Sesli Anlatım

Kurumlarda ve SP'de Vergilendirme

Kurumlar vergisi ve sermaye piyasası vergilendirmesi

186 dakika 15 bölüm 1076 cümle İlk 5 dk ücretsiz
186 dk 15 bölüm
Bölüm 1

Bölüm 1

Türk vergi sisteminin temel yapısını ve sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesine ilişkin güncel düzenlemeleri ele alacağımız bu derste, öncelikle sistemin genel dayanaklarını ve temel kavramlarını inceleyeceğiz. Türk vergi sistemi, vergi kaynakları açısından dört ana sütun üzerine inşa edilmiştir. Bu kapsamda kişilerin elde ettiği gelirler ve kurumların safi kazançları üzerinden alınan vergiler, mal teslimleri ve hizmet ifalarından alınan vergiler, çeşitli işlemlerden alınan vergiler ve son olarak servet üzerinden alınan vergiler temel kategorileri oluşturmaktadır. Doktrinde servet ve servet transferleri genellikle tek bir grup altında değerlendirilse de genel sınıflandırmayı gelir, harcama ve servet olarak üçlü bir yapıda görmek mümkündür. Bu temel yapıya ek olarak Belediye Gelirleri Kanunu gibi yerel yönetimlere özgü vergi düzenlemeleri de sistemin bir parçasıdır. Sermaye piyasası faaliyetleri açısından vergilendirme rejimini anlamak için beyan esası ve tevkifat ayrımını netleştirmek gerekir. Gelişmiş ekonomilerde olduğu gibi ülkemizde de gelir üzerinden alınan vergilerde kural, yıllık safi kazancın mükellef tarafından beyan edilmesidir. Ancak finansal araçlardan elde edilen gelirlerin vergilendirilmesinde, vergi güvenliğini sağlamak ve tahsilatı hızlandırmak amacıyla kaynakta kesinti, yani tevkifat yöntemi sıklıkla uygulanmaktadır. Bu noktada Gelir Vergisi Kanunu nun geçici altmış yedi nci maddesi kritik bir öneme sahiptir. bir Ocak iki bin altı tarihinden itibaren yürürlükte olan bu madde, belirli finansal araçlardan elde edilen gelirler için yüzde sıfır, yüzde on ve yüzde on beş gibi farklı oranlarda stopaj öngörmektedir. Bu düzenleme başlangıçta süreli olarak getirilmiş olsa da on bir Aralık iki bin yirmi beş tarihli Resmi Gazete de yayımlanan on bin altı yüz seksen sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlük süresi otuz bir Aralık iki bin otuz tarihine kadar uzatılmıştır. Sınav hazırlık sürecinde bu sürenin uzatıldığını ve geçici altmış yedi nci maddenin finansal araçların vergilendirilmesindeki temel belirleyici olduğunu bilmek önem arz etmektedir. Geçici altmış yedi nci maddenin uygulanmadığı durumlarda ise Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu nun genel hükümleri devreye girmektedir. Gerçek kişilerin gelir vergisi tarifesi, dikey adalet ilkesi gereği artan oranlı bir yapıya sahiptir. iki bin yirmi beş takvim yılı gelirlerine uygulanacak tarife dilimlerini incelediğimizde, yüz elli sekiz bin Türk Lirası ye kadar olan gelirler için yüzde on beş oranı geçerlidir. Gelirin üç yüz otuz bin Türk Lirası ye kadar olan kısmının yüz elli sekiz bin Türk Lirası si için yirmi üç bin yedi yüz Türk Lirası vergi alınırken, aşan kısım yüzde yirmi oranına tabidir. sekiz yüz bin Türk Lirası ye kadar olan dilimde, ilk üç yüz otuz bin Türk Lirası için elli sekiz bin yüz Türk Lirası vergi hesaplanmakta, aşan kısım ise yüzde yirmi yedi oranında vergilendirilmektedir. Ücret gelirlerinde bu dilim bir milyon iki yüz bin Türk Lirası olarak uygulanmaktadır. dört milyon üç yüz bin Türk Lirası ye kadar olan gelirlerde, ilk sekiz yüz bin Türk Lirası için yüz seksen beş bin Türk Lirası vergi alınırken, aşan kısım yüzde otuz beş oranına tabidir. Ücret gelirlerinde ise dört milyon üç yüz bin Türk Lirası nin ilk bir milyon iki yüz bin Türk Lirası si için iki yüz doksan üç bin Türk Lirası vergi hesaplanmaktadır. dört milyon üç yüz bin Türk Lirası yi aşan gelirlerde ise toplam vergi bir milyon dört yüz on bin Türk Lirası ye ek olarak aşan kısmın yüzde kırk ı olarak hesaplanmaktadır. bir Ocak iki bin yirmi altı tarihinden itibaren ise bu dilimler güncellenerek yüzde on beş lik ilk dilim yüz doksan bin Türk Lirası ye, yüzde yirmi lik dilim dört yüz bin Türk Lirası ye ve yüzde yirmi yedi lik dilim bir milyon Türk Lirası ye yükseltilecektir. Bu sayısal sınırların ve oranların sınav sorularında doğrudan karşınıza çıkabileceğini hatırlatmak gerekir. Kurumlar vergisi oranlarındaki değişim süreci de sermaye piyasası kurumları için özel bir önem taşımaktadır. Genel kurumlar vergisi oranı yüzde yirmi beş olarak belirlenmişken, belirli finansal kurumlar için bu oran daha yüksek uygulanmaktadır. Bankalar, finansal kiralama, faktoring, finansman ve tasarruf finansman şirketleri, elektronik ödeme ve para kuruluşları, yetkili döviz müesseseleri, varlık yönetim şirketleri, sermaye piyasası kurumları ile sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri için kurumlar vergisi oranı yüzde otuz dur. Bu ayrım, finans sektöründeki kurumların vergi yükünün genel imalat veya hizmet sektörüne göre daha ağır olduğunu göstermektedir. Ancak sistemde halka arzı teşvik eden önemli bir indirim mekanizması mevcuttur. Payları Borsa İstanbul Pay Piyasasında ilk defa işlem görmek üzere en az yüzde yirmi oranında halka arz edilen kurumlar, beş hesap dönemi boyunca kurumlar vergisi oranını iki puan indirimli uygulama hakkına sahiptir. Ancak bankalar ve diğer finansal kurumlar bu indirimden yararlanamamaktadır. İhracat ve üretim faaliyetlerini desteklemek amacıyla da çeşitli indirimler öngörülmüştür. İhracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlara uygulanan indirim oranı yüzde beş e yükseltilmiştir. Sanayi sicil belgesine sahip olup fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların üretim kazançlarına ise bir puanlık indirim uygulanmaktadır. Ayrıca yirmi dört Temmuz iki bin yirmi beş tarihinde yürürlüğe giren yedi bin beş yüz elli beş sayılı kanun ile indirimli kurumlar vergisi uygulamasına on hesap dönemi sınırı getirilmiş ve indirim oranı yüzde altmış olarak belirlenmiştir. Bu düzenleme kapsamında indirimli kurumlar vergisi oranının yüzde on olarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Yatırıma katkı tutarlarının kullanımı ise ilk hesap dönemi dahil en fazla dört yıl ile sınırlandırılmıştır. Bu teknik detaylar, kurumların vergi planlaması ve yasal yükümlülükleri açısından sınavda ayırt edici bilgi olarak sorulabilmektedir. Vergilendirme sürecinin zamanlamasına baktığımızda geçici vergi uygulaması karşımıza çıkmaktadır. Kurumlar ve belirli gelir unsurlarına sahip gelir vergisi mükellefleri, üçer aylık dönemler halinde yılda dört kez geçici vergi ödemekle yükümlüdür. Birinci dönem olan Ocak, Şubat ve Mart aylarının beyanı ve ödemesi on yedi Mayıs akşamına kadar yapılmalıdır. İkinci dönem olan Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için son gün on yedi Ağustos, üçüncü dönem olan Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları için on yedi Kasım ve son dönem olan Ekim, Kasım ve Aralık ayları için ise on yedi Şubat tır. Geçici vergi oranları gelir vergisinde yüzde on beş, kurumlar vergisinde ise genel olarak yüzde yirmi beş seviyesindedir. Yıl içinde ödenen bu vergiler, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilmektedir. Vergi hukukunun anayasal temellerine değinecek olursak, Anayasa nın yetmiş üç üncü maddesi vergi ödevini tanımlar. Bu maddeye göre herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülüklerin ancak kanunla konulup kaldırılabileceği ilkesi, verginin kanuniliği ilkesini oluşturur. Cumhurbaşkanına ise kanunun belirttiği sınırlar dahilinde oran, muafiyet ve istisnalarda değişiklik yapma yetkisi verilebilir. Vergi hukukunda yatay adalet, aynı ekonomik koşullardaki kişilerin aynı oranda vergilendirilmesini ifade ederken; dikey adalet, farklı ekonomik güce sahip olanların farklı oranlarda vergilendirilmesini, yani çok kazanandan çok vergi alınmasını ifade eder. Vergi hukukuna ilişkin temel kavramları tanımlamak gerekirse, verginin konusu, verginin üzerine konulduğu iktisadi unsurdur. Matrah ise verginin hesaplandığı değer veya miktardır. Mükellef, vergi yasalarına göre üzerine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişidir. Vergi sorumlusu ise verginin ödenmesi bakımından vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir. Vergi ehliyeti için medeni hakları kullanma ehliyeti şart değildir; medeni haklardan yararlanma ehliyeti yeterlidir. Vergiyi doğuran olay ise vergi alacağının yasada belirtilen şartların gerçekleşmesiyle doğmasıdır. Vergilendirme süreci tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsil aşamalarından oluşur. Tarh, verginin hesaplanması; tebliğ, mükellefe bildirilmesi; tahakkuk, verginin ödenebilir aşamaya gelmesi; tahsil ise borcun ödenmesidir. Sınavda özellikle tarh türleri olan beyana dayalı, ikmalen, resen ve idarece tarh arasındaki farklar sıklıkla sorulmaktadır. Resen tarh, matrahın defter ve kayıtlara göre tespit edilemediği durumlarda takdir komisyonları veya inceleme elemanlarınca yapılır. Mükellefiyet türleri tam ve dar mükellefiyet olarak ikiye ayrılır. Tam mükellefler, Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri tüm kazançlar üzerinden vergilendirilirler. Türkiye de ikametgahı bulunanlar veya bir takvim yılı içinde devamlı olarak altı aydan fazla Türkiye de oturan gerçek kişiler tam mükellef sayılır. Ancak geçici görev, eğitim, tedavi veya seyahat amacıyla gelenler ile tutukluluk gibi elde olmayan nedenlerle kalanlar altı ayı aşsalar dahi yerleşmiş sayılmazlar. Kurumlarda ise kanuni merkezi veya iş merkezi Türkiye de olanlar tam mükelleftir. Kanuni merkez nizamnamede gösterilen merkez, iş merkezi ise işlemlerin fiilen yönetildiği yerdir. Dar mükellefler ise sadece Türkiye de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilirler. Bu ayrım, vergi yükünün kapsamını belirlediği için sınavda senaryo soruları üzerinden sıklıkla test edilmektedir. Dar mükellef gerçek kişi ve kurumların Türkiye deki finansal yatırımlarından elde ettikleri kazançlarda Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarından yararlanabilmeleri için vergi kimlik numarası almaları ve mukimlik belgesi ibraz etmeleri şarttır. Vergi kimlik numarası için pasaport veya kuruluş belgesi örneği yeterlidir. Mukimlik belgesi, kişinin kendi ülkesinde tam mükellef olarak vergilendirildiğini kanıtlayan resmi bir belgedir. Dar mükellef gerçek kişiler bu belgeyi her yıl yenilemek zorundayken, dar mükellef kurumlarda yenileme süresi üç yıldır. Eğer bu belgeler tevkifat öncesinde sunulmazsa, anlaşma hükümleri dikkate alınmadan genel oranlar üzerinden vergi kesintisi yapılır. Ancak belgelerin sonradan ibrazı ile yersiz ödenen vergilerin iadesi mümkündür. Son olarak gelirin özelliklerine ve beyanname türlerine değinelim. Gelir vergisi gerçek kişilere özgüdür, yıllıktır, gerçektir ve safidir. Safi olması, giderlerin hasılattan indirilmesini ifade eder. Gelirin elde edilmesi ise hukuki ve ekonomik tasarruf gücünün doğmasıdır. Beyanname türleri arasında yıllık beyanname genel toplamı gösterirken, muhtasar beyanname tevkif edilen vergilerin bildirilmesi içindir. Dar mükelleflere özgü olan münferit beyanname, yıllık beyannameye konu olmayan ancak tevkifata da tabi tutulmamış kazançlar için kullanılır. Özel beyanname ise dar mükellef kurumların belirli kazançlarını on beş gün içinde bildirmeleri gereken beyanname türüdür. Bu temel kavramlar ve sayısal sınırlar, sermaye piyasasında vergilendirme dersinin temelini oluşturmaktadır.

Bölüm 2 Premium

Dar mükellefiyet kapsamında bulunan gerçek ve tüzel kişilerin vergi kimlik numarası, kuruluş ve mukimlik belgelerine ilişkin yükümlülüklerini inceleyerek dersimize devam edelim. Dar mükellef kurumların kendi ülkelerinde geçerli olan kuruluş belgelerinin, Türkiye’nin o ülkedeki temsilciliğince onaylanmış Türkçe bir örneğini veya tercüme büroları tarafından tercüme edilmiş onaylı bir örneğini ilgili vergi dairesine ibraz etmeleri yeterli kabul edilmektedir. Bu belgelerin yenilenmesi hususunda mevzuatta açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, tebliğlerdeki yenileme hükümlerinin mukimlik belgesine yönelik olması sebebiyle kuruluş belgeleri için bir yenileme gerekmediği değerlendirilmektedir. Sınav açısından dar mükelleflerin belge yükümlülüklerini ve yenileme sürelerini bilmek büyük önem arz etmektedir. Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması bulunan durumlarda, dar mükellef gerçek kişilerin vergi kimlik numarası ve mukimlik belgesi temin etmesi ve bu belgeleri her yıl yenilemesi gerekmektedir. Dar mükellef tüzel kişiler için ise vergi kimlik numarası ve mukimlik belgesi yükümlülüğü bulunmakta, ancak yenileme süresi üç yılda bir olarak uygulanmaktadır. Eğer Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması yoksa ve yüzde sıfır oranında tevkifat uygulanması isteniyorsa, dar mükellef gerçek kişilerin vergi kimlik numarası ve mukimlik belgesi alması ve bunları her yıl yenilemesi şarttır. Dar mükellef tüzel kişilerde ise bu durumda vergi kimlik numarası ve kuruluş belgesi yeterli görülmekte, herhangi bir yenileme şartı aranmamaktadır. Şimdi vergi hukukunda kullanılan beyanname türlerini ele alalım. Vergi sistemimizde dört temel beyanname türü bulunmaktadır. Bunlardan ilki yıllık beyannamedir. Yıllık beyanname, muhtelif kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde edilen kazanç ve iratların bir araya getirilip toplanmasına ve hesaplanan gelirin vergi dairesine bildirilmesine hizmet eder. İkinci tür olan muhtasar beyanname, işverenler veya vergi tevkifatı yapan diğer kimseler tarafından kesilen vergilerin matrahları ile birlikte toplu olarak bildirilmesi için kullanılır. Üçüncü tür münferit beyannamedir. Bu beyanname, dar mükellef gerçek kişilerin yıllık beyanname ile bildirmek zorunda olmadıkları ancak vergisi kesinti yoluyla alınmamış kazanç ve iratlarını bildirmeleri için öngörülmüştür. Son olarak özel beyanname, dar mükellef kurumların Türkiye’de elde ettikleri ve sadece diğer kazanç ve iratlardan oluşan gelirleri için kullanılır. Bu beyannamenin dar mükellef kurum veya onun Türkiye’deki temsilcisi tarafından on beş gün içinde verilmesi gerektiğini unutmamak gerekir. Bu on beş günlük süre sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkan teknik bir detaydır. Gelir vergisinin temel özelliklerini incelediğimizde, bu verginin gerçek kişilerin bir takvim yılı içinde, yani bir Ocak ile otuz bir Aralık tarihleri arasında elde ettiği kazanç ve iratların net tutarları üzerinden hesaplandığını görmekteyiz. Gelirin şahsiliği ilkesi uyarınca gelir vergisi yalnızca gerçek kişilere uygulanır. Medeni Kanun hükümlerine göre hak ve borç edinebilen her insan gerçek kişidir ve bu kişilik tam ve sağ doğmakla başlayıp ölümle sona erer. Burada dikkat edilmesi gereken husus, gelirin vergilendirilmesi için kişinin belirli bir yaşta olması veya fiil ehliyetine sahip olması gerekmediğidir. Gelirin yıllık oluşu ilkesi ise vergilendirmede takvim yılının esas alınmasını ifade eder. Ancak işin mahiyeti gereği bazı mükelleflere özel hesap dönemi tanınabilmektedir ki bu durum takvim yılı ilkesinin temel istisnasını oluşturur. Gelirin gerçek ve safi olması ilkesi, vergilendirilecek tutarın hesaplanmasında gerçek işlemlerin esas alınmasını ve gelirin elde edilmesi için yapılan giderlerin gayrisafi hasılattan indirilmesini öngörür. Gelirin elde edilmiş olması, vergilendirme sürecinin en kritik aşamalarından biridir. Elde etme, kişinin o gelir üzerinde hukuken tasarrufta bulunabilmesini ifade eder. Eğer bir kişi sahibi olduğu gelirle borçlarını ödeyebiliyor, mal veya hizmet satın alabiliyor ya da bağış yapabiliyorsa, o gelir elde edilmiş sayılır. Gelir Vergisi Kanunu uyarınca gelir, yedi farklı kazanç ve irat unsurundan oluşur. Bunlar ticari kazanç, zirai kazanç, ücret, serbest meslek kazancı, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ve diğer kazanç ve iratlardır. Bu yedi unsur dışında kalan herhangi bir gelir veya kazancın vergilendirilmesi mümkün değildir. Kazanç türlerine göre elde etme esasları farklılık gösterir. Ticari ve zirai kazançlarda tahakkuk esası geçerliyken, serbest meslek kazançlarında ve gayrimenkul sermaye iratlarında fiili tasarruf, yani tahsil esası uygulanır. Menkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlarda ise hukuki ve ekonomik tasarruf esası baz alınır. Kurumlar vergisi mükellefi olan yapıların elde ettiği kazançlar ise kurum kazancı olarak adlandırılır ve yasal bir istisna bulunmadığı sürece vergiye tabidir. Vergi hukukunda süreler ve cezai müeyyideler konusuna geçelim. Tahakkuk eden verginin kanuni süreler içinde ödenmesi verginin ödenmesi aşamasını oluşturur ve ödeme süresinin son günü vadedir. Vergi kanunları, aksi belirtilmedikçe Resmi Gazete’de yayımlandıkları gün yürürlüğe girer. Hukuk kurallarının olaya uygun anlamının belirlenmesine yorum, bir kanunun başka bir kanun hükmüne yollama yapmasına ise atıf denir. Mükelleflerin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda uygulanacak cezalar Vergi Usul Kanunu’nda tanımlanmıştır. Temel olarak usulsüzlük ve vergi zıyaı olmak üzere iki tür ceza mevcuttur. Usulsüzlük cezaları, şekil ve usul hükümlerine uyulmaması durumunda kesilir. Örneğin, beyannamenin süresinde verilmemesi birinci derece usulsüzlük cezasını gerektirir. Eğer beyanname verilmediği için matrah re’sen takdir edilirse, usulsüzlük cezası iki kat olarak uygulanır. Vergi zıyaı cezası ise verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesi durumunda, zıyaa uğratılan verginin bir katı olarak hesaplanır. Kaçakçılık fiilleri söz konusu olduğunda bu ceza üç katına çıkar. Gecikme faizi ve gecikme zammı arasındaki farklar sınavda sıklıkla sorulan bir diğer önemli konudur. Gecikme faizi, Vergi Usul Kanunu’nun yüz on ikinci maddesinde düzenlenmiş olup ikmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyatlarda uygulanır. Gecikme zammı ise altı bin yüz seksen üç sayılı Kanun’un elli birinci maddesine göre kesinleşmiş kamu alacaklarının vadesinde ödenmemesi durumunda hesaplanır. Gecikme faizi aylık hesaplanır ve ay kesirleri dikkate alınmazken, gecikme zammı gecikilen her ay için aylık, ay kesirleri için ise günlük olarak hesaplanır. on üç Kasım iki bin yirmi beş tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile gecikme zammı oranının aylık yüzde üç virgül yedi olarak belirlendiğini özellikle not etmelisiniz. Ayrıca vergi zıyaı cezası için gecikme zammı uygulanırken, diğer cezalar için gecikme zammı hesaplanmaz. Vergi suçlarında hapis cezası normalde uygulanmazken, sahte belge düzenleme veya defter tahrifatı gibi kaçakçılık fiillerinde on sekiz aydan beş yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilmektedir. Zamanaşımı süreleri vergi hukukunda hak düşürücü niteliktedir ve dört ana başlıkta incelenir. Tarh zamanaşımı, vergi alacağının doğduğu yılı takip eden yılın başından itibaren beş yıldır. Örneğin, iki bin on dokuz yılı kazancı için tarh zamanaşımı iki bin yirmi dört yılı sonunda dolar. Tahsil zamanaşımı ise vadenin rastladığı yılı takip eden yılın başından itibaren beş yıldır. Ceza kesme zamanaşımı vergi zıyaında beş yıl, usulsüzlükte ise iki yıldır. Kaçakçılık fiillerinde bu süre sekiz yıla kadar çıkabilir. Düzeltme zamanaşımı da yine beş yıllık bir süreye tabidir. Bu süreler, kısmi ödeme yapılması veya ihbarname gönderilmesi gibi durumlarda kesilir. Kurumlar Vergisi Kanunu çerçevesinde mükellefiyet yapılarını incelediğimizde, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin temel mükellefler olduğunu görüyoruz. Yatırım fonları da sermaye şirketi sayılmakla birlikte kazançları kurumlar vergisinden istisnadır. Kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ile iş ortaklıkları da kurumlar vergisi mükellefidir. Kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hükümleri uygulanır. İştirak kazançları istisnası, mükerrer vergilemeyi önlemek amacıyla getirilmiş önemli bir düzenlemedir. Bir kurumun tam mükellef başka bir kurumun sermayesine katılmasıyla elde ettiği kar payları kurumlar vergisinden istisnadır. Bu istisnada iştirak oranı veya iştirak süresi şartı aranmaz. Ancak on beş Temmuz iki bin yirmi üç tarihinden sonra iktisap edilen bazı yatırım fonu katılma payları için bu istisnanın kaldırıldığını, sadece girişim sermayesi yatırım fon ve ortaklıklarından elde edilen kazançlar için istisnanın devam ettiğini belirtmek gerekir. Yurt dışı iştirak kazançları istisnasından yararlanabilmek için ise daha katı şartlar mevcuttur. İştirak edilen kurumun anonim veya limited şirket olması, Türkiye’de tam mükellef olmaması, en az yüzde on iştirak oranına sahip olunması ve iştirak payının en az bir yıl süreyle elde tutulması gerekir. Ayrıca yurt dışındaki vergi yükünün en az yüzde on beş olması ve kazancın beyanname verme süresine kadar Türkiye’ye transfer edilmesi şarttır. Bir örnekle açıklamak gerekirse, İtalya’daki bir şirkete yüzde otuz oranında iştirak eden bir Türk firması, eğer İtalya’daki vergi yükü yüzde on bir virgül yirmi beş seviyesinde kalırsa, yüzde on beş’lik asgari vergi yükü şartını sağlayamadığı için bu istisnadan yararlanamaz. Tam mükellef anonim şirketlerin yurt dışı iştirak hisselerini elden çıkarmalarından doğan kazançlar için de benzer şekilde en az iki tam yıl aktifte tutma ve yüzde yetmiş beş aktif yoğunluğu gibi özel şartlar bulunmaktadır. Sermaye piyasası kurumları açısından emisyon primi istisnası da kritik bir konudur. Anonim şirketlerin hisselerini itibari değerin üzerinde bir bedelle ihraç etmeleri durumunda oluşan kazançlar kurumlar vergisinden istisnadır. Ayrıca Türkiye’de kurulu menkul kıymet, girişim sermayesi, gayrimenkul, emeklilik, konut finansmanı ve varlık finansmanı fonlarının portföy işletmeciliği kazançları da kurumlar vergisinden istisna tutulmuştur. Ancak iki bin yirmi beş yılından itibaren geçerli olmak üzere, bu fon ve ortaklıkların taşınmaz kazançlarının en az yüzde elli’sini kar payı olarak dağıtmaları şartı getirilmiştir. Eğer bu dağıtım yapılmazsa, istisna nedeniyle alınmayan vergiler vergi zıyaı cezası ile birlikte tahsil edilir. Kurumların aktifinde yer alan iştirak hisseleri, kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların yüzde yetmiş beş’i, iki tam yıl aktifte tutulmuş olmaları kaydıyla istisna kapsamındadır. Ancak dokuz bin yüz altmış sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu oranın yüzde elli olarak belirlendiğini ve yirmi yedi Kasım iki bin yirmi dört tarihinde yürürlüğe girdiğini unutmamak gerekir. Taşınmaz satış kazancı istisnası ise on beş Temmuz iki bin yirmi üç tarihinden sonra iktisap edilen taşınmazlar için tamamen kaldırılmıştır. Bu tarihten önce iktisap edilen taşınmazlarda ise istisna oranı yüzde elli’den yüzde yirmi beş’e indirilmiştir. İstisnadan yararlanan kazancın beş yıl boyunca özel bir fon hesabında tutulması ve satış bedelinin iki yıl içinde tahsil edilmesi zorunludur. Menkul kıymet ticaretiyle uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından doğan kazançlar ise bu istisna kapsamı dışındadır. İstanbul Finans Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren kurumlar için de özel teşvikler mevcuttur. Katılımcı belgesi almış finansal kuruluşların finansal hizmet ihracatından elde ettikleri kazançların yüzde yetmiş beş’i kurumlar vergisinden indirilebilir. Bu oran iki bin otuz bir yılı sonuna kadar yüzde yüz olarak uygulanacaktır. Ayrıca transit ticaret veya yurt dışındaki mal alım satımına aracılık faaliyetlerinden sağlanan kazançların yüzde elli’si de beyan edilen kurum kazancından indirilebilmektedir. Bu indirimden yararlanabilmek için kazancın beyanname verme süresinin sonuna kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması ve malların Türkiye’ye getirilmeden yurt dışında satılmış olması şarttır. Örneğin, İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren bir anonim şirket, A ülkesinden aldığı malı Türkiye’ye sokmadan İ ülkesine satarak üç yüz bin Türk Lirası kazanç elde ederse, bu kazancın yüz elli bin Türk Lirası’sini beyanname üzerinde indirim konusu yapabilir. Ancak mallar önce Türkiye’ye getirilip sonra satılırsa bu indirimden yararlanılamaz. İndirim konusu yapılamayan tutarların sonraki dönemlere devredilmesi mümkün değildir ve faaliyetin zararla sonuçlanması durumunda indirim uygulanmaz. Mükelleflerin bu indirimden faydalanabilmek için katılımcı belgelerini vergi dairesine ibraz etmeleri ve kazancın transfer edildiğini tevsik eden belgeleri muhafaza etmeleri gerekmektedir. Kurumlar vergisi hukukunda istisnalar ve indirimler, mükelleflerin vergi yükünü doğrudan etkileyen ve sermaye piyasası lisanslama sınavlarında teknik detaylarıyla sıklıkla sorgulanan alanların başında gelmektedir.

Bölüm 3 Premium

Kurumlar vergisi hukukunda istisnalar ve indirimler, mükelleflerin vergi yükünü doğrudan etkileyen ve sermaye piyasası lisanslama sınavlarında teknik detaylarıyla sıklıkla sorgulanan alanların başında gelmektedir. Bu ders kapsamında, özellikle İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde yürütülen faaliyetler, sınai mülkiyet hakları, yurt dışı kazançlar ve sermaye artırımlarına yönelik teşvik edici düzenlemeleri derinlemesine analiz edeceğiz. İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyet gösteren kurumların vergilendirilmesiyle ilgili temel düzenlemeleri ele alarak başlayalım. Bu bölgede katılımcı belgesi alarak faaliyet gösteren kurumların, yurt dışından satın aldıkları malları Türkiye ye getirmeksizin yine yurt dışındaki müşterilere satmalarından veya bu tür işlemlere aracılık etmelerinden elde ettikleri kazançlar özel bir teşvike tabidir. Bu kapsamda elde edilen kazançların yüzde elli si kurumlar vergisi matrahından indirilebilmektedir. Ancak bu indirimin uygulanabilmesi için kazancın elde edildiği dönemde kurum kazancına dahil edilmesi ve en geç kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresinin sonuna kadar Türkiye ye transfer edilmiş olması zorunludur. Eğer bu kazançlar belirtilen süre içinde Türkiye ye transfer edilmezse, sonraki yıllarda transfer edilseler dahi bu indirimden yararlanılması mümkün olmayacaktır. Sınav sorularında bu süre kısıtı ve malın Türkiye ye girmemesi şartı sıklıkla birer çeldirici olarak kullanılmaktadır. Örneğin, bir kurumun yurt dışından aldığı ürünü önce Türkiye deki antreposuna getirip sonra yurt dışına satması durumunda bu indirimden yararlanamayacağını bilmek gerekir. Malın fiziki olarak Türkiye gümrük sınırlarından içeri girmemesi esastır. Bu indirimden yararlanan mükelleflerin kayıt düzeni de büyük önem arz etmektedir. Vergi Usul Kanunu hükümleri çerçevesinde, indirim kapsamındaki faaliyetler ile kapsam dışındaki faaliyetlerin hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi gerekmektedir. Eğer bir faaliyet dönemi zararla sonuçlanmışsa, herhangi bir indirim söz konusu olmayacağı gibi, diğer indirim ve istisnalar nedeniyle o yıl kullanılamayan indirim tutarlarının sonraki dönemlere devredilmesi de mümkün değildir. Ayrıca, katılımcı belgesinin bir örneğinin ilk indirim döneminde vergi dairesine ibraz edilmesi ve kazancın transfer edildiğine dair tevsik edici belgelerin beyanname verme süresini izleyen ayın sonuna kadar sunulması idari bir zorunluluktur. Şirketlerin kasadaki nakitlerini değerlendirmelerinden doğan faiz gelirleri veya döviz değerlemesinden kaynaklanan kur farkları gibi esas faaliyet konusu dışındaki gelirleri bu indirim kapsamında değerlendirilemez. Bu ayrım, matrahın doğru tespiti açısından sınavda karşınıza çıkabilecek teknik bir detaydır. Bir diğer önemli başlık olan sınai mülkiyet haklarında istisna konusuna geçelim. Türkiye de gerçekleştirilen araştırma, geliştirme ve yenilik faaliyetleri ile yazılım faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan buluşlar, bir Ocak iki bin on beş tarihinden itibaren belirli şartlar dahilinde kurumlar vergisinden müstesnadır. Bu istisna, buluşun kiralanması, devri, satışı veya seri üretime tabi tutularak pazarlanması neticesinde elde edilen kazançların yüzde elli sini kapsamaktadır. İstisnanın temel şartı, buluşun Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname veya Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında patent veya faydalı model belgesi ile koruma altına alınmış olmasıdır. Ayrıca, bu belgenin incelemeli sistemle alınmış bir patent veya araştırma raporu sonucunda alınmış bir faydalı model belgesi olması şarttır. İstisna uygulaması, belgenin verildiği tarihten itibaren başlar ve koruma süresi boyunca devam eder. Eğer buluş üretim sürecinde kullanılıyorsa, kazancın buluşa atfedilen kısmı transfer fiyatlandırması esaslarına göre ayrıştırılmalıdır. Sınavda bu istisnanın serbest meslek kazançları ve gayrimenkul sermaye iratları üzerindeki tevkifatı da yüzde elli oranında indirimli uygulattığı bilgisi önem arz edebilir. Kurumların yurt dışı şube kazançlarına yönelik istisna şartlarını da incelemek gerekir. Yurt dışında bulunan iş yerleri veya daimi temsilciler aracılığıyla elde edilen kazançların Türkiye de vergiden istisna edilebilmesi için üç temel şartın birlikte gerçekleşmesi aranır. İlk olarak, bu kazancın doğduğu ülkede en az yüzde on beş oranında gelir veya kurumlar vergisi benzeri bir vergi yükü taşıması gerekir. İkinci olarak, kazancın yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilme tarihine kadar Türkiye ye transfer edilmiş olması şarttır. Üçüncü bir özel şart ise, iştirak edilen şirketin ana faaliyet konusunun finansal kiralama, sigorta veya menkul kıymet yatırımı olması durumunda, vergi yükünün en az Türkiye de uygulanan kurumlar vergisi oranında olması gerekliliğidir. Bu oran iki bin yirmi bir yılı için yüzde yirmi beş, iki bin yirmi iki yılı için yüzde yirmi üç olarak uygulanmıştır. Sermaye piyasası kurumlarını yakından ilgilendiren yabancı fon kazançlarının vergilendirilmesi konusuna değinelim. Kurumlar Vergisi Kanunu nun beş taksim A maddesi uyarınca, yabancı fonların Türkiye deki portföy yöneticiliği şirketleri aracılığıyla elde ettikleri kazançlar belirli şartlar altında daimi temsilcilik veya iş yeri oluşturmuş sayılmaz. Bu şartlar arasında portföy yöneticisinin faaliyetinin mutat olması, ilişkilerin emsallere uygun yürütülmesi, hizmet bedelinin emsallere uygun alınması ve transfer fiyatlandırması raporunun süresinde verilmesi yer alır. Ayrıca, portföy yöneticisi şirketin fon kazançları üzerinde, hizmet bedeli düşüldükten sonra doğrudan veya dolaylı olarak yüzde yirmi den fazla hak sahibi olmaması gerekir. Eğer bu oran aşılırsa, aşan kısma isabet eden tutar genel hükümlere göre vergilendirilir. Türkiye deki taşınmazlardan veya aktifinin yüzde elli bir inden fazlası taşınmazdan oluşan şirketlerin hisselerinden elde edilen kazançlar bu madde kapsamındaki istisnadan yararlanamaz. Kâr payları üzerinden yapılan stopaj düzenlemeleri, yatırımcıların net getirisini etkileyen kritik bir unsurdur. Tam mükellef kurumlar tarafından dağıtılan kâr payları üzerindeki tevkifat oranı tarihsel süreçte değişiklik göstermiştir. yirmi üç Temmuz iki bin altı tarihinden itibaren yüzde on beş olarak uygulanan bu oran, yirmi iki Aralık iki bin yirmi bir tarihinde yüzde on a indirilmiş, ancak yirmi iki Aralık iki bin yirmi dört tarihli Resmi Gazete de yayımlanan dokuz bin iki yüz seksen altı sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile tekrar yüzde on beş e çıkarılmıştır. Sınavda güncel oran olan yüzde on beş in esas alınması gerektiğini hatırlatmak isterim. Halka açık şirketler açısından ise kurumlar vergisi oranında indirimli uygulama söz konusudur. Payları en az yüzde yirmi oranında ilk defa halka arz edilen kurumların, beş hesap dönemi boyunca kurum kazançlarına kurumlar vergisi oranı iki puan indirimli uygulanır. Ancak bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve sigorta şirketleri gibi finansal kurumlar bu iki puanlık indirimden yararlanamazlar. İhracat ve üretim faaliyetlerine yönelik indirimler de matrah tespitinde dikkate alınmalıdır. İhracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlara kurumlar vergisi oranı beş puan indirimli uygulanırken, sanayi sicil belgesine sahip üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların üretim kazançlarına bir puan indirim uygulanmaktadır. Eğer bir kazanç hem üretim hem ihracat kapsamında ise, ihracata isabet eden kısım için sadece beş puanlık indirim uygulanır, iki indirim toplanmaz. Ancak halka açık şirketler için öngörülen iki puanlık indirim ile bu indirimlerin birlikte uygulanması mümkündür. Türk Lirası mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi amacıyla getirilen geçici on dördüncü madde istisnaları da finansal yönetim açısından stratejik öneme sahiptir. Kurumların bilançolarında yer alan yabancı paraların veya altın hesaplarının Türk Lirasına çevrilmesi ve en az üç ay vadeli hesaplarda değerlendirilmesi durumunda, kur farkı kazançları, faiz ve kâr payları kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştur. Bu düzenleme, Türk Lirasının değerinin korunması amacına hizmet etmektedir. Vadeden önce çekim yapılması durumunda ise istisna edilen vergilerin vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edileceği unutulmamalıdır. Kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde yapılabilecek diğer indirimlere de değinmek gerekir. Sponsorluk harcamaları, amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için yüzde elli oranında indirilebilir. Genel ve özel bütçeli idarelere, belediyelere veya kamu yararına çalışan derneklere yapılan bağış ve yardımlar ise kurum kazancının yüzde beş i ile sınırlı olmak üzere indirim konusu yapılabilir. Ancak okul, sağlık tesisi, öğrenci yurdu gibi tesislerin inşası için yapılan bağışlarda bu yüzde beş lik sınır uygulanmaz, tamamı indirilebilir. Ayrıca, girişim sermayesi fonu olarak ayrılan tutarların beyan edilen gelirin yüzde on unu aşmayan kısmı da indirimler arasında yer alır. Hizmet ihracatı kapsamında, Türkiye de yerleşmiş olmayan kişilere verilen mimarlık, mühendislik, yazılım, veri saklama ve tıbbi raporlama gibi hizmetlerden elde edilen kazançların yüzde seksen i, kazancın beyanname verme süresine kadar Türkiye ye transfer edilmesi şartıyla indirilebilir. Bu oran daha önce yüzde elli iken yapılan düzenlemeyle yüzde seksen e çıkarılmıştır. Nakdi sermaye artırımı indirimi ise şirketlerin öz kaynak yapısını güçlendirmeyi amaçlayan bir diğer önemli düzenlemedir. Finans ve bankacılık sektörü dışındaki sermaye şirketleri, ticaret siciline tescil edilen nakdi sermaye artışları üzerinden, Merkez Bankası tarafından açıklanan ticari krediler faiz oranını dikkate alarak bir indirim hesaplarlar. Genel oran yüzde elli olup, sermayenin yurt dışından getirilmesi durumunda bu oran yüzde yetmiş beş olarak uygulanır. Halka açık şirketlerde ise halka açıklık oranına göre bu oranlara yirmi beş veya elli puan ilave edilir. Bu indirim, sermaye artırımının yapıldığı dönemden itibaren beş hesap dönemi boyunca uygulanabilir. Dersimizin son bölümünde türev ürünlerden elde edilen kazançların tespitine ve kanunen kabul edilmeyen indirimlere odaklanalım. Forward işlemleri esas itibarıyla bir taahhüt niteliğinde olduğundan, bu işlemlerden doğan kâr veya zarar vade sonunda tespit edilir. Vadeye kadar olan dönemlerde yapılan reeskont işlemleri kurum kazancı ile ilişkilendirilmez. Örneğin, bir milyon dolar tutarında, bir virgül dört bin sekiz yüz doksan kurundan yapılan bir forward alım sözleşmesinde, vade tarihindeki spot kur bir virgül beş bin iki yüz altmış sekiz ise, aradaki farktan doğan otuz yedi bin sekiz yüz Türk Lirası kazanç vade tarihinde kurum kazancına dahil edilir. Sözleşmenin vadeden önce bozulması durumunda ise kazanç bozulma tarihinde oluşur. Swap işlemlerinde de benzer bir mantık geçerlidir. Para swapında taraflar belirli para birimlerini değiştirirler ve elde etme vade sonunda gerçekleşir. Faiz swapında ise gösterge bir anapara üzerinden farklı faiz ödemeleri takas edilir. Bu işlemlerde de vadeye kadar yapılan değerlemeler kurum kazancına yansıtılmaz, kesin sonuç vade tarihinde veya sözleşmenin sonlandırıldığı tarihte alınır. Son olarak, kurum kazancının tespitinde indirilmesi kabul edilmeyen, yani kanunen kabul edilmeyen giderleri sıralayalım. Öz sermaye üzerinden hesaplanan faizler, örtülü sermaye üzerinden ödenen faiz ve kur farkları, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü dağıtılan kazançlar ve her ne adla olursa olsun ayrılan yedek akçeler gider olarak yazılamaz. Ayrıca, kurumlar vergisi, para ve vergi cezaları, gecikme zamları ve faizleri de matrahtan indirilemez. Menkul kıymetlerin itibari değerinin altında ihracından doğan zararlar ve bunlara ilişkin komisyonlar da bu kapsamdadır. İşletmenin esas faaliyetiyle ilgili olmayan yat, uçak gibi hava ve deniz taşıtlarının giderleri ile amortismanları da gider kabul edilmez. Finansman gider kısıtlaması kapsamında, yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, aşan kısma münhasır olmak üzere yatırımın maliyetine eklenenler hariç finansman giderlerinin yüzde on u kurum kazancından indirilemez. Bu kısıtlama kredi kuruluşları ve finansal kurumlar için uygulanmaz. Reklam yasağı uygulananlara verilen reklamların giderleri de kanunen kabul edilmeyen giderler arasında yer almaktadır. Bu teknik detaylar, hem vergi matrahının hesaplanmasında hem de sınav sorularının doğru analiz edilmesinde temel teşkil etmektedir. Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca finansal araçların vergilendirilmesi ve kurum kazancının tespitine yönelik teknik detayları incelemeye devam ediyoruz.

Bölüm 4 Premium

Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca finansal araçların vergilendirilmesi ve kurum kazancının tespitine yönelik teknik detayları incelemeye devam ediyoruz. Bu kapsamda öncelikle türev araçlardan biri olan forward sözleşmelerinin vergi hukuku karşısındaki konumunu ele alacağız. Forward sözleşmesi, taraflardan birinin sözleşmeye konu olan finansal varlığı sözleşmede belirlenen fiyat üzerinden gelecekteki belirli bir tarihte satın almasını, karşı tarafın da bu varlığı satmasını şart koşan bir sözleşme türüdür. Vergi uygulamaları açısından forward işlemleri esas itibarıyla bir taahhüt niteliği taşımaktadır. Bu niteliği gereği, gelirin elde edilmesi ancak sözleşmenin sonuçlandırılması ile yani vade tarihinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, vadeye kadar olan dönem içinde yapılan değerlemelerin veya reeskont işlemlerinin kurum kazancı ile ilişkilendirilmemesi esastır. Kurum kazancına dahil edilecek kâr veya zarar tutarı mutlaka vade sonunda tespit edilmelidir. Bu konuyu bir örnekle somutlaştırmak gerekirse, bir kurumun dört Ocak iki bin on bir tarihinde bir banka ile üç ay vadeli bir milyon Amerikan Doları tutarında forward alım sözleşmesi yaptığını varsayalım. Sözleşme kuru bir virgül dört bin sekiz yüz doksan olarak belirlenmişken, vade tarihi olan dört Nisan iki bin on bir tarihindeki spot kurun bir virgül beş bin iki yüz altmış sekiz olduğunu düşünelim. Bu durumda kazanç hesaplanırken, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değerinden, işlem fiyatına göre oluşan değeri çıkarılır. Yani bir milyon Amerikan Doları ile bir virgül beş bin iki yüz altmış sekiz ve bir virgül dört bin sekiz yüz doksan kurları arasındaki fark çarpıldığında otuz yedi bin sekiz yüz Türk Lirası tutarında bir kazanç ortaya çıkmaktadır. Bu kazanç tutarı, sözleşmenin vade tarihinde kurum kazancına dahil edilecektir. Şayet sözleşme vadeden önce bozulursa, bu durumda kâr veya zararın sözleşmenin bozulma tarihinde kurum kazancı ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Şimdi bir diğer önemli türev araç olan swap işlemlerine geçelim. Swap, iki tarafın belirli bir zaman dilimi içinde farklı faiz ödemelerini veya farklı para birimlerini karşılıklı olarak değiştirdikleri bir takas sözleşmesidir. Swap işlemleri kendi içinde para swapı ve faiz swapı olarak iki ana başlıkta incelenmektedir. Para swapı işleminde taraflar, önceden anlaştıkları oran ve koşullarda belirli miktardaki para birimlerini değiştirirler. Tıpkı forward işlemlerinde olduğu gibi, para swapında da elde etme unsuru sözleşmenin vadesinde gerçekleşir. Bu nedenle vadeye kadar olan dönemdeki reeskont işlemleri kurum kazancına yansıtılmaz ve nihai kâr veya zarar vade sonunda belirlenir. Para swapı işlemlerindeki vergilendirme mantığını bir örnek üzerinden detaylandıralım. Bir kurumun yirmi beş Nisan iki bin on bir tarihinde bir banka ile yaptığı para swapı sözleşmesinde işlem tarihindeki kur bir virgül beş bin yüz on iki ve sözleşme kuru bir virgül beş bin iki yüz yirmi olsun. İşlem tarihinde kurum, yirmi milyon Amerikan Doları karşılığı olarak otuz milyon iki yüz yirmi dört bin Türk Lirası verecek, vadede ise yirmi milyon Amerikan Doları verip otuz milyon dört yüz kırk bin Türk Lirası alacaktır. Burada işlem tarihinde yapılan döviz alışı nedeniyle bankada oluşan kâr veya zararın kurum kazancına dahil edilmesi gerekirken, vadeye kadar olan dönemdeki değerlemeler kazançla ilişkilendirilmez. Vade sonunda kurum lehine doğan iki yüz on altı bin Türk Lirası tutarındaki kazanç, vade tarihi itibarıyla kurum kazancına dahil edilir. Aynı şekilde karşı taraf olan bankanın iki yüz on altı bin Türk Lirası tutarındaki zararı da aynı tarihte dikkate alınır. Faiz swapı konusuna değinecek olursak, bu işlem gösterge bir anapara üzerinden farklı faiz oranı esaslarına göre hesaplanacak faizlerin iki taraf arasında anlaşılan vadelerde değişimini öngörmektedir. Faiz swapında para swapından farklı olarak anapara tutarı değişimi gerçekleşmez, sadece aynı para biriminden olan borçların faiz ödemelerinin yapısı değişir. Sınavda bu ayrım sıklıkla sorulmaktadır; faiz swapında anapara değişiminin olmadığını bilmek önem arz eder. Türev araçlar başlığı altında ele alacağımız bir diğer konu opsiyon sözleşmeleridir. Opsiyon sözleşmeleri, belirli bir miktardaki varlığı belirli bir fiyattan gelecekte belirli bir tarihte satın alma veya satma hakkı sağlayan sözleşmelerdir. Burada opsiyon primi kavramı kritik bir öneme sahiptir. Opsiyon sözleşmelerinde hakkı alan tarafın satan tarafa yaptığı ödeme olan opsiyon primi, hakkı satan tarafça sözleşmenin düzenlendiği tarihte kesinleştiği için o tarihte gelir olarak kaydedilir. Ancak hakkı satın alan taraf için bu prim, sözleşmeden doğan kazancın hesabında bir gider unsuru olduğundan, ancak opsiyon hakkının kullanıldığı veya sözleşmenin sona erdiği tarihte gider olarak dikkate alınabilir. Tezgâh üstü piyasalarda gerçekleştirilen opsiyonlarda da elde etme, hakkın kullanılması ile gerçekleşir ve vadeye kadar olan reeskontlar kurum kazancına dahil edilmez. Eğer opsiyon nakdi uzlaşma ile sonuçlanırsa, ortaya çıkan kâr veya zarar doğrudan kurum kazancına yansıtılır. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası, yani kısa adıyla VOB işlemlerinin vergilendirilmesi ise Vergi Usul Kanunu'nun iki yüz seksen dokuzuncu maddesi çerçevesinde şekillenmektedir. Bu madde uyarınca, borsada gerçekleştirilen vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri borsa rayici ile değerlenir. Değerleme günü itibarıyla borsada oluşan uzlaşma fiyatına göre ortaya çıkan farklar kurum kazancı ile ilişkilendirilmelidir. Sözleşmenin ters pozisyonla kapatılması, nakit uzlaşma ile sonuçlanması veya teslimat ile bitmesi durumlarında oluşan kâr veya zararların kurum kazancına dahil edilmesi zorunludur. Ayrıca, Takasbank tarafından nemalandırılan nakdi teminatlardan elde edilen gelirler de genel hükümler çerçevesinde vergilendirilmektedir. Aracı kuruluş varantları da opsiyon sözleşmelerinin menkul kıymetleştirilmiş bir türü olarak kabul edildiği için bu varantlardan elde edilen gelirler de kurum kazancına dahil edilmektedir. Dar mükellef kurumlarca yapılan türev işlemlerde vergi kesintisi konusu, sınavların en teknik ve belirleyici alanlarından biridir. Türkiye'de bir işyeri veya daimî temsilcisi olmayan dar mükellef kurumların forward, para swapı, opsiyon ve aracı kuruluş varantlarından elde ettikleri kazançlar ticari kazanç hükmündedir ve bu kazançlar üzerinden Kurumlar Vergisi Kanunu'nun otuzuncu maddesi uyarınca vergi kesintisi yapılmaz. Ancak faiz swapı işlemlerinden elde edilen kazançlar alacak faizi olarak değerlendirilir ve bu kazançlar üzerinden vergi kesintisi yapılması zorunludur. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsasındaki işlemler ise Gelir Vergisi Kanunu'nun Geçici altmış yedinci maddesi kapsamında vergi kesintisine tabidir. Kurumlar vergisinde zarar mahsubu konusuna geçecek olursak, kurumlar vergisi matrahının tespitinde geçmiş yıl zararlarının indirilmesi belirli şartlara bağlanmıştır. Geçmiş yılların beyannamelerinde yer alan zararlar, beş yıldan fazla nakledilmemek şartıyla indirim konusu yapılabilir. Devir veya tam bölünme durumlarında, devralınan kurumların zararlarının mahsup edilebilmesi için bazı ek şartlar mevcuttur. Bu şartlar arasında, devralınan kurumun öz sermaye tutarının aşılmaması, son beş yıla ilişkin beyannamelerin kanuni süresinde verilmiş olması ve faaliyetin en az beş yıl süreyle devam ettirilmesi yer almaktadır. Bu şartların ihlali durumunda, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler için vergi ziyaı doğmuş sayılır. Yurt dışı faaliyetlerden doğan zararların mahsubu için ise o ülkenin yetkili makamlarınca onaylanmış denetim raporlarının ibrazı ve zararın beş yılı aşmaması gerekmektedir. Kurumların yapısal değişiklikleri olan devir, bölünme ve hisse değişimi süreçleri de özel vergi hükümlerine tabidir. Birleşme işlemleri infisah eden kurum bakımından tasfiye hükmündedir ancak tasfiye kârı yerine birleşme kârı vergiye matrah olur. Devir hükmünde bir birleşme için hem infisah eden hem de birleşilen kurumun kanuni veya iş merkezlerinin Türkiye'de bulunması ve bilânço değerlerinin bir bütün halinde devralınması şarttır. Tam bölünmede, tam mükellef bir sermaye şirketinin tüm mal varlığını kayıtlı değerleri üzerinden iki veya daha fazla tam mükellef şirkete devretmesi söz konusudur. Kısmî bölünmede ise taşınmazlar, en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri veya üretim tesisleri kayıtlı değerleri üzerinden devredilir. Hisse değişiminde ise bir şirketin diğerinin yönetimini ve hisse çoğunluğunu elde edecek şekilde hisselerini devralması ve karşılığında kendi hisselerini vermesi esastır. Bu işlemlerde ortaklara verilecek hisselerin itibari değerinin yuzde on'una kadar nakit ödeme yapılması, işlemin bölünme veya hisse değişimi sayılmasına engel teşkil etmemektedir. Şimdi kurumlar vergisinin en kritik konularından biri olan örtülü sermaye müessesesini detaylandıralım. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun on ikinci maddesine göre, kurumların ortaklarından veya ortaklarla ilişkili kişilerden temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı örtülü sermaye sayılır. Bir borcun örtülü sermaye sayılabilmesi için doğrudan veya dolaylı olarak ortaktan veya ilişkili kişiden alınması, işletmede kullanılması ve öz sermayenin üç katını aşması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Borsa İstanbul'da işlem gören hisselerde örtülü sermaye oluşabilmesi için ortaklık payının en az yuzde on olması şartı aranmaktadır. Ortakla ilişkili kişi tanımında da yine yuzde on oranında sermaye, oy veya kâr payı hakkı kriteri esastır. Örtülü sermaye hesabında borcun işletmede kullanılması şartı çok önemlidir. Eğer alınan borç aynı şartlarla başka bir kuruma aktarılırsa, işletmede kullanılan bir borçtan söz edilemeyeceği için örtülü sermaye oluşmaz. Ancak borç alan kurumun aynı zamanda borç veren kişiden alacağının olması durumunda, bu alacak borca mahsup edilmez; borcun tamamı hesaplamada dikkate alınır. Borcun öz sermayenin üç katını aşıp aşmadığı tespit edilirken, hesap dönemi başındaki öz sermaye tutarı esas alınır. Yabancı para ile yapılan borçlanmalarda, borcun alındığı tarihteki döviz kuru dikkate alınır. Eğer borç izleyen yıla sarkarsa, bilanço tarihindeki değerlenmiş tutar üzerinden hesaplama yapılır. Örtülü sermaye hesaplamasında bazı istisnai durumlar mevcuttur. Ortak veya ilişkili kişi olan bankalardan yapılan borçlanmalar yuzde elli oranında dikkate alınırken, sadece ilişkili şirketlere finansman sağlayan kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalarda bu indirim uygulanmaz. Öz sermaye kavramı, Vergi Usul Kanunu uyarınca aktif toplamı ile borçlar arasındaki farkı ifade eder. Dönem başı öz sermayesi sıfır veya negatif olan kurumlarda, ortaklardan yapılan borçlanmaların tamamı örtülü sermaye kabul edilir. Örtülü sermaye üzerinden ödenen faiz, kur farkı ve benzeri giderlerin vergi matrahından indirilmesi mümkün değildir. Ayrıca, piyasa koşullarına uygun vadeli mal ve hizmet alımlarından doğan borçlar örtülü sermaye hesabına katılmazken, alınan avanslar işletmeye finansman sağladığı için borç olarak kabul edilir ve hesaba dahil edilir. Örtülü sermaye sayılmayacak borçlanmalar arasında gayrinakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar, banka ve finans kurumlarından temin edilerek aynı şartlarla kullandırılan borçlar ve bankaların kendi faaliyetleri çerçevesinde yaptıkları borçlanmalar yer alır. Örtülü sermaye üzerinden yapılan ödemeler, hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılır. Bu durum hem borç alan hem de borç veren nezdinde düzeltme yapılmasını gerektirir. Ancak kur farkları kâr payı sayılan tutarların kapsamı dışındadır. Son olarak transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı konusunu ele alalım. Kurumların, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak belirledikleri fiyatlar üzerinden yaptıkları işlemler sonucunda kazanç, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. İlişkili kişi tanımında en az yuzde on ortaklık, oy veya kâr payı hakkı şartı aranmaktadır. Emsallere uygunluk ilkesi, fiyatın ilişkisiz kişiler arasındaki piyasa fiyatına uygun olmasını ifade eder. Bu fiyatın tespitinde karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, maliyet artı yöntemi ve yeniden satış fiyatı yöntemi gibi geleneksel yöntemlerin yanı sıra kâr bölüşüm yöntemi ve işleme dayalı net kâr marjı yöntemi gibi işlemsel kâr yöntemleri de kullanılabilir. Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, piyasadaki benzer işlemlerin fiyatını esas alırken; maliyet artı yöntemi, maliyetin makul bir kâr oranıyla artırılmasını öngörür. Yeniden satış fiyatı yöntemi ise satış fiyatından makul bir brüt kârın düşülmesi esasına dayanır. Eğer bu yöntemlerle sonuca ulaşılamazsa mükellef kendi belirleyeceği bir yöntemi de kullanabilir. Mükellefler, uygulayacakları yöntem konusunda Gelir İdaresi Başkanlığı ile peşin fiyatlandırma anlaşması yapabilirler. Bu anlaşmalar üç yılı aşmamak üzere belirlenen süre ve koşullar altında kesinlik taşır ve geçmiş dönemlere de belirli şartlar altında teşmil edilebilir. Bu mekanizma, mükelleflere transfer fiyatlandırması uygulamalarında hukuki öngörülebilirlik sağlamaktadır. Transfer fiyatlandırması yöntemlerinden biri olan net faaliyet kâr marjı yöntemi, mükellefin ilişkili kişilerle yaptığı işlemlerden doğan net faaliyet kâr marjının,

Bölüm 5 Premium

Transfer fiyatlandırması yöntemlerinden biri olan net faaliyet kâr marjı yöntemi, mükellefin ilişkili kişilerle yaptığı işlemlerden doğan net faaliyet kâr marjının, karşılaştırılabilir kontrol dışı işlemlerde gerçekleşen net faaliyet kâr marjı ile karşılaştırılması esasına dayanmaktadır. Bu yöntemin en belirgin özelliği, brüt kâr marjına göre işlem bazlı farklılıklardan daha az etkilenmesidir. Net faaliyet kâr marjının tespitinde öncelikli olarak mükellefin kendi karşılaştırılabilir kontrol dışı işlemlerindeki marjı esas alınır. Şayet bu mümkün değilse, ilişkisiz bir kurumun benzer işlemlerindeki marjı dikkate alınmaktadır. Yöntemin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için ilişkili kurumların işlev analizinin titizlikle yapılması gerekmektedir. İlişkisiz işletmelerin marjları kullanılacağı vakit, sonuçların güvenilirliği açısından işlemlerin karşılaştırılabilirliği ve yapılması gereken düzeltmeler net bir şekilde belirlenmelidir. Analizlerde ilişkili kurumun yalnızca tek bir kontrol altındaki işlemine ait kârın dikkate alınması zorunludur. Eğer kanunda sayılan yöntemlerden herhangi biriyle emsallere uygun fiyata ulaşmak mümkün olmuyorsa, mükellef işlemin niteliğine uygun olarak kendi belirleyeceği bir yöntemi de kullanma hakkına sahiptir. Bu husus Kurumlar Vergisi Kanunu'nun on üçüncü maddesinin dördüncü fıkrasının d bendi uyarınca yasal güvence altına alınmıştır. Şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı ile anlaşma usulü konusunu ele alalım. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun on üçüncü maddesinin beş numaralı fıkrası, mükelleflere ilişkili kişilerle yapacakları işlemlerde uygulayacakları yöntem konusunda Gelir İdaresi Başkanlığı'na başvurarak anlaşma yapma imkanı tanımaktadır. Bu yöntem üzerinde bir mutabakat sağlanması durumunda, belirlenen yöntem üç yılı aşmamak üzere tespit edilen süre ve koşullar altında kesinlik kazanır. Bu durum, belirlenen koşullara uyulduğu müddetçe yöntemin eleştiri konusu yapılamayacağı anlamına gelir. Uygulayacağı yöntem hususunda tereddüt yaşayan mükellefler, gerekli bilgi ve belgelerle İdareye başvurarak belirli bir dönem için yöntem tespiti talep edebilirler. Ayrıca mükellef ve Bakanlık, belirlenen yöntemin zamanaşımına uğramamış geçmiş vergilendirme dönemlerine de uygulanmasını kararlaştırabilirler. Bunun için Vergi Usul Kanunu'nun pişmanlık ve ıslah hükümlerinin uygulanabilir olması ve anlaşma koşullarının o dönemlerde de geçerli olması şarttır. Bu durumda imzalanan anlaşma, bir haber verme dilekçesi hükmünde kabul edilir ve beyan ile ödeme işlemleri buna göre tamamlanır. Ancak unutulmamalıdır ki, anlaşmanın geçmiş dönemlere uygulanması nedeniyle daha evvel ödenmiş olan vergilerin ret ve iadesi mümkün değildir. Peşin fiyatlandırma anlaşması, kısaca PFA olarak da adlandırılır ve ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde kullanılacak bedel tespit yönteminin İdare ile mükellef arasında önceden belirlenmesini ifade eder. Bu anlaşmanın kapsamına tüm kurumlar vergisi mükellefleri girmektedir. bir Ocak iki bin dokuz tarihinden itibaren tüm kurumlar vergisi mükelleflerinin ilişkili kişilerle yaptıkları yurt dışı işlemlerine dair yöntem belirlemek amacıyla İdareye başvurmaları mümkündür. Aynı tarih itibarıyla serbest bölgelerde faaliyet gösteren kurumlar vergisi mükellefleri ile bu bölge dışındaki mükelleflerin birbirleriyle yaptıkları işlemler için de başvuru yolu açıktır. Özetle, tüm kurumlar vergisi mükelleflerinin yurt dışı işlemleri ve serbest bölge bağlantılı ilişkili kişi işlemleri bu kapsamda değerlendirilir. Mükellefler taleplerine göre iki taraflı veya çok taraflı peşin fiyatlandırma anlaşması isteyebilirler. İdare, talebin birden fazla ülkeyi ilgilendirdiğini saptarsa, ilgili ülkelerle mevcut olan anlaşmalar çerçevesinde değerlendirme yapabilmektedir. Transfer fiyatlandırması yoluyla dağıtılan örtülü kazanç tutarlarının kâr payı sayılması ve yapılacak düzeltme işlemleri de sınav açısından kritik bir konudur. Tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtıldığı kabul edilen kazançlar, ilgili hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılır. Dar mükellefler için ise bu tutar ana merkeze aktarılan tutar olarak kabul edilir. Bu düzeltmenin yapılabilmesi için örtülü kazancı dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır. Eğer bu kâr payı başka bir kuruma aktarılmışsa, alıcı kurum nezdinde iştirak kazancı olarak değerlendirilir. Ancak kâr payı dar mükellef kuruma, gerçek kişilere veya vergiden muaf kişi ve kurumlara aktarılmışsa, bu tutar net kâr payı kabul edilerek brüte tamamlanır ve üzerinden kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılır. Konuyu bir örnekle somutlaştıralım. Merkezi Almanya'da bulunan bir anonim şirket, Türkiye'deki ilişkili bir sermaye şirketine iş makinası satmaktadır. Türkiye'deki şirket, Alman firmasının tek dağıtıcısıdır. İş makinalarının Türkiye'deki satış fiyatı iki yüz yirmi bin Türk Lirası olarak belirlenmiştir. Türkiye'de benzer iş makinalarını ithal eden bağımsız dağıtım şirketlerinin ortalama kâr marjı satış fiyatı üzerinden yüzde on seviyesindedir. Bu marja reklam ve garanti hizmeti maliyetleri dahil değildir. Türkiye'deki dağıtıcının bu hizmetler için üstlendiği maliyetin on bin Türk Lirası olduğu tespit edilmiştir. Bu veriler ışığında emsallere uygun fiyat şu şekilde hesaplanır. Öncelikle iki yüz yirmi bin Türk Lirası tutarındaki satış fiyatı, bir artı sıfır nokta on oranına bölünür ve elde edilen rakamdan on bin Türk Lirası tutarındaki maliyet düşülür. Sonuç olarak yüz doksan bin Türk Lirası tutarına ulaşılır. Sermaye azaltımında vergilendirme konusuna geçelim. dokuz Kasım iki bin yirmi iki tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan yedi bin dört yüz yirmi sayılı Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu'na otuz iki/B maddesi eklenmiştir. Bu düzenleme, sermaye azaltımında sermayeyi oluşturan unsurların niteliğine ve bu unsurların sermayeye eklenme tarihinden itibaren geçen süreye göre farklı vergilendirme rejimleri öngörmektedir. Temel ayrım, sermaye unsurlarının ilavesinden itibaren beş tam yılın dolup dolmadığıdır. Kurumlar tarafından sermayeye eklenen öz sermaye kalemleri, beş tam yıl geçtikten sonra azaltılırsa, azaltılan tutar içindeki unsurlar toplam sermayeye oranlanarak tespit edilir. Bu oranlamada üç ana grup dikkate alınır. Birinci grup, işletmeden çekilmesi halinde hem kurumlar vergisine hem de kâr dağıtımı stopajına tabi olan kalemlerdir. İkinci grup, sadece kâr dağıtımı stopajına tabi olan kalemlerdir. Üçüncü grup ise işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek olan nakdi ve ayni sermaye unsurlarıdır. Eğer sermaye azaltımı beş tam yıl dolmadan yapılırsa, azaltımın sırasıyla bu üç gruptan yapıldığı varsayılır. Yani öncelikle en yüksek vergili kalemlerin, yani kurumlar vergisi ve stopaja tabi olanların çekildiği kabul edilir. Bu noktada sınavda dikkat edilmesi gereken en önemli husus şudur: Sermaye azaltımında öncelikli olarak, sermayeye ilave edilme tarihi beş tam yılı geçmemiş olan unsurların işletmeden çekildiği kabul edilir. Vergilendirme aşamasında, birinci grup unsurlar üzerinden önce kurumlar vergisi hesaplanır, ardından kalan tutar üzerinden kâr dağıtımı stopajı yapılır. İkinci grup unsurlar ise sadece stopaja tabidir. Geçmiş yıl zararlarının mahsubu suretiyle yapılan sermaye azaltımlarında ise ortaklara nakden bir ödeme yapılmadığı için vergi kesintisi uygulanmaz; ancak azaltılan unsurlar arasında kurumlar vergisine tabi bir kalem varsa, bu kalem üzerinden kurumlar vergisi hesaplanması gerekir. Bu durumu bir örnekle detaylandıralım. altı yüz bin Türk Lirası nakdi sermayesi olan ABC Anonim Şirketi, yirmi altı Mart iki bin on altı tarihinde enflasyon düzeltmesi olumlu farklarından üç yüz bin Türk Lirası ve geçmiş yıl karlarından yüz bin Türk Lirası ekleyerek sermayesini bir milyon Türk Lirası'ye çıkarmıştır. Şirket, bir Eylül iki bin yirmi üç tarihinde sermayesini dört yüz bin Türk Lirası azaltmıştır. Burada beş tam yıllık süre dolduğu için oranlama yöntemi uygulanır. Toplam sermayenin yüzde altmış'ı nakdi, yüzde otuz'u enflasyon farkı, yüzde on'u geçmiş yıl kârıdır. Azaltılan dört yüz bin Türk Lirası'nin yüzde altmış'ı olan iki yüz kırk bin Türk Lirası nakdi sermayedir ve vergisizdir. Yüzde otuz'u olan yüz yirmi bin Türk Lirası enflasyon farkıdır; bu tutar üzerinden yüzde yirmi kurumlar vergisi olan yirmi dört bin Türk Lirası hesaplanır. Kalan doksan altı bin Türk Lirası üzerinden ise yüzde on stopaj olan dokuz bin altı yüz Türk Lirası hesaplanır. Geçmiş yıl karlarından gelen yüzde on'luk kısım olan kırk bin Türk Lirası üzerinden ise sadece yüzde on stopaj, yani dört bin Türk Lirası hesaplanır. Beş tam yıl dolmadan yapılan azaltıma dair DEF Anonim Şirketi örneğini inceleyelim. Şirket on bir Ocak iki bin yirmi üç tarihinde sermayesini bir milyon Türk Lirası'ye çıkarmış, bunun iki yüz bin Türk Lirası'si enflasyon farkı, yüz bin Türk Lirası'si geçmiş yıl kârı ve kalanı nakit olarak belirlenmiştir. yedi Ağustos iki bin yirmi beş tarihinde, yani beş yıl dolmadan dört yüz bin Türk Lirası sermaye azaltımı yapılmıştır. Bu durumda sırasıyla önce iki yüz bin Türk Lirası enflasyon farkı, sonra yüz bin Türk Lirası geçmiş yıl kârı ve kalan yüz bin Türk Lirası nakdi sermaye azaltılmış sayılır. Vergilendirme, her bir kalemin kendi rejimine göre yapılır. Kurumlar tarafından yapılacak sermaye azaltımında, bazı unsurların beş yılı aşması bazılarının ise aşmaması durumunda, öncelik beş yılı aşmayan unsurlardadır. KLM Limited Şirketi örneğinde olduğu gibi, iki bin on yedi'de eklenen enflasyon farkı beş yılı aşmışken, iki bin yirmi iki'de eklenen yeniden değerleme artışları beş yılı aşmamıştır. iki bin yirmi dört'teki azaltımda öncelikle beş yılı dolmayan üç milyon Türk Lirası'lik yeniden değerleme artışı ve iki milyon Türk Lirası'lik geçmiş yıl karları çekilir. Kalan kısım ise beş yılı aşan unsurlardan oranlama yoluyla karşılanır. Geçmiş yıl zararlarının mahsubu suretiyle sermaye azaltımı konusuna tekrar dönelim. PRS Anonim Şirketi örneğinde, on milyon Türk Lirası sermayenin bir kısmı özel fonlardan ve geçmiş yıl karlarından oluşmaktadır. Beş yıl geçtikten sonra yapılan iki milyon beş yüz bin Türk Lirası'lik zarar mahsubunda, oranlama yapılarak hangi kalemlerin mahsup edildiği bulunur. Ancak bu işlemde ortaklara bir ödeme yapılmadığı için stopaj doğmaz. Sadece özel fon gibi kurumlar vergisine tabi bir kalem mahsup edilmişse, o tutar üzerinden kurumlar vergisi hesaplanır. Devir ve bölünme işlemleri sonrasında yapılan sermaye azaltımlarında ise süreklilik esastır. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun on dokuzuncu maddesi kapsamındaki devir, tam bölünme veya kısmi bölünme işlemlerinde, sermaye unsurları kayıtlı değerleriyle devralan şirkete geçer. Bu aşamada bir vergilendirme yapılmaz. Ancak devralan şirket ileride sermaye azaltımı yaparsa, beş tam yıllık sürenin hesabında, söz konusu unsurların devreden şirketin sermayesinde geçirdiği süreler de hesaba katılır. Bu, mükellef lehine bir düzenlemedir. ŞTU Limited Şirketi örneğinde görüldüğü üzere, tam bölünme ile kurulan şirket, bölünen şirketin sermayeye ekleme tarihini esas alarak beş yıllık süreyi doldurmuş sayılabilir. Sermaye şirketlerinin kendi hisselerini iktisap etmesi, yani geri alması durumunda yapılan sermaye azaltımı ise farklı bir hukuki zemine dayanır. Gelir Vergisi Kanunu'nun doksan dördüncü maddesi uyarınca, tam mükellef sermaye şirketlerinin kendi hisselerini alıp sermaye azaltımı yoluyla itfa etmeleri halinde, iktisap bedeli ile itibari değer arasındaki fark dağıtılmış kâr payı sayılır. Borsa İstanbul'da işlem gören şirketler için bu tutar üzerinden yüzde sıfır oranında tevkifat yapılırken, Borsa İstanbul'da işlem görmeyen şirketlerin yedi Temmuz iki bin yirmi üç tarihinden itibaren iktisap edecekleri kendi payları için tevkifat oranı yüzde on beş olarak belirlenmiştir. Bu vergilendirme, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun otuz iki/B maddesindeki sermaye unsurlarına dayalı vergilemeden ayrı bir işlemdir. Kurumlar vergisinin beyan ve ödeme süreçlerine dair teknik detaylara değinelim. Kurumlar vergisi, mükellefin beyanı üzerine tarh edilir. Beyanname, hesap döneminin kapandığı ayı takip eden dördüncü ayın son günü akşamına kadar verilir. Ödeme de aynı sürede gerçekleştirilir. Takvim yılını kullananlar için bu tarih Nisan ayının sonudur. Özel hesap dönemi olanlar ise dönem bitiminden sonraki dördüncü ayın sonuna kadar bu yükümlülüğü yerine getirirler. Dar mükellef kurumlar, sadece Türkiye'de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilirler. Türkiye'de bir işyeri veya daimi temsilcisi olan yabancı kurumların ticari kazançları, tam mükelleflerde olduğu gibi beyanname usulüyle vergilendirilir. İşyeri veya temsilcisi olmayanlar ise menkul sermaye iratları ve değer artışı kazançları üzerinden vergilendirilirler. Değer artışı kazançlarında, Türkiye'ye bizzat getirilen nakdi veya ayni sermaye karşılığında elde edilen menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan kur farkları vergi dışı bırakılmıştır. Ancak bunun dışındaki durumlarda, Gelir Vergisi Kanunu'ndaki istisna ve süre sınırlamaları dar mükellefler için uygulanmaz. Yurt içi asgari kurumlar vergisi, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun otuz iki/C maddesiyle hayatımıza girmiştir. Buna göre hesaplanan kurumlar vergisi, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının yüzde on'undan az olamaz. Bu hesaplama yapılırken iştirak kazançları, emisyon primleri, serbest bölge kazançları ve Ar-Ge indirimleri gibi bazı kalemler asgari vergi matrahından düşülebilir. Yeni faaliyete başlayan kurumlar için ilk üç hesap dönemi boyunca asgari vergi uygulanmaz. Buradaki kurum kazancı ifadesi, ticari bilanço kârına kanunen kabul edilmeyen giderlerin eklenmesiyle bulunan tutarı temsil eder. Cumhurbaşkanı bu oranı sektörlere göre sıfıra kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir. Son olarak yerel ve küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisi konusunu inceleyelim. Bu düzenleme, yıllık konsolide hasılatı yedi yüz elli milyon Euro karşılığı Türk lirası sınırını geçen çok uluslu işletme gruplarını kapsamaktadır. Eğer bir grup, raporlama döneminden önceki dört yılın en az ikisinde bu sınırı aşmışsa, bağlı işletmelerinin kazançları asgari tamamlayıcı vergiye tabi olur. Bu kapsamda ana işletme, nihai ana işletmeyi veya ara ana işletmeyi ifade eder. Çok uluslu işletme grubu ise en az iki farklı ülkede işletmesi veya iş yeri bulunan gruplardır. Gayrimenkul yatırım araçları, ağırlıklı olarak taşınmazlara yatırım yapan ve tek aşamalı vergilemeye tabi olan işletmeler olarak tanımlanmıştır. İşletme bazlı kazanç veya zarar hesaplanırken, uluslararası finansal muhasebe standartlarına göre hazırlanan net kazanç üzerinden belirli düzeltmeler yapılır. Güvenli liman kavramı ise küresel asgari tamamlayıcı verginin sıfır kabul edildiği durumları ifade eder. İş ortaklıkları ise nihai ana işletmenin en az yüzde elli mülkiyetine sahip olduğu ve öz kaynak yöntemiyle raporlanan işletmelerdir. Bu tanımlar ve eşikler, küresel vergi uyumu çerçevesinde sınavda karşınıza çıkabilecek güncel ve teknik detaylardır. Çok uluslu işletme gruplarının vergilendirilmesine ilişkin temel eşik değerler ve bu kapsamdaki yasal düzenlemelerle dersimize devam ediyoruz.

Bölüm 6 Premium

Çok uluslu işletme gruplarının vergilendirilmesine ilişkin temel eşik değerler ve bu kapsamdaki yasal düzenlemelerle dersimize devam ediyoruz. Finansal piyasaların küreselleşmesiyle birlikte vergi matrahının aşındırılmasını önlemek amacıyla getirilen küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisi, belirli bir büyüklüğe ulaşan işletme gruplarını hedeflemektedir. Bu noktada en kritik eşik değer, hesap döneminin en az ikisinde yedi yüz elli milyon avro karşılığı Türk lirası sınırını geçen çok uluslu işletme gruplarıdır. Bu sınırı aşan grupların bağlı işletmelerinin ilgili hesap dönemindeki kazançları, hem yerel hem de küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisine tabi tutulmaktadır. Eğer bir işletmenin hesap dönemi on iki aydan farklı bir süreyi kapsıyorsa, hesaplanan konsolide hasılatın bir yıla iblağ edilmesi, yani yıllıklandırılması suretiyle tespit olunan tutar hasılat sınırının belirlenmesinde esas alınmaktadır. Bu düzenlemelerin sağlıklı bir şekilde anlaşılabilmesi için kanunda yer alan temel tanımların detaylıca incelenmesi gerekmektedir. Ana işletme kavramı, bir nihai ana işletmeyi, bir ara ana işletmeyi ya da kısmen sahip olunan ana işletmeyi kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Ana merkez ise bir iş yerinin finansal muhasebe net kazanç veya zararını kendi finansal tablolarına dahil eden işletmeyi ifade eder. Ara ana işletme kavramına baktığımızda, aynı çok uluslu işletme grubuna bağlı başka bir bağlı işletmede doğrudan veya dolaylı olarak mülkiyet payına sahip olan, ancak nihai ana işletme, kısmen sahip olunan ana işletme, iş yeri veya yatırım işletmesi statüsünde olmayan bağlı işletmeleri anlıyoruz. Bağlı işletme ise bir gruba dahil olan herhangi bir işletmeyi veya bir ana merkeze bağlı iş yerini temsil etmektedir. Çok uluslu işletme grubu tanımı ise nihai ana işletmenin bulunduğu ülke dışında en az bir ülkede bir veya daha fazla işletmeye veya iş yerine sahip olan işletme topluluklarını kapsar. Sermaye piyasaları açısından önem arz eden gayrimenkul yatırım araçları, ağırlıklı olarak taşınmazlara yatırım yapmak suretiyle hak sahiplerine gelir sağlamayı amaçlayan ve işletme veya hak sahibi bazında tek aşamalı vergilemenin yapıldığı işletmeler olarak tanımlanmıştır. Grup kavramı ise ortaklık ilişkisi ya da kontrol gücüyle birbirine bağlı olan ve varlıkları, yükümlülükleri, gelir ve giderleri ile nakit akışlarına nihai ana işletmenin konsolide finansal tablolarında yer verilen işletmeler topluluğunu ifade eder. Bu tanıma, büyüklük veya önem derecesi kriterleri nedeniyle konsolide tablolarda yer almayan veya satılmak için iktisap olunduğu için dışarıda tutulan işletmeler de dahildir. Güvenli liman kavramı ise küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin sıfır olarak kabul edildiği ve belirli yetkiler kapsamında belirlenen yerleri ifade etmektedir. İşletme bazlı kazanç veya zarar kavramı, çok uluslu işletme grubu içerisindeki her bir bağlı işletmenin uluslararası kabul görmüş finansal muhasebe standartlarına göre hazırladığı ve nihai ana işletmenin konsolide tablolarında yer alan finansal muhasebe net kazanç veya zararını ifade eder. Bu tutar hesaplanırken grup içi işlemlere ilişkin konsolidasyon düzeltmeleri dikkate alınmadan önceki rakamlar esas alınır. İş ortaklığı ise nihai ana işletmenin doğrudan veya dolaylı olarak mülkiyet payının en az yüzde elli sine sahip olduğu ve faaliyet sonuçlarının öz kaynak yöntemine göre raporlandığı işletmeleri kapsar. İş yeri tanımı, bir ülkede ticari faaliyetlerin yürütülmesine tahsis edilen ve uluslararası vergi anlaşmaları veya iç mevzuat uyarınca bu statüde kabul edilen yerleri ifade eder. Eğer kazancın elde edildiği ülkede kurumlar vergisi benzeri bir vergi yoksa, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Model Vergi Anlaşmasının yedinci maddesindeki kriterler esas alınmaktadır. Kapsanan vergi tanımı, bir bağlı işletmenin faaliyette bulunduğu ülkede tahakkuk eden gelir ve kurumlar vergisi ile benzeri nitelikteki vergileri içerir. Buna kâr dağıtımına dayalı vergileme sistemleri kapsamında hesaplanan vergiler de dahildir. Ancak nitelikli küresel veya yerel asgari tamamlayıcı kurumlar vergileri bu kapsamın dışındadır. Kısmen sahip olunan ana işletme, mülkiyet payının yüzde yirmi sinden fazlası grup dışı kişiler tarafından elde tutulan bağlı işletmeleri ifade eder. Konsolide hasılat ise nihai ana işletme ve bağlı işletmelerin gelirlerinin tek bir birimmiş gibi sunulduğu finansal tablolardaki hasılatı temsil eder. Kontrol gücü kavramı, bir pay sahibinin işletmenin varlık ve yükümlülüklerini birebir konsolide etmek zorunda olduğu mülkiyet payını ifade etmektedir. Küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisi hesaplamalarında net ülkesel bazlı kazanç, bir ülkedeki bağlı işletmelerin kazanç toplamının sıfırdan büyük olması durumunu ifade eder. Net vergi gideri ise uluslararası muhasebe standartlarına göre gider yazılan kapsanan vergiler, cari dönem ve ertelenmiş vergilerin toplamından oluşur. Nihai ana işletme, başka bir işletme üzerinde kontrol gücüne sahip olan ancak kendisi başka bir işletme tarafından kontrol edilmeyen işletmedir. Kamu kurumu niteliğindeki varlık fonları bu kapsamda nihai ana işletme sayılmamaktadır. Nitelikli iade edilebilir vergi kredisi, dördüncü hesap dönemi sonuna kadar mahsup edilemeyen bakiye tutarın nakit olarak iadesini öngören teşvikleri ifade eder. Pazarlanabilir vergi kredisi ise üçüncü kişilere devredilebilen vergi teşvikleridir. Yatırım işletmeleri ve fonları ile ilgili düzenlemelere geçtiğimizde, yatırım fonlarının yatırım maliyetlerini azaltmak ve riski dağıtmak amacıyla inançlı mülkiyet esasına göre kurulduğunu görüyoruz. Yatırım işletmesi kavramı ise yatırım fonlarını, gayrimenkul yatırım araçlarını ve münhasıran bunlar yararına faaliyet gösteren, en az yüzde doksan beş ine bu fonların sahip olduğu işletmeleri kapsar. Ayrıca işletme değerinin en az yüzde seksen beş ine bu fonların sahip olduğu ve gelirlerinin en az yüzde elli bir inin belirli kazançlardan oluştuğu işletmeler de bu kapsamdadır. Yerel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisi ise ilgili ek maddeler kapsamında hesaplanan vergiyi ifade eder. Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinden muaf olan işletmeleri bilmek sınav açısından kritik önemdedir. Kamu kurum ve kuruluşları, uluslararası kuruluşlar, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, emeklilik yatırım fonları ve nihai ana işletme niteliğindeki yatırım fonları ile gayrimenkul yatırım araçları bu vergiden muaftır. Ayrıca, mülkiyetinin en az yüzde doksan beş i bu muaf işletmelere ait olan ve münhasıran onlar yararına faaliyet gösteren işletmeler de muafiyet kapsamındadır. Eğer mülkiyet oranı en az yüzde seksen beş ise ve kazancın en az yüzde elli bir i belirli nitelikteki kazançlardan oluşuyorsa yine muafiyet uygulanır. Ancak bu muaf işletmelerin hasılatları, yıllık konsolide hasılat sınırının hesabında dikkate alınmaya devam eder. Muafiyetten vazgeçmek isteyen işletmeler, en az beş hesap dönemi boyunca bu tercihlerinden dönememek kaydıyla muafiyet hükümlerinden vazgeçebilirler. Uluslararası deniz taşımacılığı faaliyetlerine yönelik özel bir istisna rejimi mevcuttur. Çok uluslu işletme gruplarının bağlı işletmelerinin uluslararası deniz taşımacılığından elde ettikleri kazançlar asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinden istisnadır. Bu kapsamda gemilerin işletilmesi, mürettebatlı veya yüksüz olarak kiralanması, ilgili ortaklıklara iştirak edilmesi ve en az bir yıl süreyle elde tutulan gemilerin satışı istisna kapsamındaki faaliyetlerdir. Ayrıca, bu ana faaliyetlerle bağlantılı olan yüksüz gemi kiralama, bilet satışı, konteyner kiralama ve teknik hizmetlerden elde edilen kazançlar da belirli bir sınır dahilinde istisnadır. Bu yan faaliyetlerden elde edilen kazançların istisna edilebilmesi için, toplamın ana deniz taşımacılığı kazancının yüzde elli sini geçmemesi şarttır. İstisna edilen kazançlara ilişkin giderler veya zararlar, istisna dışı kazançlardan indirim konusu yapılamaz. Sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesi konusuna geçtiğimizde, öncelikle bu araçların tanımını netleştirmek gerekir. Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca menkul kıymetler; ortaklık veya alacaklılık sağlayan, belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte ve seri halinde çıkarılan kıymetli evraklardır. Bu tanım paylar, borçlanma araçları ve bunlara ilişkin depo sertifikalarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Sermaye piyasası araçlarından elde edilen gelirler, gerçek kişiler açısından menkul sermaye iradı ve değer artışı kazancı olarak ikiye ayrılır. Eğer bu işlemler ticari bir faaliyet kapsamında, yani devamlılık arz edecek şekilde kendi nam ve hesabına yapılıyorsa, elde edilen kazanç ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilir. Ticari kazanç kapsamında olmayan işlemler için ise şahsi yatırımcı statüsünde vergileme yapılır. Menkul sermaye iratları, nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerler dolayısıyla elde edilen kâr payı, faiz ve benzeri gelirlerdir. Hisse senedi kâr payları, tahvil ve hazine bonosu faizleri, mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarınca ödenen kâr payları bu kapsamdadır. Menkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde brüt tutardan belirli giderlerin indirilmesi mümkündür. Saklama ve sigorta ücretleri ile tahsil giderleri bu kapsamda indirilebilir. Ancak kâr payları üzerinden ödenen stopajlar gider olarak indirilemez. bir Ocak iki bin altı tarihinden önce ihraç edilen belirli menkul kıymetler için indirim oranı uygulaması mevcuttur. Bu oran, yeniden değerleme oranının devlet tahvili ihalelerindeki bileşik ortalama faiz oranına bölünmesiyle bulunur. Değer artışı kazançları, menkul kıymetlerin ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından doğan kazançlardır. Elden çıkarma kavramı satış, devir, takas, kamulaştırma veya sermaye olarak konulma işlemlerini kapsar. Kazancın tespiti için satış bedelinden maliyet bedeli ve satış giderleri indirilir. Enflasyonun etkisini arındırmak amacıyla ÜFE endekslemesi yapılır. Ancak otuz bir Aralık iki bin beş tarihinden sonra ihraç edilen araçlarda endeksleme yapılabilmesi için ÜFE artış oranının en az yüzde on olması şarttır. Değer artışı kazançlarında zarar mahsubu sadece kendi içinde mümkündür; yani bir hisse senedi satışından doğan zarar, başka bir menkul kıymet satış kazancından mahsup edilebilir ancak kâr payı veya faiz gelirinden indirilemez. Gelir Vergisi Kanunu Geçici altmış yedinci madde, finansal araçların vergilendirilmesinde stopaj esaslı bir rejim öngörmektedir. Bu sistemde banka ve aracı kurumlar verginin kesilmesinden sorumludur ve çoğu durumda bu stopaj nihai vergileme niteliğindedir. Geçici altmış yedinci madde kapsamına girmeyen kazançlar ise olağan vergileme rejimine, yani beyan usulüne tabidir. Tam mükellef gerçek kişilerin hisse senedi kâr payı gelirlerinde çok önemli bir istisna mevcuttur. Tam mükellef kurumlardan elde edilen kâr paylarının yarısı gelir vergisinden istisnadır. Kalan yarısı, iki bin yirmi beş yılı için belirlenen üç yüz otuz bin Türk Lirası lik beyan sınırını aşıyorsa yıllık beyanname ile beyan edilir. Beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan vergiden, kâr payının tamamı üzerinden yapılan stopaj mahsup edilir. Kâr payı stopaj oranlarına ilişkin güncel değişiklikleri bilmek sınavda hata yapmamak adına elzemdir. Daha önce yüzde on beş olan oran, yirmi iki Aralık iki bin yirmi bir tarihinde yüzde on a indirilmiş, ancak yirmi iki Aralık iki bin yirmi dört tarihli Resmi Gazete de yayımlanan karar ile iki bin yirmi beş yılından itibaren geçerli olmak üzere yeniden yüzde on beş e yükseltilmiştir. Bu oran değişiklikleri, yatırımcının nihai vergi yükünü ve mahsup edilecek vergi tutarını doğrudan etkilemektedir. Yurt dışındaki kurumlardan elde edilen kâr paylarında ise yarım istisna uygulanmaz; kazancın tamamı brüt olarak dikkate alınır ve iki bin yirmi beş yılı için on sekiz bin Türk Lirası lik sınırı aşıyorsa beyan edilir. Yurt dışında ödenen vergiler, belirli şartlar dahilinde Türkiye de hesaplanan vergiden mahsup edilebilir. Hisse senedi alım satım kazançlarında, hisse senedinin iktisap tarihi ve borsada işlem görüp görmediği vergileme rejimini belirler. İvazsız, yani miras veya bağış yoluyla edinilen hisse senetlerinin satışından doğan kazançlar tutarı ne olursa olsun vergiye tabi değildir. bir Ocak iki bin altı dan önce iktisap edilen ve BİST te işlem gören hisse senetleri üç ay elde tutulduktan sonra satılırsa kazanç vergilendirilmez. BİST te işlem görmeyen ancak tam mükellef kurumlara ait olan hisse senetlerinde bu süre bir yıldır. bir Ocak iki bin altı dan sonra iktisap edilen ve Sermaye Piyasası Kurulu kaydında olmayan hisse senetlerinde ise iki yıllık bir elde tutma süresi öngörülmüştür. Bu sürelerin aşılması durumunda elde edilen kazançlar vergi dışı kalmaktadır. Bedelsiz olarak elde edilen hisse senetlerinde ise iktisap tarihi olarak, bu hakkı veren ana hisse senedinin iktisap tarihi esas alınmaktadır. Geçici altmış yedinci madde kapsamında, Türkiye de ihraç edilmiş ve Sermaye Piyasası Kurulu kaydına alınmış hisse senetlerinin alım satım kazançları için stopaj oranı tam mükellef gerçek kişiler için yüzde sıfır olarak uygulanmaktadır. Bu durum, borsa yatırımcıları için büyük bir avantaj teşkil etmekte ve beyanname verme zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Ancak menkul kıymet yatırım ortaklığı hisse senetleri gibi bazı özel araçlar için farklı kurallar geçerli olabilir. Sınavda özellikle tam mükellef ve dar mükellef ayrımına, kâr paylarındaki yarım istisna kuralına ve iki bin yirmi beş yılı için geçerli olan üç yüz otuz bin Türk Lirası lik beyan sınırına dikkat edilmesi gerekmektedir. Sayısal örneklerde brüt tutar üzerinden işlem yapılması ve stopajın mahsup edilebilir niteliği unutulmamalıdır. Gerçek kişiler tarafından elden çıkarılan hisse senetlerinin vergilendirilme usulleri, iktisap şekline ve tarihine göre temel farklılıklar göstermektedir.

Bölüm 7 Premium

Gerçek kişiler tarafından elden çıkarılan hisse senetlerinin vergilendirilme usulleri, iktisap şekline ve tarihine göre temel farklılıklar göstermektedir. Bir hisse senedi eğer belli bir bedel ödenmeksizin, yani ivazsız olarak elde edilmişse, bu durumun en tipik örnekleri miras kalması veya bağışlanmasıdır. Bu şekilde edinilen hisse senetlerinin elden çıkarılması halinde elde edilen kazanç, vergi hukukumuz açısından herhangi bir vergilemeye tabi tutulmamaktadır. Bu husus, sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesi konusundaki temel istisnalardan biri olup sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. İvazsız iktisap edilen kıymetlerin elden çıkarılmasında kazancın tutarı ne olursa olsun vergilendirme yapılmayacağı ilkesi unutulmamalıdır. Hisse senetlerinin vergilendirilmesinde bir diğer kritik ayrım ise iktisap tarihidir. bir Ocak iki bin altı tarihinden önce iktisap edilen hisse senetleri için kademeli bir rejim söz konusudur. Eğer bu hisse senetleri Borsa İstanbul bünyesinde işlem görüyorsa ve iktisap tarihinden itibaren üç ay süreyle elde tutulduktan sonra elden çıkarılıyorsa, elde edilen kazançlar vergiye tabi değildir. Ancak elden çıkarma işlemi üç aylık süre dolmadan gerçekleşirse, iktisap bedeline Üretici Fiyat Endeksi yani ÜFE artış oranıyla endeksleme yapılması ve varsa indirilebilecek giderlerin düşülmesi gerekir. Bu işlemlerden sonra kalan tutar, diğer değer artışı kazançlarıyla birlikte değerlendirilir ve belirlenen istisna tutarını aşan kısım beyan edilir. Tam mükellef kurumlara ait olup Borsa İstanbul’da işlem görmeyen hisse senetlerinde ise elde tutma süresi bir yıl olarak belirlenmiştir. bir yıldan fazla süreyle elde tutulan bu tür senetlerin satış kazancı vergiden muaftır. bir yıl içinde elden çıkarılmaları durumunda ise yine endeksleme ve gider indirimi sonrası kalan tutar, istisna sınırını aşarsa beyannameye konu edilir. Diğer hisse senetleri için ise endeksleme ve giderler düşüldükten sonra, iki bin yirmi beş yılı için belirlenen üç yüz otuz bin Türk Lirası tutarındaki beyan sınırının aşılması halinde vergilendirme süreci başlar. bir Ocak iki bin altı tarihinden sonra iktisap edilen ancak Sermaye Piyasası Kurulu kaydına alınmamış hisse senetlerinde ise iki yıllık bir süre sınırı mevcuttur. Tam mükellef kurumlara ait olan ve belli bir bedel karşılığında yani ivazlı olarak iktisap edilen bu senetler, iki yıldan fazla süreyle elde tutulursa satış kazancı vergi dışı kalır. Eğer satış iki yıl içinde gerçekleşirse, kazanç hesaplanırken iktisap bedeline endeksleme uygulanır. Burada dikkat edilmesi gereken teknik detay, endeksleme yapılabilmesi için ÜFE artış oranının en az yüzde on olması şartıdır. Bu şart sağlandığında maliyet bedeli artırılarak reel kazanç bulunur ve yıllık beyanname ile beyan edilir. Bedelsiz hisse senetlerinin elden çıkarılması durumunda ise süre tespiti önem arz eder. Eğer kök hisse senedi ivazsız olarak elde edilmişse, bu senet dolayısıyla gelen bedelsiz payların satışında vergi doğmaz. Ancak kök hisse senedi bedel ödenerek alınmışsa, bedelsiz payların elde tutulma süresinin hesabında kök hissenin iktisap tarihi esas alınır. Yabancı hisse senetlerinde de ivazsız iktisap kuralı geçerlidir; bedelsiz edinilen yabancı payların satış kazancı vergilendirilmez. Gelir Vergisi Kanunu Geçici altmış yedinci madde kapsamındaki vergileme rejimi, Türkiye’de ihraç edilmiş ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kayda alınmış veya borsada işlem gören hisse senetleri için özel bir düzenleme getirmiştir. Bu kapsamda tam mükellef gerçek kişilerin elde ettiği alım satım kazançları üzerinden banka ve aracı kurumlar tarafından stopaj yapılır. on üç Kasım iki bin sekiz tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile bu stopaj oranı yüzde on’dan yüzde sıfır’a indirilmiştir. Bu yüzde sıfır oranlı stopaj nihai vergidir ve bu kazançlar için ayrıca yıllık beyanname verilmez. Ancak Menkul Kıymet Yatırım Ortaklığı yani MKYO hisse senetleri bu genel kuralın istisnasıdır. MKYO hisse senetlerinden elde edilen kazançlarda tevkifat oranı yüzde on olarak uygulanmaya devam etmektedir. Eğer MKYO hisse senetleri bir yıldan fazla süreyle elde tutulursa stopaj uygulanmaz. Bu tür kazançlar için de tam mükellef bireysel yatırımcılar beyanname vermezler. Ticari faaliyet kapsamında elde edilen gelirler ise ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilir ve kesilen vergiler hesaplanan vergiden mahsup edilir. Borsa İstanbul’da işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasında ise kazançlar tamamen gelir vergisinden istisnadır. Beyan ve ödeme süreçlerine bakıldığında, tam mükellef gerçek kişilerin bir takvim yılı içinde elde ettikleri ve beyanı gereken hisse senedi kar payları ile alım satım kazançlarını, izleyen yılın Mart ayının son gününe kadar beyan etmeleri zorunludur. Beyanname, mükellefin ikametgahının bulunduğu yerdeki vergi dairesine elden verilebileceği gibi İnternet Vergi Dairesi üzerinden de gönderilebilir. Posta yoluyla gönderimlerde iadeli taahhütlü usul seçilmeli ve postaya verme tarihi en geç otuz bir Mart olmalıdır. Tahakkuk eden verginin ödemesi iki eşit taksitte yapılır. İlk taksit Mart ayı sonuna kadar, ikinci taksit ise Temmuz ayı sonuna kadar ödenmelidir. Ödemeler yetkili bankalar, vergi dairesi vezneleri veya kredi kartı ile gerçekleştirilebilir. Vergi tahsil alındısı ve tahakkuk fişinin saklanması mükellefiyetin bir parçasıdır. Devlet ve özel sektör tahvil ve bonolarından elde edilen gelirler, faiz geliri ve alım satım kazancı olarak ikiye ayrılır. Gelir Vergisi Kanunu uyarınca her türlü tahvil ve Hazine bonosu faizi ile Toplu Konut İdaresi, Kamu Ortaklığı İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymet gelirleri menkul sermaye iradı olarak kabul edilir. bir Ocak iki bin altı tarihinden sonra ihraç edilen kağıtlarda Geçici altmış yedinci madde hükümleri uygulanırken, bu tarihten önce ihraç edilenlerde olağan vergileme rejimi geçerlidir. Olağan rejimde tahvillerin kuponlu veya kuponsuz satışı değer artışı kazancı sayılırken, döviz veya altına endeksli kağıtların itfası sırasında oluşan kur farkları menkul sermaye iradı sayılmaz. Döviz cinsinden olmayan tahvillerde indirim oranı uygulaması mevcuttur. iki bin yirmi beş yılı için beyan sınırı üç yüz otuz bin Türk Lirası olarak belirlenmiştir. Eğer indirim oranı ve giderler düşüldükten sonra kalan gelir bu sınırı aşarsa, tüm faiz geliri beyan edilmelidir. Vergilendirilecek tutar hesaplanırken saklama giderleri, sigorta ücretleri ve tahsil giderleri gibi harcamalar indirim konusu yapılabilir. Tahvil ve bono faizleri üzerinden yapılacak stopaj oranlarında son yıllarda önemli düzenlemeler yapılmıştır. Genel stopaj oranı yüzde on olmakla birlikte, yirmi iki Aralık iki bin yirmi bir ile otuz bir Ocak iki bin yirmi beş tarihleri arasında iktisap edilen Hazine ve Maliye Bakanlığı ihraçlı devlet tahvili ve hazine bonolarında stopaj oranı yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Bu süre, çeşitli Cumhurbaşkanı Kararları ile uzatılmış olup, son olarak on dokuz Aralık iki bin yirmi beş tarihli karar ile otuz bir Haziran iki bin yirmi altı tarihine kadar iktisap edilen kıymetler için yüzde sıfır oranı geçerli kılınmıştır. Yurtdışına ihraç edilen özel sektör tahvillerinde ise vadeye göre değişen oranlar söz konusudur. Vadesi bir yıla kadar olanlarda yüzde yedi, bir ile üç yıl arasında olanlarda yüzde üç, üç yıl ve üzerinde olanlarda ise yüzde sıfır stopaj uygulanmaktadır. Eurobondlardan elde edilen faiz gelirlerinde ise indirim oranı uygulanmaz ve faiz geliri tahsil edildiği tarihteki Türk Lirası karşılığı üzerinden hesaplanır. Eurobondlar Geçici altmış yedinci madde kapsamında olmadığından, iki bin yirmi beş yılı için üç yüz otuz bin Türk Lirası olan beyan sınırının aşılması durumunda yıllık beyanname verilmesi zorunludur. Tahvil ve bonoların elden çıkarılması sonucu elde edilen değer artışı kazançlarında da ihraç tarihi belirleyicidir. bir Ocak iki bin altı sonrası ihraçlarda Geçici altmış yedinci madde uyarınca bankalarca yapılan yüzde on stopaj nihai vergidir ve beyanname verilmez. Ancak finansman bonolarında bu oran yüzde on beş olarak uygulanmaktadır. bir Mayıs iki bin yirmi dört ile otuz bir Ekim iki bin yirmi dört arasında iktisap edilen tahvillerde vadesine göre yüzde yedi nokta beş, yüzde beş ve yüzde iki nokta beş gibi farklı oranlar uygulanmıştır. bir Kasım iki bin yirmi dört ile otuz bir Ocak iki bin yirmi beş arasındaki iktisaplarda ise bu oranlar vadesine göre yüzde on, yüzde yedi nokta beş ve yüzde beş olarak güncellenmiştir. Döviz cinsinden ihraç edilen kağıtların elden çıkarılmasında alış ve satış tarihlerindeki döviz kurları esas alınarak Türk Lirası bazında kazanç tespiti yapılır. Maliyet bedeli, satılan ay hariç olmak üzere ÜFE endekslemesine tabi tutularak enflasyondan arındırılır. Eurobond alım satım kazançları ise Geçici altmış yedinci madde dışındadır ve olağan rejim çerçevesinde beyana tabidir. Kira sertifikaları veya piyasadaki adıyla sukuklardan sağlanan gelirler de menkul sermaye iradı olarak vergilendirilir. Yurtiçinde varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikaları Geçici altmış yedinci madde kapsamındadır. Bu sertifikalardan elde edilen gelirler üzerinden kural olarak yüzde on tevkifat yapılır. Ancak yirmi dört Mayıs iki bin yirmi tarihli düzenleme ile bir yıldan kısa vadeli kira sertifikalarında stopaj oranı yüzde on beş’e çıkarılmıştır. Bankaların fon kullanıcısı olduğu varlık kiralama şirketlerince ihraç edilen sertifikalarda ise bir Kasım iki bin yirmi dört ile otuz bir Ocak iki bin yirmi beş arası iktisaplarda vadesine göre yüzde on, yüzde yedi nokta beş ve yüzde beş oranları uygulanmaktadır. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ihraç edilen kira sertifikalarında ise otuz bir Aralık iki bin yirmi iki tarihine kadar iktisap edilenler için stopaj oranı yüzde sıfır olarak uygulanmıştır. Tam mükellef kurumlarca yurtdışında ihraç edilen kira sertifikalarında ise vadeye göre yüzde yedi, yüzde üç ve yüzde sıfır oranlarında tevkifat yapılır. Bu gelirlerin iki bin yirmi beş yılı beyan sınırı olan üç yüz otuz bin Türk Lirası’yi aşması durumunda yıllık beyanname verilmesi gerekmektedir. Ters repo işlemleri, menkul kıymetlerin geri alım taahhüdü ile satılması veya geri satım taahhüdü ile alınması işlemleridir ve buradan sağlanan menfaatler menkul sermaye iradı sayılır. Geçici altmış yedinci madde uyarınca ters repo kazançları üzerinden yüzde on beş oranında stopaj yapılır. Bu stopaj nihai vergidir ve tam mükellef gerçek kişiler bu gelirleri için beyanname vermezler. Mevduat faiz gelirlerinde ise stopaj oranları vadeye ve para birimine göre değişkenlik gösterir. Döviz tevdiat hesaplarında yirmi sekiz Haziran iki bin yirmi üç’ten itibaren altı aya kadar vadeli hesaplarda yüzde yirmi beş, bir yıla kadar vadeli olanlarda yüzde yirmi beş ve bir yıldan uzun vadeli olanlarda yüzde on sekiz stopaj uygulanmaktadır. Türk Lirası mevduatlarda ise bir Kasım iki bin yirmi dört ile otuz bir Ocak iki bin yirmi beş arası açılan hesaplarda altı aya kadar yüzde on, bir yıla kadar yüzde yedi nokta beş ve bir yıldan uzun vadeli olanlarda yüzde beş stopaj öngörülmüştür. Kur korumalı mevduat hesaplarında ise stopaj oranı yüzde sıfır olarak uygulanmaya başlanmış, ancak bir Ağustos iki bin yirmi dört sonrası açılan hesaplarda vadeye göre yüzde yedi nokta beş ve yüzde beş gibi oranlar getirilmiştir. Yurtdışı bankalardan elde edilen faiz gelirleri ise iki bin yirmi beş yılı için on sekiz bin Türk Lirası olan sınırı aşarsa tamamı beyan edilmelidir. Menkul kıymet yatırım fonu katılma belgelerinin fona iadesinden elde edilen gelirler kar payı hükmündedir ve yüzde on stopaja tabidir. Ancak portföyünün en az yüzde elli bir’i Borsa İstanbul hisse senetlerinden oluşan fonlarda, bir yıldan fazla elde tutulan belgelerin satış kazancı Geçici altmış yedinci madde kapsamı dışında tutularak vergiden istisna edilmiştir. yirmi üç Aralık iki bin yirmi ile otuz Nisan iki bin yirmi dört tarihleri arasında iktisap edilen bazı yatırım fonlarında stopaj oranı yüzde sıfır olarak uygulanmıştır. Yabancı yatırım fonlarından elde edilen gelirler ise tutarı ne olursa olsun beyan edilmek zorundadır. Borsa yatırım fonlarının alım satım kazançlarında da yüzde on stopaj uygulanmakta olup, belirli dönemlerde iktisap edilen fonlar için yüzde sıfır oranı geçerli kılınmıştır. Varantlar ise sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilmekte ve Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senedi veya endeks bazlı varantlarda yüzde sıfır, diğer dayanak varlıklı varantlarda ise yüzde on stopaj yapılmaktadır. Dar mükellef gerçek kişiler, yani Türkiye’de yerleşmiş olmayanlar için vergilendirme, Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmaları çerçevesinde şekillenir. Türkiye’nin seksen dokuz ülke ile imzaladığı bu anlaşmalar, vergi alma yetkisinin hangi ülkede olacağını ve uygulanacak tavan stopaj oranlarını belirler. Dar mükelleflerin Türkiye’deki MSİ ve DAK gelirleri genellikle kaynakta kesilen stopaj yoluyla vergilendirilir ve bu stopaj nihai vergidir. Sınav hazırlığında bu karmaşık oranların ve tarih aralıklarının, özellikle Cumhurbaşkanı Kararları ile yapılan güncel değişikliklerin titizlikle takip edilmesi başarı için elzemdir.

Bölüm 8 Premium

Değer artış kazançları üzerinden elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine yönelik düzenlemeler, sermaye piyasası araçlarının çeşitliliği ve yatırımcı profiline göre farklılık göstermektedir. Sekiz bin iki sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile otuz nisan iki bin yirmi dört tarihine kadar uzatılan düzenleme uyarınca, değer artış kazancı elde eden tam mükellef bireysel yatırımcıların yıllık beyanname vermesi gerekmemektedir. Bu yatırımcıların diğer gelirleri nedeniyle verecekleri yıllık beyannamelere de söz konusu değer artış kazançları dahil edilmez. Ancak bu gelirlerin ticari bir faaliyet kapsamında elde edilmesi durumunda, kazanç ticari kazanç hükümleri çerçevesinde tespit edilir. Bu senaryoda tevkif suretiyle ödenmiş olan vergiler, tevkifata tabi kazançların beyan edildiği beyannamelerde hesaplanan vergiden mahsup edilmektedir. Sınav hazırlık sürecinde bu ayrımın, yani bireysel yatırımcı ile ticari işletme arasındaki vergilendirme farkının iyi kavranması gerekmektedir. Sermaye piyasası mevzuatı uyarınca anonim şirket olarak kurulması zorunlu olan Menkul Kıymet Yatırım Ortaklıkları, Risk Sermayesi Yatırım Ortaklıkları ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarından elde edilen kar paylarının vergilendirilmesine dair esasları inceleyelim. Bu ortaklıkların paylarını elinde bulunduran gerçek kişilerin elde edecekleri kar payları, hisse senedi kar paylarının vergilendirilmesi prensiplerine tabidir. Türk Menkul Kıymet Yatırım Ortaklıkları, Risk Sermayesi Yatırım Ortaklıkları ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı hisse senetlerinden elde edilen kar paylarının yarısı, diğer hisse senetlerinde olduğu gibi vergiden istisna edilmiştir. İstisna sonrası kalan tutarın diğer gelirlerle birlikte belirli sınırları aşması durumunda beyan edilmesi gerekmektedir. Bu sınırlar iki bin yirmi iki yılı için yetmiş bin Türk lirası, iki bin yirmi dört yılı için iki yüz otuz bin Türk lirası ve iki bin yirmi beş yılı için üç yüz otuz bin Türk lirası olarak belirlenmiştir. Bu tutarların aşılması halinde gelirler beyan edilerek artan oranlı gelir vergisi tarifesine göre vergilendirilir. Geçici altmış yedinci madde ile kar paylarının vergilendirilmesinde bu olağan rejim korunmuştur. Varantların vergilendirilmesi konusuna geçtiğimizde, Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici altmış yedinci madde ile bankalar ve aracı kurumlar vasıtasıyla sağlanan gelirlerin stopaj yoluyla vergilendirilmesinin amaçlandığını görmekteyiz. Varantların Borsa İstanbul bünyesinde işlem görmesi sonucunda elde edilen gelirler, niteliği ne olursa olsun tevkifat yoluyla vergilendirilir. Otuz eylül iki bin on tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile varantların uygulama açısından menkul kıymet olarak nitelendirilmesi gerektiği kesinleşmiştir. Bu çerçevede, hisse senetlerine ve hisse senedi endekslerine dayalı olan ve Borsa İstanbul’da işlem gören aracı kuruluş varantlarından elde edilen kazançlarda yüzde sıfır oranında vergi kesintisi yapılır. Ancak dayanak varlığı veya göstergesi hisse senedi ya da endeksinden farklı olan, örneğin döviz gibi unsurlara dayalı olarak ihraç edilen varantlarda vergi kesintisi oranı yüzde on olarak uygulanmaktadır. Sınavda varantın dayanak varlığına göre değişen bu oran farkına dikkat edilmesi önem arz etmektedir. Dar mükellef gerçek kişilerin vergilendirilmesi sürecini ele alırken, öncelikle Türkiye’de iş yeri veya daimi temsilcisi bulunmayan kişilerin kastedildiğini belirtmek gerekir. Bu noktada Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmaları büyük bir öneme sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti, seksen dokuz ülke ile bu kapsamda anlaşmalar imzalamış durumdadır. Bu anlaşmaların temel amacı, ikamet esasına göre hangi ülkenin vergilendirme yetkisine sahip olduğunu ve bu yetkinin sınırlarını belirlemektir. Menkul sermaye iratları ve değer artış kazançları bu anlaşmaların kapsamındaki temel unsurlardır. Anlaşmalarda genellikle kar payı, faiz ve değer artışı kazançlarının elde edildiği ülkede vergilendirilme koşulları ile uygulanabilecek üst tevkifat oranları yer alır. Dolayısıyla dar mükellef bir yatırımcının vergi yükümlülüğü belirlenirken, mukimi olduğu ülke ile yapılan anlaşma hükümleri mutlaka kontrol edilmelidir. Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmaları kapsamında tevkifat uygulamasının dört temel senaryosu bulunmaktadır. İlk senaryo, faaliyetin Türkiye’ye gelinmeksizin sunulmasıdır. Eğer diğer ülke mukimi bir kişi Türkiye’ye gelmeden bir serbest meslek faaliyeti icra ediyorsa, bu geliri vergilendirme hakkı yalnızca o kişinin mukim olduğu ülkeye aittir ve Türkiye’de herhangi bir tevkifat yapılmaz. İkinci senaryoda, faaliyet Türkiye’de bir iş yeri veya sabit yer vasıtasıyla sunuluyorsa vergilendirme yetkisi Türkiye’ye geçer ve iç hukuk hükümleri çerçevesinde vergi kesintisi yapılır. Üçüncü durum, hizmet veya faaliyetin belirli bir süreyi aşmasıdır. İş yeri olmasa dahi, faaliyet süresi anlaşmada öngörülen sınırı aşarsa Türkiye’nin vergilendirme yetkisi doğar. Dördüncü ve son senaryo ise ödemenin Türkiye’den yapılmış olmasıdır. Bazı sınırlı sayıdaki anlaşmalarda, ödemenin Türkiye mukimi bir kişi tarafından yapılması vergilendirme için yeterli bir kriter olarak kabul edilmiştir. Dar mükellef gerçek kişilerin hisse senetlerinden elde ettikleri gelirler, kar payı ve alım satım kazancı olarak ikiye ayrılır. Kar payları açısından dar mükelleflerin beyanname verme zorunluluğu yoktur; dağıtım aşamasında yapılan stopaj nihai vergidir. Ancak uygulanacak stopaj oranı, ilgili Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmasında yer alan orandan yüksek olamaz. Alım satım kazançlarında ise geçici altmış yedinci madde hükümleri geçerlidir. Türkiye’de ihraç edilmiş ve borsada işlem gören hisse senetlerinden elde edilen kazançlarda stopaj oranı kural olarak yüzde sıfırdır. Menkul kıymet yatırım ortaklığı hisse senetlerinde ise bu oran yüzde on olarak uygulanır. Bir yıldan fazla süreyle elde tutulan Menkul Kıymet Yatırım Ortaklığı hisse senetleri stopaja tabi değildir. Ayrıca Borsa İstanbul’da işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan diğer hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar gelir vergisinden tamamen istisnadır. Devlet tahvili ve hazine bonoları ile özel sektör borçlanma araçlarından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine odaklanalım. Dar mükellef gerçek kişilerin bu araçlardan elde ettikleri faiz gelirleri stopaja tabidir ve beyanname verilmez. Devlet tahvili ve hazine bonolarında genel stopaj oranı yüzde ondur. Ancak yirmi iki aralık iki bin yirmi bir ile otuz bir aralık iki bin yirmi iki tarihleri arasında iktisap edilen devlet tahvili ve hazine bonolarından elde edilen gelirlere yüzde sıfır stopaj oranı uygulanması kararlaştırılmıştır. Bankalar tarafından ihraç edilen tahvil ve bonolarda ise vadeye göre değişen kademeli bir vergilendirme rejimi mevcuttur. Bir mayıs iki bin yirmi dört ile otuz bir ekim iki bin yirmi dört tarihleri arasında iktisap edilen ve vadesi altı aya kadar olanlarda yüzde yedi virgül beş, bir yıla kadar olanlarda yüzde beş, bir yıldan uzun olanlarda ise yüzde iki virgül beş oranında stopaj uygulanmaktadır. Bir kasım iki bin yirmi dört ile otuz bir ocak iki bin iki yirmi beş arasındaki iktisaplarda bu oranlar sırasıyla yüzde on, yüzde yedi virgül beş ve yüzde beş olarak güncellenmiştir. Bir şubat iki bin yirmi beş sonrasında ise oranlar yüzde on beş, yüzde on ve yüzde on seviyesine yükselecektir. Eurobondlar ve yurt dışına ihraç edilen özel sektör borçlanma araçları, geçici altmış yedinci madde kapsamı dışında tutulmuştur. Eurobondlardan elde edilen faiz gelirlerinde stopaj oranı yüzde sıfırdır. Tam mükellef kurumların yurt dışına ihraç ettikleri tahvillerde ise vadeye göre farklı oranlar uygulanır. Yirmi bir mart iki bin on dokuz tarihinden itibaren yapılan düzenleme ile üç yıl ve daha uzun vadeli tahvillerin faiz ödemelerinde vergi stopajı yüzde sıfıra indirilmiştir. Bir ile üç yıl arası vadelerde yüzde üç, bir yıla kadar olan vadelerde ise yüzde yedi oranında tevkifat yapılmaktadır. Bu düzenleme kurumların yurt dışı borçlanma maliyetlerini düşürmeyi amaçlamaktadır. Dar mükellef yatırımcılar için bu stopaj oranları nihai vergi niteliğindedir ve ek bir beyan gerekmemektedir. Kira sertifikalarından sağlanan gelirlerin vergilendirilmesi de geçici altmış yedinci madde kapsamında yürütülmektedir. Yurt içinde ihraç edilen kira sertifikalarında genel tevkifat oranı yüzde ondur. Ancak finansman bonoları ve varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen bir yıldan kısa vadeli kira sertifikalarında bu oran yüzde on beş olarak belirlenmiştir. Tıpkı tahvillerde olduğu gibi, fon kullanıcısının bankalar olduğu kira sertifikalarında da vadeye göre kademeli oranlar uygulanmaktadır. Bir mayıs iki bin yirmi dört ile otuz bir ekim iki bin yirmi dört tarihleri arasında iktisap edilen ve vadesi altı aya kadar olanlarda yüzde yedi virgül beş, bir yıla kadar olanlarda yüzde beş, bir yıldan uzun olanlarda yüzde iki virgül beş stopaj uygulanır. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ihraç edilen kira sertifikalarında ise yirmi iki aralık iki bin yirmi bir ile otuz bir aralık iki bin yirmi iki arasındaki iktisaplar için oran yüzde sıfır olarak uygulanmıştır. Ters repo işlemleri ve mevduat faiz gelirleri dar mükellef gerçek kişiler için stopaj yoluyla vergilendirilen diğer önemli kalemlerdir. Ters repo gelirlerinde stopaj oranı yüzde on beştir, ancak Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmalarında daha düşük bir oran öngörülmüşse o oran uygulanır. Mevduat faizlerinde de vadelere ve para birimine göre değişen oranlar söz konusudur. Döviz tevdiat hesapları ile Türk lirası hesaplar için belirlenen farklı tablolar mevcuttur. Bu gelirler üzerinden yapılan stopaj nihai vergi olup, dar mükelleflerin bu gelirler için beyanname vermesi gerekmemektedir. Sınavda bu tür gelirlerin beyana tabi olup olmadığı sıklıkla sorulmaktadır; unutulmamalıdır ki stopaja tabi tutulmuş bu gelirler dar mükellefler için nihai vergilemedir. Yatırım fonu katılma belgelerinden elde edilen kar payları ve alım satım kazançları genel olarak yüzde on oranında stopaja tabidir. Ancak belirli dönemlerde iktisap edilen bazı fon türlerinde yüzde sıfır stopaj avantajı sağlanmıştır. Değişken, karma, eurobond, yabancı ve serbest fonlar ile unvanında döviz ifadesi geçen fonlar hariç olmak üzere, iktisap edilen yatırım fonlarında stopaj oranı otuz nisan iki bin yirmi dört tarihine kadar yüzde sıfır olarak uygulanmaktadır. Ayrıca portföyünün en az yüzde elli biri Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senetlerinden oluşan yatırım fonlarının bir yıldan fazla süreyle elde tutulan katılma belgelerinin elden çıkarılmasında geçici altmış yedinci madde hükümleri uygulanmaz ve bu kazançlar vergiden istisna tutulur. Borsa yatırım fonlarında da benzer şekilde yüzde on tevkifat uygulanmakla birlikte, yukarıda belirtilen istisnai dönemlerdeki yüzde sıfır oranı bu fonlar için de geçerlidir. Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen kazançların vergilendirilmesi, yatırımcı türüne ve dayanak varlığa göre farklılaşmaktadır. Tam mükellef sermaye şirketleri ile dar mükellef sermaye şirketlerinin vadeli işlem ve opsiyon borsalarındaki kazançları için tevkifat oranı yüzde sıfırdır. Diğer kurumsal ve bireysel yatırımcılar için ise genel oran yüzde ondur. Ancak hisse senetlerine veya hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılan vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen değer artış kazançlarında tevkifat oranı tüm yatırımcılar için yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Ayrıca bu işlemler iki bin on sekiz yılı başından itibaren Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinden istisna edilmiştir. Bu istisna, işlemin Türkiye’de veya yurt dışında yapılmış olmasına bakılmaksızın uygulanmaktadır. Kurumların menkul kıymetlerden elde ettikleri gelirlerin vergilendirilmesi sürecinde, elde edilen tüm gelirler safi kurum kazancına dahil edilir. Geçici altmış yedinci madde kapsamında yapılan tevkifatlar, kurumun ticari faaliyeti çerçevesinde değerlendirilir ve hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilir. Eğer tevkif edilen vergi tutarı, hesaplanan kurumlar vergisinden fazla ise aradaki fark genel hükümler çerçevesinde iade alınabilir. Tam mükellef kurumlar için menkul kıymet gelirlerinde uygulanan tevkifat oranları genellikle gerçek kişilerle paraleldir, ancak Kurumlar Vergisi Kanununun beşinci maddesi kapsamında bazı gelirler kurumlar vergisinden istisna tutulmuştur. Bu istisnaların varlığı, kurumların vergi planlaması açısından kritik bir öneme sahiptir. Son olarak, üç aylık dönemler içinde farklı tevkifat oranlarının uygulanması durumunda zarar mahsubu işlemlerine değinelim. Alım satıma konu menkul kıymetin aynı türden olması şartıyla, üç aylık dönem içindeki işlemler konsolide edilerek vergi hesaplanır. Eğer bu üç aylık dönem içinde yasal bir düzenleme ile vergi oranları değişmişse, örneğin yirmi üç temmuz iki bin altı tarihindeki oran değişikliği gibi, bu tarihten önceki ve sonraki işlemler kendi içlerinde ayrı ayrı konsolide edilir. Mahsup sonrası kalan tutara, ilgili olduğu dönemin tevkifat oranı uygulanır. Örneğin, bir dönemde yüzde on beş, diğer dönemde yüzde on oranının geçerli olduğu bir senaryoda, her iki dönemin kümülatif kar veya zararı ayrı hesaplanarak toplam vergi yükümlülüğü belirlenir. Bu hesaplama yöntemi, yatırımcının dönem içindeki zararlarını karlarından mahsup etmesine imkan tanıyarak adil bir vergilendirme sağlamayı amaçlamaktadır. Sınav sorularında bu tür kademeli hesaplamalar ve tarihsel geçişler detaylı olarak sorgulanabilmektedir.

Bölüm 9 Premium

Gelir Vergisi Kanunu'nun Geçici altmış yedinci maddesi kapsamında sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesi sürecinde, tevkifat matrahının belirlenmesi ve zarar mahsubu işlemleri büyük bir titizlik gerektirmektedir. Özellikle iki bin altı/on bin yedi yüz otuz bir sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın yürürlüğe girdiği yirmi üç Temmuz iki bin altı tarihi, vergi oranlarındaki değişiklik nedeniyle kritik bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Bu tarihten önce ve sonra gerçekleştirilen işlemlerin konsolidasyonu, yatırımcıların vergi yükümlülüklerini doğrudan etkilemektedir. Alım satıma konu olan menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracının aynı türden olması şartıyla, üç aylık dönem içerisinde yapılan işlemler bu tarih baz alınarak ayrı ayrı konsolide edilmelidir. Bu süreçte zarar mahsubu yapıldıktan sonra kalan tutar üzerinden, ilgili döneme ait tevkifat oranı uygulanarak nihai vergi hesaplanır. Bu konu sınavda sıklıkla karşınıza çıkmaktadır ve tarihsel ayrımın matrah üzerindeki etkisini kavramak oldukça önemlidir. Bir örnek üzerinden konuyu detaylandıralım. Bir yatırımcının on Temmuz iki bin altı tarihinde yüz Türk Lirası kâr elde ettiğini, yirmi beş Temmuz iki bin altı tarihinde yetmiş Türk Lirası zarar ettiğini ve yirmi sekiz Temmuz iki bin altı tarihinde tekrar yetmiş Türk Lirası kâr elde ettiğini varsayalım. Burada yirmi üç Temmuz iki bin altı öncesindeki kümülatif kâr yüz Türk Lirası'dir ve o dönem için tevkifat oranı yüzde on beş olarak belirlenmiştir. Karar sonrası dönemde ise yetmiş Türk Lirası zarar ve yetmiş Türk Lirası kâr birbirini sıfırladığı için kümülatif kâr sıfır olmaktadır. Bu durumda, sadece karar öncesi dönemdeki yüz Türk Lirası üzerinden yüzde on beş oranında, yani on beş Türk Lirası tevkifat yapılacaktır. Eğer yatırımcı karar öncesi dönemde yüz Türk Lirası kâr ve yüz Türk Lirası zarar etmiş olsaydı, bu dönem kümülatif kârı sıfır olacaktı. Karar sonrası dönemde elde edilen yetmiş Türk Lirası ve altmış Türk Lirası'lik kârların toplamı olan yüz otuz Türk Lirası üzerinden ise yeni oran olan yüzde on uygulanarak on üç Türk Lirası vergi hesaplanacaktı. Bu örnekler, işlemlerin aynı türden olması ve dönemlerin ayrı ayrı konsolide edilmesi kuralının pratik uygulamasını göstermektedir. Sermaye piyasası araçlarından elde edilen kazançların vergilendirilmesinde dar mükellef kurumların durumu da özel bir önem arz etmektedir. Dar mükellef kurumlar tarafından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine ilişkin esaslar, ilgili mevzuatın eklerinde detaylandırılmış olup, bu kurumların Türkiye'deki faaliyetleri üzerinden elde ettikleri kazançlar belirli kurallar çerçevesinde tevkifata tabi tutulmaktadır. Menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılması veya elde tutulması sürecinde bankalar ve aracı kurumlar tevkifat yapmakla sorumlu tutulmuşlardır. Bu sorumluluk; alım satım bedelleri arasındaki farkı, alış ve itfa bedelleri arasındaki farkı, dönemsel getirileri ve ödünç işlemlerinde ödünç veren lehine kalan tutarları kapsamaktadır. Ayrıca komisyon iadeleri, mevduat faizleri, ters repo kazançları ile vadeli işlem ve opsiyonlardan elde edilen gelirler de yüzde on beş veya belirlenen diğer oranlarda tevkifat uygulamasına dahil edilebilmektedir. Tevkifat yapmakla sorumlu olan kuruluşlar Türkiye'de faaliyette bulunan bankalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında yetkilendirilmiş aracı kurumlardır. Bu kurumlar için sınırlı sorumluluk ilkesi geçerlidir. Yani her kurum, kendisine ulaşan bilgi ve belgelerle sınırlı olarak sorumludur. Eksik veya yanıltıcı bilgi nedeniyle bir vergi ziyaı oluşursa, bu durum bildirimi yapan kişi veya kuruma rücu edilir. Ancak banka ve aracı kurumların basiretli bir tacir gibi davranarak makul özeni göstermeleri esastır. Eğer bir belgenin yanlış olduğu kolayca anlaşılabilecek durumdaysa, kurumun sorumluluğu doğacaktır. Önemli bir ayrıntı olarak, banka ve aracı kurumların kendi portföylerinde bulunan kıymetlerden elde ettikleri kazançlar tevkifat kapsamında değildir. Örneğin bir bankanın Hazine ihalesinden kendi adına aldığı devlet tahvilinden elde ettiği faiz geliri üzerinden tevkifat yapılmaz. Ancak banka başka bir kurumu aracı kılarak işlem yaparsa, bu durumda tevkifatın yapılması zorunludur. Saklamacı kuruluşların tevkifat sorumluluğu, özellikle yurt dışı yerleşik yatırımcılar için kritik bir rol oynamaktadır. Yatırımcılar, Takasbank veya Merkezi Kayıt Kuruluşu dışındaki saklamacı kuruluşlardan hizmet alabilmektedir. Bu kuruluşlar, müşterilerinin menkul kıymet hareketlerini, maliyetlerini ve getirilerini takip ederler. Aracı kurumlar, gerçekleştirdikleri işlemlere ilişkin alış maliyeti veya satış fiyatı bilgilerini aynı gün içinde saklamacı kuruluşa bildirmek zorundadır. Saklamacı kuruluşlar ise bu verileri kullanarak İlk Giren İlk Çıkar yani FIFO yöntemiyle veya gün içi işlemlerde Ağırlıklı Ortalama Fiyat bilgisiyle kazancı tespit edip tevkifatı gerçekleştirirler. Bir saklamacı kuruluştan diğerine yapılan virmanlarda da maliyet bilgilerinin aktarılması esastır. İtfa veya kupon ödemelerinde, ödemeyi yapanlar saklamacı kuruluşa ödeme yaparken tevkifat yapmazlar; tevkifat, saklamacı kuruluş tarafından nihai hak sahibine ödeme yapıldığı aşamada gerçekleştirilir. Tezgâh üstü işlemlerde tevkifat uygulaması, mülkiyet devrini öngören aktarımların alım satım işlemi olarak kabul edilmesi esasına dayanır. Bu işlemler teşkilatlanmış bir piyasada tescil edilmese dahi tevkifata tabidir. Virman işlemlerinde müşterinin yazılı olarak bildirdiği fiyat işlem fiyatı olarak kabul edilir. Ancak bu fiyatın, işlemin gerçekleştiği günden önceki gün oluşan ağırlıklı ortalama fiyatın yüzde on altında veya üstünde olması durumunda bir sınırlandırma mevcuttur. Eğer bildirilen fiyat bu yüzde on'luk marjı aşarsa, stopaja esas alınacak fiyat olarak önceki günün ağırlıklı ortalama fiyatı kullanılacaktır. Müşterinin fiyat bildirmediği durumlarda ise Borsa İstanbul'da oluşan fiyatlar veya devlet tahvilleri için Merkez Bankası tarafından açıklanan fiyatlar baz alınır. Bu kurallar, vergi matrahının yapay fiyatlarla aşındırılmasını önlemek amacıyla getirilmiştir ve sınavda teknik bir detay olarak karşınıza çıkabilir. Ödünç işlemlerinden elde edilen gelirlerin vergilendirilmesinde, ödünç veren tarafın lehine kalan her türlü tutar matraha dahil edilir. Özellikle ödünç verilen hisse senetleri için dağıtılan temettülerin telafisi amacıyla yapılan ödemeler, yani temettü telafi tazminatları, Geçici altmış yedinci madde kapsamında tevkifata tabidir. Temettülerin kendisi bu madde kapsamında olmasa bile, ödünç işlemine bağlı bu tazminatlar gelir niteliği taşıdığı için vergilendirilir. Saklamacı kuruluşlar tarafından tevkif edilen vergiler, üçer aylık dönemleri izleyen ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar beyan edilmeli ve aynı süre içinde ödenmelidir. Tevkifata tabi olanlar arasında borsa yatırım fonları ve emeklilik yatırım fonları dışındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler yer almaktadır. Gelir sahibinin tam veya dar mükellef olması ya da vergiden muaf olup olmaması, bu tevkifatın yapılmasına engel teşkil etmez. Geçici altmış yedinci madde kapsamında tevkifata tabi olan gelirlerin tanımı oldukça geniştir. Menkul kıymetlerin alım satım kazançları, itfa getirileri, herhangi bir kıymete bağlı olmayan dönemsel getiriler ve ödünç işlemi kazançları bu kapsamdadır. Sermaye piyasası aracı ifadesi; Türkiye'de ihraç edilmiş ve Sermaye Piyasası Kurulunca kayda alınmış araçları, borsalarda işlem gören kıymetleri ve Hazine tarafından ihraç edilen her türlü aracı kapsamaktadır. Ayrıca vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri de bu madde uygulamasında diğer sermaye piyasası aracı olarak kabul edilir. Ancak bazı istisnalar mevcuttur. Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen Eurobond gibi menkul kıymetlerin getirileri, hisse senedi kâr payları ve Borsa İstanbul'da işlem gören tam mükellef kurumlara ait hisse senetlerinin bir yıldan fazla süreyle elde tutulması durumunda sağlanan kazançlar tevkifat dışındadır. Ayrıca bir Ocak iki bin altı tarihinden önce ihraç edilmiş veya iktisap edilmiş kıymetlerden elde edilen gelirler de bu özel tevkifat rejimine tabi değildir. Alım satım işlemlerinde tevkifat matrahı, alış bedeli ile satış bedeli arasındaki farktır. Bu hesaplamada ödenen komisyonlar ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi yani BSMV gider olarak indirilebilir. Ancak bunlar dışındaki giderlerin indirilmesi mümkün değildir. Komisyon iadeleri gerçekleştiğinde, bu tutarlar iadenin yapıldığı dönemin matrahına dahil edilir. Aynı türden kıymetlerin farklı tarihlerde alınması durumunda maliyet tespiti için FIFO yöntemi esastır. Gün içi işlemlerde ağırlıklı ortalama fiyat kullanılabilse de, genel kural olarak FIFO uygulanır. Seçilen maliyet hesaplama yöntemi, portföydeki kıymetler tamamen tükenene kadar değiştirilemez. Bu istikrar kuralı, vergi hesaplamalarında tutarlılığı sağlamak amacını taşır. Eğer bir kıymet alımdan önce satılmışsa, yani açığa satış işlemi yapılmışsa, satış tarihinden sonra yapılan ilk alım işlemi maliyet bedeli olarak dikkate alınır. Veraset yoluyla veya bedelsiz olarak edinilen menkul kıymetlerde alış bedelinin tespiti, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu hükümlerine göre yapılır. Miras kalan kıymetler ölüm tarihindeki borsa rayici ile, borsada kayıtlı değilse emsal bedeli ile değerlenir. Bu bedel, mirasçıların ileride yapacağı satışlarda alış maliyeti olarak kabul edilir. Sermaye artırımları durumunda ise süreç biraz daha karmaşıktır. Bedelsiz sermaye artırımında, yeni alınan hisselerin alış tarihi olarak eski hisselerin alış tarihi esas alınır. Alış bedeli ise, eski hisselerin toplam maliyetinin yeni toplam hisse sayısına bölünmesiyle bulunur. Kâr yedekleri kullanılarak yapılan artırımlarda ise yeni hisselerin itibari değerleri de maliyete eklenir. Rüçhan hakkı kullanılarak yapılan bedelli artırımlarda, ödenen bedel eski maliyete eklenerek toplam hisse sayısına bölünür ve yeni birim maliyet hesaplanır. Rüçhan hakkı kuponlarının hisse senedinden bağımsız olarak satılması durumunda ise özel bir formül uygulanarak kupon maliyeti tespit edilir ve bu tutar ana hissenin maliyetinden düşülür. Kuponlu tahvillerin vergilendirilmesinde temiz fiyat ve kirli fiyat ayrımı hayati önem taşır. Tahvil satın alınırken ödenen bedel içinde son kupon tarihinden itibaren işleyen bir faiz varsa, bu tutar işlemiş faiz olarak adlandırılır. Kirli fiyattan işlemiş faiz çıkarıldığında ulaşılan temiz fiyat, tahvilin alış bedeli olarak kabul edilir. İşlemiş faiz, son kupon tarihinden valör tarihine kadar geçen gün sayısının kupon dönemindeki toplam gün sayısına oranlanması ve kupon faiziyle çarpılmasıyla hesaplanır. Tahvilin itfası sırasında veya kupon ödemelerinde matrah belirlenirken, bu işlemiş faiz tutarları kupon ödemesinden düşülür. Eğer tahvilin temiz alış fiyatı nominal bedelin altındaysa, aradaki fark itfa sırasında kazanç olarak matraha eklenir. Aksine, temiz fiyat nominal bedelin üzerindeyse, bu fazla kısım gelecek dönemlerdeki kupon ödemelerinin maliyeti olarak dikkate alınır. Bu teknik hesaplamalar, tahvil yatırımlarının gerçek getirisinin doğru vergilendirilmesini sağlar ve sınavda sayısal soruların temelini oluşturur. Son olarak, tevkifat matrahının belirlenmesinde hatalı işlemlerin düzeltilmesi konusuna değinmek gerekir. Yanlış müşteri hesabına kayıt veya hatalı fiyat girişi gibi durumlar tespit edildiğinde, işlemler geriye dönük olarak düzeltilmelidir. Eğer bu hata beyanname verildikten sonra fark edilirse, Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca düzeltme beyannamesi verilmesi mümkündür. Yatırımcıların portföylerindeki kıymetlerin teminat gösterilmesi durumunda bu kıymetler portföy içinde kabul edilirken, ödünç verilen kıymetler maliyet hesaplaması açısından portföy dışında varsayılır. Bu ayrım, özellikle FIFO yönteminin uygulanmasında hangi kıymetin önce satılmış sayılacağını belirlediği için vergi matrahını doğrudan etkiler. Tüm bu düzenlemeler, sermaye piyasalarındaki işlemlerin şeffaf, adil ve mevzuata uygun bir şekilde vergilendirilmesini amaçlamaktadır. Sınav hazırlık sürecinde bu teknik detayların ve hesaplama yöntemlerinin her birinin üzerinde durulması, başarı için temel şarttır.

Bölüm 10 Premium

Menkul kıymetlerin vergilendirilmesi sürecinde, özellikle kuponlu tahvillerin iktisap bedeli ile itfa bedeli arasındaki farkların matrah üzerindeki etkisi, sermaye piyasası mevzuatı ve vergi hukuku açısından teknik bir derinlik arz etmektedir. Bu kapsamda, temiz fiyatın nominal bedelin altında kalması durumunda itfa ve alım satım kazançlarında tevkifat matrahının nasıl belirleneceğini detaylı bir örnek üzerinden inceleyelim. Hazine tarafından altı Aralık iki bin on bir tarihinde ihraç edilen, yüz bin Türk Lirası nominal bedelli, üç yıl vadeli ve altı ayda bir yüzde yedi virgül beş kupon ödemeli bir devlet tahvilini ele alalım. Bu tahvilin nakit akışlarını incelediğimizde, kupon ödemelerinin belirli dönemlerde gerçekleştiğini görmekteyiz. Bir yatırımcının, örneğin Bay A nın, on üç Mart iki bin on beş valör tarihli olarak bu menkul kıymetten yüz üç bin Türk Lirası kirli fiyatla alım yaptığını varsayalım. Bu noktada kirli fiyat, temiz fiyat ile işlemiş faizin toplamını ifade etmektedir. Tevkifat matrahının hesaplanması için öncelikle işlemiş faiz tutarının belirlenmesi gerekmektedir. Son kupon tarihinden valör tarihine kadar geçen gün sayısı doksan dokuz olarak hesaplandığında ve kupon döneminin toplam gün sayısı yüz seksen iki olduğunda, işlemiş faiz tutarı dört bin yetmiş dokuz virgül altmış yedi Türk Lirası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tutar, doksan dokuz bölü yüz seksen iki oranının yedi bin beş yüz Türk Lirası lik kupon faizi ile çarpılması sonucu elde edilir. Kirli fiyattan bu işlemiş faiz düşüldüğünde, doksan sekiz bin dokuz yüz yirmi virgül otuz üç Türk Lirası tutarındaki temiz fiyata ulaşılmaktadır. Yatırımcının bu tahvili itfaya kadar elinde tutması durumunda, ödenecek ilk kupon olan üçüncü kupon ödemesinde tevkifat matrahı, kupon ödemesinden işlemiş faizin düşülmesiyle bulunur. Yani yedi bin beş yüz Türk Lirası den dört bin yetmiş dokuz virgül altmış yedi Türk Lirası çıkarıldığında üç bin dört yüz yirmi virgül otuz üç Türk Lirası lik bir matrah oluşmaktadır. Takip eden dördüncü ve beşinci kupon ödemelerinde ise matrah, doğrudan kupon ödemesi olan yedi bin beş yüz Türk Lirası olacaktır. Vade sonundaki son dönem kupon ödemesinde ise hesaplama yöntemi değişmektedir. Burada matrah, kupon ödemesine anapara ile alış temiz fiyatı arasındaki farkın eklenmesiyle hesaplanır. yedi bin beş yüz Türk Lirası ye, yüz bin Türk Lirası nominal bedel ile doksan sekiz bin dokuz yüz yirmi virgül otuz üç Türk Lirası temiz alış fiyatı arasındaki bin yetmiş dokuz virgül altmış yedi Türk Lirası lik fark eklendiğinde, son dönem tevkifat matrahı sekiz bin beş yüz yetmiş dokuz virgül altmış yedi Türk Lirası olarak belirlenmektedir. Eğer yatırımcı bu kıymeti itfayı beklemeden, örneğin on Şubat iki bin on altı tarihinde yüz iki bin Türk Lirası ye geri satarsa, tevkifat matrahı satış fiyatından alış temiz fiyatının çıkarılmasıyla elde edilen üç bin yetmiş dokuz virgül altmış yedi Türk Lirası olacaktır. Bu hesaplamalar, temiz fiyatın nominal bedelin altında olduğu senaryolarda vergi yükünün nasıl dağıldığını göstermesi açısından sınavda sıklıkla karşımıza çıkabilecek bir konudur. Tahvil alış bedelinin itfa bedeli ve işlemiş faiz tutarının üzerinde olması durumu, yani temiz fiyatın nominal bedeli aşması hali, vergilendirme mantığında farklı bir yaklaşımı beraberinde getirir. Bu durumda, nominal bedelin üzerinde ödenen fazla kısım, izleyen dönemlere ilişkin faiz kuponlarının maliyeti olarak kabul edilir. Örneğimizi altı Aralık iki bin on iki ihraç tarihli, yine yüz bin Türk Lirası nominal bedelli ve yüzde yedi virgül beş kuponlu bir devlet tahvili üzerinden güncelleyelim. Yatırımcı on üç Mart iki bin on beş tarihinde yüz altı bin Türk Lirası kirli fiyatla alım yapmış olsun. İşlemiş faiz yine dört bin yetmiş dokuz virgül altmış yedi Türk Lirası olarak hesaplandığında, temiz fiyat yüz bir bin dokuz yüz yirmi virgül otuz üç Türk Lirası olarak bulunur. Burada temiz fiyatın nominal bedel olan yüz bin Türk Lirası nin üzerinde olduğu görülmektedir. Aradaki bin dokuz yüz yirmi virgül otuz üç Türk Lirası lik fark, kalan kupon sayısına bölünerek her bir kuponun maliyetine eklenir. Kalan kupon sayısı dört ise, kupon başına fazla ödeme tutarı dört yüz seksen virgül sekiz Türk Lirası olur. Bu durumda ilk kupon ödemesinde matrah, kupon ödemesinden hem işlemiş faizin hem de kupon başına fazla ödemenin düşülmesiyle hesaplanır. Sonuç iki bin dokuz yüz kırk virgül yirmi beş Türk Lirası dir. Sonraki kuponlarda ise sadece kupon başına fazla ödeme tutarı olan dört yüz seksen virgül sekiz Türk Lirası, yedi bin beş yüz Türk Lirası lik kupon ödemesinden düşülerek yedi bin on dokuz virgül doksan iki Türk Lirası lik matraha ulaşılır. Eğer bu kıymet yüz iki bin Türk Lirası ye satılırsa, matrah hesaplanırken satış fiyatından, alış temiz fiyatının önceki kuponlarda dikkate alınan fazla ödeme tutarları düşülmüş hali çıkarılır. Bu ince ayrım, yatırımcının anapara kaybı gibi görünen maliyetinin vergi matrahından indirilmesini sağlayarak adil bir vergilendirme zemini oluşturur. Dövize, altına veya başka bir değere endeksli menkul kıymetlerde tevkifat matrahının tespiti, işlem tarihindeki Türk Lirası karşılıkları üzerinden yapılır. Ancak yabancı para cinsinden ihraç edilen menkul kıymetlerde durum farklıdır. Bu tür kıymetlerde tevkifat matrahının tespitinde kur farkı dikkate alınmaz. İşlem anında kullanılan kur veya bu bulunmuyorsa Merkez Bankası döviz alış kuru esas alınır. Örneğin, yüz bin dolar tutarında döviz cinsinden devlet tahvili alan bir yatırımcı, bu tahvili yüz bir bin dolara sattığında, kazancı olan bin doların satış tarihindeki Türk Lirası karşılığı üzerinden vergilendirilir. Alım ve satım tarihleri arasındaki kur artışından kaynaklanan kazanç vergi matrahına dahil edilmez. Bu kural, yatırımcıların kur dalgalanmalarından dolayı fazladan vergi yüküyle karşılaşmasını önlemektedir. Vergi oranları ise yatırımcı tipine göre değişmektedir. Tam mükellef sermaye şirketleri ve dar mükellef sermaye şirketleri için oran yüzde sıfır iken, diğer kurumsal ve bireysel yatırımcılar için yüzde on olarak uygulanmaktadır. Sınavda yabancı para cinsinden ihraç edilen kıymetlerde kur farkının matraha dahil edilmediği bilgisi kritik önem taşımaktadır. Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri, Gelir Vergisi Kanunu nun Geçici altmış yedinci maddesi kapsamında diğer sermaye piyasası aracı olarak kabul edilir. Bankalar ve aracı kurumlar, bu sözleşmelerin sona erdiği tarih itibarıyla, sözleşmeye konu kıymetin piyasa fiyatı ile işlem fiyatı arasındaki fark üzerinden tevkifat yapmakla yükümlüdür. Vergi oranları, dar mükellef sermaye şirketleri için yüzde sıfır, diğer dar mükellef yatırımcılar için yüzde on, tam mükellef sermaye şirketleri için yüzde sıfır ve diğer tam mükellef yatırımcılar için yüzde on dur. Kazancın bir kısmının sözleşme devam ederken ödenmesi durumunda tevkifat yapılması gerekmez ancak sözleşme sonunda doğacak verginin güvence altına alınması kurumun sorumluluğundadır. Türkiye de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında hisse senetlerine veya hisse senedi endekslerine dayalı sözleşmelerden elde edilen kazançlarda tevkifat oranı yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Bu istisna dışındaki sözleşmelerde genel oranlar geçerlidir. Tam ve dar mükellef kurumların kendi aralarında yaptıkları sözleşmelerden doğan kazançlar ise tevkifat kapsamı dışındadır. Vadeli işlemlerde stopaj oranları yatırımcı tipine ve piyasanın türüne göre değişkenlik gösterir. Tam mükellef gerçek kişiler için hem borsa içi hem de tezgah üstü işlemlerde oran yüzde on dur. Tam mükellef sermaye şirketleri için borsada yüzde sıfır olan oran, tezgah üstünde tevkifata tabi değildir. Dar mükellef gerçek kişiler için ise her iki piyasada da yüzde on luk bir tevkifat söz konusudur. Banka ve benzeri finans kurumları, Türkiye de iş yeri veya daimi temsilcisi olmasa dahi tevkifat kapsamı dışındadır. Diğer dar mükellef kurumların kapsam dışında kalabilmesi için Türkiye de bir iş yeri veya daimi temsilci aracılığıyla faaliyet göstermeleri şarttır. Vadeli işlem veya opsiyon sözleşmeleri nedeniyle ödenen komisyonlar ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, tevkifat matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmektedir. Bu giderlerin matrahtan düşülebilmesi, yatırımcının net kazancı üzerinden vergilendirilmesini sağlar. Forward ve opsiyon sözleşmelerine dair sayısal örnekler, konunun pekişmesi açısından yararlıdır. Bir yatırımcının bir milyon dolar tutarında, iki virgül bin beş yüz forward kuru ile alım sözleşmesi yaptığını düşünelim. Vade tarihindeki spot kur iki virgül bin iki yüz olursa, yatırımcı piyasa fiyatının üzerinde bir bedelle alım yapacağı için zarar eder ve tevkifat oluşmaz. Ancak vadedeki spot kur iki virgül bin altı yüz olursa, yatırımcı piyasa fiyatının altında alım yapacağı için on bin Türk Lirası lik bir kâr elde eder ve bu tutar tevkifat matrahını oluşturur. Opsiyon sözleşmelerinde ise ödenen opsiyon primi matrah hesabında önemli bir unsurdur. Alış hakkı elde eden bir yatırımcı, eğer spot kur opsiyon kurunun altındaysa hakkını kullanmaz ve ödediği prim kadar zarar eder. Eğer spot kur opsiyon kurunun üzerindeyse hakkını kullanır ve elde ettiği brüt kazançtan ödediği opsiyon primini düşerek net matraha ulaşır. Opsiyon primini tahsil eden taraf için ise bu prim doğrudan tevkifata tabi bir kazanç niteliğindedir. Swap sözleşmelerinde vergilendirme, faiz değişim tarihlerindeki nakit akışları üzerinden yürütülür. Değişken faizden sabit faize geçen bir yatırımcı, değişken faizin sabit faizden yüksek olduğu dönemlerde avantajlı duruma geçer ve lehine oluşan fark tevkifata konu olur. Örneğin, on milyon dolar tutarındaki bir swap işleminde, yatırımcının lehine oluşan on iki bin beş yüz dolarlık fark, işlem tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek vergilendirilir. Eğer sonraki dönemlerde yatırımcı aleyhine bir fark oluşursa, bu bir zarar olarak kabul edilir ve aynı takvim yılı içindeki sonraki kazançlardan mahsup edilebilir. Takvim yılı aşılmamak kaydıyla zararların mahsup edilmesi, swap gibi uzun vadeli ve periyodik ödemeli ürünlerde vergi adaletini sağlayan temel bir mekanizmadır. Bir takvim yılı sona erdiğinde mahsup edilemeyen zararların sonraki yıla devredilmesi mümkün değildir. Alım satım işlemlerinin bir kısmının zararla sonuçlanması durumunda, Geçici altmış yedinci madde uyarınca üç aylık dönemler itibarıyla konsolidasyon yapılır. Aynı türden menkul kıymetler arasındaki kâr ve zararlar birbirine mahsup edilir. Bu sınıflandırmada dört ana grup bulunmaktadır: sabit getirili menkul kıymetler, değişken getirili menkul kıymetler, diğer sermaye piyasası araçları ve yatırım fonları katılma belgeleri ile yatırım ortaklığı hisse senetleri. Örneğin, bir yatırımcının hisse senedi işlemlerinden elde ettiği kâr ile devlet tahvili işlemlerinden doğan zararı birbirine mahsup edilemez; çünkü bunlar farklı türden kıymetlerdir. Ancak hazine bonosu ile devlet tahvili aynı grupta yer aldığı için aralarındaki zarar mahsubu mümkündür. Üç aylık dönem sonunda net bir zarar oluşmuşsa, bu zarar takvim yılı aşılmamak kaydıyla sonraki üç aylık dönemlere devredilebilir. Yılın son dönemindeki zararın ise ertesi yıla aktarılması yasaktır. İhtiyari beyan mekanizması, tevkifata tabi tutulan kazançlar için gerçek kişilere sunulan bir haktır. Normal şartlarda bu kazançlar için yıllık beyanname verilmezken, yatırımcılar yıl içindeki zararlarını kârlarından mahsup edebilmek amacıyla ihtiyari olarak beyanname verebilirler. Bu beyan sadece elden çıkarma kazançlarını kapsar; faiz ve itfa gelirleri beyannameye dahil edilmez. İhtiyari beyanda uygulanacak vergi oranı genel olarak yüzde on dur. Ancak menkul kıymet yatırım ortaklığı dışındaki hisse senetlerinde bu oran yüzde sıfır olarak uygulanmaktadır. Beyanname üzerinden hesaplanan vergiden, yıl içinde banka veya aracı kurumlar tarafından kesilen vergiler mahsup edilir. Eğer kesilen vergi hesaplanan vergiden fazlaysa, aradaki fark mükellefe iade edilir. Bu yöntem, özellikle farklı aracı kurumlarda işlem yapan ve bir kurumda kâr ederken diğerinde zarar eden yatırımcılar için toplam vergi yükünü hafifletme imkanı sunar. Virman işlemlerinde, yani menkul kıymetlerin bir kurumdan diğerine nakledilmesi durumunda, maliyet ve tarih bilgilerinin doğru aktarılması esastır. Nakli gerçekleştiren kurum, alış bedelini ve tarihini İlk Giren İlk Çıkar yani FIFO yöntemine göre belirleyerek alıcı kuruma bildirmek zorundadır. Bu bildirim, kıymet ileride satıldığında tevkifat matrahının doğru hesaplanabilmesi için kritiktir. Kuponlu kıymetlerde kirli alış fiyatı bildirilir ve alıcı kurum bu fiyat üzerinden temiz fiyat ve işlemiş faiz ayrıştırmasını yapar. Mülkiyetin devrini öngören virman işlemleri, vergi hukuku açısından bir alım satım işlemi olarak kabul edilir ve tevkifata tabi tutulur. Ancak teminat gösterme veya ödünç verme gibi mülkiyetin devredilmediği işlemler bu kapsamın dışındadır. Fiziken elde tutulan menkul kıymetlerin bir banka veya aracı kuruma teslim edilmesi durumunda, alış bedeli ve tarihi için öncelikle kıymet sahibinin tevsik edici belgelerle desteklenen beyanı esas alınır. Eğer alış bedeli tevsik edilemiyorsa, kıymetin teslim alındığı yıl içindeki borsa performansına bakılır. Borsada işlem gören bir kıymet ise teslim tarihine kadar olan son seanstaki ağırlıklı ortalama fiyat, işlem görmüyorsa bir yıl önceki son seans fiyatı maliyet olarak kabul edilir. Bu verilerin de bulunamadığı durumlarda yargı mercilerince belirlenen bilirkişi raporları esas alınabilir. Menkul kıymetlerin itfası halinde ise matrah, alış bedeli ile itfa bedeli arasındaki farktır. Bu süreçte ödenen komisyonlar ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi dışında hiçbir giderin matrahtan indirilmesine izin verilmez. Dönemsel getirilerde ise herhangi bir kıymete bağlı olmayan doğrudan getiri tutarı matrah olarak kabul edilir. Bu kurallar bütünü, sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesinde şeffaflığı ve uygulama birliğini sağlamayı amaçlamaktadır. Sınav hazırlığınızda bu teknik detayların ve hesaplama yöntemlerinin her birinin ayrı birer soru potansiyeli taşıdığını unutmamanız gerekmektedir. Özellikle takvim yılı sınırı, aynı tür kıymet ayrımı ve kur farkının matraha dahil edilmemesi gibi hususlar belirleyici niteliktedir.

Bölüm 11 Premium

Sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesi süreçlerinde, menkul kıymetlerin fiziken bir banka veya aracı kuruma teslim edilmesi durumu özel bir usule tabidir. Gerçek ve tüzel kişilerin fiziken ellerinde bulundurdukları menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarını bir bankaya veya aracı kuruma teslim etmeleri halinde, bu kıymetlerin alış bedeli ve edinme tarihi olarak kıymet sahibinin beyanı esas alınmaktadır. Ancak bu beyanın geçerli olabilmesi için mutlaka tevsik edilmesi, yani belgelendirilmesi gerekmektedir. Kıymetin alış tarihinin veya bedelinin tevsik edilmesinde aracı kurumlar, bankalar veya ihracı gerçekleştiren kurumlar tarafından düzenlenen belgeler kullanılmaktadır. Bu kapsamda aracı kurum veya bankalarca düzenlenen menkul kıymet giriş çıkış fişleri, işlem sonuç formları, menkul kıymet hesap ekstreleri, ihraççı kuruluşlarca düzenlenen dağıtım listeleri ve menkul kıymet teslim belgeleri gibi evraklar tevsik edici belge olarak kabul edilmektedir. Alış bedelinin bu belgelerle tevsik edilemediği fiziken teslim işlemlerinde ise mevzuat yedek bir belirleme yöntemi öngörmüştür. Buna göre, alış bedelinin belgelendirilemediği durumlarda menkul kıymetin alış bedeli olarak, kıymetin teslim alındığı yılda fiziken teslim tarihine kadar borsada işlem gördüğü günün son seansında oluşan ağırlıklı ortalama fiyat bilgisi esas alınacaktır. Eğer söz konusu kıymet o yıl içinde borsada işlem görmemişse, bir yıl önce alındığı kabul edilerek yine o yıl içindeki son seans ağırlıklı ortalama fiyatı üzerinden işlem yapılacaktır. Bu yöntemlerle de bir bedel belirlenememesi durumunda, yargı mercilerince bilirkişi raporuna dayanarak tespit edilmiş bir değer varsa, alış bedeli olarak bu değerin kullanılması mümkündür. Bu kurallar iki yüz elli yedi Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği uyarınca yürütülmektedir ve sınav hazırlık sürecinde bu kademeli belirleme yönteminin bilinmesi önem arz etmektedir. Menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının itfası halinde tevkifat matrahının nasıl belirleneceği konusuna geçelim. Bir menkul kıymetin itfası durumunda tevkifat matrahı, alış bedeli ile itfa bedeli arasındaki fark olarak hesaplanmaktadır. Bu hesaplama yapılırken alış veya itfa işlemleri sırasında ödenen komisyonlar ile banka ve sigorta muameleleri vergisi, yani BSMV, matrahın tespitinde indirim konusu yapılabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu giderler dışında başka hiçbir giderin tevkifat matrahından indirilmesinin mümkün olmadığıdır. Benzer şekilde, herhangi bir sermaye piyasası aracına bağlı olmayan dönemsel getirilerde de tevkifat matrahı, doğrudan dönemsel getiri tutarıdır. Bu işlemlerde de varsa ödenen komisyonlar veya BSMV tutarları matrahtan düşülebilmektedir. Ödünç işlemlerinde tevkifat uygulaması ise ödünç veren tarafın lehine kalan tutar üzerinden gerçekleştirilmektedir. Ödünç verme işlemi sırasında ödenen komisyonlar ve BSMV yine matrah tespitinde dikkate alınmaktadır. Ödünç işlemine konu olan menkul kıymetlerden elde edilen gelirlere ilişkin tevkifat, kazancı nihai olarak elde eden kişi veya kuruma ödemeyi gerçekleştiren piyasa üyesi banka veya aracı kurum tarafından yapılmaktadır. Bu noktada temettü telafi tazminatı kavramına değinmek gerekir. Ödünç alınan hisse senetlerine ilişkin bir temettü dağıtımı yapılması durumunda, ödünç alanın ödünç verene ödediği temettü kaybını telafi edici ödemeler, Geçici altmış yedinci madde kapsamında tevkifata tabidir. Temettü ödemelerinin kendisi normal şartlarda bu madde kapsamında olmasa da, ödünç veren lehine oluşan bu tazminat geliri tevkifat matrahına dahil edilmektedir. Yatırımcıların birden fazla banka veya aracı kurumla çalışması durumunda vergilendirme her bir kurum nezdinde ayrı ayrı yürütülmektedir. Her banka veya aracı kurum sadece kendi bünyesinde gerçekleştirilen işlemlerden elde edilen gelirler üzerinden tevkifat yapmakla yükümlüdür. Aynı kurum bünyesinde birden fazla hesap bulunması durumunda ise kural olarak tüm hesaplar tek bir hesap gibi değerlendirilir. Ancak müşterinin bu yönde bir talebi olması halinde hesaplar ayrı ayrı da değerlendirilebilmektedir. Müşterek hesaplar ise Geçici altmış yedinci maddenin uygulanmasında tek bir hesap olarak kabul edilir. Eğer bir yatırımcının aynı kurumda hem bireysel hem de müşterek hesabı varsa, bu hesaplar birbiriyle ilişkilendirilmeksizin matrah tespiti yapılmaktadır. Tevkifatın dönemi, beyanı ve ödenmesi süreçleri belirli bir takvime bağlanmıştır. Bankalar ve aracı kurumlar takvim yılının üçer aylık dönemleri itibarıyla tevkifat yapmaktadır. Bu dönemler Ocak ile Mart arası birinci dönem, Nisan ile Haziran arası ikinci dönem, Temmuz ile Eylül arası üçüncü dönem ve Ekim ile Aralık arası dördüncü dönem olarak belirlenmiştir. Tevkifat matrahı tespit edilirken işlem günündeki bilgiler esas alınmakla birlikte, tevkifat işlemi alım satıma ilişkin takas tarihinde gerçekleştirilmektedir. Tevkif edilen vergiler, ilgili dönemi izleyen ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar bağlı bulunulan vergi dairesine beyan edilmeli ve aynı süre içinde ödenmelidir. Bu yükümlülükler banka ve aracı kurumların genel müdürlükleri tarafından yerine getirilmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığına yapılacak bildirimler de bu sürecin operasyonel bir parçasıdır. Menkul kıymetlerin başka bir kişi adına nakledilmesi, sahibi tarafından fiziken teslim alınması veya teslim edilmesi durumlarında banka ve aracı kurumların bildirim yapma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu bildirimler üçer aylık dönemleri izleyen ayın sonuna kadar internet ortamında yapılmaktadır. Ancak mülkiyet devri öngören ve doğrudan tevkifata tabi tutulan aktarım işlemleri için ayrıca bir bildirim yapılmasına gerek duyulmamaktadır. Mülkiyetin devri sayılan haller dışında, bir sözleşmeye dayalı teminat gösterme veya ödünç işlemlerine konu olma durumları tevkifat gerektiren bir mülkiyet devri olarak kabul edilmemektedir. Banka ve aracı kurumların tevkifatsız olarak satın aldıkları menkul kıymetlerdeki vergilendirme usulü de sınavda karşınıza çıkabilecek teknik bir konudur. Bir kurum, Geçici altmış yedinci maddenin birinci fıkrası kapsamında tevkifata tabi tutulmaksızın bir menkul kıymet satın alırsa, satışı yapan adına satış bedeli ile alış bedeli arasındaki fark üzerinden yüzde on oranında vergi tevkifatı yapmak zorundadır. Eğer kıymet daha önce bir banka aracılığıyla alınmamışsa, alış bedeli yerine ihraç bedeli, ihraç bedeli çoklu fiyatlı ise ihalede oluşan en yüksek fiyat esas alınmaktadır. Bu kuralın istisnaları hisse senetleri, menkul kıymet yatırım fonu katılma belgeleri ve Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetlerdir. Örneğin bir yatırımcının elli beş bin Türk Lirası ihraç bedeliyle aldığı bir tahvili bankaya altmış üç bin Türk Lirası'ye satması durumunda, banka aradaki sekiz bin Türk Lirası'lik kazanç üzerinden yüzde on oranında tevkifat yapacaktır. Yabancı para cinsinden ihraç edilen menkul kıymetlerde matrah tespiti yapılırken kur farklarının yönetimi kritik bir öneme sahiptir. İşlem anında kullanılan bir kur varsa o kur, yoksa Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru esas alınmaktadır. Bu kural hem alış hem de satış işlemleri için geçerlidir. Aynı türden menkul kıymetlerin sınıflandırılmasında ise getirinin niteliği belirleyicidir. Sabit getirili ve değişken getirili olarak yapılan bu ayrımda, kıymetin dövize veya altına endeksli olması sınıflandırmayı değiştirmemektedir. Tahvil ve bonolar, faiz yapıları ne olursa olsun sabit getirili menkul kıymetler sınıfında değerlendirilmektedir. Yatırım fonu katılma belgeleri ise ayrı bir sınıf olarak ele alınmaktadır. İşlemlerde hata yapılması durumunda ise geriye dönük düzeltme yapılması ve gerekiyorsa Vergi Usul Kanunu hükümleri çerçevesinde düzeltme beyannamesi verilmesi mümkündür. Yatırım fonları ve ortaklıklarının vergilendirilmesi konusuna daha derinlemesine bakalım. Türkiye'de yerleşik yatırım fonları ve ortaklıklarının portföy işletmeciliği kazançları Kurumlar Vergisinden istisna edilmiştir. Geçici altmış yedinci madde uyarınca bu kurumların elde ettikleri gelirler üzerinden hesaplanan stopaj oranı yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Bu durum yatırım fonu ve ortaklıklarının vergi yükünü sıfıra indirmektedir. Ancak yatırımcılar düzeyinde vergileme devam etmektedir. Menkul kıymet yatırım fonu katılma belgelerinin fona iadesinden veya borsa yatırım fonu katılma belgelerinin satışından elde edilen gelirler yatırımcının hukuki statüsüne göre vergilendirilir. Tam mükellef sermaye şirketleri için bu oran yüzde sıfır iken, bireysel yatırımcılar için yüzde on olarak uygulanmaktadır. Sürekli olarak portföyünün en az yüzde elli bir'i Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinden oluşan yatırım fonlarının, bir yıldan fazla süreyle elde tutulan katılma belgelerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar üzerinden ise stopaj yapılmamaktadır. Dar mükellefiyete tabi yatırım fonlarının vergilendirilmesinde bir Ocak iki bin altı tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren dar mükellef fonların Türkiye'deki vergi statüsü değiştirilmiştir. Ancak otuz bir Aralık iki bin beş tarihinden önce ihraç edilen menkul kıymetler için eski hükümlerin uygulanmasına bu kıymetler itfa edilene kadar devam edilmektedir. bir Ocak iki bin altı'dan sonra ihraç edilen kıymetler ve alınan hisse senetleri için ise fon nezdinde tevkifat yapılmamakta, doğrudan müşteri adına işlem yapılmış kabul edilerek yatırımcı düzeyinde vergilendirme gerçekleştirilmektedir. Eğer bir fonun otuz bir Aralık iki bin beş itibarıyla portföyü tamamen boşalmışsa, o fon vergi uygulaması açısından tasfiye edilmiş sayılmaktadır. Yabancı fon kazançlarının vergilendirilmesi hususunda Kurumlar Vergisi Kanunu'nun beş/A maddesi önemli düzenlemeler içermektedir. Yabancı fonların Türkiye'deki portföy yöneticisi şirketler aracılığıyla elde ettikleri kazançlar, belirli şartların sağlanması halinde Türkiye'de bir iş yeri veya daimi temsilci oluşmuş sayılmadan vergilendirilmektedir. Bu şartlardan ilki, fon adına yapılan işlemlerin portföy yöneticisi şirketin mutat faaliyetleri arasında yer almasıdır. İkinci olarak, fon ile yönetici şirket arasındaki ilişkinin bağımsız kişiler arasındaki emsallere uygun bir ilişki olması gerekmektedir. Üçüncü şart, hizmet karşılığında emsallere uygun bir bedel alınması ve transfer fiyatlandırması raporunun Gelir İdaresi Başkanlığına süresinde sunulmasıdır. Dördüncü ve son şart ise portföy yöneticisi şirketin ve ilişkili kişilerin fon kazançları üzerindeki hak sahipliği oranının yüzde yirmi'yi aşmamasıdır. Bu şartlar sağlandığında yöneticinin fondaki pay sahipliğinden doğan kazançları kurumlar vergisinden müstesna tutulmaktadır. Ancak yönetim ücreti ve performans primi gibi ödemeler her halükarda vergiye tabidir. Ayrıca fonun katılımcıları arasında tam mükellef gerçek kişi veya kurumların payı yüzde beş'i geçerse, bu durumun bildirilmesi zorunludur. Menkul kıymet yatırım fonları ve ortaklıklarının portföy kazançları üzerindeki tevkifat oranları tarihsel süreçte değişiklik göstermiştir. iki bin altı yılındaki düzenlemelerle yüzde on beş'ten başlayan oranlar kademeli olarak yüzde on'a ve nihayetinde bir Ekim iki bin altı tarihinden itibaren yüzde sıfır'a indirilmiştir. Bu sıfır oranlı uygulama borsa yatırım fonları, konut finansman fonları ve varlık finansman fonlarını da kapsamaktadır. Ancak serbest döviz fonları için özel bir durum mevcuttur. üç Haziran iki bin yirmi tarihli düzenleme ile serbest döviz fonlarının portföy işletmeciliği kazançları üzerinden yüzde on beş oranında tevkifat yapılması kararlaştırılmıştır. Bu durum, döviz fonu yatırımcıları için hem fon bünyesinde yüzde on beş hem de gelir realize olduğunda yüzde on olmak üzere iki aşamalı bir vergi yükü anlamına gelebilmektedir. Emeklilik yatırım fonları ise Geçici altmış yedinci madde kapsamı dışında tutulmuş olup, bu fonların gelirleri üzerinden tevkifat yapılmamaktadır. Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetler, yani Eurobondlar, vergi uygulamasında devlet tahvili ve hazine bonosu gibi değerlendirilmektedir. Eurobondlardan elde edilen faiz gelirleri menkul sermaye iradı niteliğindedir ve tevkifat oranı yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Ancak bu gelirlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekebilmektedir. Tam mükellef gerçek kişiler için bir Ocak iki bin altı'dan sonra ihraç edilen Eurobondların faiz gelirleri, belirlenen beyan sınırını aşması halinde yıllık beyanname ile beyan edilmelidir. Eurobondlar döviz cinsinden ihraç edildiği için bu kıymetlerin itfası sırasında oluşan kur farkları irat sayılmamakta ve indirim oranı uygulaması yapılmamaktadır. Dar mükellef gerçek kişiler için ise Eurobond faiz gelirleri Türkiye'de tevkif suretiyle vergilendirilmiş kabul edildiği için, tutarı ne olursa olsun beyan edilmemektedir. Eurobondların elden çıkarılmasından sağlanan değer artış kazançları da vergiye tabidir. Bu kazanç hesaplanırken elden çıkarma karşılığında alınan yabancı paranın Türk Lirası karşılığından, alış bedelinin Türk Lirası karşılığı ve giderler düşülmektedir. Tam mükellef gerçek kişiler için bir Ocak iki bin altı'dan sonra ihraç edilen Eurobondlarda maliyet bedeli endekslemesi yapıldıktan sonra kalan kazanç tutarı ne olursa olsun beyan edilmek zorundadır. Endeksleme yapılabilmesi için artış oranının en az yüzde on olması şartı aranmaktadır; ancak iki bin altı öncesi ihraçlarda bu şart aranmaksızın endeksleme yapılabilmektedir. Dar mükellef gerçek kişiler ise Eurobond alım satım kazançlarını, işlemin Türkiye'de gerçekleşmesi durumunda münferit beyanname ile on beş gün içinde beyan etmekle yükümlüdürler. Bu teknik detaylar, sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesi konusundaki temel çerçeveyi oluşturmaktadır.

Bölüm 12 Premium

Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetlerin, bir diğer adıyla Eurobondların alım satımından elde edilen değer artış kazançlarının vergilendirilmesi hususunu tam ve dar mükellef gerçek kişiler açısından ayrıntılı olarak ele alacağız. Bu noktada ihraç tarihinin bir Ocak iki bin altı öncesi veya sonrası olması bazı farklılıklar doğurmaktadır. Tam mükellef gerçek kişiler özelinde, yirmi altı Temmuz iki bin bir tarihinden önce ihraç edilmiş Eurobondlardan bir değer artış kazancı elde edilmesi durumunda, Gelir Vergisi Kanunu nun Geçici elli dokuz uncu maddesinde yer alan istisna hükmü uygulanmamaktadır. Bu tür bir kazancın tespitinde öncelikle maliyet bedeli endekslemesi yapılması gerekmektedir. Endeksleme işlemi yapıldıktan sonra bulunan kazanç tutarından, Kanun un Mükerrer seksen inci maddesinde yer alan istisna tutarı düşülür ve kalan tutar ne olursa olsun beyan edilir. Kazancın tespitinde maliyet bedeli, menkul kıymetin elden çıkarıldığı ay hariç tutulmak üzere, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından belirlenen endekslerdeki artış oranında artırılarak güncellenir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, iki bin altı yılının Ocak ayından itibaren toptan eşya fiyat endeksi yani TEFE yerine, üretici fiyat endeksi olan ÜFE nin yayımlanmaya başlamış olmasıdır. Dolayısıyla bir Ocak iki bin altı tarihinden sonra yapılan endeksleme işlemlerinde ÜFE değerleri dikkate alınmaktadır. Vergi mevzuatımızda yapılan düzenlemelerle endeksleme yapılabilmesi için artış oranının yüzde on veya üzerinde olması şartı getirilmiş olsa da, bir Ocak iki bin altı tarihinden önce ihraç edilen Eurobondların elden çıkarılması durumunda bu yüzde on luk eşik aranmaz. Yani artış oranı yüzde on dan az olsa dahi maliyet endekslemesi yapılabilmektedir. bir Ocak iki bin altı tarihinden sonra ihraç edilen Eurobondlardan elde edilen alım satım kazançlarında ise Geçici elli dokuz uncu ve Mükerrer seksen inci maddelerdeki istisnalar uygulanmaz. Bu durumda da maliyet bedeli endekslemesi yapıldıktan sonra bulunan kazanç, tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname ile beyan edilmek zorundadır. Sınav hazırlık sürecinde bu tarihsel ayrımlar ve endeksleme şartları sıklıkla soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Dar mükellef gerçek kişilerin vergilendirilme rejimine geçtiğimizde, Gelir Vergisi Kanunu nun yedi nci maddesi uyarınca kazancı doğuran işlemin Türkiye de ifa edilmesi veya Türkiye de değerlendirilmesi, kazancın Türkiye de elde edildiği anlamına gelmektedir. Mevzuatımızda değerlendirme kavramı, ödemenin Türkiye de yapılması veya ödeme yurt dışında yapılmışsa Türkiye deki ödeyenin hesaplarına intikal ettirilmesi olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede, yurt dışında ihraç edilen Eurobondların Türkiye de yerleşik bir kuruluş nezdinde açılan hesaplar aracılığıyla alınıp satılması durumunda elde edilen kazançlar Türkiye de vergiye tabi tutulmaktaydı. Eski düzenlemede dar mükelleflerin bu kazançlarını, iktisap tarihinden itibaren on beş gün içinde münferit beyanname ile beyan etmeleri gerekmekteydi. Eğer mükellefin Türkiye de daimi temsilcisi varsa beyannameyi o verir, yoksa kazancı sağlayanlar tarhiyata muhatap tutulurdu. Ancak yedi Temmuz iki bin altı tarihinde yürürlüğe giren beş bin beş yüz yirmi yedi sayılı Kanun ile bu durum köklü bir değişikliğe uğramıştır. Güncel düzenlemeye göre, dar mükellef gerçek kişi veya kurumlarca Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetlerden sağlanan kazanç ve iratlar için münferit veya özel beyanname verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu kural, söz konusu kıymetlerin ihraç tarihine bakılmaksızın uygulanmaktadır. Dolayısıyla dar mükelleflerin Eurobond alım satım kazançları artık beyan konusu yapılmamaktadır. Bu noktada Türkiye de yerleşik kurumların, yabancı gerçek kişi veya kurumlara kazanç sağlayan kişi sıfatıyla tarhiyata muhatap tutulması riski de ortadan kaldırılmıştır. Sınavda dar mükelleflerin Eurobond kazançları için beyanname verip vermeyeceği sorulduğunda, bu muafiyetin ihraç tarihinden bağımsız olarak geçerli olduğunu hatırlamanız önem arz etmektedir. Konuyla ilgili özellik arz eden bazı hususlara da değinmek gerekir. Tam mükellefiyete tabi olanların yurt dışında elde ettikleri kazançlar üzerinden o ülkede ödedikleri vergiler, Gelir Vergisi Kanunu nun yüz yirmi üç üncü maddesi çerçevesinde Türkiye de hesaplanan vergiden mahsup edilebilmektedir. Ayrıca dar mükellefler için yapılacak vergilendirmede Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları hükümleri de mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer bu menkul kıymetler bir ticari işletme tarafından elde tutuluyorsa, elde edilen faiz ve değer artış kazançları için ticari kazanç hükümleri uygulanacaktır. Bu ayrım, gelirin niteliğinin belirlenmesi açısından kritiktir. Şimdi darphane sertifikaları üzerinden elde edilen kazançların vergilendirilmesini inceleyelim. iki bin yirmi iki yılında Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan düzenleme ile fiziki teslimatı mümkün olan, altın ve gümüşü temsil eden darphane sertifikaları bir sermaye piyasası aracı olarak tanımlanmıştır. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü ne beş bin kg miktarında ve sıfır virgül dokuz yüz doksan beş saflıkta altın için sertifika ihraç etme yetkisi verilmiştir. Bu sertifikaların her biri sıfır virgül bir gram altını temsil etmekte ve vadesiz olarak ihraç edilmektedir. Vergilendirme açısından ise on beş Eylül iki bin yirmi iki tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile bu sertifikalar Gelir Vergisi Kanunu nun Geçici altmış yedi nci maddesi kapsamına alınmıştır. Yapılan düzenleme ile darphane sertifikalarından elde edilen kazançlar için stopaj oranı yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Aynı zamanda bu kazançların ihtiyari beyanname ile beyan edilmesi durumunda da yüzde sıfır oranında vergi hesaplanacağı hükme bağlanmıştır. Bu düşük vergi oranı, altına dayalı tasarrufların ekonomiye kazandırılması amacını taşımaktadır. Gelir Vergisi Kanunu nun Geçici altmış yedi nci maddesi kapsamındaki genel vergileme rejimine daha yakından bakacak olursak, bu madde menkul kıymetlerin elden çıkarılması ve elde tutulması sürecindeki tüm gelirleri kapsamaktadır. Bankalar ve aracı kurumlar, aracılık ettikleri işlemlerden doğan kazançlar üzerinden tevkifat yapmakla sorumlu tutulmuşlardır. Tevkifat sorumluluğu; alım satım bedelleri arasındaki fark, alış ve itfa bedeli arasındaki fark, dönemsel getiriler ve ödünç işlemlerinden sağlanan getiriler üzerinden doğmaktadır. Tevkifat yapmakla sorumlu olan kurumlar Türkiye de faaliyette bulunan bankalar ve aracı kurumlardır. Ancak bu kurumların sorumluluğu kendilerine gelen bilgi ve belgelerle sınırlıdır. Kurumların kendi portföylerindeki işlemler tevkifat kapsamında değildir; tevkifat sadece müşterilere sağlanan kazançlar için geçerlidir. Saklamacı kuruluşların tevkifat sorumluluğu da bu noktada önemli bir alt başlıktır. Yatırımcılar Takasbank veya Merkezi Kayıt Kuruluşu dışındaki saklamacı kuruluşlardan hizmet alıyorlarsa, tevkifat sorumluluğu bu saklama hizmetini veren kuruluşlara aittir. İşlemi gerçekleştiren aracı kurum, maliyet ve fiyat bilgilerini aynı gün saklamacı kuruluşa bildirmek zorundadır. Saklamacı kuruluşlar kazancı tespit ederken ilk giren ilk çıkar yani FIFO yöntemini veya gün içi işlemlerde ağırlıklı ortalama fiyat bilgisini kullanırlar. Tezgah üstü işlemlerde ise mülkiyet devri içeren her türlü virman işlemi alım satım olarak kabul edilir. Eğer bir fiyat bildirilmemişse, Borsa İstanbul da oluşan ağırlıklı ortalama fiyatlar esas alınarak tevkifat matrahı hesaplanır. Yurt dışı piyasalarda işlem gören ADR veya GDR gibi araçların yurda getirilmesi veya yurt dışına gönderilmesi süreçlerinde de benzer değerleme esasları uygulanmaktadır. Tevkif edilen vergilerin beyan ve ödeme süreleri sınavda sıklıkla sorulan teknik detaylar arasındadır. Genel kural olarak, üçer aylık dönemler itibarıyla yapılan tevkifatlar, izleyen ayın yirmi altı ncı günü akşamına kadar beyan edilip ödenir. Ancak yurt dışında yerleşik yabancı yatırımcılar için özel bir durum söz konusudur. Saklama hizmeti veren kuruluşlar, yabancı yatırımcılar adına yaptıkları tevkifatları, yılın ilk üç aylık dönemine mahsus olmak üzere Haziran ayının yirmi altı ncı günü akşamına kadar beyan edip ödeyebilirler. Tevkifat uygulamasında gelir sahibinin gerçek veya tüzel kişi olması ya da vergiden muaf olup olmaması kural olarak sonucu değiştirmez; ancak bazı istisnalar mevcuttur. Örneğin borsa yatırım fonları dışındaki yatırım fonlarının katılma belgelerinin iadesinden elde edilen gelirler, hisse senedi kar payları ve bir Ocak iki bin altı tarihinden önce iktisap edilen menkul kıymetlerden elde edilen gelirler tevkifat kapsamı dışındadır. Tevkifat matrahının tespitinde temel kural, alış bedeli ile satış bedeli arasındaki farkın bulunmasıdır. Bu hesaplama yapılırken ödenen komisyonlar ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi yani BSMV matrahtan indirilebilir. Eğer ödenen komisyonların bir kısmı sonradan iade edilirse, bu iade tutarları iadenin gerçekleştiği dönemin matrahına eklenir. Aynı menkul kıymetten farklı tarihlerde alım yapılmışsa, maliyetin belirlenmesinde FIFO yöntemi esastır. Örneğin Bay A nın farklı tarihlerde aldığı hisse senetlerinin bir kısmını satması durumunda, satılan senetlerin maliyeti en eski tarihli alımlardan başlanarak hesaplanır. Açığa satış işlemlerinde ise elden çıkarma tarihinden sonra yapılan ilk alım işlemi maliyet olarak dikkate alınır. Sermaye artırımları dolayısıyla sahip olunan hisse senetlerinde alış tarihi ve bedelinin tespiti karmaşık görünebilen ancak belirli formüllere dayanan bir konudur. Bedelsiz sermaye artırımında, yeni alınan hisselerin alış tarihi olarak eski hisselerin alış tarihi esas alınır. Alış bedeli ise, eski hisselerin toplam maliyetinin, artırım sonrası toplam hisse sayısına bölünmesiyle bulunur. Kar yedekleri kullanılarak yapılan artırımlarda ise yeni hisselerin itibari değerleri de maliyete eklenir. Bedelli sermaye artırımında rüçhan hakkı kullanılıyorsa, eski maliyet ile yeni ödenen bedelin toplamı toplam hisse sayısına bölünür. Rüçhan hakkı kuponlarının hisse senedinden bağımsız olarak satılması durumunda ise kupon maliyeti özel bir formülle hesaplanır. Bu formül; mevcut hisselerin alış bedeli ile rüçhan hakkı kullanma maliyetinin toplamının, toplam hisse sayısına bölünmesiyle bulunan tutardan rüçhan hakkı kullanma fiyatının çıkarılması ve sonucun sermaye artırım oranıyla çarpılması şeklindedir. Kuponlu tahvillerde matrah hesaplanırken temiz fiyat ve işlemiş faiz ayrımına dikkat edilmelidir. Kirli fiyattan işlemiş faiz çıkarılarak temiz fiyat bulunur. Eğer temiz fiyat nominal bedelin altındaysa, itfa sırasında anapara ile temiz fiyat arasındaki fark da kazanca dahil edilir. Eğer temiz fiyat nominal bedelin üzerindeyse, bu fazla kısım kalan kupon dönemlerine bölünerek her bir kupon faizinden indirilir. Döviz cinsinden ihraç edilen menkul kıymetlerde ise kur farkı matraha dahil edilmez. Kazanç yabancı para cinsinden hesaplanır ve işlem tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek vergilendirilir. Bu kural, yatırımcıların sadece kur artışından dolayı vergi ödemesini engellemektedir. Son olarak vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerine değinelim. Bu sözleşmeler Geçici altmış yedi nci madde uygulamasında diğer sermaye piyasası aracı olarak kabul edilir. Sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla, piyasa fiyatı ile işlem fiyatı arasındaki fark üzerinden yüzde on beş oranında tevkifat yapılır. Eğer sözleşme zararla sonuçlanmışsa, bu zarar takvim yılı aşılmamak kaydıyla aynı türden kazançlardan mahsup edilebilir. Forward, opsiyon ve swap işlemlerinde kâr veya zararın tespiti, sözleşmeye baz alınan kıymetin vadedeki değeri ile sözleşme fiyatı arasındaki ilişkiye göre belirlenir. Swap işlemlerinde faiz değişim tarihlerindeki farklar üzerinden tevkifat yapılırken, önceki dönemlerde oluşan zararların mahsup edilmesi mümkündür. Bankalar ve benzeri finans kurumlarının kendi aralarında yaptıkları türev işlemler ise tevkifat kapsamı dışındadır. Bu teknik detaylar, sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesindeki temel çerçeveyi oluşturmaktadır.

Bölüm 13 Premium

Opsiyon sözleşmelerinde vergilendirme süreçlerini ve tevkifat matrahının belirlenmesini teknik detaylarıyla inceleyerek dersimize devam edelim. Opsiyon sözleşmelerinde ödenen opsiyon primi, sözleşme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmektedir. Bu işlemden kaynaklanan bir zarar söz konusu olduğunda, bu zararın takvim yılı aşılmamak kaydıyla izleyen dönemlerde oluşan aynı türden kazançlardan mahsup edilmesi mümkündür. Bir örnek üzerinden hesaplama yöntemini detaylandıralım. yirmi bin Amerikan Doları tutarındaki bir opsiyon priminin, bir virgül üç yüz kırk olan sözleşme tarihindeki kur üzerinden değeri yirmi altı bin sekiz yüz Türk Lirası olarak hesaplanmaktadır. Vadedeki spot kurun bir virgül dört bin üç yüz olan işlem fiyatı yerine bir virgül dört bin sekiz yüz olarak gerçekleşmesi durumunda, opsiyon hakkını kullanan taraf lehine bir avantaj oluşmaktadır. Bu durumda tevkifat matrahı, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değeri ile işlem fiyatına göre oluşan değeri arasındaki farktan opsiyon priminin düşülmesiyle bulunur. Somutlaştırmak gerekirse, iki milyon Amerikan Doları tutarındaki bir işlemde, bir virgül dört bin sekiz yüz piyasa fiyatı ile bir virgül dört bin üç yüz işlem fiyatı arasındaki fark olan yüz bin Türk Lirasından yirmi altı bin sekiz yüz Türk Lirası tutarındaki opsiyon primi çıkarıldığında, yetmiş üç bin iki yüz Türk Lirası tutarında bir tevkifat matrahına ulaşılmaktadır. Sınav sorularında matrah hesaplanırken opsiyon priminin maliyet unsuru olarak dikkate alınması gerektiğini unutmamak önem arz etmektedir. Opsiyon sözleşmelerinde bankanın dezavantajlı duruma düşmesi ve opsiyon hakkını kullanmaması senaryosunu da ele alalım. Örneğin, bir milyon Amerikan Doları tutarında, üç ay vadeli ve bir virgül üç bin sekiz yüz opsiyon kuru ile düzenlenen bir sözleşmede, vadedeki spot kurun bir virgül üç bin beş yüz olması durumunda banka opsiyon hakkını kullanmayacaktır. Bu durumda, opsiyonu satan tarafın elde etmiş olduğu on bin Amerikan Doları tutarındaki opsiyon primi, sözleşmeden doğan nihai kazanç olarak değerlendirilir. Bu kazanç, Gelir Vergisi Kanunu Geçici altmış yedinci maddesi uyarınca tevkifata tabidir. bir virgül üç yüz kırk spot kur üzerinden hesaplandığında on üç bin dört yüz Türk Lirası tutarındaki opsiyon primi, doğrudan tevkifat matrahını oluşturmaktadır. Swap işlemlerinde tevkifat uygulamasına geçecek olursak, burada değişken ve sabit faiz ödemeleri arasındaki farklar üzerinden bir vergilendirme mantığı yürütülmektedir. on beş Ocak iki bin altı tarihinde düzenlenen on milyon Amerikan Doları tutarındaki, bir yıl vadeli ve üç ayda bir faiz ödemeli bir swap sözleşmesini inceleyelim. Bu sözleşmede sabit faiz oranı yuzde beş, değişken faiz ise Amerikan Doları Libor oranı olarak belirlenmiştir. Faiz değişim tarihlerinde Libor oranlarının yuzde beş virgül elli, yuzde dört virgül yetmiş beş, yuzde beş virgül yirmi beş ve yuzde altı virgül sıfır olarak gerçekleştiği varsayıldığında, her dönem için ayrı bir değerlendirme yapılmaktadır. on beş Nisan iki bin altı tarihindeki ilk dönemde, değişken faizin sabit faizden yüksek olması nedeniyle müşteri lehine oluşan on iki bin beş yüz Amerikan Doları fark, işlem tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek yuzde on beş oranında tevkifata tabi tutulur. Ancak on beş Temmuz iki bin altı tarihindeki ikinci dönemde Libor oranının yuzde dört virgül yetmiş beş'e düşmesiyle müşteri altı bin iki yüz elli Amerikan Doları zarar etmiştir. Bu durumda herhangi bir tevkifat yapılmaz. on beş Ekim iki bin altı tarihindeki üçüncü dönemde ise müşteri altı bin iki yüz elli Amerikan Doları kâr elde etmiştir. Bu noktada kritik kural devreye girer: Önceki üç aylık dönemde aynı tür işlemden oluşan zarar, bu dönemdeki kârdan mahsup edilir. Dolayısıyla bu dönemde de tevkifat yapılmayacaktır. Son dönem olan on beş Ocak iki bin yedi tarihinde ise Libor oranının yuzde altı virgül sıfır olmasıyla oluşan yirmi beş bin Amerikan Doları tutarındaki avantaj, işlem tarihindeki kur üzerinden tevkifata konu edilecektir. Bu örneklerde geçen spot kur ifadesinin, işleme taraf olan bankanın işlem anındaki kurunu, bu yoksa Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası döviz alış kurunu ifade ettiği sınav hazırlığında bilinmelidir. Alım satım işlemlerinin bir kısmının zararla sonuçlanması durumunda uygulanacak konsolidasyon kurallarını detaylandırmak gerekir. Gelir Vergisi Kanunu Geçici altmış yedinci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, üç aylık bir dönem içerisinde aynı türden menkul kıymet veya sermaye piyasası aracı ile ilgili birden fazla işlem yapılması halinde, bu işlemlerin tamamı tek bir işlem olarak kabul edilir. Tevkifat, bu işlemlerin konsolide edilmesi sonucunda ortaya çıkan net kazanç üzerinden hesaplanır. Eğer dönem içinde tevkif suretiyle kesilen vergi, net kazanç üzerinden hesaplanması gereken vergiden fazlaysa, aradaki fark müşterinin hesabına iade edilir. Üç aylık dönemin toplamda zararla kapanması halinde ise bu zarar, takvim yılı aşılmamak kaydıyla izleyen üç aylık dönemlere devredilebilir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, takvim yılının son üç aylık döneminde oluşan zararın bir sonraki yıla aktarılmasının mümkün olmadığıdır. Zarar mahsubunda kullanılan menkul kıymet sınıflandırması üç ana grupta toplanmaktadır. Birinci grup sabit getirili menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarını, ikinci grup değişken getirili menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarını, üçüncü grup ise vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerini kapsamaktadır. Menkul kıymetlerle ilişkilendirilen vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinde sınıflandırma, dayanak varlığın dahil olduğu gruba göre yapılırken, herhangi bir menkul kıymete bağlı olmayan işlemler doğrudan üçüncü grupta değerlendirilir. Bu gruplandırma kuralı sınavda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, bir yatırımcının aynı üç aylık dönemde hisse senedi işlemlerinden kâr, hazine bonosu işlemlerinden ise zarar ettiğini varsayalım. Hisse senetleri değişken getirili, hazine bonoları ise sabit getirili menkul kıymetler grubunda yer aldığı için, bu iki farklı tür arasındaki zararın birbirine mahsup edilmesi yasal olarak mümkün değildir. Zarar mahsubu ancak aynı grup içindeki kıymetler arasında yapılabilir. İhtiyari beyan konusuna değinecek olursak, Geçici altmış yedinci madde kapsamında tevkifata tabi tutulan ancak yıllık beyanname ile beyan edilmeyeceği belirtilen alım satım kazançları için, mükellefler dilerlerse takvim yılı itibarıyla yıllık beyanname verebilirler. Bu beyan sadece alım satım kazançlarına ilişkindir; faiz ve itfa gelirlerinin bu kapsamda beyan edilmesi söz konusu değildir. Beyan edilen bu gelirlere genel artan oranlı vergi tarifesi yerine yuzde on beş oranında sabit bir vergi oranı uygulanır. Yıl içinde tevkif yoluyla ödenen vergiler, beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilir. Eğer mahsup edilemeyen bir tutar kalırsa, bu tutar genel hükümler çerçevesinde iade edilir. Ancak beyan yoluyla mahsup edilemeyen zararların başka gelir unsurlarından indirilmesi veya ertesi yıla devredilmesi mümkün değildir. Menkul kıymetlerin bir kurumdan diğerine transferi, yani virman işlemleri sırasında uyulması gereken kurallar da oldukça nettir. Virman işlemini gerçekleştiren banka veya aracı kurum, kıymetin alış bedelini ve alış tarihini, naklin yapılacağı kuruma bildirmekle yükümlüdür. Bildirilen bu alış bedeline komisyon tutarları da dahil edilmelidir. Kuponlu menkul kıymetlerde ise kirli alış fiyatı bildirilir. Naklin yapıldığı kurum, tevkifat matrahını tespit ederken kendisine bildirilen bu tarih ve bedeli esas almak zorundadır. bir Ocak iki bin altı tarihinden önce ihraç edilen veya iktisap edilen kıymetlerde ise sadece bu durumun belirtilmesi yeterli kabul edilmektedir. Fiziki teslimat durumlarında ise, gerçek veya tüzel kişilerin ellerinde bulundurdukları kıymetleri bir bankaya teslim etmeleri halinde, alış bedeli ve tarihi olarak kişinin beyanı esas alınır. Ancak bu beyanın aracı kurum giriş çıkış fişi, işlem sonuç formu veya ihraççı kuruluş belgeleri gibi tevsik edici belgelerle desteklenmesi şarttır. İtfa işlemlerinde tevkifat matrahı, alış bedeli ile itfa bedeli arasındaki farktır. Bu hesaplamada ödenen komisyonlar ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi matrahtan indirilebilirken, bunlar dışındaki giderlerin dikkate alınması mümkün değildir. Dönemsel getirilerde ise matrah, doğrudan getiri tutarıdır. Ödünç işlemlerinde ise tevkifat, ödünç veren tarafın lehine kalan tutar üzerinden, ödemeyi gerçekleştiren piyasa üyesi kurum tarafından yapılır. Birden fazla banka veya aracı kurumla çalışılması durumunda, her kurum sadece kendi bünyesinde gerçekleşen işlemlerden sorumludur ve tevkifatı buna göre yapar. Aynı kurum bünyesinde birden fazla hesap bulunması halinde ise bu hesaplar kural olarak tek bir hesap gibi değerlendirilir, ancak müşterinin talebi doğrultusunda ayrı ayrı değerlendirme yapılması da mümkündür. Müşterek hesaplar ise tek bir hesap kabul edilir ve kişinin aynı kurumdaki bireysel hesaplarıyla ilişkilendirilmez. Tevkifat oranı Geçici altmış yedinci madde kapsamında yuzde on beş olarak uygulanmaktadır. Tevkifat dönemleri takvim yılının üçer aylık periyotlarıdır ve vergi, takas tarihinde kesilir. Beyan ve ödeme süreci ise oldukça kritiktir: Tevkif edilen vergiler, dönemi izleyen ayın yirminci günü akşamına kadar beyan edilmeli ve yirmi altıncı günü akşamına kadar ödenmelidir. Hazine ve Maliye Bakanlığına yapılacak bildirimler hususunda, banka ve aracı kurumların belirli işlemleri raporlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bir kıymetin başka bir kişi adına nakledilmesi, fiziken teslim alınması veya teslim edilmesi durumlarında bu bildirimlerin üçer aylık dönemleri izleyen ayın sonuna kadar yapılması gerekir. Ancak mülkiyet devri içeren ve zaten tevkifata tabi tutulan işlemler için ayrıca bir bildirim yapılmasına gerek yoktur. Gelir Vergisi Kanunu yetmiş beşinci maddesinin beşinci bendinde yer alan menkul sermaye iratları üzerinden yapılacak tevkifatta, eğer ödeme banka veya aracı kurum aracılığıyla yapılmıyorsa, ödemeyi yapanlar tarafından yuzde on beş oranında tevkifat gerçekleştirilir. Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetlerden sağlanan gelirler ise bu kapsamdaki tevkifattan istisnadır. Banka ve aracı kurumların, tevkifata tabi tutulmamış bir menkul kıymeti satın almaları durumunda, satıcı adına satış bedeli ile alış bedeli arasındaki fark üzerinden yuzde on beş oranında vergi kesintisi yapmaları zorunludur. Eğer kıymet daha önce bir aracı kurumdan alınmamışsa, alış bedeli yerine ihraç bedeli esas alınır. Çoklu fiyatlı ihalelerde ise en yüksek fiyat baz alınır. Hisse senetleri ve borsa yatırım fonları hariç yatırım fonu katılma belgeleri bu kuralın dışındadır. Mevduat faizleri ve repo gelirleri de yuzde on beş oranında tevkifata tabidir. Bu kapsamda mevduat faizleri, katılım bankalarınca ödenen kâr payları ve repo kazançları üzerinden ödemeyi yapan kurumlarca vergi kesintisi yapılır. Borsa yatırım fonları ve emeklilik yatırım fonlarının elde ettiği kazançlar ise bu tevkifattan muaf tutulmuştur. Gerçek kişilerin ticari faaliyet kapsamında olmayan finansal gelirleri için Geçici altmış yedinci madde kapsamında yapılan tevkifat nihai vergileme niteliğindedir. Bu kişiler, tutarı ne olursa olsun bu gelirleri için yıllık beyanname vermezler. Ancak bu gelirler ticari bir faaliyet çerçevesinde elde ediliyorsa, ticari kazancın tespitinde dikkate alınır ve ödenen tevkifatlar hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Kurumlar vergisi mükellefleri için de benzer bir durum söz konusudur; tevkif edilen vergiler beyanname üzerinden mahsup edilir. Dar mükellef kurumların ise Türkiye'deki iş yerlerine atfedilmeyen veya daimi temsilcileri aracılığıyla elde edilip tamamı tevkifata tabi tutulmuş kazançları için yıllık beyanname verilmez ve tevkifat nihai vergi olur. Menkul Kıymet Yatırım Fonları ve Ortaklıklarının vergilendirilmesinde, portföy kazançları üzerinden yuzde on beş oranında tevkifat yapılması esastır. Ancak bir Ocak iki bin altı tarihinden önce iktisap edilen kıymetler için farklı oranlar uygulanabilmektedir. Eğer portföyün en az yuzde yirmi beş'i hisse senetlerinden oluşuyorsa yuzde sıfır, aksi durumda yuzde on oranında tevkifat söz konusu olabilmektedir. Dar mükellefiyete tabi yatırım fonlarında ise otuz bir Aralık iki bin beş tarihinden sonra fon statüsü sona ermiş olsa da, bu tarihten önce portföyde bulunan kıymetler için eski hükümlerin uygulanmasına devam edilmektedir. bir Ocak iki bin altı tarihinden önce ihraç edilen devlet tahvili ve hazine bonolarından elde edilen gelirler, Geçici altmış yedinci madde kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu kıymetlerin vergilendirilmesinde otuz bir Aralık iki bin beş tarihindeki eski hükümler geçerlidir ve bu durum kıymetin itfasına kadar devam eder. Son olarak, Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarının uygulanabilmesi için dar mükellef gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye'den vergi kimlik numarası almaları zorunludur. Bu işlem için pasaport örneği veya kuruluş belgesi gibi resmi evrakların yetkili makamlarca onaylı Türkçe tercümelerinin ibraz edilmesi gerekmektedir. Bu prosedür, uluslararası yatırımcıların anlaşma hükümlerinden yararlanarak vergi avantajı elde edebilmeleri için temel bir şarttır.

Bölüm 14 Premium

Gelir Vergisi Kanunu'nun Geçici altmış yedi nci maddesi çerçevesinde menkul kıymetlerin vergilendirilmesi rejimini incelemeye devam ediyoruz. Bu bölümde özellikle bir Ocak iki bin altı tarihi öncesinde ihraç edilmiş veya iktisap edilmiş olan kıymetlerin vergilendirilme usullerini, dar mükelleflerin çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları karşısındaki durumlarını ve farklı yatırım araçları bazında güncel stopaj oranlarını ele alacağız. Sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesinde bir Ocak iki bin altı tarihi milat olarak kabul edilmektedir. Bu tarihten önce ihraç edilmiş olan devlet tahvili ve hazine bonolarından elde edilen gelirler için Geçici altmış yedi nci madde hükümleri uygulanmamaktadır. Bu durumun pratik yansımasını bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse, yedi Temmuz iki bin dört tarihinde ihraç edilen bir devlet tahvilini on Ocak iki bin beş tarihinde iktisap eden bir yatırımcı, bu tahvilleri iki Haziran iki bin altı tarihinde elden çıkardığında veya itfa tarihine kadar bekleyip faiz geliri elde ettiğinde, elde edilen kazanç otuz bir Aralık iki bin beş tarihinde geçerli olan eski hükümlere göre vergilendirilir. Dolayısıyla bu tür gelirler üzerinden bankalar veya aracı kurumlar tarafından Geçici altmış yedi nci madde kapsamında herhangi bir tevkifat yapılmaz. Benzer şekilde, ihraç tarihi bir Ocak iki bin altı öncesi olan bir kıymetin iktisap tarihinin bir Ocak iki bin altı sonrası olması da durumu değiştirmemektedir. İhraç tarihi eski olan kıymetlerin alım satım kazançları ve faiz gelirleri her halükarda eski hükümlere tabidir. Menkul kıymetlerin iktisap tarihi de vergilendirme rejiminin belirlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Geçici altmış yedi nci maddenin on numaralı fıkrası uyarınca, bir Ocak iki bin altı tarihinden önce iktisap edilmiş olan menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından veya elde tutulma sürecinde elde edilen gelirler için bankalar veya aracı kurumlarca tevkifat yapılmamaktadır. Bu gelirlerin vergilendirilmesinde otuz bir Aralık iki bin beş tarihi itibarıyla geçerli olan hükümler esas alınır. Dar mükellef kurumlar açısından bu tür gelirlerin özel beyanname ile beyan edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Örneğin, bir yatırımcının yirmi altı Aralık iki bin beş tarihinde satın aldığı bir hisse senedini on yedi Şubat iki bin altı tarihinde elden çıkararak elde ettiği değer artış kazancı veya aynı dönemde iktisap ettiği hisse senetlerinden elde ettiği kar payları, Geçici altmış yedi nci madde kapsamı dışında kalmaktadır. Bu gelirler için tevkifat yapılmaz ve vergilendirme eski mevzuat çerçevesinde sonuçlandırılır. Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmalarının uygulanması konusu, özellikle dar mükellef yatırımcılar için büyük önem taşımaktadır. Geçici altmış yedi nci madde kapsamındaki tevkifat uygulamalarında, geliri elde eden kişinin mukim olduğu ülke ile Türkiye arasında yürürlükte olan bir anlaşma varsa, bu anlaşma hükümleri öncelikli olarak dikkate alınır. Dar mükellef gerçek veya tüzel kişilerin bu anlaşma hükümlerinden yararlanabilmeleri ve Türkiye'deki finansal araçlara yatırım yapabilmeleri için öncelikle bir vergi kimlik numarası almaları şarttır. Vergi kimlik numarası alımı için dar mükellef gerçek kişilerin pasaportlarının noter onaylı örneğini veya aslı ile birlikte fotokopisini vergi dairesine sunmaları gerekir. Dar mükellef kurumlar ise kendi ülkelerinde geçerli olan kuruluş belgelerinin Türkiye temsilciliğince onaylı Türkçe örneğini veya tercüme bürolarınca onaylanmış tercümesini ibraz etmelidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları için ise sadece nüfus cüzdanı ibrazı yeterli görülmektedir. Bankalar ve aracı kurumlar, dar mükellef müşterileri adına toplu olarak vergi kimlik numarası alabilmektedir. Bunun için gerekli belgelerin Yabancılar İçin Vergi Kimlik Numarası Talep Formu ekinde İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Boğaziçi Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne iletilmesi gerekmektedir. Anlaşma hükümlerinden yararlanarak düşük oranlı tevkifat veya muafiyet talep edenlerin, ilgili ülke makamlarından aldıkları mukimlik belgesinin aslını ve tercümesini ibraz etmeleri zorunludur. Mukimlik belgesi bir takvim yılı için geçerli olup, izleyen yılın dördüncü ayına kadar geçerliliğini korur ve her yıl yenilenmesi gerekir. Tevkifat uygulamasından önce mukimlik belgesinin sunulmaması durumunda genel oran olan yüzde on beş üzerinden tevkifat yapılır. Ancak belgenin sonradan ibraz edilmesi halinde, yersiz olarak alınan vergilerin iadesi mümkündür. İade işlemleri vergi dairesi tarafından, gelir sahibine ödenmek üzere ilgili banka veya aracı kurum adına gerçekleştirilir. Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu süreçte gerçek hak sahipliğinin ispatına yönelik ek belgeler talep etme yetkisine sahiptir. Dar mükellef gerçek kişi ve kurumların vergilendirilmesinde Geçici altmış yedi nci maddenin bir numaralı fıkrası uyarınca uygulanan tevkifat oranı, yedi Temmuz iki bin altı tarihinden itibaren elde edilen kazanç ve iratlar için yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Bu düzenleme, yabancı yatırımcıların Türkiye sermaye piyasalarına katılımını teşvik edici bir mahiyet taşımaktadır. Ancak bazı gelir türleri Geçici altmış yedi nci maddenin bir numaralı fıkrasındaki tevkifat kapsamı dışında tutulmuştur. Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetlerin, yani Eurobondların alım satımı, itfası ve dönemsel getirileri tevkifat kapsamı dışındadır. Ayrıca hisse senedi kar payları, tam mükellef kurumlara ait olup Borsa İstanbul'da işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar da bu kapsamda değerlendirilmez. Yatırım fonları açısından da özel bir istisna rejimi mevcuttur. Sürekli olarak portföyünün en az yüzde elli bir'i Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinden oluşan yatırım fonlarının, bir yıldan fazla süreyle elde tutulan katılma belgelerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler üzerinden tevkifat yapılmamaktadır. Bu istisnanın temel amacı uzun vadeli hisse senedi yatırımlarını teşvik etmektir. Değişken fonlarda ise Takasbank tarafından günlük olarak açıklanan portföy sınırlamalarının ihlal edilmesi durumunda, ihlali takip eden günden itibaren tevkifat uygulamasına başlanır. Kar payı gelirlerinin bu kapsamda istisna edilmesinin nedeni ise, bu gelirlerin başka maddeler uyarınca zaten stopaja tabi olması ve mükerrer vergilendirmenin önüne geçilmesidir. Sermaye Piyasası Kanunu'na göre kurulan menkul kıymet yatırım fonları ve ortaklıklarının kurumlar vergisinden istisna edilmiş portföy kazançları üzerinden yapılacak tevkifat uygulamasına; borsa yatırım fonları, konut finansman fonları, varlık finansman fonları ve serbest döviz fonları da dahil edilmiştir. Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinde ise tam mükellef kurumlar ile Türkiye'de işyeri bulunan dar mükellef kurumların kendi aralarında yaptıkları işlemlerden doğan kazançlar için tevkifat yapılmaması uygulaması sürekli hale getirilmiştir. iki bin altı yılında Türkiye'deki vadeli işlem borsalarında yapılan işlemler için tevkifat oranı yüzde sıfır olarak uygulanmış, sonraki yıllarda ise ilgili Bakanlar Kurulu Kararları çerçevesinde vergilendirme devam etmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanı, Geçici altmış yedi nci maddedeki tevkifat oranlarını her bir kazanç türü ve yatırımcı grubu bazında yüzde sıfır'a kadar indirmeye veya yüzde on beş'e kadar artırmaya yetkilidir. Şimdi tam mükellef kurumlar tarafından elde edilen menkul kıymet gelirlerinin iki bin yirmi beş yılındaki beyan ve vergilendirme esaslarını detaylandıralım. bir Ocak iki bin altı tarihinden önce iktisap edilmiş hisse senetlerinin alım satım kazançları stopaja tabi değildir ancak kurumlar vergisine tabidir. Kurumlar vergisi oranı iki bin yirmi bir yılı için yüzde yirmi beş, iki bin yirmi iki yılı için yüzde yirmi üç, iki bin yirmi üç ve iki bin yirmi dört yılları için ise yüzde yirmi beş olarak uygulanmaktadır. Eğer Kurumlar Vergisi Kanunu'ndaki istisna şartları, yani en az iki tam yıl aktifte bulundurma gibi şartlar yerine getirilirse, kazancın yüzde elli'si vergiden istisna tutulabilir. bir Ocak iki bin altı sonrası iktisap edilen ve Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinde ise durum farklıdır. Menkul kıymet yatırım ortaklığı hisse senetlerinden elde edilen kazançlar sermaye şirketleri için yüzde sıfır, diğer kurumsal yatırımcılar için yüzde on oranında stopaja tabidir. Diğer hisse senetlerinde stopaj oranı yüzde sıfır'dır. Bir yıldan fazla süreyle elde tutulan menkul kıymet yatırım ortaklığı hisse senetleri ise stopaja tabi tutulmaz. Ödenen stopajlar, hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilir. Hisse senedi temettü gelirleri kurumlar için stopaja tabi değildir. Tam mükellef kurumlardan elde edilen temettüler kurumlar vergisinden istisnadır. Ancak girişim sermayesi yatırım fonu katılma payları ile girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinden elde edilen kar payları dışındaki diğer fon ve yatırım ortaklıklarından gelen kar payları bu istisnadan yararlanamaz. Devlet tahvili ve hazine bonosu faiz gelirlerinde, bir Ocak iki bin altı sonrası ihraç edilenler için sermaye şirketlerine yüzde sıfır, diğer kurumsal yatırımcılara yüzde on stopaj uygulanır. Kritik bir sınav notu olarak belirtmek gerekir ki, yirmi iki Aralık iki bin yirmi bir ile otuz bir Aralık iki bin yirmi beş tarihleri arasında iktisap edilen devlet tahvili ve hazine bonoları için stopaj oranı tüm kurumlar için yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Altına dayalı devlet tahvilleri de tüm yatırımcılar için yüzde sıfır stopaja tabidir. Eurobondlar söz konusu olduğunda, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ihraç edilen bu kıymetlerin faiz gelirleri yüzde sıfır stopaja tabidir ancak kurumlar vergisi matrahına dahil edilir. Alım satım kazançlarında ise ihraç tarihine bakılmaksızın stopaj uygulanmaz, kazanç doğrudan kurumlar vergisine tabidir. Repo gelirlerinde stopaj oranı yüzde on beş'tir ve bu tutar kurumlar vergisinden mahsup edilebilir. Mevduat faizlerinde ise Türk Lirası ve döviz tevdiat hesapları için farklı vadelerde farklı oranlar uygulanmakla birlikte, elde edilen gelirler kurumlar vergisine tabidir ve kesilen stopajlar mahsup edilebilir. Yurt dışındaki off-shore hesaplardan elde edilen faizlerde stopaj yoktur ancak bu gelirlerin tamamı kurumlar vergisi beyannamesine dahil edilmelidir; yurt dışında ödenen vergiler ise mahsup edilebilir. Yatırım fonu katılma belgelerinden elde edilen kar paylarında sermaye şirketleri için yüzde sıfır, diğer kurumsal yatırımcılar için yüzde on stopaj esastır. Hisse senedi yoğun fonlar ve borsa yatırım fonlarında bu oran yüzde sıfır'dır. yirmi üç Aralık iki bin yirmi ile otuz Nisan iki bin yirmi dört arasında iktisap edilen bazı fonlarda yüzde sıfır, bir Mayıs iki bin yirmi dört ile otuz bir Ekim iki bin yirmi dört arasında iktisap edilenlerde ise yüzde yedi virgül beş stopaj oranı uygulanmaktadır. Özel sektör tahvillerinde ise bir Ocak iki bin altı sonrası ihraç edilen ve Türkiye'de satılanlarda sermaye şirketleri için yüzde sıfır, diğerleri için yüzde on stopaj uygulanırken; yurt dışında satılanlarda vadelere göre değişen oranlar söz konusudur. Vadeli işlem ve opsiyon borsalarındaki hisse kontratlarından sağlanan kazançlar yüzde sıfır stopaja tabidir. Diğer işlemlerden elde edilen kazançlar sermaye şirketleri için yüzde sıfır, diğer kurumsal yatırımcılar için yüzde on stopaja tabidir. Ancak bu kontratlar için verilen teminatlar üzerinden elde edilen nema faizleri yüzde on beş oranında stopaja tabi tutulmaktadır. Kira sertifikalarında, Türkiye'de ihraç edilenlerden elde edilen kazançlar sermaye şirketleri için yüzde sıfır, diğerleri için yüzde on stopaja tabidir. Ancak varlık kiralama şirketleri tarafından yirmi iki Aralık iki bin yirmi bir ile otuz bir Aralık iki bin yirmi üç tarihleri arasında ihraç edilen kira sertifikalarında oran yüzde sıfır olarak uygulanmıştır. Bir yıldan kısa vadeli kira sertifikaları ve finansman bonolarında ise yüzde on beş stopaj oranı mevcuttur. Yurt dışında satılan kira sertifikalarında ise stopaj uygulanmaz ancak kurumlar vergisi yükümlülüğü devam eder. Dar mükellef kurumların iki bin yirmi dört yılındaki vergilendirme esaslarına baktığımızda, bir Ocak iki bin altı öncesi iktisap edilen hisse senetlerinin alım satım kazançlarının stopaja tabi olmadığını ancak on beş gün içinde özel beyanname ile beyan edilmesi gerektiğini görüyoruz. Kurumlar vergisi sonrası kalan tutar üzerinden yüzde on beş oranında gelir vergisi stopajı yapılır. Kur farkından doğan kazançlar ise vergiye tabi değildir. bir Ocak iki bin altı sonrası iktisap edilen ve Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinde stopaj nihai vergidir ve beyan edilmez. Menkul kıymet yatırım ortaklıklarında sermaye şirketleri için yüzde sıfır, diğerleri için yüzde on stopaj uygulanırken, diğer hisse senetlerinde oran yüzde sıfır'dır. Hisse senedi temettü gelirlerinde ise kar dağıtımı yapan kurum tarafından yüzde on oranında stopaj yapılır; bu oran yirmi iki Aralık iki bin yirmi dört tarihinden itibaren yüzde on beş olarak belirlenmiştir. Dar mükellef kurumlar için devlet tahvili ve hazine bonosu faizleri ile alım satım kazançları yüzde sıfır veya yüzde on stopaja tabidir ve bu stopaj nihai vergidir. yirmi iki Aralık iki bin yirmi bir ile otuz bir Aralık iki bin yirmi üç arasında iktisap edilenlerde oran yüzde sıfır'dır. Eurobond gelirleri ve alım satım kazançları dar mükellef kurumlar için beyana tabi değildir. Yatırım fonu katılma belgelerinde ise sermaye şirketleri için yüzde sıfır stopaj uygulanırken, döviz fonları hariç belirli tarihler arasında iktisap edilenlerde yüzde sıfır veya yüzde yedi virgül beş gibi kademeli oranlar söz konusudur. Özel sektör tahvillerinde bir Ocak iki bin altı öncesi ihraç edilenlerin alım satım kazançları özel beyannameye tabidir ve kurumlar vergisi sonrası yüzde on beş stopaj uygulanır. bir Ocak iki bin altı sonrası ihraç edilenlerde ise stopaj nihai vergidir. Tam mükellef gerçek kişilerin iki bin yirmi dört yılındaki durumunu incelediğimizde, bir Ocak iki bin altı öncesi iktisap edilen hisse senetlerinde üç aydan fazla elde tutulan Borsa İstanbul hisselerinin veya bir yıldan fazla elde tutulan diğer hisselerin vergiye tabi olmadığını görüyoruz. Bu sürelerin altındaki kazançlar ise iki bin yirmi beş yılı için belirlenen istisna tutarını aşması halinde beyan edilir. bir Ocak iki bin altı sonrası iktisap edilen Borsa İstanbul hisselerinde menkul kıymet yatırım ortaklıkları yüzde on stopaja tabidir, diğerleri ise yüzde sıfır stopajla vergilendirilir ve beyan edilmez. Hisse senedi temettü gelirlerinde ise elde edilen brüt tutarın yarısı istisnadır. Kalan yarısı, diğer beyana tabi menkul sermaye iratları ile birlikte iki bin yirmi dört yılı için iki yüz otuz bin Türk Lirası olan beyan sınırını aşarsa yıllık beyanname ile beyan edilir. Bu durumda kesilen stopajın tamamı hesaplanan vergiden mahsup edilir. Devlet tahvili ve hazine bonosu gelirlerinde bir Ocak iki bin altı sonrası ihraçlarda yüzde on stopaj nihai vergidir ve beyan edilmez. Ancak yirmi iki Aralık iki bin yirmi bir ile otuz bir Aralık iki bin yirmi üç arasında iktisap edilenlerde oran yüzde sıfır'dır. Eurobond faiz gelirlerinde ise stopaj oranı yüzde sıfır'dır ancak bu gelirler iki bin yirmi beş yılı için üç yüz otuz bin Türk Lirası olan beyan sınırını aşarsa tamamı beyan edilmelidir. Eurobond alım satım kazançlarında bir Ocak iki bin altı sonrası ihraçlarda kazanç tutarı ne olursa olsun beyan zorunluluğu vardır. Repo gelirleri yüzde on beş stopaja tabidir ve beyan edilmez. Mevduat faizlerinde stopaj nihai vergidir. Off-shore hesaplardan elde edilen faiz gelirleri ise iki bin yirmi dört yılı için on üç bin Türk Lirası olan beyan sınırını aşarsa tamamı beyan edilmelidir. Yatırım fonlarında ise hisse senedi yoğun fonlar yüzde sıfır, diğerleri yüzde on stopaja tabidir; belirli dönemlerde iktisap edilen fonlarda ise yüzde sıfır veya yüzde yedi virgül beş oranları uygulanmaktadır. Son olarak özel sektör tahvillerinde, yirmi üç Aralık iki bin yirmi ile otuz bir Aralık iki bin yirmi üç arasında iktisap edilen banka borçlanma araçlarında vadeye göre yüzde beş, yüzde üç veya yüzde sıfır oranlarında stopaj uygulanmaktadır. Bu stopajlar nihai vergi niteliğindedir ve gerçek kişiler tarafından beyan edilmezler. Bu karmaşık yapıda sınav açısından en önemli husus, iktisap ve ihraç tarihlerine göre hangi rejimin uygulanacağını doğru tespit etmek ve güncel stopaj oranları ile beyan sınırlarını karıştırmamaktır. Özellikle kurumlar vergisi oranlarındaki yıllara sari değişimler ve Eurobondlardaki beyan esasları sıklıkla soru konusu olmaktadır. Yatırım fonlarındaki portföy yapısına göre değişen vergi avantajları da dikkatle takip edilmelidir.

Bölüm 15 Premium

Menkul kıymetlerin vergilendirilmesi rejiminde Eurobondlar, yatırımcılar açısından hem faiz geliri hem de alım satım kazancı yönüyle kritik bir öneme sahiptir. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ihraç edilen Eurobondların alım satım kazançlarını incelediğimizde, bir Ocak iki bin altı tarihinden sonra ihraç edilmiş olan kıymetlerin stopaja tabi olmadığını görmekteyiz. Ancak bu durum vergi dışı oldukları anlamına gelmemektedir. Bu kıymetlerden elde edilen alım satım kazancı Türk Lirası bazında hesaplanmak zorundadır. Kazancın hesaplanması sırasında, iktisap bedeli elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Üretici Fiyat Endeksi yani ÜFE artış oranında artırılabilir. Bu endeksleme imkanının kullanılabilmesi için ÜFE artış oranının yüzde on veya üzerinde olması şartı aranmaktadır. Bu teknik detay sınav sorularında sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca alım satım zararlarının alım satım karlarından mahsup edilmesi mümkündür. Önemli bir husus olarak, bu kazançların tutarı ne olursa olsun beyan edilmesi gerektiğini vurgulamalıyız. Eurobondlardan elde edilen alım satım kazançlarının, diğer alım satım kazançlarıyla birlikte iki bin yirmi beş yılı için belirlenen istisna tutarını aşan kısmının beyan edilmesi esastır. Sermaye piyasalarındaki bir diğer önemli gelir kalemi olan repo gelirlerine geçtiğimizde, vergilendirme rejiminin daha sade olduğunu görmekteyiz. Repo gelirleri yüzde on beş oranında stopaja tabidir. Bu stopaj nihai vergidir ve bu gelirler için ayrıca beyanname verilmez. Benzer şekilde mevduat faizleri de stopaj yoluyla vergilendirilmektedir. iki Ocak iki bin on üç tarihinden itibaren açılan veya vadesi yenilenen döviz tevdiat hesapları ile Türk Lirası mevduatlara ödenen faizlerden yapılan tevkifat oranları, ilgili yasal düzenlemelerdeki tablolarda belirlenen vadeler ve para birimleri uyarınca uygulanmaktadır. Mevduat faizlerinde de stopaj nihai vergidir ve beyan edilmez. Ancak kurumlar vergisi mükellefleri açısından ödenen bu stopajların, beyanname üzerinde hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebileceği unutulmamalıdır. Yurt dışı kaynaklı gelirlerde ise farklı bir prosedür işlemektedir. Off-shore mevduat faiz gelirleri, mevduatın yurt dışında yapılmış olması nedeniyle Türkiye'de stopaja tabi değildir. Bu durumda beyan sınırı devreye girmektedir. iki bin yirmi dört yılı için belirlenen on üç bin Türk Lirası tutarındaki beyan sınırının aşılması halinde, elde edilen faiz gelirinin tamamı gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmelidir. Bu sınırın altında kalan gelirler için beyan yükümlülüğü bulunmamaktadır. Sınav hazırlığında bu tutarın iki bin yirmi dört yılı için on üç bin Türk Lirası olduğunu bilmek önem arz etmektedir. Yatırım fonları ve katılma belgelerinden elde edilen kar paylarının vergilendirilmesi, fonun türüne ve iktisap tarihine göre değişkenlik göstermektedir. Hisse senedi yoğun fonlardan on sekiz Mayıs iki bin on iki tarihinden itibaren sağlanan kazançlar yüzde sıfır oranında stopaja tabidir. Diğer fonlarda ise genel oran yüzde on olarak uygulanmaktadır. Ancak geçici düzenlemelerle bu oranlarda değişiklikler yapılmıştır. Örneğin, yirmi üç Aralık iki bin yirmi ile otuz Nisan iki bin yirmi dört tarihleri arasında iktisap edilen yatırım fonlarında, değişken, karma, eurobond, yabancı, serbest fonlar ile unvanında döviz ifadesi geçenler hariç tutulmak kaydıyla stopaj oranı yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. bir Mayıs iki bin yirmi dört ile otuz bir Temmuz iki bin yirmi dört tarihleri arasında iktisap edilen aynı kapsamdaki fonlarda ise oran yüzde yedi virgül beş olarak uygulanmaktadır. Bu fon kazançlarında stopaj nihai vergidir ve beyan edilmez. Ayrıca, portföyünün en az yüzde elli bir'i sürekli olarak Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinden oluşan yatırım fonlarının, bir yıldan fazla süreyle elde tutulan katılma belgelerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar üzerinden stopaj yapılmadığı ve bu gelirlerin beyan edilmediği hususu sınavda ayırt edici bir bilgi olarak sorulabilmektedir. Borsa yatırım fonlarının alım satım kazançlarında da benzer bir mantık yürütülmektedir. Hisse senedi yoğun fonlarda stopaj oranı yüzde sıfır, diğerlerinde ise yüzde on'dur. Yine yirmi üç Aralık iki bin yirmi ile otuz Nisan iki bin yirmi dört tarihleri arasındaki iktisaplarda belirli fonlar hariç yüzde sıfır stopaj avantajı mevcuttur. Bu kazançlar için de stopaj nihai vergidir ve beyan yükümlülüğü bulunmamaktadır. Portföy sınırlamalarına ve elde tutma sürelerine ilişkin istisnalar borsa yatırım fonları için de geçerliliğini korumaktadır. Özel sektör tahvillerinin vergilendirilmesini iki ana başlıkta incelemek gerekir. Türkiye'de ihraç edilen özel sektör tahvillerinden elde edilen faiz gelirleri genel olarak yüzde on oranında stopaja tabidir. Ancak bankalar tarafından ihraç edilen tahvil ve bonolarda, yirmi üç Aralık iki bin yirmi ile otuz bir Aralık iki bin yirmi üç tarihleri arasında iktisap edilmiş olmaları şartıyla vadeye göre kademeli oranlar uygulanmaktadır. Vadesi altı aya kadar olanlarda yüzde beş, bir yıla kadar olanlarda yüzde üç, bir yıldan uzun olanlarda ise yüzde sıfır stopaj uygulanmaktadır. Bu stopajlar nihai vergidir ve beyan edilmez. Tam mükellef kurumlar tarafından yurt dışında ihraç edilen tahvillerde ise durum farklıdır. Bu tahvillerin itfasında oluşan anapara kur farkı gelir sayılmaz. Ancak elde edilen faiz gelirlerinin, stopaja tabi tutulmuş diğer menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile birlikte iki bin yirmi dört yılı için belirlenen iki yüz otuz bin Türk Lirası tutarındaki beyan sınırını aşması durumunda gelirin tamamı beyan edilmelidir. Beyanname verilmesi durumunda, yurt dışında ödenen stopajların hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmesi mümkündür. Özel sektör tahvillerinin alım satım kazançlarında da ihraç yerinin Türkiye veya yurt dışı olması belirleyicidir. Türkiye'de ihraç edilenlerde yüzde on stopaj uygulanırken, banka ihraçlarında yine vadeye göre yüzde beş, yüzde üç ve yüzde sıfır oranları geçerlidir. Yurt dışında ihraç edilenlerde ise stopaj yoktur ancak kazanç Türk Lirası bazında hesaplanarak tutarı ne olursa olsun beyan edilir. Burada da ÜFE artış oranının yüzde on'u aşması durumunda endeksleme yapılması ve zararların karlardan mahsup edilmesi imkanı bulunmaktadır. Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası yani VİOP kazançlarına baktığımızda, dayanak varlığın türüne göre bir ayrım yapıldığını görmekteyiz. Hisse senetlerine veya hisse senedi endekslerine dayalı kontratlardan elde edilen kazançlar yüzde sıfır oranında stopaja tabidir. Diğer kontratlardan sağlanan kazançlarda ise oran yüzde on'dur. Her iki durumda da stopaj nihai vergidir ve beyan edilmez. Aracı kuruluş varantlarında da benzer bir yaklaşım mevcuttur. Borsa İstanbul'da işlem gören ve hisse senetlerine veya endekslerine dayalı varantlarda stopaj yüzde sıfır iken, diğerlerinde yüzde on'dur ve bu kazançlar da beyan dışıdır. Yurt dışında yerleşik kurumlarca yurt dışında oluşturulan yatırım fonlarının katılma belgelerinden sağlanan alım satım kazançları, iktisap tarihine göre farklı kurallara tabidir. bir Ocak iki bin altı tarihinden önce iktisap edilenlerde stopaj yoktur ve kazanç Türk Lirası bazında hesaplanır. Diğer alım satım kazançlarıyla birlikte iki bin yirmi beş yılı için belirlenen istisna tutarını aşan kısım beyan edilir. bir Ocak iki bin altı tarihinden sonra iktisap edilenlerde ise yine stopaj yoktur ancak burada ÜFE artışının yüzde on'u aşması şartıyla endeksleme yapılabilir ve herhangi bir istisna uygulanmaksızın kazancın tamamı beyan edilir. Dar mükellef gerçek kişilerin, yani Türkiye'de yerleşik olmayan bireylerin vergilendirilmesi ise iki bin yirmi dört yılı verileri ışığında özel bir rejim teşkil eder. bir Ocak iki bin altı tarihinden önce iktisap edilen hisse senetlerinde stopaj yoktur. İvazsız iktisap edilenler, Borsa İstanbul'da üç aydan fazla elde tutulanlar veya borsa dışı olup bir yıldan fazla elde tutulan tam mükellef kurum hisseleri vergiye tabi değildir. bir Ocak iki bin altı'dan sonra iktisap edilenlerde ise menkul kıymet yatırım ortaklığı hisseleri yüzde on stopaja tabidir ancak bir yıldan fazla elde tutulurlarsa stopaj yüzde sıfır'a iner. Diğer hisse senetlerinde stopaj oranı yüzde sıfır'dır ve bu stopajlar dar mükellefler için nihai vergidir, beyan verilmez. Temettü gelirlerinde ise kurum tarafından yüzde on oranında stopaj yapılır. Ancak yirmi iki Aralık iki bin yirmi dört tarihinden itibaren bu oranın yüzde on beş olarak uygulanacağı unutulmamalıdır. Menkul ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarının temettü ödemelerinde ise stopaj oranı yüzde sıfır'dır. Dar mükellefler için devlet tahvili ve hazine bonosu faiz gelirleri ile alım satım kazançları yüzde on stopaja tabidir. Fakat yirmi iki Aralık iki bin yirmi bir ile otuz bir Aralık iki bin yirmi üç tarihleri arasında iktisap edilen kıymetlerde bu oran yüzde sıfır olarak uygulanmaktadır. Eurobondlarda ise faiz gelirleri yüzde sıfır stopaja tabidir ve beyan edilmez. Alım satım kazançları ise ihraç tarihine bakılmaksızın dar mükellefler için stopaja tabi değildir ve beyan edilmez. Repo gelirlerinde dar mükellefler için de yüzde on beş stopaj uygulanır ve bu nihai vergidir. Mevduat faizlerinde ise yerleşiklerle aynı stopaj oranları geçerlidir ve beyan yükümlülüğü yoktur. Vergi sisteminde beyan ve ödeme zamanları, idari süreçlerin aksamaması adına hayati önem taşır. Gelir vergisi beyannamesi, izleyen yılın Mart ayının son günü akşamına kadar verilir. Ödemeler ise Mart ve Temmuz aylarında olmak üzere iki eşit taksitte gerçekleştirilir. Muhtasar beyannameler genel olarak kesintinin yapıldığı ayı takip eden ayın yirmi sekizinci günü akşamına kadar verilmeli ve aynı süre içinde ödenmelidir. Üç ayda bir beyanname veren mükellefler için bu süreler Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirmi sekizinci günüdür. Kurumlar vergisi beyannamesi, hesap döneminin kapandığı ayı takip eden dördüncü ayın son gününe kadar, yani genellikle Nisan ayı sonuna kadar verilir ve ödemesi de Nisan ayı içinde tek seferde yapılır. Katma değer vergisi beyannameleri her ayı takip eden ayın yirmi sekizinci günü akşamına kadar verilir ve ödenir. Damga vergisi beyannameleri ile istihkaktan kesinti suretiyle ödenen damga vergileri, ertesi ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar beyan edilip ödenmelidir. Gider vergisi beyannamesinde ise süre, ertesi ayın on beşinci günü akşamına kadardır. Bu tarihlerin ve sürelerin karıştırılmaması sınav başarısı için elzemdir. Son olarak, özel sektör tahvillerinde dar mükelleflerin durumuna tekrar değinmek gerekirse, Türkiye'de ihraç edilenlerden elde edilen faiz ve alım satım kazançlarında yüzde on stopaj esastır. Banka ihraçlarındaki kademeli vergilendirme dar mükellefler için de geçerlidir. Yurt dışında ihraç edilen tahvillerde ise faiz gelirleri üzerinden Tablo beş'te belirtilen oranlarda tevkifat yapılırken, alım satım kazançları stopaja tabi değildir ve beyan edilmez. VİOP ve varant işlemlerinde dar mükellefler için uygulanan stopaj oranları ve beyan muafiyeti, tam mükelleflerle paralellik göstermektedir. Yurt dışı yatırım fonlarında ise dar mükellefler için Türkiye'de işlem yapılması veya ödemenin Türkiye'de gerçekleşmesi durumunda vergilendirme söz konusu olur ancak kur farkı kazançları vergiye tabi tutulmaz. Tüm bu teknik ayrıntılar, sermaye piyasası araçlarının vergi mevzuatı karşısındaki konumunu belirleyen temel taşlardır.

İlk 5 dakika ücretsiz dinlendi

Kalan 181 dakikayı dinlemek ve tüm bölümlere erişmek için premium lisans gerekli.

Lisans Satın Al

Premium ile Tam Erişim

Bu dersin ilk 5 dakikası ücretsiz. Tamamını dinlemek için lisans satın alın.

Paketleri görüntüle