruz. Nama yazılı olarak ihraç edilmiş olup borsada işlem gören paylar hakkında altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanununun dört yüz on dördüncü maddesinin birinci fıkrasının uygulanmayacağını belirtmek gerekir. Bu husus Sermaye Piyasası Kanununun yirmi dokuzuncu maddesinin ikinci fıkrasında açıkça düzenlenmiştir. Eğer halka açık olmayan bir anonim şirket, Türk Ticaret Kanununun üç yüz doksan dördüncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca denetime tabi bir şirketse, genel kurul toplantısına çağrının mutlaka şirketin internet sitesinde de yayımlanması zorunludur. Çağrının içeriği ise ilgili yönetmeliklerle detaylandırılmıştır. Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğin on birinci maddesinin birinci fıkrasına göre, ilanlarda ve pay sahiplerine gönderilecek mektuplarda toplantı günü, saati, yeri ve gündemi mutlaka bulunmalıdır. Gündemde esas sözleşme değişikliği varsa, değişen maddelerin eski ve yeni şekilleri de belirtilmelidir. Ayrıca çağrının kimin tarafından yapıldığı, eğer toplantı bir erteleme üzerine yapılıyorsa erteleme sebebi ve gerekli toplantı nisabı da ilanda yer almalıdır. Olağan toplantı ilanlarında finansal tabloların, konsolide finansal tabloların, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun, denetleme raporunun ve kâr dağıtım önerisinin şirket merkez ve şube adreslerinde incelemeye hazır bulundurulduğu bilgisi verilmelidir. Sınav açısından önemli bir detay olarak, Türk Ticaret Kanununun dört yüz yirmi sekizinci maddesinde tanımlanan temsilcilerin kimlikleri ve iletişim bilgilerinin de bu ilanda yer alması gerektiğini hatırlatmakta fayda vardır. Genel kurul süreçlerinde kurumsal temsilci müessesesi de özel bir düzenlemeye tabidir. Şirketin kurumsal temsilci önermesi halinde, yönetim kurulunun ilan tarihinden en az kırk beş gün önce internet sitesine yönlendirilmiş bir mesaj koyması ve pay sahiplerini, önerdikleri kurumsal temsilcilerin bilgilerini yedi gün içinde bildirmeye çağırması öngörülmüştür. Ancak bu noktada mevzuat karmaşasına dikkat etmek gerekir. Sermaye Piyasası Kanununun otuzuncu maddesinin dördüncü fıkrası gereği, Türk Ticaret Kanununun dört yüz yirmi sekizinci maddesi halka açık anonim ortaklıklara uygulanmamaktadır. Bu durum, kurumsal temsilciye ilişkin esasların sadece halka açık olmayan anonim ortaklıklar için geçerli olduğu anlamına gelir. Halka açık ortaklıklar için ise Sermaye Piyasası Kanununun yirmi dokuzuncu maddesinin birinci fıkrası özel hüküm niteliğindedir. Halka açık ortaklıklar genel kurullarını, esas sözleşmede gösterilen şekilde, ortaklığın internet sitesi, Kamuyu Aydınlatma Platformu ve Kurulca belirlenen diğer yerlerde duyurmak zorundadır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az üç hafta önce yapılmalıdır. Şimdi genel kurula katılmaya yetkili olan kişilerin belirlenmesi konusuna geçelim. Türk Ticaret Kanununun dört yüz on beşinci maddesine göre genel kurul toplantısına, yönetim kurulu tarafından düzenlenen hazır bulunanlar listesinde adı bulunan pay sahipleri katılabilir. Pay sahiplerinin yanı sıra oy hakkına sahip olan intifa hakkı sahipleri ile sözleşme ile kendilerine katılma hakkı tanınan rehin hakkı sahipleri de bu yetkiye sahiptir. Eğer bir pay üzerinde intifa hakkı varsa, aksi kararlaştırılmadıkça oy hakkı intifa hakkı sahibi tarafından kullanılır. Bir payın birden fazla sahibi varsa, bu kişiler ancak aralarından seçecekleri bir temsilci vasıtasıyla oy kullanabilirler. Her pay sahibinin genel kurulda sadece bir kişi tarafından temsil edilmesi esastır. Ancak bir pay sahibinin paylarını birden fazla kişiye tevdi etmesi durumu bu kuralın istisnasını oluşturur. Halka açık ortaklıklarda ise süreç Merkezi Kayıt Kuruluşu üzerinden yürütülür. Yönetim kurulu, Merkezi Kayıt Kuruluşundan sağlanan pay sahipleri listesini dikkate alarak hazır bulunanlar listesini oluşturur. Sınavda sıklıkla sorulan bir diğer önemli husus ise şudur: Genel kurula katılma ve oy kullanma hakkı, payların bir kredi kuruluşuna veya başka bir yere depo edilmesi şartına bağlanamaz. Bu kural hem Türk Ticaret Kanununda hem de Sermaye Piyasası Kanununda emredici bir hüküm olarak yer almaktadır. Genel kurulda sadece pay sahipleri değil, görevleri gereği bazı kişilerin de hazır bulunması zorunludur. Yönetim kurulu üyelerinden en az birinin ve varsa murahhas üyelerin toplantıda hazır bulunması şarttır. Aynı şekilde denetçi de genel kurulda yer almalıdır. Bakanlık temsilcisinin bulunması gereken durumlar ise yönetmelikle sınırlandırılmıştır. Kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan şirketlerin tüm toplantılarında Bakanlık temsilcisi zorunludur. Diğer şirketlerde ise sermaye artırımı veya azaltımı, kayıtlı sermaye sistemine geçiş veya tavan artırımı, faaliyet konusunun değiştirilmesi, birleşme, bölünme veya tür değişikliği gibi önemli gündem maddeleri varsa Bakanlık temsilcisinin bulunması şarttır. Ayrıca elektronik ortamda katılım sistemini uygulayan şirketlerin toplantıları ile yurt dışında yapılacak tüm genel kurul toplantılarında Bakanlık temsilcisinin bulunması yasal bir zorunluluktur. Toplantı yeri ve hazır bulunanlar listesine dair teknik detaylara değinecek olursak, aksine bir sözleşme hükmü yoksa genel kurul şirket merkezinin bulunduğu yerde toplanır. Hazır bulunanlar listesi, toplantının usulüne uygun yapıldığının en önemli kanıtıdır. Bu listede pay sahiplerinin kimlik bilgileri, pay miktarları, payların itibari değerleri ve temsil durumları açıkça gösterilir. Liste yönetim kurulu başkanı tarafından imzalanır ve toplantıdan önce salonda bulundurulur. Pay sahiplerinin en temel haklarından biri olan oy hakkı, kural olarak payların itibari değerleriyle orantılı olarak kullanılır. Ancak her pay sahibi, sadece bir paya sahip olsa dahi en az bir oy hakkına sahiptir. Esas sözleşme ile bir pay sahibinin kullanabileceği oy sayısı sınırlandırılabilir. Oy hakkının doğması için pay bedelinin en az dörtte birinin ödenmiş olması şarttır, ancak esas sözleşmede daha yüksek bir oran belirlenmiş olabilir. Oy hakkından yoksunluk ve oy hakkının donması konuları sınavlar için kritik öneme sahiptir. Türk Ticaret Kanununun dört yüz otuz altıncı maddesine göre, bir pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üst soyu ile ilgili kişisel bir işe veya davaya ilişkin müzakerelerde oy kullanamaz. Yönetim kurulu üyeleri de kendi ibralarına ilişkin kararlarda oy hakkına sahip değildir. Ayrıca şirketin iktisap ettiği kendi payları ile yavru şirketin elinde bulunan ana şirket paylarına ait oy hakları donar ve bu paylar toplantı nisabının hesaplanmasında dikkate alınmaz. Sermaye piyasası mevzuatı açısından ise pay alım teklifi zorunluluğunu yerine getirmeyenlerin oy haklarının kendiliğinden donacağını unutmamak gerekir. Oyda imtiyaz konusu ise eşit itibari değerdeki paylara farklı sayıda oy hakkı verilmesiyle mümkündür. Ancak kanun buna bir sınır getirmiştir; bir paya en çok on beş oy hakkı tanınabilir. Kurumsallaşmanın gerektirdiği durumlarda mahkeme kararıyla bu sınır aşılabilir. Önemli bir istisna olarak, esas sözleşme değişikliği, ibra ve sorumluluk davası açılması kararlarında oyda imtiyaz kullanılamaz. Birikimli oy kullanma sistemi, özellikle azınlık haklarının korunması açısından modern bir mekanizmadır. Bu sistemde pay sahibinin sahip olduğu oy sayısı, seçilecek yönetim kurulu üye sayısı ile çarpılır ve elde edilen toplam oy tek bir adaya veya adaylar arasında bölünerek kullanılabilir. Halka açık olmayan şirketlerde bu sistemin uygulanabilmesi için esas sözleşmede açık hüküm bulunması, yönetim kurulu üye sayısının en az üç olması ve oyda imtiyazlı payların bulunmaması gerekir. Temsil konusuna geri dönecek olursak, iki bin on sekiz yılında yapılan değişiklikle organ temsilcisi ve kurumsal temsilciye ilişkin bazı maddelerin yürürlükten kaldırıldığını görmekteyiz. Şu anki sistemde olağan bireysel temsilci ve tevdi eden temsilcisi ayrımı esastır. Temsil belgesinin yazılı olması şarttır ve temsilci, pay sahibinin talimatlarına uymakla yükümlüdür. Genel kurulun geçerli kararlar alabilmesi için belirli toplantı ve karar yetersayılarına ulaşılması gerekir. Genel kural olarak, aksine ağır bir nisap yoksa, sermayenin en az dörtte birini karşılayan pay sahiplerinin varlığıyla toplanılır. Kararlar ise hazır bulunan oyların salt çoğunluğu ile alınır. Eğer ilk toplantıda bu nisaba ulaşılamazsa, ikinci toplantıda herhangi bir nisap aranmaz. Ancak esas sözleşme değişikliklerinde daha ağır nisaplar devreye girer. Örneğin, işletme konusunun tamamen değiştirilmesi veya imtiyazlı pay oluşturulması için sermayenin yüzde yetmiş beş'inin olumlu oyu gerekir. Şirket merkezinin yurt dışına taşınması veya bilanço zararlarının kapatılması için ek yükümlülük getirilmesi kararları ise oy birliği ile alınmalıdır. Halka açık ortaklıklarda ise Sermaye Piyasası Kanununun yirmi dokuzuncu maddesi uyarınca, önemli nitelikteki işlemlerde toplantı nisabı aranmaksızın, katılan oyların üçte ikisinin olumlu oyu aranır. Eğer sermayenin yarısı toplantıda hazırsa, bu durumda katılanların salt çoğunluğu yeterli olur. Genel kurul kararlarının sakatlığı durumunda yokluk, butlan ve iptal edilebilirlik yaptırımları söz konusu olur. Kararın kurucu unsurlarında bir eksiklik varsa yokluk, kanunun emredici hükümlerine veya kamu düzenine aykırılık varsa butlan yaptırımı uygulanır. Butlan sebepleri arasında pay sahibinin vazgeçilemez haklarının sınırlandırılması veya şirketin temel yapısının bozulması sayılabilir. İptal davası ise kararın kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı olması durumunda üç ay içinde açılmalıdır. Bu davayı toplantıda hazır bulunup muhalefetini tutanağa geçiren pay sahipleri veya kararın uygulanması kişisel sorumluluğuna yol açacak olan yönetim kurulu üyeleri açabilir. Dersimizin son bölümünde anonim şirketlerin denetimi konusuna giriş yapıyoruz. altı bin yüz iki sayılı Kanunla birlikte denetim sistemi köklü bir değişikliğe uğramış ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu yani KAMUDESK en üst otorite olarak belirlenmiştir. Güncel düzenlemelere göre tüm şirketler değil, sadece Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen kriterleri aşan şirketler bağımsız denetime tabidir. Bağımsız denetime tabi olan şirketlerin finansal tablolarını Türkiye Muhasebe Standartlarına göre hazırlamaları zorunludur. Sermaye Piyasası Kanunu kapsamındaki kuruluşlar ve kamu yararını ilgilendiren kuruluşlar bu kapsamda öncelikli yer almaktadır. Denetim kapsamı dışında kalan anonim şirketler için ise Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenecek usuller çerçevesinde bir denetim öngörülmüştür. Bu noktada finansal raporlama standartlarının uygulanması, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri açısından büyük önem arz etmektedir. Bir sonraki dersimizde denetçinin seçimi, görevden alınması ve denetim raporunun içeriği gibi daha teknik detaylara odaklanacağız. Özellikle bağımsız denetçinin sorumluluğu ve denetimden kaçınma halleri sınav sorularının odak noktasını oluşturmaktadır.
Bölüm 10
Premium
Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde bağımsız denetim ve finansal raporlama standartlarının gelişimini ve mevcut hukuki yapısını inceleyerek dersimize başlayalım. altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yasalaşma sürecinden bugüne kadar bağımsız denetim ve Türkiye Muhasebe Standartları uygulamaları önemli bir değişim geçirmiştir. Kanunun ilk halinde tüm sermaye şirketleri için bağımsız denetim ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ile uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarına göre finansal tablo hazırlama zorunluluğu öngörülmüştü. Ancak altı bin üç yüz otuz beş sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonucunda bu anlayışta radikal bir değişikliğe gidilmiştir. Bu süreçte altı yüz altmış sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, kısa adıyla KAMUDESK kurulmuş ve Türkiye'deki bağımsız denetim yetkileri bu otoritede toplanmıştır. Yapılan düzenlemelerle kuruluş, sermaye artırımı, birleşme ve bölünme gibi işlemleri denetleyen işlem denetçiliği sistemi tamamen ortadan kaldırılmıştır. Denetime tabi olacak şirketlerin belirlenmesi konusundaki güncel düzenlemelere baktığımızda, Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz doksan yedinci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yetkinin Cumhurbaşkanlığına bırakıldığını görmekteyiz. Bu kapsamda yayımlanan altı bin dört yüz otuz dört sayılı Karar, hangi şirketlerin bağımsız denetime tabi olacağını netleştirmiştir. Bağımsız denetim kapsamı dışında kalan anonim şirketler için ise Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak bir yönetmelik çerçevesinde denetim usulleri öngörülmüştür. Bu noktada sınav açısından kritik bir ayrım mevcuttur. Tüm sermaye şirketleri değil, sadece belirli eşikleri aşan veya belirli sektörlerde faaliyet gösteren şirketler bağımsız denetime tabidir. Finansal raporlama standartlarının uygulanması hususunda KAMUDESK tarafından alınan kararlar belirleyicidir. bir Ocak iki bin on dört tarihinden itibaren başlayan hesap dönemlerinde, belirli kurum ve kuruluşların münferit ve konsolide finansal tablolarını Türkiye Muhasebe Standartlarına göre hazırlamaları zorunlu kılınmıştır. Bu kapsamda Sermaye Piyasası Kurulu denetimine tabi olan yatırım kuruluşları, kolektif yatırım kuruluşları, portföy yönetim şirketleri, ipotek finansmanı kuruluşları, varlık kiralama şirketleri, merkezi takas ve saklama kuruluşları gibi yapılar doğrudan bu yükümlülük altındadır. Ayrıca sermaye piyasası araçları bir borsada işlem gören anonim şirketler ile bu araçları sadece nitelikli yatırımcılara satan şirketler de kapsam dahilindedir. Halka açık sayılan şirketler için getirilen özel ölçütlere dikkat etmek gerekir. Sermaye piyasası araçları borsada işlem görmeyen ancak Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında halka açık sayılan şirketlerden, aktif toplamı on beş milyon Türk Lirası ve üstü olan, yıllık net satış hasılatı yirmi milyon Türk Lirası ve üstü olan veya çalışan sayısı elli ve üstü olanlardan en az ikisini sağlayanlar Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulamak zorundadır. Bankacılık ve sigortacılık sektöründe ise bankalar, finansal kiralama, faktoring, finansman şirketleri, varlık yönetim şirketleri, ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşları gibi tüm yapılar bu kapsamdadır. Diğer kuruluşlar kategorisinde ise Hazine ve Maliye Bakanlığınca yetkilendirilmiş A grubu yetkili müesseselerden brüt satış toplamı iki yüz elli milyon Türk Lirası, aktif toplamı yedi milyon beş yüz bin Türk Lirası ve çalışan sayısı yirmi beş ve üstü ölçütlerinden en az ikisini sağlayanlar bu standartlara tabidir. Bağımsız denetimin tanımı ve işlevleri konusuna geçecek olursak, bu faaliyetin işletme ile organik bağı bulunmayan, bağımsız ve tarafsız uzmanlarca gerçekleştirilen bir güvence faaliyeti olduğunu söyleyebiliriz. altı yüz altmış sayılı Kanun Hükmünde Kararname, bağımsız denetimi finansal tabloların standartlara uygunluğu ve doğruluğu hususunda makul güvence sağlayacak yeterli kanıtların elde edilmesi süreci olarak tanımlar. Bağımsız denetimin temel amacı, şirket içindeki pay sahiplerinin ve dışındaki menfaat sahiplerinin bilgi ihtiyaçlarını şeffaf ve güvenilir bir şekilde karşılamaktır. Bu noktada Türk Ticaret Kanunu'nun beş yüz on beşinci maddesinde düzenlenen dürüst resim ilkesi büyük önem taşır. Bu ilkeye göre finansal tablolar şirketin malvarlığını, borçlarını ve faaliyet sonuçlarını gerçeğe uygun, tam ve anlaşılır bir şekilde yansıtmalıdır. Bağımsız denetimin işlevlerini birkaç başlık altında toplamak mümkündür. Kontrol işlevi, yönetim ve çalışanların hata ve hile yapmasını engelleyerek şirketin kredibilitesini artırır. Caydırıcılık işlevi, finansal bilgilerde usulsüzlük yapılmasının önüne geçer. Bilgilendirme ve ekonomik işlevler ise üçüncü kişilere güvenilir veri sunarak sağlıklı ekonomik ilişkilerin kurulmasını sağlar. Ayrıca denetimin usulüne uygun yapılmamasından doğan zararların önlenmesi ve giderilmesi noktasında önleyici ve zararı tazmin edici işlevleri de mevcuttur. Denetime tabi anonim şirketlerin sınıflandırılmasında iki ana kategori bulunmaktadır. Birinci kategoride KAMUDESK gözetiminde bağımsız denetime tabi olanlar, ikinci kategoride ise Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz doksan yedinci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamı dışında kalıp Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak yönetmelik kapsamında denetlenecek olanlar yer alır. Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca, herhangi bir ölçüte bağlı olmaksızın doğrudan denetime tabi olan şirketlerin yanı sıra, belirli eşik değerleri art arda iki hesap döneminde aşan şirketler de denetim kapsamına girer. Örneğin, halka açık sayılan ancak borsada işlem görmeyen şirketler için eşik değerler otuz milyon Türk Lirası aktif toplamı, kırk milyon Türk Lirası yıllık net satış hasılatı ve elli çalışan olarak belirlenmiştir. Diğer şirketler için ise altı Nisan iki bin yirmi dört tarihli güncel düzenlemeye göre eşik değerler üç yüz milyon Türk Lirası aktif toplamı, altı yüz milyon Türk Lirası yıllık net satış hasılatı ve yüz elli çalışan şeklindedir. Bu sayısal değerlerin sınavda doğrudan sorulma ihtimali oldukça yüksektir. Denetçilerin nitelikleri ve seçilme engelleri konusunu ele alalım. Türk Ticaret Kanunu'nun dört yüzüncü maddesi uyarınca denetçi, üç bin beş yüz altmış sekiz sayılı Kanun'a göre ruhsat almış yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanını taşıyan ve KAMUDESK tarafından yetkilendirilen kişiler veya ortakları bu kişilerden oluşan sermaye şirketleri olabilir. Ancak tarafsızlığı zedeleyebilecek bazı durumlarda denetçilik yapılması yasaklanmıştır. Denetlenecek şirkette pay sahibi olmak, son üç yıl içinde yönetici veya çalışan olmak, şirketle bağlantılı bir tüzel kişinin temsilcisi veya yüzde yirmiden fazla pay sahibi olmak bu engeller arasındadır. Ayrıca denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tabloların düzenlenmesinde katkıda bulunmuş olanlar da denetçi olamazlar. Denetçinin tarafsızlığını korumak adına zorunlu rotasyon ve danışmanlık kısıtlaması getirilmiştir. On yıl içinde aynı şirket için toplam yedi yıl denetçi olarak seçilen bir kişi, üç yıl geçmedikçe yeniden denetçi olarak seçilemez. Ayrıca denetçi, vergi danışmanlığı ve vergi denetimi dışında denetlediği şirkete başka bir danışmanlık hizmeti veremez. Denetçinin seçimi kural olarak genel kurulun devredilemez yetkisidir. Ancak faaliyet döneminin dördüncü ayına kadar denetçi seçilememişse veya seçilen denetçi görevi reddetmişse, yönetim kurulunun veya herhangi bir pay sahibinin istemi üzerine mahkeme tarafından atama yapılır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yönetilen şirketlerde ise denetçi atama yetkisi ilgili Bakanlığa aittir. Denetimin konusu ve kapsamı Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz doksan sekizinci maddesinde düzenlenmiştir. Denetim, finansal tabloların ve yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun Türkiye Denetim Standartlarına göre incelenmesini kapsar. Denetçi, yaptığı incelemeler sonucunda bir denetim raporu düzenler ve görüşünü açıklar. Görüş yazıları dört farklı şekilde olabilir. Olumlu görüş, finansal tabloların tüm önemli yönleriyle gerçeği yansıtması durumunda verilir. Sınırlı olumlu görüş, tablolarda düzeltilebilir aykırılıkların bulunduğu ancak bunların genel tabloyu bozmadığı durumlarda tercih edilir. Olumsuz görüş ise tabloların gerçeği yansıtmadığı durumlarda verilir ve bu durumda yönetim kurulu dört iş günü içinde genel kurulu toplantıya çağırarak yeni bir yönetim kurulu seçilmesini sağlamalıdır. Eğer denetimin yapılmasına engel teşkil eden büyük belirsizlikler veya kısıtlamalar varsa denetçi görüş vermekten kaçınabilir. Görüş vermekten kaçınma, hukuki sonuçları itibarıyla olumsuz görüş ile aynı etkiye sahiptir. Denetçilerin sorumluluğu kusur sorumluluğu esasına dayanır. Kanuni görevlerini yerine getirirken kusurlu hareket eden denetçiler, şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı verdikleri zararlardan sorumludur. Ayrıca denetçilerin sır saklama yükümlülüğü de özel olarak düzenlenmiştir. Denetçinin bilgi alma hakkı kapsamında yönetim kurulu, denetim için gerekli tüm belgeleri sunmak ve inceleme imkanlarını sağlamakla yükümlüdür. Ancak terör örgütleriyle irtibatı nedeniyle kayyım atanan şirketlerde, kayyımın ilk atandığı yıl ve öncesi işlemler için onay yükümlülüğü bulunmamaktadır. Anonim şirketlerde esas sözleşme değişiklikleri konusuna geçelim. Esas sözleşme, şirketin anayasası niteliğindedir ve değiştirilmesi konusunda yetkili organ genel kuruldur. Bu yetki devredilemez. Esas sözleşme değişikliği süreci, yönetim kurulunun teklif hazırlaması, gerekiyorsa Ticaret Bakanlığı veya Sermaye Piyasası Kurulu'nun izni veya uygun görüşünün alınması, genel kurul kararı ve nihayetinde tescil ve ilan aşamalarından oluşur. Özellikle imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal eden değişikliklerde, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun onayı şarttır. Tescil ve ilan edilmeyen değişiklikler üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez. Sermaye artırımı, en önemli esas sözleşme değişikliği sebeplerinden biridir. Sermaye artırımı kaynağına göre iç kaynaklardan veya dış kaynaklardan yapılabilir. İç kaynaklardan artırımda, yedek akçeler veya sermayeye eklenmesine izin verilen fonlar kullanılır. Kanun, bilançoda sermayeye eklenebilecek fonlar varken dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılmasını kısıtlamıştır. Dış kaynaklardan artırım ise nakdi veya ayni sermaye getirilmesi yoluyla olur. Sermaye sistemine göre ise esas sermaye sistemi ve kayıtlı sermaye sistemi ayrımı mevcuttur. Esas sermaye sisteminde artırım genel kurul kararıyla yapılırken, kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulu, esas sözleşmede belirlenen tavan dahilinde sermayeyi artırabilir. Esas sermaye sisteminde sermaye artırımı süreci, yönetim kurulunun hazırladığı taslakla başlar. Bakanlık izni gereken şirketlerde izin alınır ve genel kurulda karar bağlanır. Rüçhan haklarının, yani yeni pay alma haklarının kullandırılması bu sürecin kritik bir parçasıdır. Kayıtlı sermaye sistemi ise halka açık olan ve olmayan anonim şirketler için farklı düzenlemelere tabidir. Bu sistem, sermaye artırım sürecini hızlandırarak şirkete finansal esneklik sağlar. Sınavda özellikle sermaye artırım yöntemleri ve bu süreçteki yetkili organlar arasındaki farklara dikkat edilmelidir. Son olarak, bağımsız denetimin sadece bir muhasebe denetimi olmadığını, aynı zamanda şirketin risk yönetimi ve iç kontrol sistemlerinin de bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz yetmiş sekizinci maddesi uyarınca riskin erken teşhisi komitesinin raporları da denetim kapsamındadır. Bu bütünsel yaklaşım, şirketin sürdürülebilirliği ve pay sahiplerinin korunması açısından temel bir güvence mekanizması oluşturur. Dersimizi burada tamamlarken, özellikle belirtilen sayısal eşiklerin ve denetçi seçilme engellerinin sınav başarınız için belirleyici olacağını tekrar hatırlatmak isterim.
Bölüm 11
Premium
Anonim şirketlerde sermaye artırımı süreçlerini ve bu süreçlerin hukuki dayanaklarını inceleyerek dersimize devam edelim. Sermaye artırımı, bir şirketin faaliyetlerini genişletmek veya finansal yapısını güçlendirmek amacıyla başvurduğu temel yöntemlerden biridir. Bu noktada iç kaynaklardan ve dış kaynaklardan sermaye artırımı ayrımını iyi kavramak gerekir. Eğer bir şirket hem iç kaynaklarını sermayeye eklemek hem de dışarıdan yeni sermaye taahhüdü almak istiyorsa, yani eş zamanlı bir artırım öngörüyorsa, kanuni bir sınırlama ile karşılaşmaktadır. Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde, dış kaynaklardan eklenecek miktarın iç kaynaklardan eklenecek miktarı aşmaması kuralı öngörülmüştür. Ancak bu kuralın bir istisnası mevcuttur. Eğer iç kaynakların tamamı sermayeye ekleniyorsa, bu miktar aşılsa dahi dış kaynaklardan taahhüt yoluyla sermaye artırımı yapılması mümkündür. Ticaret Bakanlığı tarafından yirmi üç Ocak iki bin on üç tarihli ve beş yüz kırk sekiz sayılı Genelge ile getirilen düzenleme uyarınca, iç kaynakları aşacak ölçüde dış kaynaklı sermaye artırımının eş zamanlı yapılabilmesi için bütün pay sahiplerinin mevcut olduğu veya temsil edildiği genel kurulda oy birliği ile karar alınması şart koşulmuştur. Bu oy birliği şartı, sınav sorularında karşınıza çıkabilecek kritik bir detaydır. Dış kaynaklardan sermaye artırımı kavramını biraz daha açmak gerekirse, burada sermaye artırımını sağlayan değerlerin şirketin mevcut iç kaynaklarından değil, dışarıdan ayni veya nakdi şekilde sağlandığını görmekteyiz. Sermaye sistemlerine ve artırım yöntemlerine göre bir sınıflandırma yaptığımızda ise karşımıza üç temel yapı çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, sermaye artırımının doğrudan genel kurul kararına bağlı olduğu esas sermaye sistemidir. İkincisi, esas sözleşmede belirtilen bir tavan değere kadar yönetim kurulu kararıyla sermayenin artırılabildiği kayıtlı sermaye sistemidir. Üçüncüsü ise altı bin yüz iki sayılı Türk Ticaret Kanunu ile hukuk sistemimize dahil olan şarta bağlı sermaye artırımı yöntemidir. Şarta bağlı sermaye artırımı, geleneksel artırım süreçlerinden oldukça farklı bir usul izlemektedir ve bu yönüyle dikkatle incelenmelidir. Esas sermaye sisteminde sermaye artırımı sürecinin aşamalarına baktığımızda, ilk adımın yönetim kurulu tarafından hazırlanan esas sözleşme değişikliği taslağı olduğunu görmekteyiz. Sermaye artırımı özünde bir esas sözleşme değişikliği olduğu için, eğer şirket esas sözleşme değişikliği Bakanlık iznine tabi olan bir şirket grubundaysa, ilgili Bakanlıktan izin alınması zorunludur. Sürecin bir sonraki aşaması genel kurulun sermaye artırımına yönelik karar almasıdır. Türk Ticaret Kanunu madde dört yüz elli üç ve dört yüz elli altı uyarınca, bu karar genel kurulda alınır. Karar nisapları açısından kural olarak kanunun dört yüz yirmi birinci maddesindeki nisaplar uygulanır. Ancak burada imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edici bir durum söz konusuysa, Türk Ticaret Kanunu madde dört yüz elli dört çerçevesinde imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun onayı alınmalıdır. Bu onay alınmadığı takdirde sermaye artırımının uygulanması hukuken mümkün değildir. Karar aşamasından sonra uygulama safhasına geçilir. Bu aşamada, eğer kısıtlanmamışsa ortakların yeni pay alma haklarının yani rüçhan haklarının kullandırılması ve satış işlemleri gerçekleştirilir. Süreç, yönetim kurulu beyanı ile ticaret siciline tescil ve ilan edilmesiyle tamamlanır. Kayıtlı sermaye sistemi konusuna geçtiğimizde, bu sistemin altı bin yüz iki sayılı kanun öncesinde sadece halka açık anonim şirketlere tanınmış bir imkan olduğunu, ancak yeni düzenleme ile halka açık olmayan anonim şirketlere de bu hakkın verildiğini belirtmek gerekir. Kayıtlı sermaye sisteminin özü, esas sözleşmede belirlenen tavan miktar dâhilinde, genel kurul kararına gerek kalmaksızın yönetim kurulu kararıyla sermaye artırımı yapılabilmesidir. Bu yöntem, genel kurul süreçlerinin bürokratik yükünü azaltarak şirkete hızlı hareket etme kabiliyeti sağlar. Halka açık anonim şirketler bu sistem için Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili tebliğlere tabi iken, halka açık olmayan şirketler Türk Ticaret Kanunu ve Bakanlık tebliğlerine tabidir. Sisteme geçiş için halka açık şirketlerin Sermaye Piyasası Kurulu’ndan, halka açık olmayanların ise Bakanlıktan izin alması şarttır. Bu sistemde karşımıza çıkan temel kavramları sınav açısından netleştirelim. Başlangıç sermayesi, kayıtlı sermayeli anonim ortaklıkların sahip olmaları zorunlu olan asgari çıkarılmış sermayeyi ifade eder. Çıkarılmış sermaye ise satışı yapılmış payları temsil eden sermayedir. Kayıtlı sermaye ise şirketin esas sözleşmesinde yer alan ve yönetim kurulunun sermayeyi artırabileceği azami sınırı gösteren tescil edilmiş rakamdır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kayıtlı sermayenin her zaman şirketin o anki fiili sermayesini göstermediği, sadece bir tavan değer olduğudur. Ayrıca yönetim kuruluna imtiyazlı pay çıkarma, itibar değerinin üzerinde pay çıkarma veya pay sahiplerinin yeni pay alma haklarını sınırlandırma yetkisi de esas sözleşme ile verilebilir. Halka açık şirketlerde bu yetkilere ek olarak itibar değerinin altında pay çıkarma yetkisi de yönetim kuruluna bırakılabilir. Şarta bağlı sermaye artırımı yöntemine geçtiğimizde, bunun esas veya kayıtlı sermaye sistemine bir alternatif değil, özel bir artırım şekli olduğunu vurgulamalıyız. Türk Ticaret Kanunu madde dört yüz altmış üç uyarınca, şirket veya topluluk şirketlerinden alacaklı olanlara veya çalışanlara, değiştirme veya alım haklarını kullanmak yoluyla yeni pay edinme hakkı sağlanmasıdır. Bu yöntemin uygulanabilmesi için mutlaka esas sözleşmede bir dayanak bulunmalıdır. Şarta bağlı sermaye artırımında sermaye, hak sahiplerinin bu haklarını kullandıkları anda ve ölçüde kendiliğinden artar. Bu özellik, onu diğer artırım yöntemlerinden ayıran en temel farktır. Sermaye artırımında Sermaye Piyasası Kurulu’nun yetkileri de sınav kapsamında önemli bir yer tutar. Halka açık olmayan bir anonim şirketin halka arz edilmeyen pay ihraçları kural olarak Sermaye Piyasası Kanunu kapsamı dışındadır. Ancak halka açık bir şirketin sermaye artırımı söz konusu olduğunda, halka arz olsun veya olmasın Bakanlık izninin yanı sıra Sermaye Piyasası Kurulu’nun uygun görüşü alınmalıdır. Eğer sermaye artırımı halka arz yoluyla yapılacaksa, izahnamenin onaylanması sistemi devreye girer ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından bu izahnamenin onaylanması zorunludur. Satış işlemlerinde ise Pay Tebliği ve Sermaye Piyasası Araçlarının Satışı Tebliği hükümlerine uyulması mecburidir. Sermaye azaltımı konusuna geçecek olursak, anonim şirketlerin sermayelerini azaltma ihtiyacı iki temel sebepten kaynaklanabilir. Birincisi, şirketin ihtiyacının üzerinde bir sermayeye sahip olmasıdır ki buna kurucu nitelikte sermaye azaltımı denir. İkincisi ise oluşan bilanço açıklarını kapatmak amacıyla yapılan açıklayıcı nitelikteki sermaye azaltımıdır. Sermaye azaltımı kararı genel kurul tarafından alınır. Genel kurul çağrısında azaltımın sebebi, amacı ve yöntemi ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Ayrıca yönetim kurulu bu konuda bir rapor hazırlayıp genel kurula sunmalı ve bu rapor tescil edilmelidir. Önemli bir kural olarak, sermaye hiçbir suretle kanuni asgari tutarın altına indirilemez. Asgari sermaye tutarı kuralı emredici niteliktedir. Sermaye azaltımının en temel ön koşulu, azaltıma rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifin şirkette varlığının belirlenmiş olmasıdır. Bu tespitin asliye ticaret mahkemesi tarafından atanacak bilirkişilerce yapılması gerektiği kabul edilmektedir. Karar nisabı açısından ise Türk Ticaret Kanunu madde dört yüz yetmiş üç uyarınca, sermayenin en az yüzde yetmiş beş ini oluşturan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyu gerekmektedir. Bu ağırlaştırılmış nisap, pay sahiplerinin korunması açısından kritik önemdedir. Alacaklıların korunması amacıyla, sermaye azaltımı kararı alındığında yönetim kurulu bu kararı internet sitesine koymalı ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yedişer gün arayla üç defa ilan etmelidir. Bu ilanda alacaklılara, üçüncü ilandan itibaren iki ay içinde alacaklarını bildirerek ödenmesini veya teminat altına alınmasını isteyebilecekleri bildirilir. Ancak burada bir istisna mevcuttur. Eğer sermaye azaltımı sadece bilançodaki bir açığı kapatmak amacıyla yapılıyorsa, alacaklılara çağrı yapmaktan ve haklarının ödenmesinden vazgeçilebilir. Bu istisna sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkan bir ayrıntıdır. Alacaklıların hakları gözetilmeden yapılan azaltımlarda, tescil ve ilandan itibaren iki yıl içinde iptal davası açma hakkı bulunmaktadır. Anonim şirketlerde menkul kıymetler konusuna değinmek gerekirse, Sermaye Piyasası Kanunu madde üç uyarınca menkul kıymetler; paylar, pay benzeri diğer kıymetler, borçlanma araçları ve depo sertifikaları gibi araçları kapsar. altı bin üç yüz altmış iki sayılı kanun ile menkul kıymet anlayışında bir değişikliğe gidilmiş ve örnekleyici bir yaklaşım benimsenmiştir. Paylar, ortaklık sermayesini temsil eden ve sahibine ortaklık hakkı veren kıymetlerdir. Pay benzeri menkul kıymetler ise sermayede temsil edilmesi zorunlu olmayan ancak pay sahipliği haklarından bir kısmını veren araçlardır. Katılma intifa senetleri bu gruba örnektir. Borçlanma araçları ise ihraççıların borçlu sıfatıyla düzenledikleri tahviller, bonolar ve benzeri araçları ifade eder. Türk Ticaret Kanunu menkul kıymetleri üçlü bir ayrımla ele alır. Bunlar pay senetleri, intifa senetleri ve borçlanma senetleridir. İntifa senetleri, pay sahipliği hakkı vermez ancak net kara katılma, tasfiye sonucuna katılma veya yeni pay alma hakları tanıyabilir. Borçlanma araçlarının ihracı kural olarak genel kurul kararına bağlıdır ancak bu yetki esas sözleşme ile yönetim kuruluna devredilebilir. İhraç limitleri konusunda Sermaye Piyasası Mevzuatı esas alınır. Buna göre halka açık ortaklıklarda ihraç limiti özkaynak tutarının beş katını, halka açık olmayanlarda ise üç katını geçemez. Bu oranlar sınavda doğrudan soru olarak gelebilmektedir. Pay kavramı ve pay sahipliği haklarını daha detaylı inceleyelim. Pay, anonim şirket sermayesinin bölündüğü en küçük birimi ifade eder. Türk Ticaret Kanunu’na göre bir payın itibar değeri en az bir kuruş olmalıdır. Bu değer ancak bir kuruş ve katları şeklinde artırılabilir. Cumhurbaşkanı bu değeri yüz katına kadar artırmaya yetkilidir. Paylar itibar değerinin altında bir bedelle ihraç edilemez ancak primli pay ihracı mümkündür. Paylar kural olarak bölünemez; bir payın birden fazla sahibi varsa şirkete karşı haklarını ancak ortak bir temsilci aracılığıyla kullanabilirler. Pay senetleri nama veya hamiline yazılı olabilir. Bedeli tamamen ödenmemiş paylar için hamiline yazılı senet çıkarılamaz, çıkarılırsa geçersiz sayılır. Hamiline yazılı pay senetlerinin bastırılması zorunludur ve pay bedelinin tamamının ödenmesinden itibaren üç ay içinde yönetim kurulu tarafından bastırılmalıdır. Bu senetlerin ve sahiplerinin bilgilerinin Merkezi Kayıt Kuruluşu’na bildirilmesi zorunludur. Bildirim yükümlülüğüne uymayanlar için yirmi bin Türk Lirası idari para cezası öngörülmüştür. Nama yazılı paylarda ise azlık istemedikçe senet bastırılması zorunlu değildir; senet bastırılmayan paylara çıplak pay denir. Payların devri konusunda hamiline yazılı paylarda zilyetliğin geçirilmesi ve Merkezi Kayıt Kuruluşu’na bildirim yapılması esastır. Bildirim yapılmadığı sürece paya bağlı haklar kullanılamaz. Nama yazılı paylarda ise devir ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile olur. Şirkete karşı devrin hüküm ifade etmesi için pay defterine kayıt şarttır. Nama yazılı payların devri esas sözleşme ile sınırlandırılabilir ki buna vinkülüm denir. Kanuni sınırlama olarak, bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar ancak şirketin onayıyla devredilebilir. Şirket, devralanın ödeme yeterliliği şüpheliyse onay vermeyi reddedebilir. Esas sözleşmesel sınırlamalarda ise borsaya kote edilmiş ve edilmemiş paylar ayrımı yapılır. Borsaya kote edilmemiş paylarda şirket, önemli bir sebep ileri sürerek veya payları gerçek değeriyle satın almayı önererek devri reddedebilir. Burada altı bin yüz iki sayılı kanun ile Birlik Teorisi kabul edilmiştir. Yani onay verilmediği sürece mülkiyet ve tüm haklar devredende kalır. Borsaya kote edilmiş paylarda ise ret imkanı çok daha kısıtlıdır; sadece esas sözleşmede öngörülen bir iktisap üst sınırı aşılmışsa veya devralan payları kendi adına aldığını beyan etmezse ret mümkündür. Son olarak şirketin kendi paylarını iktisap etmesi konusuna değinelim. Genel kural olarak bir anonim şirket, sermayesinin onda birini yani yüzde on unu aşan miktarda kendi paylarını iktisap edemez veya rehin olarak kabul edemez. Bu yüzde on luk sınır emredici bir kuraldır. Ayrıca şirketin tek pay sahibi olacak şekilde kendi payını iktisap etmesi veya kendi paylarını taahhüt etmesi kesinlikle yasaktır. Bu yasaklara aykırı hareket edilmesi durumunda kurucular veya yönetim kurulu üyeleri pay bedellerinden sorumlu tutulur. Bu düzenlemeler şirketin sermayesinin korunması ve pay sahipleri arasındaki dengenin muhafaza edilmesi amacını taşımaktadır. Sınav hazırlığınızda bu sayısal limitlere ve yetkili organ ayrımlarına odaklanmanız başarınız açısından belirleyici olacaktır.
Bölüm 12
Premium
Borsaya kote edilmiş nama yazılı payların devri ve pay defterine kayıt süreci ile dersimize devam ediyoruz. Türk Ticaret Kanunu'nun dört yüz doksan beşinci maddesi uyarınca, anonim şirketler borsada kote edilmiş nama yazılı payları iktisap eden bir kimseyi pay sahibi olarak tanımayı iki temel durumda reddedebilir. İlk durum, esas sözleşmede iktisap edilebilecek nama yazılı paylar için sermayeyi esas alan ve yüzde ile ifade edilen bir iktisap üst sınırının öngörülmüş olması ve bu sınırın aşılmasıdır. İkinci durum ise devralan kişinin, istemde bulunmasına rağmen payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmemesidir. Bu iki gerekçe dışındaki bir nedenle pay defterine kayıt isteminin reddedilmesi hukuken mümkün değildir. Ancak burada sınav açısından kritik bir istisnaya dikkat etmek gerekir. Borsaya kote edilmiş nama yazılı payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra yoluyla iktisap edilmesi hallerinde, şirketin devralanın pay sahipliği sıfatını reddetme yetkisi bulunmamaktadır. Eğer şirket devri reddetmemişse veya bu ret haksız bir gerekçeye dayanıyorsa, onay verilmiş sayılır. Şimdi anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesi ve rehin olarak kabul etmesi konusunu ele alalım. Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz yetmiş dokuz ile üç yüz seksen dokuzuncu maddeleri arasında düzenlenen bu husus, altı bin yedi yüz altmış iki sayılı eski kanuna göre reform niteliğinde değişiklikler içermektedir. Genel kural olarak bir anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi yasaktır; ancak bu yasağın kapsamı genişletilmiş ve müeyyideleri farklılaştırılmıştır. Payları borsada işlem gören şirketler açısından bu konu şeffaflık ve fiyat istikrarı yönünden büyük önem arz eder. Bu nedenle Sermaye Piyasası Kurulu, halka açık anonim şirketlerin kendi paylarını iktisabına ilişkin usul ve esasları düzenleme yetkisine sahiptir. Kurul bu yetkisini Geri Alınan Paylar Tebliği ile kullanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz yetmiş dokuzuncu maddesinin birinci fıkrasına göre, bir anonim şirket esas veya çıkarılmış sermayesinin onda birini, yani yüzde on oranını aşan miktarda kendi paylarını iktisap edemez ve rehin olarak kabul edemez. Bu yüzde on'luk sınır, şirketin kendi paylarını iktisap edebilmesinin en temel şartıdır. Şirketin kendi paylarını iktisap edebilmesi için bazı usuli şartların yerine getirilmesi zorunludur. Öncelikle genel kurulun yönetim kurulunu bu konuda yetkilendirmesi gerekir. Bu yetki kararı en çok beş yıl için geçerli olabilir. Ayrıca iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten sonra, kalan şirket net aktifi, en az esas veya çıkarılmış sermaye ile kanun ve esas sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olmalıdır. Sadece bedeli tamamen ödenmiş paylar iktisap edilebilir. Bu noktada sınavda yanıltıcı olabilecek bir hususa değinelim. Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz seksen üçüncü maddesi uyarınca, ivazsız yani bedelsiz iktisaplar bu yasak kapsamında değildir. Ayrıca şirketin tek pay sahibi olacak şekilde kendi paylarını iktisap etmesi veya ettirmesi kesinlikle yasaklanmıştır. Şirketin kendi paylarını taahhüt etmesi de yasaktır; eğer üçüncü bir kişi veya yavru şirket kendi adına fakat şirket hesabına pay taahhüt ederse, bu durum şirketin kendi payını taahhüt etmesi sayılır. Bu yasağa aykırı hareket edilmesi halinde, söz konusu payları kuruluşta kurucular, sermaye artırımlarında ise yönetim kurulu üyeleri taahhüt etmiş sayılır ve pay bedellerinden şahsen sorumlu olurlar. İktisap edilen payların elden çıkarılmasına ilişkin süreler de sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Kanuna uygun olarak iktisap edilen paylar, eğer şirketin ve yavru şirketin sahip olduğu toplam pay miktarı sermayenin yüzde on'unu aşmıyorsa, süresiz olarak elde tutulabilir. Ancak Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz seksen ikinci maddesindeki istisnai hallerle iktisap edilen paylar, şirket için herhangi bir kayba yol açmadan devirleri mümkün olur olmaz ve her halde iktisaplarından itibaren üç yıl içinde elden çıkarılmalıdır. Eğer iktisap işlemi kanuna aykırı bir şekilde gerçekleşmişse, yani yüzde on'luk sınır aşılmışsa veya yetkisiz yapılmışsa, bu payların iktisap tarihinden itibaren en geç altı ay içinde elden çıkarılması veya üzerlerindeki rehinin kaldırılması zorunludur. Kanuna aykırı iktisaplarda işlemin geçersizliği söz konusu olmaz, ancak elden çıkarma yükümlülüğü doğar. Pay sahibinin hakları ve borçları konusuna geçiş yapalım. Pay sahipliği hakları geleneksel olarak yönetsel haklar ve mali haklar olarak ikiye ayrılır. Yönetsel haklar, diğer adıyla katılma hakları, pay sahibinin şirketin yönetim ve karar alma süreçlerine dahil olmasını sağlar. Bu hakların başında genel kurula katılma, oy kullanma, genel kurul kararlarının iptalini isteme, sorumluluk davası açma ve bilgi alma hakkı gelir. Her pay sahibi, sahip olduğu pay miktarına bakılmaksızın genel kurula katılma hakkına sahiptir. Bir tek payı olan ortağın dahi bu hakkı engellenemez. Pay sahibi bu haklarını bizzat kullanabileceği gibi temsilci vasıtasıyla da kullanabilir. Şirket kararları üzerindeki etki ise çoğunluk ilkesi gereği sahip olunan oy hakkı miktarıyla doğru orantılıdır. Bilgi alma ve inceleme hakkı, pay sahibinin en temel yönetsel haklarından biridir ve Türk Ticaret Kanunu'nun dört yüz otuz yedinci maddesinde detaylandırılmıştır. Finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve kâr dağıtım önerisi, genel kurul toplantısından en az on beş gün önce şirketin merkez ve şubelerinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulmalıdır. Bu belgeler bir yıl süreyle erişime açık tutulur. Pay sahibi genel kurulda yönetim kurulundan şirketin işleri, denetçilerden ise denetimin şekli ve sonuçları hakkında bilgi isteyebilir. Bilgi verme yükümlülüğü, şirketler topluluğu söz konusuysa bağlı şirketleri de kapsar. Bilgi verilmesi ancak şirket sırlarının açıklanacağı veya şirket menfaatlerinin tehlikeye gireceği gerekçesiyle reddedilebilir. Eğer bilgi alma istemi haksız yere reddedilirse, pay sahibi on gün içinde mahkemeye başvurabilir. Mahkemenin bu konudaki kararı kesindir. Özel denetçi atanmasını isteme hakkı, bilgi alma ve inceleme hakkının bir uzantısıdır. Her pay sahibi, pay sahipliği haklarının kullanılması için gerekliyse ve daha önce bilgi alma hakkını kullanmışsa, belirli olayların özel bir denetimle açıklığa kavuşturulmasını genel kuruldan isteyebilir. Genel kurul bu istemi onaylarsa, otuz gün içinde mahkemeden denetçi atanması istenir. Eğer genel kurul istemi reddederse, azlık hakları devreye girer. Halka açık olmayan şirketlerde sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde ise yirmide birini temsil eden pay sahipleri veya paylarının itibari değeri toplamı en az bir milyon Türk Lirası olan pay sahipleri, üç ay içinde mahkemeye başvurarak özel denetçi atanmasını talep edebilirler. Mahkemenin bu talebi kabul etmesi için kurucuların veya organların kanunu veya esas sözleşmeyi ihlal ederek şirketi zarara uğrattığının ikna edici bir şekilde ortaya konulması gerekir. Özel denetçi raporunu mahkemeye sunar, mahkeme de raporu şirkete tebliğ eder. Yönetim kurulu bu raporu ilk genel kurula sunmakla yükümlüdür. Mali haklar konusuna, pay sahibinin en temel hakkı olan kâr payı alma hakkı ile devam edelim. Kâr payı ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir. Şirketin kâr dağıtımı yapabilmesi için öncelikle kanuni yedek akçelerin ayrılması gerekir. Türk Ticaret Kanunu'nun beş yüz on dokuzuncu maddesine göre, yıllık kârın yüzde beş'i, ödenmiş sermayenin yüzde yirmi'sine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. Pay sahiplerine ise ödenmiş sermayenin yüzde beş'i oranında birinci kâr payı dağıtılır. Bu dağıtımdan sonra, eğer esas sözleşmede öngörülmüşse yönetim kurulu üyelerine ve diğer kişilere pay verilebilir. Ancak bu kişilere dağıtılacak tutarın yüzde on'u genel kanuni yedek akçeye, yani ikinci tertip yedek akçeye eklenmelidir. Halka açık anonim ortaklıklarda ise Sermaye Piyasası Kurulu'nun düzenlemeleri esastır. Halka açık şirketlerde kâr payı, dağıtım tarihi itibarıyla mevcut payların tümüne, ihraç ve iktisap tarihlerine bakılmaksızın eşit olarak dağıtılır. Yani burada kıstelyevm esası uygulanmaz. Kâr payı avansı, hem halka açık olan hem de olmayan şirketler için mümkün kılınmıştır. Halka açık şirketlerde kâr payı avansı, bir önceki yıla ait dönem kârının yarısını aşamaz. Ara dönem finansal tablolarına göre oluşan kârlar üzerinden hesaplanan bu tutar, yıllık finansal tablolar üzerinden dağıtılacak kâr payından mahsup edilir. Eğer ara dönem finansal tabloları gerçeği yansıtmıyorsa, bundan doğan zararlardan yönetim kurulu üyeleri ve bağımsız denetçiler sorumludur. Ayrıca anonim şirketlerde hazırlık devresi faizi ödenmesi de mümkündür. İşletmenin tam bir şekilde faaliyete başlamasına kadar geçecek hazırlık dönemi için pay sahiplerine, Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmak ve esas sözleşmede öngörülmek kaydıyla faiz ödenebilir. Yeni pay alma hakkı, yani rüçhan hakkı, pay sahibinin şirketin sermaye artırımlarına kendi payı oranında öncelikle katılma hakkını ifade eder. Bu hak, ortağın şirketteki sermaye oranını korumasını sağlar. Rüçhan hakkı en az on beş gün süre verilerek kullandırılır. Bu hakkın sınırlandırılması veya kaldırılması ancak haklı sebeplerin varlığı halinde ve esas sermayenin en az yüzde altmış'ının olumlu oyu ile mümkündür. Halka arz, işletmelerin devralınması veya işçilerin şirkete katılması gibi durumlar haklı sebep olarak kabul edilir. Kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulu, esas sözleşme ile yetkilendirilmişse rüçhan hakkını sınırlandırabilir. Benzer bir hak olan önerilmeye muhatap olma hakkı ise şarta bağlı sermaye artırımında söz konusudur. Dönüştürme veya alım hakkı içeren tahviller ihraç edildiğinde, bunlar öncelikle mevcut pay sahiplerine önerilmelidir. Azlık hakları, anonim şirketlerde çoğunluk ilkesinin kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla tanınmıştır. Halka açık olmayan şirketlerde sermayenin onda birine, halka açık şirketlerde ise yirmide birine sahip olan pay sahipleri azlık olarak kabul edilir. Azlık hakları arasında denetçinin görevden alınması davası açma, genel kurulu toplantıya çağırma, gündeme madde ekletme, finansal tabloların müzakeresini erteleme, özel denetçi isteme ve haklı sebeple fesih davası açma gibi haklar yer alır. Pay sahibinin borçları noktasında ise tek borç ilkesi geçerlidir. Pay sahibi sadece taahhüt ettiği sermaye payı ile şirkete karşı sorumludur. Şirket alacaklılarına karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmaz. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, pay sahibine pay bedelini veya primini aşan bir borç yükletilemez. Dersimizin son bölümünde anonim şirketlerin sona ermesi ve tasfiyesi süreçlerini inceleyeceğiz. Anonim şirketler; sürenin sona ermesi, işletme konusunun gerçekleşmesi veya imkansızlaşması, esas sözleşmedeki bir sebebin gerçekleşmesi, genel kurul kararı veya iflas gibi genel nedenlerle sona erer. Bunların yanı sıra özel sona erme sebepleri de mevcuttur. Organ eksikliği bunlardan biridir. Uzun süreden beri yönetim kurulunun mevcut olmaması veya genel kurulun toplanamaması durumunda mahkeme şirketin feshine karar verebilir. Ancak mahkeme karar vermeden önce şirkete durumunu düzeltmesi için bir süre tanır. Haklı sebeple fesih, azlık pay sahiplerine tanınmış çok önemli bir haktır. Sermayenin onda birini, halka açık şirketlerde ise yirmide birini temsil eden pay sahipleri, haklı sebeplerin varlığı halinde mahkemeden şirketin feshini isteyebilirler. Mahkeme burada geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Şirketi feshetmek yerine, davacı pay sahiplerinin paylarının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun başka bir çözüme karar verebilir. Ayrıca kamu düzenine veya işletme konusuna aykırı işlemlerde bulunan şirketler hakkında Ticaret Bakanlığı tarafından fesih davası açılabilir. Sermayenin kaybı ve borca batıklık durumu Türk Ticaret Kanunu'nun üç yüz yetmiş altıncı maddesinde düzenlenmiştir. Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, genel kurul sermayenin üçte biri ile yetinmeye veya sermayenin tamamlanmasına karar vermezse şirket kendiliğinden sona erer. Eğer şirketin aktifleri borçlarını karşılamaya yetmiyorsa, yani borca batıklık söz konusuysa, yönetim kurulu mahkemeye başvurarak şirketin iflasını istemek zorundadır. Ancak alacaklılar, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklılardan sonraya konulmasını kabul ederlerse iflas kararı verilmeyebilir. Sona eren şirket tasfiye sürecine girer. Tasfiye halindeki şirket, tüzel kişiliğini tasfiye sonuna kadar korur ancak ticaret unvanına tasfiye halinde ibaresini eklemek zorundadır. Tasfiye işlemleri tasfiye memurları tarafından yürütülür. Tasfiye memurları esas sözleşme veya genel kurul kararıyla atanır; eğer atanmamışsa tasfiye yönetim kurulu tarafından gerçekleştirilir. Tasfiye memurlarının en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması şarttır. Tasfiye memurları şirketin varlıklarını paraya çevirir, borçlarını öder ve kalan tasfiye bakiyesini pay sahiplerine payları oranında dağıtır. Tasfiye bakiyesini alma hakkı, pay sahibinin vazgeçilmez mali haklarından biridir. Tasfiye süreci tamamlandığında şirketin ticaret sicilinden terkini istenir ve böylece tüzel kişilik tamamen sona erer.
Bölüm 13
Premium
Anonim şirketlerin sona erme nedenleri arasında finansal durumun bozulması neticesinde ortaya çıkan sermayenin kaybı ve borca batıklık durumlarını detaylı bir şekilde ele alarak dersimize başlayalım. Türk Ticaret Kanununun üç yüz yetmiş altıncı maddesi, anonim şirketlerin sermayesinin belirli düzeylerde karşılıksız kalması hallerine ilişkin çok özel ve emredici düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemeler şirket alacaklılarını koruma amacı taşır ve yönetim kuruluna belirli görevler yükler. Kanun koyucu, son yıllık bilançoya göre sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığının anlaşılması durumunda ağır bir mekanizma öngörmüştür. Böyle bir tablo ortaya çıktığında yönetim kurulu vakit kaybetmeksizin genel kurulu toplantıya çağırmalıdır. Genel kurulun önünde iki temel seçenek bulunur. Bunlardan birincisi sermayenin üçte biri ile yetinilmesine karar verilmesi, ikincisi ise sermayenin tamamlanmasıdır. Eğer genel kurul bu yönde bir karar almazsa, şirket kendiliğinden sona ermiş sayılır. Bu durum sınav sorularında sıklıkla karşınıza çıkabilecek teknik bir detaydır. Şirketin kendiliğinden sona ermesi için genel kurulun hareketsiz kalması veya belirtilen kararları almaması yeterlidir. Sermaye kaybı ile bağlantılı ancak ondan daha ağır bir durum olan borca batıklık konusunu inceleyelim. Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulunun aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartması zorunludur. Bu ara bilanço, şirketin gerçek finansal durumunu ortaya koyan bir aynadır. Eğer bu bilançodan aktiflerin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediği anlaşılırsa, yönetim kurulu bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirmek ve şirketin iflasını istemekle yükümlüdür. Ancak kanun koyucu burada bir çıkış yolu da sunmuştur. İflas kararının verilmesinden önce, şirket açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul ederlerse iflasın önüne geçilebilir. Bu kabulün yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmalıdır. Aksi halde mahkemeye yapılan bilirkişi incelemesi başvurusu doğrudan iflas bildirimi olarak kabul olunur. Türk Ticaret Kanununun üç yüz yetmiş altıncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmünün özünde, özel olarak düzenlenmiş bir iflas dolayısıyla sona erme hali olduğunu vurgulamak gerekir. Anonim şirketlerin sona ermesine neden olan bir diğer önemli başlık ise birleşme veya bölünme işlemleridir. Türk Ticaret Kanununun yüz otuz dört ile yüz doksan dördüncü maddeleri arasında düzenlenen bu yapısal değişiklikler, şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesine yol açabilir. Birleşme işleminde devrolunan anonim şirket, tam bölünme işleminde ise bölünen anonim şirket infisah eder. Bu hallerde tasfiye prosedürü uygulanmaz, çünkü şirketin malvarlığı bir bütün olarak külli halefiyet ilkesi gereği devralan şirkete geçer. Sınav hazırlığında olan adayların, hangi hallerde tasfiyeli sona erme, hangi hallerde tasfiyesiz sona erme gerçekleştiğini iyi ayırt etmesi gerekmektedir. Birleşme ve bölünme, tasfiyesiz sona ermenin en tipik örnekleridir. Şimdi anonim şirketlerde tasfiye sürecini ve bu sürecin hukuki sonuçlarını derinlemesine inceleyelim. Şirketin sona ermesi iflas nedeniyle gerçekleşmişse süreci iflas dairesi yönetir. Eğer sona erme bir mahkeme kararıyla gerçekleşmişse kararı veren mahkeme ilgili bildirimleri yapar. Diğer bütün sona erme sebeplerinde ise yönetim kurulunun sona ermeyi ticaret siciline tescil ettirmesi ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan ettirmesi şarttır. Tescil ve ilan işleminin tamamlanmasıyla birlikte şirket resmen tasfiye sürecine girmiş olur. Tasfiye halindeki şirket, pay sahipleriyle olan ilişkileri de dahil olmak üzere tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korumaya devam eder. Ancak burada çok kritik bir değişiklik söz konusudur. Şirketin ticaret unvanına tasfiye halinde ibaresi eklenmek zorundadır. Ayrıca şirket organlarının yetkileri artık sadece tasfiye amacıyla sınırlıdır. Bu durum ultra vires ilkesinin tasfiye dönemindeki özel bir görünümüdür. Tasfiye sürecine girilmesinin bir diğer hukuki sonucu, şirket organlarının görev ve yetkilerinin tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan ancak nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlere özgülenmesidir. Genel kurul, tasfiye memurları tarafından toplantıya çağrılır. Tasfiye sürecinin en önemli aktörleri olan tasfiye memurlarının niteliklerini ve atanma usullerini ele alalım. Tasfiye memurları pay sahiplerinden veya üçüncü kişilerden seçilebilir. Bu kişilerin atanması esas sözleşme ile yapılabileceği gibi genel kurul kararıyla da gerçekleştirilebilir. Eğer bu şekilde bir atama yapılmamışsa, kanun gereği tasfiye işlemleri yönetim kurulu tarafından yürütülür. Yönetim kurulu, tasfiye memurlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür. Şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hallerde ise tasfiye memuru bizzat mahkeme tarafından atanır. Burada sınavda soru olarak gelme ihtimali çok yüksek olan bir vatandaşlık ve yerleşim yeri şartı bulunmaktadır. Türk Ticaret Kanununun beş yüz otuz altıncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre, temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması zorunludur. Bu emredici bir kuraldır ve aksine yapılan işlemler geçersizdir. Tasfiye memurları, esas sözleşmede veya atama kararında aksine bir hüküm yoksa verdikleri hizmet karşılığında olağan bir ücrete hak kazanırlar. Tasfiye memurlarının yetkileri ve görevden alınmaları hususu da kanunda özel olarak düzenlenmiştir. Tasfiye memurları, genel kurul aksini kararlaştırmadıkça şirket aktiflerini pazarlık yoluyla satabilirler. Ancak önemli miktardaki aktiflerin toptan satılabilmesi için genel kurulun onayı şarttır. Bu onay için aranan nisap oldukça yüksektir. Genel kurulun şirketin önemli miktardaki aktifinin toptan satışına ilişkin kararı, sermayenin en az yüzde yetmişbeşini oluşturan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oylarıyla alınabilir. Bu nisap ilk toplantıda sağlanamazsa, izleyen toplantılarda da aynı oran aranmaya devam eder. Tasfiye memurlarına kanunla tanınmış yetkiler kural olarak devredilemez. Ancak belirli uygulama işlemlerinin yapılabilmesi için bir tasfiye memuru diğerine veya üçüncü bir kişiye temsil yetkisi verebilir. Görevden alma konusunda ise ikili bir ayrım mevcuttur. Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla atanmış tasfiye memurları, genel kurul tarafından her zaman görevden alınabilir. Buna karşılık mahkeme tarafından atanan tasfiye memurları genel kurul tarafından görevden alınamaz. Pay sahiplerinden birinin istemiyle ve haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme de tasfiye memurlarını görevden alıp yerlerine yenilerini atayabilir. Tasfiye işlemlerinin teknik detaylarına geçecek olursak, sürecin temel amacının aktiflerin paraya çevrilmesi ve pasiflerin karşılanması olduğunu söyleyebiliriz. Tasfiye memurları göreve başlar başlamaz şirketin finansal durumunu inceleyerek bir envanter ve bilanço düzenlerler. Gerekirse malvarlığına değer biçmek için uzmanlardan yardım alabilirler. Hazırlanan bilanço genel kurulun onayına sunulur ve onaydan sonra memurlar şirketin tüm mal, belge ve defterlerine el koyarlar. Alacaklıların haklarının korunması tasfiyenin en hassas aşamasıdır. Tasfiye memurları, şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen alacaklıları taahhütlü mektupla bilgilendirmek zorundadır. Diğer alacaklılar için ise Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde, şirketin internet sitesinde ve esas sözleşmede öngörülen şekilde birer hafta arayla yapılacak üç ilanla çağrı yapılır. Alacaklı oldukları bilinen ancak bildirimde bulunmayanların alacak tutarları Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir. Henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlar için ise para notere depo edilir. Bu kurallara aykırı hareket eden tasfiye memurları, haksız ödemelerden dolayı şahsen sorumlu tutulurlar. Tasfiye memurlarının diğer görevleri arasında süregelen işlemleri tamamlamak, pay bedellerinin ödenmemiş kısımlarını tahsil etmek ve şirketin borçlarının varlığından fazla olmadığını saptamak yer alır. Eğer borçlar şirket varlığından fazlaysa, tasfiye memuru durumu derhal asliye ticaret mahkemesine bildirmeli ve iflasın açılmasını istemelidir. Tasfiyenin gerektirmediği yeni işlemlerin yapılması yasaktır. Tasfiye süreci uzun sürerse her yıl sonu için finansal tablolar düzenlenip genel kurula sunulmalıdır. Ayrıca elde edilen nakit paranın, harcamalar için gereken kısım dışındaki tutarı bir bankaya şirket adına yatırılmalıdır. Vadesi gelmemiş borçlar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kısa vadeli kredilere uygulanan oran üzerinden iskonto edilerek derhal ödenebilir. Alacaklılar bu erken ödemeyi kabul etmek zorundadır. Tasfiye sonucunda borçlar ödendikten ve pay bedelleri iade edildikten sonra kalan varlık, esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa pay sahipleri arasında ödedikleri sermaye ve imtiyaz hakları oranında dağıtılır. Ancak burada üç aylık bir bekleme süresi vardır. Alacaklılara yapılan üçüncü çağrı tarihinden itibaren üç ay geçmedikçe kalan varlık dağıtılamaz. Mahkeme, alacaklılar için bir tehlike yoksa bu süreyi kısaltabilir. Tasfiye süreci tamamlandığında şirketin ticaret unvanının sicilden silinmesi gerekir. Tasfiye memurları sicil müdürlüğünden terkin talebinde bulunur ve bu işlemin tescil ve ilanıyla şirketin tüzel kişiliği tamamen son bulur. Ancak bazen tasfiye kapandıktan sonra ek işlemlerin yapılması gerektiği anlaşılabilir. Bu durumda ek tasfiye, yani geçici ihya kurumu devreye girer. Tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin yeniden tescilini isteyebilirler. Ek tasfiye, ihmal edilmiş işlemlerin tamamlanması için başvurulan geçici bir tedbirdir. Örneğin şirkete ait bazı aktiflerin dağıtım dışı kaldığı sonradan anlaşılırsa veya organlara karşı sorumluluk davası açılması gerekiyorsa ek tasfiyeye gidilir. Mahkeme istemi yerinde bulursa şirketin yeniden tesciline karar verir ve tasfiye memurlarını atar. Bu süreçte menfaat şartı, amaca ulaşma şartı ve gerekirse silme kararının iptali davası şartı aranır. Ek tasfiye talebinde bulunma yetkisi olan kişilerin sınırlı sayıda sayıldığını, ticaret sicil memurunun bu yetkiye sahip olmadığını ancak ilgilileri zorlayabileceğini unutmamak gerekir. Dersimizin son konusu olan tasfiyeden dönme imkanını inceleyelim. Türk Ticaret Kanununun beş yüz kırk sekizinci maddesi, tasfiye halindeki bir şirketin tekrar kar elde etme amacı güden aktif bir şirket haline gelmesine olanak tanır. Şirket sürenin dolmasıyla veya genel kurul kararıyla sona ermişse, pay sahipleri arasında malvarlığı dağıtımına başlanmadığı sürece tasfiyeden dönme kararı alınabilir. Bu karar için sermayenin en az yüzde altmışının olumlu oyu gereklidir. Bu nisap oldukça yüksektir ve sınavda sayısal bir değer olarak karşınıza çıkabilir. Eğer pay bedellerinin veya tasfiye paylarının dağıtımına en ufak bir miktarda dahi başlanmışsa, artık tasfiyeden dönülmesi mümkün değildir. Bu aşamadan sonra alınan bir dönme kararı batıl sayılır. Tasfiyeden dönme kararı bir esas sözleşme değişikliği değildir ancak ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi zorunludur. Bu tescil kurucu niteliktedir. Şirket iflasın kaldırılması veya konkordatonun uygulanmasıyla da varlığını devam ettirebilir. Bu haller zımni birer tasfiyeden dönme hali olarak kabul edilir ve tasfiye memuru tarafından ilgili belgelerle birlikte sicile tescil ettirilir. Bu kapsamlı açıklamalar ışığında, anonim şirketlerin sona erme, tasfiye ve ihya süreçlerine dair tüm hukuki çerçeveyi tamamlamış bulunuyoruz.
İlk 5 dakika ücretsiz dinlendi
Kalan 147 dakikayı dinlemek ve tüm bölümlere erişmek için premium lisans gerekli.
Lisans Satın Al